| | #1 |
| -YASAKLI- Üyelik tarihi: Aug 2008 Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 34
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Cin peri nedir? Cin ve Peri Nedir? Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan (yaşayan) varlıklardır. Halk dilinde Cin erkek Peri de kadın olarak düşünülür. Gerçekte de durum farklı değildir. Cinler de erkekli dişili bir yaşam sürerler; doğarlar, yaşarlar, ürerler ve ölürler. İnançları ve idealleri vardır. “CİN” adı geçtiği zaman, genelde hepimizin içine düştüğü büyük bir yanılgı vardır!.. Hemen aklımıza, kısa boylu, ayakları ters, kulakları uzunca, gözbebekleri dikine, seri hareket edebilen, her kılıkta görünebilen varlıklar gelir… Ya da beyninde belirli bozuklukları olan kişilerin görmüş olduğu halusünasyonlar. Kuran-ı Kerim’de bildirildiği gibi cinler dumansız ateşten yaratılmıştır. Diğer bir deyişle bir enerji birikimidir. Yani şöyle tanımlayabiliriz. Cinler hacmi ve kütlesi olmayan, bu alemde bir başka boyutta bulunan (yaşayan) varlıklardır. ‘BEN O CİNLERİ DE İNSANLARI DA ANCAK BANA KULLUK ETSİNLER DİYE YARATTIM.’ (Zâriyet surêsi ayêt: 56) Diyor ayeti-i Kerimin mealinde. Bu arada cinlerin ilk atasının CANN isminde bir varlık olduğunu yine Kuran dan öğreniyoruz. ’CANN IDA YALIN BİR ATEŞTEN YARATTI’ (Rahman suresi ayet: 15) Yine Kuran’ın bir çok Ayetinde Cinlerin; Ateş halinde bulunan dünyanın içine, merkezine kadar inmek, göklerde ışık hızında gezinmek ve benzeri işler yapabilmek için zorlanmadıkları anlatılıyor. Ama Dünya ve çevresinden ayrılamadıklarını da Kurandan öğreniyoruz. Allah’ın cinleri yarattığını hepimiz biliyoruz.Bizlerin onlardan üstün olduğumuzu da biliyoruz. Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler. Cinlerin daha önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi mantıkları yoktur. Değerlendirme yapamazlar. Sadece verilen görevleri yaparlar. İnsanlar gibi üstün duygu hisleri yoktur.Akıllarını tam olarak kullanamazlar. En iyi özellikleri çok hızlı hareket etme kabiliyetleri ve istedikleri insan ve nesnenin şekline girebilmeleridir. Onlarda insanlar gibi ,yemek yerler, içerler, sarhoşu, uyuşturucu bağımlılıkları olanları, spor yapanları vardır. Nasıl insanlar yaşıyorsa, onlarında aynı şekilde yaşamlarını sürdürmeleri mümkündür. Onlar da dünyadadırlar. Bizim bu dünyayı kullandığımız gibi onlar da bu dünyayı kullanırlar. Genelde düşünce yapıları ve inanışlarına göre yaşamları vardır. Gruplar halinde yaşarlar, kabileleri vardır. Kimi zaman onlarla bilmeden iç içe yaşarız, eski zamandan günümüze gelen bir çok tabir, bunlarla iç içe yaşamamızdan kaynaklanmaktadır. Mesela ; karanlıkta yada yağmurlu bir havada destursuz yere basmamak, gece tırnak kesmemek, ıslık çalmamak, gibi. Onlarında değişik yapıda olanları vardır. Kimileri evlerin banyolarında, samanlıklarda, helalarda, pisliğin içinde yaşayanlarla, odalarda, salonda, temiz yerlerde yaşayanlar da vardır. Kabileleri 1 kabile 2 kabile 3 kabile diye sıralamak mümkündür. Kendilerine ait şehirleri vardır. Köyleri vardır. Kısacası yaşantıları insanlarla benzerlik arz eder. İyileri korkutmamak için insanlara pek fazla gözükmezler. Kötüleri de bir büyü sonucu yada onlara zarar verecek bir harekette korkutmak için size gözükebilirler. Bir yerlerden ses gelmesi, gece yatarken kapı çalması, ışıkların yanıp sönmesi, çeşmeden su akma sesinin gelmesi gibi buna benzer tepkiler gösterebilirler. Sonuç olarak insanları öldürmek gibi bir hareket içinde olamazlar. Allah onlara bu izni vermemiştir. Cinlerin daha üst kademelerine hüddam, ifrit gibi değişik isimlerde rütbeleri vardır. Bir bina yüksekliğinde daha büyüğü, kanatlısı,çift başlısı, yılan kafalısı gibi değişik şekillerde görmek mümkündür. İnsanlara zarar vermeleri bir büyü sonucunda olur demiştik. O zaman bu durumda gösterecekleri etki yapılan büyünün durumuna bağlıdır. Müslüman bir cin, insana zarar vermez. Hayır işlerinde kullanılırlar, görev alırlar, zararsızlardır. Kendilerine zarar verildiğinde, rüyalarda neden zarar verildiğine dair hatırlatmalar yaparlar vede sizi korkutmadan olayı anlatmaya çalışırlar. Eğer anlamadığınız taktirde, en son yol olarak korkutarak anlatmaya başlarlar. Nedeni de, burada sizlerin ihmalciliğinizden kaynaklanmaktadır. Zamanında yapılan uyarıları dikkate almayıp yaparız gibi niyetlerde bulunmanızdan dolayıdır. Evet bu bedensiz varlıklar gerçekte vardır. Onlarla bizim aramızda bir enerji yoğunluğu farklılığı vardır, bu yüzden onları göremeyiz fakat onlar bizleri görebilirler. Hareket kabiliyetleri çok fazladır, istedikleri şekilde bazı insanlara gözükebilirler ;onlar da bizim gibi inaçları olan (Müslüman, Hıristiyan, şeytana ve ateşe tapan vs. )kabileler guruplar şeklinde yaşarlar. Yerler, içerler, ibadet ederler. İnançsızları, alkolikleri, cinsel sapıklıkları olanlar vardır; düşünün ki insanın emrinde olan her şeyden onlarda nasibini almaktadır. İnsan olarak onlardan farkımız üstünlüğümüz irademizdir, mantığımızdır:burası çok önemli dikkat edilmesi lazım iradeye. Genelde insanları bilinç altına girerek etkilerler. Kötü cinler ağaç altlarını, çöp kutularını, pisliğin olduğu yerleri, eğlence mekanlarını çok severler. Eskilerin dediği gibi destursuz geçmeyin, gece tırnak kesmeyin gibi bazı kelimeleri mutlaka duymuşunuzdur, bunlar birer anlama işaret eder genelde karanlık yerlerde gezerken yere tükürmemeye ve de elinizdeki çöpü yerlere atmamanızda fayda vardır. Cinlerde kabileler vardır 3 kabile ye mensup 7 kabileye mensup diye her kabile bir farklı görevi vardır en kötüleri ise şeytana tapanlardır amaçları devamlı suretle kötülük Bazı insanlara musallat olurlar onların başka karşı bir cinsle evlenmelerine izin vermezler kendileriyle cinsel ilişkiye zorlarlar zarar vermek isterlerse verebilirler fakat bunların şartları vardır . Bazı zamanlar insanların rüya aleminde korkuturlar karabasanı buna bir örnek vermemiz mümkündür.ekil