+ Konuyu Cevapla
Toplam 5 sonuçtan 1 ile 5 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Ahid Sandığı

  1. #1
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,307

    Ahid Sandığı

    Ahid Sandığı

    Musa, Sina Dağında, 10 emri tanrıdan alır. Bu On Emir iki taş tabletlere yazılır.

    Kutsal Kitaba göre;

    Tanrı, Musa'ya;

    Tahtadan bir sandık yap. İçini ve dışını saf altınla kapla. Sandığa dört altın halka tak. Sandığın yanındaki halkalara değnekler tak (taşıma amaçlı). Ve sana gönderdiğim emirlerin kanıtları sandığa yerleştir.

    Kutsal Kitapta sandığın tarifi çok detaylı yapılmıştır. 1.30x80x80 ölçülerine olduğu tahmin ediliyor.

    Sandığın üstüne iki melek figürü eklenmiş. Kanatları ileriyi gösteriyor. Meleklerin aralarında Yehova'nın sembolü yer alıyor.



    İsrailliler, Mısır'dan Sina'ya göçlerinde sandıkta yanlarındadır. Üzeri porsuk derileri ve yün battaniyelerle sarılıdır. Sandığı özel seçilmiş rahipler taşıyabiliyordu. Konaklama yerlerinde sandık bir çadırın içine konuyordu.



    Kral Davut'un oğlu Kral Süleyman, Kudüs'te MÖ.950 yılında Süleyman Tapınağını inşa ettirdi. İçine Kutsal Sandık için bir mabet yaptırdı. Sandık asırlar boyu burada korundu. Persler , MÖ. VI. yy. da Persler, kenti işgal ettiler. Tapınağı yağmaladılar. O günden bu yana sandığı gören olmadı. Rahipler, yağmadan önce sandığı bir yerlere saklamış olabilir. Tapınak Dağında bugün bu mabetten hiçbir iz kalmamıştır.

    19. yy. da bir takım arkeolojik araştırmalar yapılmışsa da tapınak bulunamadı. Ahit Sandığının Tapınak Dağında olduğunu sananlar varsa da. Müslümanlar, Tapınak Dağında araştırma yapılmasına müsaade vermiyorlar.

    Alıntıdır..

  2. #2
    Seyyar Diyari - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şub-08
    Bulunduğu yer
    Bursa'da
    İtibar Puanı
    22
    Mesajlar
    678

    Ahit Sandığı (İbranice'de ארון הברית, aron haberit) Tevrat'ta detaylı olarak tarif edilen, On Emir Tabletlerinin saklanması için yapılmış sandık. Zamanında Kudüs'teki Süleyman Mabedi içerisinde saklandığına ve içinde On Emir Tabletleri ile çeşitli dini objelerin bulunduğuna inanılır.

    Sandığın şu anda nerede olduğu bilinmese de varlığına inananlar çoktur ve sandığın kayboluşuna dair birçok fikir ortaya atılmıştır. Bugün sandığın nerede olduğuna dair de pek çok iddia vardır ve çeşitli kimseler hâlâ sandığı aramaktadırlar. Bir başka düşünceye göre de İsa çarmıha gerildiğinde akan kanı havarilerinden biri bir tasa koyar ve daha sonra o tası da Ahit Sandığı'na koyarak gizli bir yere gömer.
    Taşırtın negü tuşsa yangluk yazuk,
    Munu men yügürdeçi kul men anuk!!



    gerçek güzeldir, güzellik gerçek

  3. #3
    -YASAKLI-
    Üyelik tarihi
    Şub-08
    İtibar Puanı
    10
    Mesajlar
    67
    7veya 8 yıl önce bu sandık hakkında bir yazı okumuştum detayları hatırlamıyorum fakat bu sandığın bulunduğu ülkede terör kan gözyaşı haksızlık ve ölüm kol gezer o ülkenin insanı çok acı çeker diyordu.bu yazılanlara bakılırsa filistinin içler acısı hali ortada buna göre sandığın o bölgede olması muhtemel bence.

  4. #4
    teoka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-07
    Bulunduğu yer
    evren içi bir yerde
    İtibar Puanı
    80
    Mesajlar
    1,661
    bende bir kaç bilgi aktarayım...


