Gautama Siddharta (yaklaşık M.Ö. 563-483) zengin ve güçlü bir aileden gelme bir prensti, dünya zevklerini bıraktı, huzuru seçti. Yaşlı ve saygın bir ağacın altında son meditasyonunu yapıyordu. O sırada, aradığı “mükemmel kavrayışı” ve “mutlak ve koşulsuz gerçeği” (bodhi) bulduğunu farketti. O, Budha idi ve ağaç da ilham veren kutsal Bo ağacı yada Bodhi ağacı idi.
Budha’nın son iç mücadelesi mitolojik olarak Kama-Mara şeytanının “saldırı ve ayartmaları” olarak tasvir edilir. Şeytan Kama (yani “tutku”) olarak, sonra Mara (yani “ölüm”) olarak, sonra Buddha’nın etrafını saran fırtına, rüzgar, yağmur ve lavı ve kaynayan çamuruyla bir yanardağ püskürmeleri olarak görünür. Fakat Buda kımıldamaksızın durur. O çoktan evrenin merkezinde duran ağaçla tek vücut olmuştur. Böylece o zamana kadar tabi olduğu varoluşunun sınırlamalarından ve koşullarından kurtulmuş, Kosmos’la bir bütün olmuştur. Tam da bu yüzden, erken dönem Budizmi Budha’yı insan biçimli şekillerde tasvir etmez. Gösterilen herşey ağaçtır ve Budha’nın oturması gerektiğini düşündüğümüz ağacın dibindeki yer genellikle boştur. Budha evrenle bir olmuştur ve bu yüzden de kendisini en iyi şekilde dünya ağacı olarak gösterir. İlk dönem Budist yazılarını daha sonrakiler Bodi ağacı olarak anarlar –ve Buda değil “Büyük Uyandıran” olarak. Budist misyonerler küçük bir ağaç taşımak suretiyle buna uyum gösterirler: Başka ülkelerde de yetişebilmesi için Budizm ağacını (bu ağaç hintinciri ağacıdır) yayarlar.
7. yüzyılda bir Çinli gezgin Budha’nın Bodh Gaya’daki (Bihar, Hindistan) kutsal incir ağacını ziyaret eder:
“İncir ağacı orda duruyordu, altında ise elmastan bir taht vardı. Bu tahtta oturan, gerçek esini kazanan geçmişteki bütün Budha’lar böylece geleceğe çıkmışlardı. Demek ki, dua et ve bu yere git! Elmas tahtın üstündeki Bodi ağacı incir ağacı ile aynıdır. Budha’nın yaşadığı zaman birkaç yüz ayak daha yüksekti. Birçok defa zarar görmüş olmasına karşın 40-50 ayak kadar yüksekliğe erişiyordu. Kabuğu sarımsı-beyaz bir tondaydı, yaprakları ve dalları ise koyuyeşildi. Her Nirvana gününde binlerce ve binlerce inanan her taraftan buraya toplanır, kutsanmış sular ve kokulu sütlerle köklerini sular, müzik eşliğinde çiçekler ve buhurlar sunarlardı. Ve gün ışığı yerini yanan meşalelere bıraktığında, getirdikleri hediyeleri ona sunup giderlerdi.”
O dönemki şahitlerin ifadelerine göre M.Ö. 273-326 yılları arasında yaşamış ve inançsız olan Kral Asoka, Budha’ya ait bütün izleri tabii Bodhi ağacını da yeryüzünden silmek ister. Fakat ağaç her saldırıdan mucizevi şekillerde kurtulur. Asoka en sonunda derinden etkilenir ve Budizme döner, ağaca karşı zorbalığı bırakır, tövbe eder ve krallığı süresince sayısız ağaç dikilmesini sağlar.
Gautama’nın daha önceki kırküç enkarnasyonda bir ağaçruhu olduğuna ilişkin efsane, bu inanışlarda eski bir orman ülkesinin güçlü etkisi olduğunu gösterir. Aslında efsane bitkilerin ruhları olmadığını söyleyen saf Budizm’le tam olarak uyumlu değildir. Sadece insanlar, tanrılar, cinler, hayvanlar ve yüksekyaratıkların ruhları vardır, sadece onlar “yeniden doğuş çemberinde” tutkuları yüzünden kalırlar, kurtuluşa ihtiyaç duyarlar.
(ALINTIDIR!)
"Resulüm! Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya 107)
"Ya Ali, sen bana, Harun'un Musaya yakınlığı gibisin. Ancak benden sonra peygamberlik yoktur.." (Buhari)
Bu Konuyu Paylaşın !