olarak en tehlikeli bazı insanlarında gördüğü yedi cücelere benziyen şekilde olanlar genelde uçan cinsi olup evlerde perde kenarlarında gözükürler ,hayvan şeklinde yılan olarak gözükenlerde tehlikeli olanlara örnek verebiliriz. Özetle Cinlerin kalbi, gözü, kulağı, aklı, zekası, vardır. Kendilerinden gayrıya gizliler, ama birlikte yaşıyorlar. Nefisleri vardır, İsimleri vardır, beslenirler ve çok uzun yaşa salarda onlarda ölüyorlar diyebiliriz. Cinlerin yaradılışı insanlardan öncedir. Bildiğimiz Şeytan lanetlenmeden önce cinlerin ileri gelenlerinden biriydi. Allah-ı Teala'nın emrine karşı gelen Şeytan sonsuza dek lanetlendi. Şimdi diyeceksiniz ki madem bir başka boyut söz konusu cinler insanlara nasıl zarar verebiliyorlar? Evet haklısınız. Ancak bazı durumlarda bu boyutların kapısı açılıyor. Aşırı korkuyla Aşırı sevinçle Cin ve Ruh daveti yapmakla Mistizmi yanlış kullanmakla Başkalarının size büyü yapmalarıyla Bu ve bunun gibi durumlarda cinler yaşantımızı alt üst edebiliyorlar. Cinlerin verdiği zararlardan kurtulmak ve korunmak elbette mümkündür. Ancak yinede bilinçsiz yapılan korunma yarar yerine zarar verebilir. Halk dilinde sara denilen hastalık, uyur gezerlik, zamanlı zamansız bayılmalar, Uykuda kabus görmek, sıçramak ve konuşmak, Yel de denilen vücutta gezen ağrılar, Sebepsiz asabiyet, hırçınlık, Ve daha birçok rahatsızlıklar, Tıp'bın çaresiz kaldığı bütün hastalıklar cinlerin eseridir. -------------------- Cin ve Büyüden Korunmak İlk Önce Yapılması Gerekenler Buraya kadar anlattıklarımızdan anlaşılmıştır ki, çevremizde bizden başka canlılar ve göremediğimiz başka dost ve düşmanlarımız var. Cinler de insanlar gibi Allah'ın emirlerinden ve yasaklarından sorumlu varlıklardır ve birbirlerine yaptıkları zulüm ve haksızlıklarla, insanlara yaptıkları kötülüklerin, verdikleri zararların cezasını çekerler. Kendisine sığınan ve emirlerine itaat eden kişiyi Allah asla yardım ve yardımcısız bırakmaz. Bunun, yani ilahi himayenin, hangi şartlarda gerçekleşeceğini ise, aslında vicdanen hepimiz bilmekle beraber, aşağıdaki maddelerden oluşmaktadır. 1-İman ve İtaatle Allah'a ve Rasulüne Yakınlık Kurma 2-Dua ile Allaha Sığınma 3-Makbul Kişilerin Dualarını İstemek 4-İşin Ehli Psikiyatrist ve Hekimlere Gitmek Birkimse Sure-i Bakara'da şu ayeti okursa "Allah-ü la ilahe illahu..", sabah okursa akşama kadar, akşam okursa sabaha kadar cinlerin şerrinden korunur. Ve evinde Bakara Suresini okuyan bir kişinin evine asla cin ve şeytan giremez. Cinlerin Şerrinden Allah'a Sığınma Bu hususta yapılacak en iyi şey daha önce de kısmen değindiğimiz gibi, dua ve evrad'ü ezkar ile Allah'a sığınıp, bilmediğimiz ve görmediğimiz türlerin onların şerlerinden ve yapabilecekleri kötülüklerden korunmak kalıyor. Bunun da bir tek yolu var. Dua ve Münacat. İnsan günlük hayatında abdestli bulunması halinde,onlardan kısmen korunacağı gibi, buna namazı ve diğer dualarıda ilave ederse, korunma konusunda kendini biraz daha sağlama almış olacaktır. Korunmak İçin Edilemsi Gereken Dualar 21 - Besmele 1 - Yasin 11 - Ayetel Kursi 3-7-11-21 11 - Fatiha 11 - İhlâs 11 - Kafirun 11 - Nas 7 - Huvallahüllezi (Haşir Suresi 22-23-24) 7 - Cin Suresi (1 den 6 ya kadar ayetler) 7 - Saffat (1 den 10 a kadar ayetler) 7 - Bakara (163-164) 7 - Rahman (31-35) 100 - Selamun kavlen min rabbirrahim 100 - Lâ havle ve la kuvvete illâ billahil aliyyil azim Bu ayetler bir tas suya okunsun. Okunan sulardan ailecek içilsin. Okunan sulardan abdest alınsın (sık sık) Evin içine hafifçe serpilsin Alıntıdır : http://gizliilimler.tr.gg/Cin-ve-B.u...n-Korunmak.htm Konu drsallaso tarafından (10-09-2008 Saat 04:24 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi |
| | |
| Reklamlar |
| | #2 |
| Üyelik tarihi: Aug 2008 Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 242
Tecrübe Puanı: 1 ![]() | derken dişi cinlere peri denir anlamını çıkarttım ben burdan öyle mi?
__________________ Her Nefis Ölümü Tadacaktır. |
| | |
| | #3 |
| Üyelik tarihi: Jun 2008 Yaş: 40
Mesajlar: 231
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | Selamen Ruh-ül Kuddüs Cin, can ile birdir. manasında aynı öz yatar. cennet,cinnet,cin,can hepsi bir özden türer. Kardeşimiz yazmış, boyut farklı diye, Kainatta kaç boyut vardır ey mübarek. TEK Boyut vardır. Hak boyutu. Sen cinleri göremez olduysan, gözlerde problem var demektir. Çünkü Küll'de Hiç olan, Tekte olanı kardeş bilir. La havle de denir, yoktur kuvve, sadece Allah. Cinnler kuvvelerdir, allah odaklı kuvvelet. Maricin, yüksek voltajlı enerji demektir. Tüm evren enerjidir. Süleyman kıssasında, insan cinlerden bahseder. Yani kimliğini gizleyen yahudiler. Cin manası kapsamına girdiler. ajanlarda Kurana göre cindir. kimlikleri gizlidir, anlamın içine girerler. Cin dediğin nedir ki, Allah'tan ayrı nesne mi var ? ha-mim
__________________ ''B''-ismi-illahi-Rahman-ır-Rahim Rahman ve Rahim olan Allah'ın ''B'' ismi ile... |
| | |
| | #4 |
| Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 395
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | periler cinlerden bir ırktır. perilerin bay ve bayanı da olur. |
| | |
| Reklamlar |
| | #5 |
| -YASAKLI- Üyelik tarihi: Aug 2008 Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 34
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Arkadaşlar, Bu varlıklar insanın damarlarında dolaşır.Buhar gibi düşünün.İnsanın bir yerine gelip yerleşirler.Örneğin;Omzunuz şiddetli ağrıyor.Doktor doktor gezdiniz MR dahi çekildi ancak bir şey çıkmadı bilinki tepenizde biri var.yerleşmiş.Onun için müminler gusl etmiş olacak,abdesli gezecek,namazlarını nizami kılacak.ve bunu çeşitli zikirlerle taçlandıracak.Gerisini artık Allaha bırakın o sizi muhafaza eder. Çok önemli bir şey daha,bir insan bir sureyi okur hemen etkisini gösterir bir başkası 1000 tane okur hiç bir etkisi olmaz.Bunu dikkate alın. |
| | |
| | #6 | ||