    Öylesine gizem dolu bir sandıktır ki bu “Ahit Sandığı”. Günümüze dek hiç kimse bu sandığın nasıl bir sandık olduğunu dahi anlayamamış, anladığını sananlar da Ahit Sandığı ile uzaktan, yakından hiçbir ilgisi olmayan şeyleri yazarak milletin aklını karıştırmaktan başka bir şey yapamamışlardır.. Oysa “Eski Ahit”te Hz.Musa’nın “Ahit Sandığı” hakkında birçok bilgi açık seçik bir biçimde verilmiştir. Örneğin:

    Allah’ın kendi parmaklarıyla yazmış olduğu iki taş levhanın Ahit şahadeti olarak Hz. Musa’ya Sina dağında verilmiş olduğu anlatılmaktadır: “Ve Sina dağında, Musa ile söyleşmeği bitirince, şahadetin iki levhasını, Allahın parmağı ile yazılmış taş levhaları ona verdi.” (Kitabı Mukaddes. Çıkış. Bap. 31)

    İsrail oğulları Mısırdan çıktıkları zaman, RABBİN onlarla ahdettiği Horeb dağında, sandığın içine Musa'nın koymuş olduğu iki levhadan başka içinde bir şey yoktu.” (Kitabı Mukaddes /Tarihler II. Bap5)

    Ayetlerin birinde taş tabletlerin Sina dağında Hz. Musa’ya verildiği, diğerinde bu taş tabletlerin Horeb dağında sandığa konmuş olduğu bildirilmekte, böylece Hz. Musa’nın bebekken içine konduğu sandığın aynı zamanda Ahit Sandığı olduğu anlatılmaktadır (ayetlerde adı geçen Sina dağının yüzlerce adı vardır, Horeb dağı bunlardan biridir). Daha sonra bu sandığın Hz. Davud tarafından taşındığı ve Hz. Süleyman tarafından yerine konduğu yine eski Ahit’te şöyle anlatılmaktadır.

    “Ve Davud kalktı, ve isimle, kerubiler üzerinde oturan ordular RABBİNİN ismiyle çağrılan Allahın sandığını Baale-yahudadan çıkarmak için, yanındaki bütün kavmla oraya gitti. Ve Allahın sandığını yeni bir arabaya koydular, ve onu tepede olan Abinadabın evinden kaldırdılar; ve Abinadabın oğulları Uzza ve Ahyo yeni arabayı sürüyorlardı. Ve Allahın sandığı ile beraber onu tepede olan Abinadabın evinden kaldırdılar; ve Ahyo sandığın önünde yürüyordu. Ve Davudla bütün İsrail evi, servi ağacından her çeşit çalgılarla, ve cenklerle ve santurlarla, ve tefler, ve çıngıraklar ve zillerle Rabbin önünde oynuyorlardı.

    Ve Nakonun harman yerine geldiler, ve Uzza Allahın sandığına elini uzatıp tuttu; çünkü öküzler tökezlemişlerdi. Ve Uzzaya karşı RABBİN öfkesi alevlendi; ve düşüncesizliği yüzünden Allah onu orada vurdu; ve orada Allahın sandığı yanında öldü. Ve Davud öfkelendi, çünkü RAB Uzzayı vurmuştu; ve bugüne kadar o yere Perest-Uzza denilir.” (Kitabı Mukaddes / Samuel II. Bap.6)

    “Ahit Sandığı”na dokunduğu için ölen “Uzza” kimdir veya nedir?

    Turan Dursun’a göre: Uzza adlı put, Puta taparların kendilerini Allah’a yaklaştırması için aracı olarak kullandıkları yüce turnalardan biridir, bir tanrıçadır.

    Turan Dursun, “Din Bu I.” adlı kitabında, Uzza’yı tarif ederken (tam açıklayamamasına rağmen), onun hem bir put, hem bir tanrıça, hem de yüce bir turna görümüne sahip devingen bir simge olduğuna parmak basmıştır. T.Dursun’un bu tezi, hem kutsal dağdaki görüntülere, hem anlatılanlara uymaktadır. Uzza’nın Ahit Sandığına dokunarak ölmesi (taş olması), sonra cesedine (taşa) delik açılması (bu delik daha önceleri vardı), delik açıldıktan sonra da Uzza adının Perest-Uzza’ya (Uzza gediği) dönüştürülmesi ile anlatılmak istenen “Put Uzza” adlı semboldür.