| Üyelik tarihi: Jul 2008 Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld Yaş: 34
Mesajlar: 2.768
Tecrübe Puanı: 4 ![]() ![]() | Alıntı:
Yine yukarda yazdiklarina katilmiyorum... Atalari cann diye birsey degildir...Cann Hayat manasindadir ve kuranda kesinlikle Cinlerin atasi manasina gelmez..Ayetin tümünü okumak yeterli olacakdir bize... 15. Ve hale kalcanne min maricin min narin. Simdi rahman suresindeki CANNE kelimesini nasil tercüme etmisler bakalim mealcilere.. Ali Bulaç 15- Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı. Diyanet Vakfı 15. Cinleri öz ateşten yarattı. Edip Yüksel 15. Cinleri de dumansız ateşten yarattı. Elmalılı Hamdi Yazır 15-cinleri de maric (halis ateş)den.yarattı; Süleyman Ateş 15. Cin'i de halis ateşten yarattı. Yaşar Nuri Öztürk 15 Cini de ateşin dumansızından yarattı. Gördügümüz gibi atasiydi falan filanla hic alakasi yoktur... Alıntı:
Kisaca söyle söyleyim , hic birseye katilmiyorum yazida...Cin cöplügü severmis, peki niye seviyormus? Kurandami yaziyor? Yok Hadisdemi? yok! Peki o zaman nerde yaziyormusda bazi kisiler güya görüvermis?? Öyle ya görmüs olacakki yazabilsinler degilmi... Üstadim birakin bu tür seyleri, insanlari korkutmakdan paralarini cinci hocalara yedirmekden baska bir ise yaramayan yazilar bunlar...Hesabi agirdir bu tür seylerin..Yarin altindan kalkamazsiniz... ![]()
__________________ Radyo dinlemek icin Tikla ![]() ![]() 3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler." | ||
| | |
| | #7 |
| Üyelik tarihi: Aug 2008 Bulunduğu yer: Zamansız mekansıZ Yaş: 25
Mesajlar: 1.991
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | Hazır muhabbetçiyi bulmuşken soruyu değiştirip sorim hocam derlerki bu alemde bizden önce cinler ve periler(düşen melekler) varmış aşırı teknoloji ve bitmek bilmez savaşların sonunda onları perdeler arkasına hapsetmişler(boyutlarını değiştirmişler) hatta tanrı insanları dünyaya gönderdiğinde yer yüzüne yine kandökecek birilerinimi gönderiyorsunuz denmiŞ falan aslı filan varmı bunları sencE
__________________ Fate NeveR EnDs |
| | |
| | #8 |
| -YASAKLI- Üyelik tarihi: Aug 2008 Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 34
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Muhabbetci Kardeş, Bu konuyu anlamak için dinler hakkında da bilgi sahibi olmak lazımdır.Tüm semavi kitaplarda bunlar geçer.Tabii tahrif edilmeyenler.Örğ.Barnabas incili hz.İsanın havarisi Barnabas tarafından muhafaza edilmiştir.Ben okudum okumanıda tavsiye ederim.Bozulmamış bilgileri görürsün.Son kitap Kuran son Din islamiyettir.Tüm insanlık buna inanmalıdır.Eğer bugün diğer ehli kitap olan diğer din mensupları da Kurana inanmalıdır.Kuran geldiğinde diğer kitaplar nesh olmuştur.Ama onlar bu kitaplara inanmaya yada inanmamaya devam ediyorlar.İnsan denilern varlık hür iradeye ve akla sahiptir.Dilediğine inanır.Sende öyle ben öyle isteyen istediğine inanır yada inanmaz.Bu konuda zorlama olmaz.Ama tüm insanlık yarın hesabını ona göre verecektir.Bu haktır.Ahiret Haktır.Kimse kimseye dininden dolayı baskı yapamaz.Asrı sadet döneminde Efendimiz A.S. ehli kitaba dokunmayın demiştir.Onları zorlamamıştır.Sadece Son pergamber olarak Dine davet etmiştir.Yani KURAN kainatın kitabıdır.Ve herkezi bağlar.Tüm alemleri kuşatır.Herkeze her varlığa inmiştir.Seçimmi insanlara kalmıştır. Bu arada kuranı okuman güzel.Bir defa ben edip yüksel felan tanımam 19 cuları.onlar tevbe suresinin son 2 ayetini yok sayarlar.Ben müslüman olarak bunları kayle almam.Diğer konu senin durumunu bilmem kardeş ben uzun yıllardır bu işlerle meşgulum ve bizzat muhattap oldum.Yani gözümle gördüm.Sende görmek istiyorsan bir mübarekten el alıp başlarsın derin ibadetlere riyazetlere.Aylarca oruç tutarsın.Dünyadan elini eteğini çekesin.Sonra benim gibi çıkar yazarsın.Çünki görünle görmüş elinle tutmuş olursun.Anlarsınki benim yazdıklarımı onaylamışsın. ZATEN BİZİMDE NİYETİMİZ kötü değildir.sitede yazılanları görüp insanları bir nebze olsun aydınlatmak.Burada verilen şeyleri yaptıklarında başlarına ne geleceğini anlatmak içindir.Bu güne kadar hiç bir sitede yazmadım.Bu mübarek Ramazan ayında sadece konu hakkında bilmeyen dostları uyarmak istedim.Şu saat itibariylede yazdıklarıma son veriyorum.Eleştirildiğim için değil anlış anlaşıldığı için.Herkese hayırlı Ramazanlar...Hakkınızı Helal edin.. |
| | |
| Reklamlar |
| | #9 | ||||||
| Üyelik tarihi: Jul 2008 Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld Yaş: 34
Mesajlar: 2.768
Tecrübe Puanı: 4 ![]() ![]() | Alıntı:
Asli olan nokta su..melekler söyle diyor kurani kerimde.. Bakara Suresi 30 Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysa ki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsatıp yüceltiyoruz."Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim." Bunun üzerine Hz Ademi yaratiyor...Simdi tabiki kafalari kurcalayan nokta su...Melekler nerden biliyordu kan dökülcegini..Bence en mantikli aciklamasi..Hakk katindan zaman ve mekan yoktur..Yani hersey bir anda olusuyor..Bu durumda meleklerde zaman ve mekan boyutunda degiller...Bundan dolayi insanlarin kan dökecegini biliyorlar...Bazilarida genelde hiristiyanliklda" meleklerin insanlari kiskandigi söylenir" tabiki bu hiristiyanlikla alakali...Tasavvufi boyutunda ise bu meleklerin ( Melek = Kuvvet demek) senin özündeki dogumundan sonraki bir nevi kendini sorgulaman... ama teknoloji falanla alakasi yoktur yani bunlarin...Öyle birsey duymadimda acikasi, mantiklida gelmiyor... ![]() Alıntı:
![]() Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Mademki eksik birakmamis , o zaman helbette bu tür konularida yazmis olmasi gerekirdi ama acip bakdigimizda bunlar yoktur...Madem yoktur ne diye bunlarla ugrasalim... Öyle ya HAKK daima var oldugu gibi batilda yikilmaya mecburdur!! Bu emri ilahidir...Batil islerle ugrasmayi birakin , bu benim nacizane tavsiyem...HAKK dururken bu bos seylerlen zaman gecirmek , benim kanaatimca HAKKA Küfürdür!!!
__________________ Radyo dinlemek icin Tikla ![]() ![]() 3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler." | ||||||
| | |
| | #10 |
| -YASAKLI- Üyelik tarihi: Aug 2008 Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 34
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | "De ki: Cinlerden bir topluluğun dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik. Doğru yola iletiyor, ona iman ettik. Kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız. Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir. Doğrusu bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında pekaşırı yalanlar uyduruyormuş. Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık. Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı. Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı. Doğrusu biz, göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyledoldurulmuş bulduk. Halbuki, biz onun bazı kısımlarında dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi? Gerçekten biz, -kimimiz sâlih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk. Şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'ı âciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız. Doğrusu biz, o hidayeti işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne bir eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar. İçimizde, teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır." (Cinn Suresi 1-15) "Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar ahrete inanmayanların kalblerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnut olması ve kendilerinin isledikleri suçları islemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları iftiraları ile başbaşa bırak." (En'am Suresi 112-113) " Allah hepsini toplayacağı gün, "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınz" der, insanlardan onlara uymuş olanlar, "Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin surenin sonuna ulaştık" derler. "Cehennem, Allah'ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınız" der. Doğrusu Rabbin hakimdir, bilendir. Zalimlerin bir kısmını, kazandıklarından ötürü diğer bir kısmına böylece musallat ederiz. "Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan, bugünle karşılaşmamızdan siziuyaran peygamberler gelmedi mi?" "Kendi hakkımızda şahidiz" derler. Dunya hayati onları aldattı da inkârcı olduklarına, kendi aleyhlerinde şahidlik ettiler." (En'am Suresi 128-130) "Cinleri öz ateşten yarattı. O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?"(Rahman Suresi 15-16) "Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz." (Rahman Suresi 33) " Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe olan rüzgârı da Süleyman'a (onun emrine) verdik ve onun için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabı tattırırdık. Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükredin. Kullarımdan şükreden azdır! Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı. " (Sebe Suresi 12-14)" -------------------- Kısaca biraz da günümüzde daha da artan "ruh çağırma" ve "uzaylılarla görüşme" olaylarına değinelim... "Ölmüş kişlerin ruhlarıyla görüşme", "bedensiz varlıklarla görüşme" diye başlayıp günümüzde "uzayın falanca yıldızındaki varlıklarla görüşme" şeklinde ortaya yayılan görüşler tamamiyla "CİNLERİN ALDATMACASINA" dayanmaktadır. Bu konuya eğilenler, öncelikle Hz Muhammed'in ve Kur'ân-ı Kerim`in bu konudaki îkazlarına asla aldırmamakta; âyetlere kendi zanlarına göre yorum getirmekte, hadisleri ise hiç kâle almamaktadırlar.. Akıllları sıra bir âyete kendi anlayışlarınca yorum getirirken, onun yanında pek çok ayeti inkâr etmektedirler... Oysa bütün din âlimleri bu hususta kesin ittifak halindedir... Kur'ân-ı Kerim bir bütündür ve tümüyle ya kabul edilir ya da edilmez. Bir âyeti kabul etmemek tamamını kabul etmemekle eş değerdedir. Oysa onlar işlerine geleni istedikleri gibi yorumlarken, bir kısım ayetleri de asla kabul etmemektedirler... Burada ruhların yeniden bedenlenerek dünyaya gelmelerinin asla mümkün olmadığını gösteren Mü'minun sûresinin 99-100-101'inci âyetlerinin meâllerini verelim hemen: "NİHÂYET ONLARDAN HER BİRİNE ÖLÜM GELDİĞİNDE : RABBİM BENİ (dünyaya) GERİ GÖNDER ... TÂ Kİ BOŞA GEÇİRDİĞİM HAYATIMI ORADA BIRAKTIKLARIMLA, YARARLI FİİLERLE DEĞERLENDİREYİM!.. DERLER... ASLA!.. BU SÖYLEDİKLERİ, GERÇEKLEŞMEYECEK BİR ŞEYDİR!.. ONLARIN ARDINDA BÂ'S (toplu halde yeniden diriltilecekleri) GÜNÜNE KADAR SÜRECEK KABİR ÂLEMİ VARDIR...(bâ's için) SÛR'A ÜFÜRÜLDÜĞÜ ZAMAN, ARALARINDA NE SOY SOPLUK VARDIR; VE NE DE BİR SORANLARI !.." Bu âyetlerin dışında daha kaç yerde "Keşke dünyaya geri dönsek de, yapmamız gerekirken yapmadığımız şeyleri yapsak derler, fakat asla ölümü tattıktan sonra bir daha dünyaya geri dönemezler" meâlinde âyetler mevcuttur. Evet, Ruhların(!), Bedensiz varlıkların(!), ya da Uzaylıların(!) insanları en büyük kandırma yolu, öldükten sonra yeniden dünyaya gelecekleri hakkındaki bilgilerdir. Ve buna inanan, İslam Dini’nin inanç sistemini reddetmiş olur... Çünkü Kur'ân-ı Kerim ve Hz Muhammed Aleyhi'sselâm insanların öldükten sonra, topluca yeniden bedenlenecekleri ba'sü ba'del mevt gününe kadar, dünyaya bedenlenmek sûretiyle bir daha geri gelemeyeceklerini kesin olarak bildirmiştir. Ve bu esas imanın şartlarından biridir. "CİN" ismiyle tanımlanan bu varlıklar için 6. sûrenin 128'inci ayeti de son derece önemlidir. Şöyle ki: "... EY CİN TOPLULUĞU iNSANLARIN EKSERİYETİNİ HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ..." ifadesi insanların çoğunun, bilinçli veya bilinç dışı bir şekilde, kendini çeşitli tanımlamalar ile örten "CİN"lerin hükmü altında birtakım kararlar alıp; yanlış görüşlere saplandığını ispat eder... Âyetin devamı şöyledir: "İNSANLARDAN ONLARI DOST EDİNENLER DE, "RABBİMİZ BİZ BİRBİRİMİZDEN FAYDALANDIK VE BİZİM iÇİN TAKDİR EDİLEN VAKTE ULAŞTIK" DERLER... ALLAH(buyurur):"YERİNİZ ATEŞTİR!.. ALLAH'IN DİLEDİKLERİ DIŞINDAKİLER EBEDİ ORADA KALICIDIRLAR!." Niye çeşitli isimler altında, insanların ekseriyetini tahakküm altına alan cinler, sapmalara sebep olur?.. Çünkü gelecekte oluşacak olayları, Nebî ve Rasûllerin bildirdiğinden farklı olarak göstererek, hedefi saptırırlar!.. Dolayısıyla bu kişiler de, ölümötesinde başlarına gelecekleri farkedemedikleri için, gerekli tedbirleri alma zorunluluğunu idrak edemezler!. Yanlış hedeflere yönelik, gereksiz işler içinde yaşamlarını harcar giderler... Ölünce gerçekleri anlarlar ama bu defa da iş işten geçmiştir!... Şunları asla gözardı etmeyelim; 1-Cinler, insanlar gibi sülâleler hâlinde; ve nüfus olarak da insanların en az on katı bir kalabalığa sahiptirler... Milyarlarcadırlar... 