    Zaten doğaya işlenmiş dağ büyüklüğündeki bir sandığı tutmağa çalışacak birinin de, doğaya resmedilmiş bir simgeden başka bir şey olamayacağı da ortadadır. Bana göre bütün bunlarla anlatılmak istenen, Uzza’nın devingen resimlerle donatılmış taştan bir put olduğu ve bu put’ta bir delik bulunduğudur. Bu ayetin tek açıklaması budur, Eğer söz konusu ayetin başka bir açıklaması olsaydı tarih tekerrür etmezdi.

    Çünkü, Uzza adı Perest-Uzza’ya dönüştürülmeseydi, yani Uzza put’unda bir delik olduğu belirtilmeseydi, Uzza’nın yerini alacak olan kişinin simgesi tam olarak tarif edilemeyecek, Uzza'dan sonra gelecek Tanrı elçisinin kim olduğu bilinemeyecekti. Put Uzza’dan sonra tarihin bir kez daha tekerrür ettirildiğini göz önünde bulunduracak olursak, Uzza’nın yerine gelenin Hz.İsa olduğunu görürüz.

    Bilindiği gibi, Hz.İsa, bir put üzerinde çarmıha gerilmiş, Romalı bir askerin fırlattığı mızrakla böğrü delinmişti. Yani Hz. İsa’nın simgesi de delik bir put’tur ve Uzza gibi o da Allah ile insan arasında aracı (elçi) görevi üstlenmiştir. Bu simge Yuhanna İncil’inde şöyle anlatılmaktadır:

    “Askerlerden biri onun (İsa’nın) böğrünü mızrakla deldi; hemen kan ve su çıktı. Gören şahadet etti ve onun şahadeti doğrudur; ve iman edesiniz diye kendisi doğruyu söylediğini bilir. Çünkü bu şeyler: “Onun hiç bir kemiği kırılmayacak,” yazısı yerine gelsin diye vaki oldu.”

    “Bedenini deldikleri adama bakacaklardır,” der. (Yuhanna İncil’i. Bap 19/34,-37)

    “O gün, haftanın ilk günü, akşam olunca, Yahudilerin korkusundan şakirtlerin bulundukları yerin kapıları kapalı iken, İsa geldi, ve ortada durup onlara: Size selamet! Dedi. Bunu söyleyip onlara ellerini ve böğrünü gösterdi.”

    “Fakat on ikilerden biri olup Didimos denilen Thomas, İsa geldiği vakit onlarla beraber değildi. İmdi öbür şakirtler ona: Rabbi gördük, dediler. Fakat o onlara dedi: Eğer ben ellerindeki çivi yerlerini görmezsem ve çivilerin yerlerine parmağımı koymazsam, böğrüne de elimi koymazsam (onun İsa olduğuna) inanmam.”

    “Sekiz gün sonra, şakirtleri yine içerde idiler, Thomas da onlarla beraber idi. Kapılar kapalı iken, İsa gelip ortada durdu, ve: Size selamet! dedi. Ondan sonra Thomasa dedi: Parmağını buraya getir, ve ellerime bak; elini de getir, böğrüme koy; ve imansız olma, ancak imanlı ol. Thomas cevap verip ona: Rabbim, ve Allahım! Dedi. İsa ona dedi: Beni gördüğün için iman ettin; görmeden iman edenlere ne mutlu!

    İmdi İsa, şakirtleri önünde başka birçok alametler yaptı, ki, bu kitapta yazılmamıştır.” (Yuhanna İncil’i. Bap 20)

    Bilindiği gibi Hz.İsa çarmıha (haç’a) gerildiği zaman kolları iki yana açılarak çivilenmiş, Roma’lı askerlerden biri de mızrakla Hz.İsa’nın böğrünü delmişti. Bunları bilen şüpheci Thomas, ancak yukarıda sözünü ettiği niteliklere sahip olan bir sembolün Hz.İsa olacağını söylemiştir.