2-"Dalga"kökenli yani "ışınsal bir bedene" sahiptirler... İnsanların beynine dalga sinyaller yollayarak onlara çeşitli fikirler ilkâ edebilir, vehimleri veya hayâl güçleri üzerinde tasarruf ederek, varolmayan şeyleri varmış gibi gösterebilirler. Vesvese verirler... 3-Madde üzerinde ışınsal yakma güçleri vardır; ve bir nesneyi bir anda dünyanın herhangi bir yerinden alıp başka bir yerine taşıyabilme gücünde olanları da mevcuttur. 4-İslâm Dini’ni kabul etmeyenlere, çeşitli geçmiş felsefelerin görüşlerini sanki yeni görüşlermiş gibi ilkâ ederler. 5-Medyumluk yoluyla ruhlarla görüşmeye, İslâm'ın düşünce tarzını bilen kişiler içinde inanan tek kişi göstermezsiniz. 6-Ruhlara inanan batı âlemi cinleri bilmez!.. Hıristiyanlıkta cin konusu yoktur!. Bu sebeple onlar, bizde "CİN" adı verilen bu varlıklara, tesirlerine göre, "ruh, peri, hortlak, hayalet, şeytan" gibi isimler verirler... Oysa bu ve buna benzer tanımlamalar ile târif edilenler hep "CİN" adı verilen varlıklardır!.. 7-Ruhçulara göre, uzaylılarla(!) temas ettiklerini söyleyenlere göre Hz. Muhammed ileriyi gören basit bir medyumdur!!!... Çünkü cinler onlara bu fikirleri telkin eder. 8-Günümüzdeki kendini evliyadan sanan, meşhur olmuş fakat İslâmı bilmeyen, hayâl âleminde yüzen pekçok kadın ve erkek, farkında olmadan CİNLERİN hükmü altına girmiş zavallılardır. Olayın temeli de bilgisizliktir. 9-CİNLER, genel hafıza planında, geçmişe dönük tüm olayları okuyup, bir kişinin ağzından bunları açıklayabilirler... Bu yüzden, kişinin trans halinde geçmiş olaylardan bahsetmesi, onun geçmişte yaşaması değildir; ya da yabancı lisan konuşması o lisanının konuşulduğu yerde daha evvelce bulunması anlamına asla gelmez. Burada bir de çok sorulan bir soruya, tecrübelerimize göre cevap vermeye çalışalım... Bilerek veya bilmeyerek cinlerin hükmü veya tesiri altına girmiş kişi ne gibi tedbirler alırsa faydasını görür...? Bu konuda tavsiyelerimizi şöyle sıralıyabiliriz: 1-Sad sûresinin 41, Mü'minun sûresinin 97 ve 98 Saffat suresinin 7'inci ayetlerinde öğretilen şu dua cinlerin kişi üzerindeki tesirlerini büyük ölçüde kaldırmaktadır... Tasavvufla ilgilenenlere, tedbir olarak sabah akşam 40`ar defa okumaları tavsiye olunur... Özellikle bir rahatsızlığı olanlar ise, günde 100 defa ile 300 defa arasında sabah akşam okumaya devam ederlerse umarım kısa sürede netice alırlar... Okunuşu şöyledir: "Rabbi enniy messeniyeşşeytânu binusbin ve azâb. Rabbi eûzü bike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbi en yahdurun. Ve hifzan min külli şeytânin marid. 2-Kul euzüler 41 defa 3-Lâ havle velâ kuvvete illa billahil aliyyül aziym. (Günde 100 ile 500 defa okunabilir). Son olarak şunu ifade edelim... İnsanın başına gelen bütün felaketlerin genelinde bilgisizlik yatar. Olayların hemen sonrasında en çok sarfedilen söz: -Ama ben öyle ZANNETMİŞTİM!.. Öyle diye duymuştum!...dur!. Yaşamınızı, zanlara, söylentilere göre değil, kesin bilgilere göre, ilme dayalı bir biçimde kurarsanız, ölümötesinde asla pişman olmazsınız!.. Hergün binlercemiz ölümü tadıyor ve artık yeni bir şey kazanma imkanı olmayan bir âlemde yaşamına devam ediyor... Öyle ise âcilen kurtarmamız gereken bir ebedi hayatımız söz konusudur... Kurtarmamız gereken şey öncelikle kendi geleceğimizdir!... Ölümötesindeki yaşam tarzı, bildiğimizi sandığımız tarzdan çok değişiktir!... İlim sahibi olalım!.. Falancadan filancadan değil, kaynak eserlerden ölümötesi gerçekleri araştıralım... Tâ ki pişmanlığın hiç bir fayda vermeyeceği günlerde, boşuna döğünmeyelim. ŞÂYET ÖLÜMÖTESİ YAŞAM GERÇEĞİNE iNANIYORSANIZ; GÜNÜNÜZÜN NE KADARINI BU DÜNYADA BIRAKIP GİDECEĞİNİZ ŞEYLER İÇİN HARCIYORSUNUZ; GÜNÜNÜZÜN NE KADARINDA DA ÖLÜMÖTESİ EBEDİ HAYATTA SİZE YARARLI OLACAK KONULARDA ÇALIŞMALAR YAPIYORSUNUZ?.. Bu soruya verdiğiniz cevap sizi tatmin etti mi? Etmediyse, ilme yönelin ve gerçeği araştırın? EBEDİ HAYATINIZ iLE KUMAR OYNAMAYIN!... TELÂFİSİ iMKANSIZDIR!.. -------------------- <SPAN style="FONT-SIZE: 12pt; FONT-FAMILY: Arial; LETTER-SPACING: 0px"><FONT color=#000000>Şimdi de Hz. Muhammed Aleyhisselâm ile CİNler arasında geçen olayları açıklayan hadisleri inceleyerek, bunlardan çıkan hükümleri görelim: -------------------- BAZI İSLÂM DÜŞÜNÜRLERİNİN GÖRÜŞLERİ -------------------------------------------------------------------------------- Şimdi de İslam düşünürlerinin en ileri gelenlerinden biri olan hicrî (kamerî) tarihle 260-324 yılları arasında yaşamış bulunan İmam Ebu Hasan El-EŞ`ARİ`nin "CİN" hakkındaki görüşünü nakledelim: Büyük bir bünyede (bedende) tecelli eden hayat, basit bir tek cüzde de tecelli edebilir... Hakikat itibarıyle, hayat, madde ve cisimlerin bir tabiatı değil, bir emri Rabbanîdir... Onun için, bir cüzde, büyük büyük cisimler tecelli edebilir... Göz ortada bir bünye olmadığı halde, başkalarının göremediği bir cisim görebilir... Hattâ görmek için göz bile şart değildir. "Allahû Teâlâ murad ederse, gözler kapalıyken bir insan parmak ucuyla bile görebilir... CİN`ler de böyle, bünyesi (yani cesedi) olmayan, bir hayat kuvveti olmak üzere cisimlerin herhangi bir cüzünde görünür veya görünmeyebilir... Ayrıca, CİNNİ`lerin de kendilerine göre bir cismânî bünyesi olabilir... Lâkin, bizim her bünyeyi görmemiz gerekli olmadığı gibi, gördüklerimizin de her cüzünü görmediğimiz mâlûmdur... Şu halde, gözlerimizin önünde nice nice bünyeler bulunurken, biz onları göremeyebiliriz... Nitekim, mikropları, sıradan bakışla göremediğimiz gibi, hava hareketleri içinde duyularımızla tesbit edemeyeceğimiz ışık zerrecikleri de olabilir; ve bunların kimi bize uzak, kimi yakın, kimi yüksek, kimi alçak olabilir.. Biz bütün cisimleri ve bütün cismânî ve fiziki kuvvetleri keşfetmiş değilizdir.. Şu halde, gerek ruhani, gerek cismânî bakımdan, bizim hislerimizden (beş duyumuzdan) örtülü yaratıklar bulunduğunu inkâr etmek, düşünen insan için doğru davranış değildir. İslam alimlerinden olan FEYRUZ ABADİ ise, "Besâir" isimli eserinde cin için özetle şöyle bilgi vermektedir: "CİN hakkında iki görüş vardır:" -elbette ki o gün için konuşuyor- 1-CİN, insanın beş duyusuyla tesbit edemediği, örtü altında olan ruhânî yaratıklara verilen isimdir ki, "ins" karşılığıdır.. Bu sûretle, bu mânâda kelimeye, melâike, şeytanlar ve CİNler girer... Binâenaleyh, melâike ile CİN arasında özel ve genel bağlantı vardır. Her melâike CİNdir; CİN melâike değildir... 1.CİN, ruhânî (bedensiz) yaratıkların bir kısmına denilir... Zira, ruhânî yaratıklar üç kısımdır: a-Ahyardır (hayırlılar) ki, melâikedir.. b-Eşrardır (şerliler) ki şeytandır... c-Ahyarı da eşrarı da bulunan aradakilerdir ki, tam mânâsıyla bunlar da CİN taifesidir..." (Hak Dini c:3, s:2031) İleride de tekrar üstünde duracağımız için, konumuzla çok yakından ilgisi olan iki kelimenin; "ŞİHAB" ve "SEMÛM" kelimelerinin Arap lisanında ne anlama geldiğini Hamdi Yazır merhumun tefsirine dayanarak verelim: "ŞİHAB", lugatta "ateş alevi" demektir. "SAMM". semm maddesinde fail; "SEMÛM"da onun mübalağası feul sıgasıdır... "SEMM", "zehir" ile, bir de "SEMMÜLHIYAT" gibi "ince delik" mânâsına gelir. Nitekim, bedendeki terin çıktığı ve havanın nüfus ettiği gizli deliklere "mesemme", çoğulunda "mesamm" veya "mesemmat", cemül cemine de "mesammat" denilir. "CAN"ın "NARI SEMUM"dan halkedilmiş olması, CİN ve ŞEYTANIN insanın gizli mesammatından hulûl edecek, zehirleyecek bir mâhiyette olduğuna işarettir.." (c:4,s:3059) * * * -------------------- CİNLERİN KENDİLERİNİ TANITARAK İLETİŞİM KURMALARI -------------------------------------------------------------------------------- Bu çeşit CİN -insan ilişkisi, genellikle cinlerin insanları zorla kendi kaydı altına alması şeklinde meydana gelmektedir... Daha çok kadınlarda görülen bir yoldur... Özellikle, asabî huylu kadınlar ile, doğum ertesinde ve ateşli hastalıklar veya kazalar sırasında bu bağ kurulmaktadır... Bu durumun sebebi beynin o andaki bedenin çeşitli yerlerindeki aşırı faaliyetlerle meşgul olması ve bu sebeple, "İnsan"ın istediği şekilde beyinde hâkimiyet kuramamasıdır... Nitekim bu zayıf anda CİN o kişinin beynindeki ilgili merkezinde hâkimiyetini kurarak, ona istediği gibi görünmekte ve artık zorla istediğini yaptırmaktadır... Bu zorla istediğini yaptırma işini, bazen kişinin beynindeki acı duyma merkezine verdiği impulsla onun acı duymasını sağlayarak gerçekleştirmekte; bazen de korku merkezini uyararak, onun ufak bir şeyden büyük korku duyarak o şeyi yapmasını sağlama şeklinde ortaya çıkmaktadır. Her halde yapılan iş, kişinin beynindeki belirli bir merkeze belirli oranda dalga sinyaller verilerek uyarılması ve böylelikle o kişide istenilen tesirin meydana getirilmesi şeklinde olmaktadır... Nitekim ileride de açıklayacağımız gibi, gene medyumların transa geçirilmesi halinde bu hal aynen ortaya çıkmakta, önce kişinin kendini serbest bırakması istenmektedir ki bundan da amaç, "İnsan"ın beyin üstündeki kontrolunun azalması ve böylellikle iletişim kurulmak istenen CİNnin hâkimiyetinin kolaylıkla sağlanmasıdır... Bu tip bağlantılarda kadınlar kendileriyle iletişim kuran CİNnin son derece yakışıklı bir erkek halinde göründüğünü ifade etmektedirler... Açık bir şekilde kadınlar veya genç kızları kendilerine bağlayan CİNler genellikle onlarla evlenmekte ve cinsi münasebette bulunmaktedırlar... Bu münasebetler sırasında kadın, CİNni bir cisim şeklinde görmekte ve onunla aynen bir insan olan erkekle münasebette bulunuyormuş gibi temasta bulunmaktadır... Ancak CİN`in maddesi olmaması nedeniyle burada akla şu sual gelmektedir: -Acaba tam bir madde hâline geçemeyen CİN, nasıl olup da bu temas sırasında insan CİNsine ait bir kadını tatmin edebilmektedir?.. Bu gibi durumlarda CİN, o kadının beynindeki seks merkezini uyararak onun tatmin olmasına sebep olmaktadır ki; beynin bir merkezine elektroşok verilerek kişiye istenilenin nasıl yaptırılabileceğini fizyoloji sahasındaki bilim adamları çok iyi bilmektedir... Keza bu tip ilişkiler sadece insan cinsinden kadın ve CİN sınıfından bir erkek arasında olmayıp; CİN sınıfından kadın ve insan cinsinden erkek arasında da meydana gelmekte; hattâ CİNlerin homoseksüel ilişkiler içine dahi girdikleri dile getirilmektedir ... Bütün bu tip ilişkilerde ortak olarak tesbit edilen husus, CİNlerden birisinin sadece kendi tarafından gelen bir arzuyla ve zorla insanı kendine tâbî etmesi şeklinde olmaktadır... Genellikle zorla tâbî duruma düşen insan bundan şikayetçidir. Meydana gelen olaylar, insanın istemediği şekilde olmaktadır... Nitekim bu çeşit vakalarda özellikle insan cinsinden kadın ile CİN sınıfından erkek arasında olan ilişkilerde kadın dış dünyasından iyice sıyrılmakta, çok defa bir odaya kapanmak istemektedir... Eğer kendisiyle ilişki kuran CİN dini deyimle "suflî" cinstense yani ataist - dinsiz ise, o kadını yıkanmaktan men etmektedir... Buna karşılık bazı olaylarda ise tam aksi görülmekte ve bu defa da kadında devamlı olarak yıkanma isteği görülmektedir... Hatta bazı olaylarda öyle orijinal durumlar meydana gelmektedir ki; kadın CİNle olan ilişki ertesinde, kendi başına bırakıldığında geçirdiği hoş olmayan durum sonunda bir şok geçirerek, saatlerce banyoda kalıp yıkanmaktadır... Tıp, bugün bu durumları tesbit edemediği için pozitif ilim olarak, hastayı elektro - şokla tedavi yapmaya çalışmaktadır ki, bu da netice alınmasını sağlamamaktadır bu tip olaylarda... Çünkü, elektro - şok sonunda, kişinin beyin hücrelerinde kaba bir deyimle bir sarsıntı ve düzensizlik meydana gelmekte ve bu durum yani yatışma hâli o kişideki iyileşmeden dolayı olmayıp; sadece, geçirdiği şok`un meydana getirdiği sarsıntıdan ileri gelmektedir... Genellikle "nefesi kuvvetli kişiler" tarafından bu tip olayların düzeltilmesine de rastlanmaktadır ki, ileride "okumanın CİNler üzerindeki etkisi" adlı bölümde bu durumun bilimsel açıklamasını yapmaya çalışacağız... CİNlerin açıktan bildirerek veya göstererek insanlarla ilişki kurmaları iki yoldan olmaktadır demiştik... Eğer CİN yukarıda