    Thomas’ın İsa’yı gördüğü zaman, “Rabbim ve Allah’ım” diye hitap etmesi, Allah ile İsa’yı “Baba-oğul” (Tanrı-İsa, Davud-Süleyman, Zeus-Apollon gibi), olarak gördüğü anlamına gelmektedir (Thomas’la ilgili bölümlerdeki sırlar çözüldüğünde, Thomas’a neden şüpheci lakabı verilmiş olduğu da ortaya çıkmaktadır).

    Şüpheci Thomas’ın bu sözleri ile Hz.İsa’nın orijinal sembolünün delik bir put olduğunu ortaya koymakta, Kuran’da Thomas’ın bu açıklamasını doğrulamaktadır.

    Kuran, Hz.İsa’nın kesinlikle çarmıha gerilmediğini, onlara öyle gösterilmiş olduğunu bildirmektedir. Söz konusu sembol Hz.İsa’dan çok önce de vardı, şimdi de var. Tevrat - İncil ve Kuran’da anlatılanlar birleştirilip Kutsal dağdaki sembolle karşılaştırıldığında: Hz.İsa’nın haça gerilme olayının bu sembol üzerine düzenlendiği, aynı sembolün başkaları tarafından da kullanılmış olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Not: Ben İsa’yım diyenlerin İsa olduğunu kanıtlayabilmeleri için en azından ellerinde çivi, böğründe mızrak olan bir prototipi göstermeleri ve bazı sırları çözmeleri gerekir. Bunları yapamayan kişi asla İsa olamaz.

    İKİNCİ BÖLÜM
    Kudüs’ten söz edildiğinde, Hz. Süleyman’ın Allah için yapmış olduğu Ev ve bu Eve koyduğu “Ahit Sandığı” gelir akıllara. Acaba bu “Kutsal Emanet” gerçekten bu günkü Kudüs şehrinde mi, eğer Kudüs şehrinde ise nerede saklıdır, neden hiç kimseye gösterilmez?

    Gösterilemez, çünkü bu günün coğrafyasında yer alan Kudüs şehri başka, din kitaplarında sözü edilen Kudüs başkadır ve bu durum “Her şeyi çifter çifter yarattık ki, düşünüp anlayasınız diye.” (Zariyat: 51/49) ayetinde aklını kullananlar için yeterince açık olarak anlatılmıştır. Şimdi her şeyin çift olarak yaratılmış olduğunu aklımızda tutarak Kudüs hakkında anlatılanları mantık süzgecinden geçirelim.

    KUDÜS. “Eski adı İliya, Jerusalem, Urişalim’dir. İbranice de Bethammikdaş’tır ve “Mabet” anlamına gelmektedir (Süleyman’ın mabedi). Meydan Larousse. cilt 12. syf. 21. Meydan Larousse Ansiklopedisindeki bu bilgilere göre Kudüs bir şehir değil, bir Mabet’tir. Bu Mabet’in eski adlarından biri İliya’dır. İster inanın ister inanmayın, buradaki İliya ile ünlü ozan Homeros’un anlatmış olduğu İlyada aynı yerdir ve her ikisi de Atlantis veya Mu gibi kayıptır. İliya ile (Kudüs), İliada (Truva) ilişkisini üçüncü bölümde açıklayacağım. Meydan Larousse Ansiklopedisine göre Kudüs’ün tarihçesi şöyledir:

    "İbranilar Kenan ülkesine yerleştiklerinde krallar krallıklarını birleştirirler ve Davud Kudüs’ü bir baskınla ele geçirerek, kendine başkent yapar. Davud’un oğlu Süleyman yasa levhalarının yerleştirileceği Yehova tapınağının inşaatını başlatır. Tapınağın penceresiz salonuna, içinde kanun levhaları bulunan sandığı yerleştirir. Yahuda kralı Hezekiel (M.Ö.716-686) Gihon suyunu açtırdığı bir tünelle vadideki havuza getirtir. İskender’in fethinden sonra, önce Agitlerin sonra da Selefkilerin eline geçer. Tapınak M.Ö. 168’de Seleukeia kralı Antio-khos Epiphanos tarafından yağma edilir. M.Ö.63’de Kudüs’ü ele geçiren kral Herodes tapınağı genişletmeğe ve güzelleştirmeğe girişir. Süleyman tapınağının üç bölümlü planına uyuyordu. Önünde 12 basamak olan Ulam: kokular mihrabını, adak ekmek masasını ve yedi kollu şamdanı kapsayan hekal: dua yerinde çift perde (İncil’e göre bu perdeler, kutsal cuma günü, İsa’nın öldüğü anda) yırtılır. Tapınak M.S. 73’de tahrip edilerek yakıldı, kurtarılan birkaç kutsal eşya ile, yedi kollu şamdan Roma’ya götürülür. O tarihten beri Yahudiler gelip tapınağın yakınlarında (daha sonra da Herodes surunun kalıntısı olan “Ağlama duvarı”nda) ağlaşırlar. M.S. 132’de Yahudiler yeniden Kudüs’ü işgal ettilerse de, Romalılar şehri yenerek yıktılar ve tapınağın yerine Jupiter Capitolinas’un heykelini dikerler ve şerefine Colonia Aelia Capitolina adını verirler. M.S. 629’da “Mukaddes Haç” Bizans’a götürülür.” (Meydan Larousse. cilt 12. syf. 21,-23)

    Hz. Davud’un Kudüs’ü alıp almadığı şu an hiç önemli değil. Önemli olan, bu günkü Kudüs şehriyle hiç bir ilgisi olmayan bir tapınağın ve bu tapınağa ait olduğu söylenen Kutsal eşyaların, neden Kudüs’teymiş gibi gösterildiğidir. Hz Süleyman’ın mabedi olarak anılan bu tapınak, Hz. Adem zamanında da vardı, şimdi de var ama Kudüs'de değil.

    Tekrar ediyorum, Ahit sandığı bildiğimiz, düşündüğümüz tarzda bir sandık değildir. Ahit sandığı olarak anılan nesne etrafı yüksek duvarlarla (kayalarla) çevrilmiş bir vadi’dir. Ahit taşları da işte bu vadinin duvarlarına yerleştirilmiş vaziyette durmaktadır. Ahit sandığında bulunduğu yerde Allah’ın, bir daha insanları tufan suyuyla yok etmeyeceğine dair yapmış olduğu Ahit’in alameti olan “yay” da bulunmaktadır.

    M.S.70 yılında Kudüs’deki tapınağın tahrip edilip yakıldığı. Yedi kollu şamdanın Roma’ya götürüldüğü. Yıkılan tapınağın yerine Jupiter’in heykelinin dikildiği .M.S. 629’ da, Kutsal Haç’ın Bizans’a götürüldüğü, söylenceleri de doğru olamaz. Çünkü “Kutsal Emanetler”in hepsi doğaya resmedilmiş, taşınamaz emanetlerdir. Bu emanetleri başka bir yere nakletmek şöyle dursun, onları yerinden oynatmaları bile mümkün değildir. Din kitaplarına göre, buranın korumasını bizzat Allah üstlenmiştir böyle bir teşebbüste bulunmak. dahi, kıyameti başlatmak olurdu.

    Kudüs’te, yakılıp yıkılan ve sonrada yerine Jupiter’in heykeli dikilen tapınak, günümüze kadar ne yakılmış ne de yıkılmıştır. Jupiter’in heykeline gelince, bu heykel, aslında bir Sfenks-serapis’tir. Bu Sfenks, Jüpiter’den önce de vardı.

    Kudüs’te veya bir başka yerde yapılmış olan tapınaklar sonradan yapılmış olsalar da İlk örneklere göre yapıldıklarından tümü kutsaldır.

    alıntıdır...
    Sil gözünün yalnızlıklarını...
    O an fısılda duvarlara adımı.
    Bin bıçak var sırtımda,
    Biniyle de adaşsın...


  5. #5
    ihram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nis-08
    Bulunduğu yer
    Ankara
    İtibar Puanı
    11
    Mesajlar
    165
    bununla ilgili national geoghraphic te bir belgesel izlemiştim. Sandığın Etiyopyadaki manastır adalarından birinde keşişler tarfından saklandığı söyleniyordu. Ama orada da bulamadılar.

+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Bağlama Büyüsü Bağlama Büyüsü Muhabbet Büyüsü Aşk Büyüsü Büyü Aşık Etme Büyüsü Medyum

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198