açıkladığımız şekilde bir ilişki kurmak isterse, bu İslâm dini dışındaki yollar görüntüsü altında incelenmektedir... Ki bunlar genel olarak "suflî yol" adıyla anılmaktadırlar... Bu açıkladığımız tür ilişkiler dışında insanları zorla sefil bir hayat ve kir - pas içinde yaşattıkları, günümüzde birçok olaylarda tesbit edilebilmektedir... "CİNlerin" insanları kolaylıkla kandırıp hükmedebilmeleri için öncelikle tercih ettikleri yol; onlarınislam kaynaklarından gelen bilgilerle bağlantılarını kopartmak ve bu yolda telkinlerde bulunmak çizgisindedir... Çünkü kendileri hakkında en geniş bilgi İslam kaynaklarında vardır... Onların bu bilgilerden yoksun kalmalarıyla birlikte, çok kolaylıkla kandırılabilmeleri elbetteki kendileri için son derece önemli avantaj olmaktadır. İnsan bilmediği tehlikeye karşı elbette ki tedbir de alamaz!.. CİNler de işte bu yüzden insanların kendilerini bilmelerini istemezler... Ki böylece kendilerine karşı önlem alınmasın!... "İNSAN-I KÂMİL" kitabı yazarı büyük evliyaullah`tan Abdülkerim Ceyli, adı geçen kitabında "yedi kat yer ehli" bölümünde, dünya atmosferi içerisinde yaşayan "CİN"lerin yedi sınıf oluşundan söz ederken en zayıf takımının ikinci kat arzda yaşayanlar olduğunu anlatarak, bunların, insanlara, tefekkür mekanizmalarını bloke ederek etki ettiklerini söyler... "İfrit" adını taşıyan en şerlilerinin beşinci kat arzda (yeryüzü semâsı birden yediye kadar yükselir) yaşamakta olduklarından söz eden Ceyli, altıncı ve yedinci katta yaşayanlara ise hiç bir insanın söz geçiremediğini anlatır. CİN`lerin içinde yaşadığımız İslâm toplumunda en şerli faaliyetleri elbetteki bize göre sureti Hak`tan görünerek, insanları saptırmalarıdır... CİN`lerin sûreti Hak`tan görünerek insanları İslâm`dan uzaklaştırmaları bir kaç seviyeden olmaktadır... Fal ve büyüyü "hocalık" kisvesi altında yapmak en alt seviyedir... Evlilik ve ya başka bir nedenle "CİN"le ilişki kuran kişi, bağlantılı olduğu varlığı kullanarak, geçmişe dair haberler vermekte ve geleceğe yönelik, ihtimaller hesabına dayalı bir şekilde güya olacağı söylemektedirler... Oysa geleceğe dönük söylentilerin çok büyük bir kısmı doğru çıkmayacaktır...islâm’a göre fal baktırmanın, büyü yaptırmanın yeri de dinde yoktur. Bu önemli bir suçtur. Büyük vebaldir!.. Büyük günahlardandır!.. Maalesef günümüzde, pek çok kişi CİNlerle ilşkide olan ve bu yüzden kendini evliya sanan sahte mürşitlerin peşinden koşarak çok kıymetli ömürlerini boşa geçirmektedirler... Çevresini aydınlatabilme yetisine sahip olabilmek için, önceislam`ın Tevhid ve akaid ilmine sahip olmak "Âmentü"de belirtilen hususları bütün detaylarıyla bilmek ve bu hususta bütün suallere cevab verebilecek düzeyde ilim sahibi olmak gerekir... Oysa günümüzde sahte MEHDİ ve MÜRŞİDLER - nerede ise her şehirde bir kaç tane - CİNNİ ilhamlarla, tamamıyla ilim dışı hurafelerle pek çok insanı yanlış yollara sürüklemektedir. Tasavvuf önce "nefis mücahedesidir"!.. Bu da Hz Rasûlullah`ın "Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz" ifadesinde açıklanmıştır... GERÇEK böyleyken; tasavvuf ehli olduğunu söyleyen sayısız insan ve onların süper mürşidleri SİGARA içmeden duramamaktadırlar!.. Bir SİGARAya karşı nefis mücahedesi olmayan kişi, nerede kaldı, daha hassas konularda mücahede yapacak ve veli olacaktır... CİNlerle ilgili pek çok eserde yazılı olduğu gibi CİNlerin gıdası kokudur!.. CİNlerin en çok sevdikleri koku da SİGARA kokusudur... Sigara içen bir kişiyi buldukları zaman, artık kolay kolay onun yanından ayrılmazlar ve onun peşini de bırakmazlar. Kişinin sigara bağımlılığının artmasında en büyük faktör CİNlerdir. CİNler, sigaraya yönelik bir kişi buldularmı, hemen onun içine sıkıntı verecek şekilde beynine bir sinyal yollarlar... Kişi bu sıkıntı ile hemen bir SİGARA yakar!.. Dumanlarını üflemeye başladıktan kısa bir süre sonra içindeki sıkıntı kesilir!.. Çünkü, yanındaki CİN, o dumandan gıdalanmaya başlamış ve onun içine sıkıntı veren etkileri göndermeyi kesmiştir... Böylece o kişi sigarasını bitirir ve bir süre rahatlar... Sonra yanındaki CİN tekrar SİGARA kokusu istedi mi gene beynine içinde sıkıntı oluşturacak bir impuls yollar ve o kişi de elinde olmayarak tekrar bir sigara yakar... Ve bu durum böylece devam edip gider... Eğer, böyle devamlı SİGARA içen bir hoca veya mürşit, Gavs(!) yanına giderseniz, hemen Kur`ân-ı Kerim`in Sâd sûresinin 41, Mü`minun sûresinin 98,99 ve Saffat sûresinin 7`inci âyetlerindeki dualara devam ediniz... Göreceksiniz ki, bu duaya devam suretiyle beyninizin yayacağı belli dalgalar o kişinin ilişkide olduğu CİN ile ilişkisinde kopukluk oluşturacak ve bu yüzden karşınızdaki kişide bazı dengesiz söz ve davranışlar ortaya çıkacaktır. Ayrıca, Ruh çağırma celselerinde, CİNci, falcı hocaların yanında da bu duayı okursanız, bunun böyle olduğunu görerek söylediklerimize kesinlikle inanabilirsiniz. Evet bu âyetleri okunuşu gibi yazıyorum: v "Rabbiy enniy messeniyeş şeytânu binusbin ve azâb. Rabbi euzübike min hemazâtiş şeyâtıyni ve eûzübike rabbi en yahdurun... Ve hifzan min külli şeytanin marid." v "Evliyaullah`ın asla SİGARA içmediğini" asırlar önce yazmış olduğu "EL İBRİZ" (saf altın) isimli kitabında anlatan Seyyid Abdulaziz Ed Debbağ; mânevi yöneticiler topluluğu olan "DİVAN ehlinin" de kesinlikle SİGARA içmediklerini açıklamaktadır. "RİCAL-İ GAYB" denen evliyaullah`ın asla SİGARA içmemesine karşın, CİNNİ olan kişilerin hemen tamamının SİGARA müptelâsı oldukları, gözlemlerimiz arasındadır. Bu sebepledir ki, "CİN" adıyla anılan bu görünmez varlıklardan uzak kalmanın en başta gelen tedbiri SİGARAdan uzak durmaktır... Tasavvufta belli bir mertebe sahibi olduğu sanılan kişilerin, gerçekten o mertebenin ehli olup olmadığı, öğretisi içinde yer alan şu iki ana konudan belli olur... a- VAHDET... b- KADER... Gerek farkında olmadan CİNNİ tesir altına girip kendini mürşid veya evliya sanan kişiler; gerekse de gerçekten CİNlerle ilişkide olanlar, bu konulara girmekten kesinlikle kaçınırlar.. Bu iki konu "CİNlerin, akıl zayıflıkları" sebebiyle uzak durdukları ve bağlılarını da uzak tutmaya çalıştıkları iki konudur.. Gerek "CİNLER", ve gerekse de bilerek veya bilmeyerek onlara tâbî durumda olanlar, insanları, bu iki ilmi öğretmeyi hedef alan tasavvuftan uzak tutmak için ne kadar başka ilim varsa, bunların hepsiyle meşgul ederler... Nerede sizi "vahdet" ve "kader" ilminden uzak tutmaya çalışan bir kişi görürseniz orada "CİNni" izlerin mevcudiyetini öncelikle araştırabilirsiniz... "CİN"lerin insanları bu iki ilimden uzak tutmaya çalışmasının ana sebebi öncelikle kendilerinin bu konuda yetersizlikleri sebebiyle kolaylıkla foyalarının ortaya çıkabilmesi; ikinci olarak da insanların bu iki ilimle hayâllerinde yarattıkları tanrıdan kurtularak "ALLAH"ı idrâk edip gerçek "tevhid" ehli olma şanslarının çok büyük olmasıdır... Elbette ki bu durum da CİNlerin hiç hoşlarına gitmemektedir... Çünkü "İBLİS"in DÖLÜ OLAN CİNLERİN "ALLAH"a karşı bütün insanları saptırma iddiaları vardır!. CİN`lerin, İslâm`ı kabul ettiğini söyleyen topluma verdikleri zarar, onların ölümötesi yaşamda ihtiyaç duyacakları enerji (nur) den mahrum kalmalarının oluşturacak fiiller telkin etmek sûretiyle meydana gelir... Tasavvuf ehline ise, onları işin hakikatına yöneleceklerine, detaylarında oyalamak sûretiyle zarar verirler . İyi ahlak, yasaklardan kaçınmak, ibadet tasavvufun değil şeriatın konusudur!.. Eğer kişi, tasavvuf toplantılarında, bu saydığımız şeriatla ilgili hususlarla vakit geçiriyorsa, o henüz tasavvufla ilgilenmeye başlamamıştır. Tasavvuf, şeriatla ilgili bu hususların üzerine binâ edilen "VAHDET SIRRINA ERMEK" amacına yönelik çalışmalar ile başlar... Ki bu da ilgili eser ve kişilerden araştırılabilir. Bunlar genellikle müslüman CİNlerdir... Kişiye çeşitli basit dinî bilgiler verirler... Verdikleri bilgilerin pek çoğu doğru da olabilmektedir... Genellikle dini bilgilerden uzak kalmış bölgelerde bu çeşit durumlar tesbit edilmektedir... Bazı evlerde de bu tipte kişiler görülmektedirler... Ancak yukarıda her iki şıkta da bahsettiğimiz olaylarda, CİNlerle iletişim kuran kişiler, dış dünyanın CİNleri bilmemesi ve hatta bu gibi şeylerden bahseden kişlerle alay etmesi sebebiyle, durumlarını açıklamamakta ve bu yüzden de bu tip olaylar çok güç tesbit edilmektedir... Bu tip olayların aksine, pek çok rastlanan CİN - insan ilişkileri ise, CİNlerin kendilerini resmen bildirmeden başka başka yollarla sağladıkları bağlantılar halinde görülmekte, tesbit edilmektedir... Şimdi de CİNlerin kendilerini farkettirmeden insanlarla iletişim kurma şekillerini inceleyelim... * * * -------------------- Daha önce de kısaca belirttiğimiz gibi; CİNlerin kendilerini açıklamadan insanlarla ilişki kurmaları ve onları kendilerine bağlamaları iki şekilde olmaktadır: a) İslam Dini’ni istismar ederek... b) Hümanist (insancıl) gayelere insanları yönlendirir bir yapıda görünerek... Bunlardan birincisi ile ikincisi arasındaki en açık görünen fark ise, birincisinin REENKARNASYON YANİ TENÂSUHU (YANİ BİRKAÇ DEFA ÇEŞİTLİ YAPILARDA DÜNYAYA GELME) kabul etmemesi, ikincisinin ise kabul etmesidir... Reenkarnasyon yani tenâsuh konusunu daha ileride detaylı bir şekilde göreceğimizden burada üzerinde durmayarak esas "aldatma metodları üzerinde" duruyorum... Önce İslâmî gayeyi istismar ederek insanları aldatma ve kendilerine bağlama şekillerini görelim: Bu tip olaylarda CİN-insan ilişkileri gene iki şekilde görülmektedir: 1-Kendi varlıklarını hiç bildirmeden; 2-Varlıklarını başka bir yapı ve isim altında bildirerek. Şimdi önce kendi varlıklarını hiç bildirmeden ve farkettirmeden insanları kendilerine bağlama, kendi; kayıtları altına alma metodları üzerinde duralım: Bu şıkka giren kişilerin en büyük özellikleri kendilerinin bir CİNle bağlantıda olduklarını kesinlikle bilmemeleri, farketmemeleri; oluşan hallerin, kendi üstün özelliklerindan ileri geldiğini sanmaları; bu yüzden de herkese tepeden bakar bir şekilde yaşayıp, yerine göre de sun`i tevazu gösterilerine kalkmalarıdır... Nitekim Muhyiddin-i A`rabi Hazretleri bir eserinde, bu tip kişilerin en büyük özelliklerinin hiç bir eserleri, ilimleri olmadığı halde kimseyi beğenmeme, kendilerinin en üstün olduğu fikrini etrafa yayma olduğunu yazmaktadır... Ayrıca gene bu çeşit CİNle bağlantısı olan kişilerin ikinci en büyük özellikleri de CİNleri kabul etmemeleridir!... "CİN diye bir şey yoktur, CİNler mikroplardır" şeklinde veya buna benzer tanımlamalar ile CİNlerin varlığını inkâr anlamı taşıyan açıklamalara saparlar... Onlar, kendileri bu şekilde inandıklarını sanırlarken, gerçekte tamamıyla CİNlerin verdikleri fikirlerle, CİNleri kabul etmemektedirler... Çünkü, CİNler bu gibi kişilere bu çeşit fikirlerle kendilerini inkâr ettirmeseler, bir gün o kişinin kendi durumundan şüphelenip, CİNlerin varlığını anlamaları mümkün olabilecektir ki, bu da asla CİNlerin işine gelmez!... İşte bu sebepledir ki, CİNlerle bağlantılı olan kişiler, kesinlikle CİNlerin varlığını kabul etmezler veya bu yönde açıklamalara girerler. Peki, CİNler bu kişileri ne şekilde ele geçirirler?.. CİNlerden, insanları kendi hükmüne alanlar bazan sıradan, normal bir CİN olabileceği gibi; bazan da onların ileri gelenlerinden, onların yönetici durumunda olanlarından olabilir... Bir CİN, genellikle, daha gençlik yaşından itibaren, beyin kapasitesi iletişime istidatlı gördüğü bir insanı seçer ve kendine bağlı olanların arasına sokar!... Bu yaş genellikle 13 ile 22 yaşları arasında olmaktadır... Ancak bazan daha aşağı yaşlarda da bu seçim yapılmaktadır... Bu seçim yapıldıktan ve kendisine bağlayacağı kişi belli olduktan sonra sıra gelir onu tamamıyla kendisine bağlamaya... Bunun için de, o CİN, bir veya birkaç din büyüğünün şekline girerek önce rüyasında ona görünmeye ve onun çok büyük bir insan olacağı yolunda fikirler vermeye başlar... Bu hüviyetine bürünülen kişiistanbul`da Eyüp semtinde türbesi bulunan Hz Rasûlullah’ın ashabından "Eyyüp Sultan ismiyle bilinen Hazret-i Halid" veya "Mevlâna Celâleddin-i Rumi" veya "Muhyiddin-i A`rabi" gibi şahsiyetler veya falanca, filanca "... baba" olabilir... Artık, yavaş yavaş gösterilen görüntüler sonucunda, o genç kimse, kız veya erkek gerçekten büyük bir insan olacağına inanmaya başlar... Bazan canı bir şey ister. derhal o CİN tarafından isteği yerine getirilir... O bu durumu, büyük bir insan olması sebebiyle, isteği "ALLAH" tarafından yerine getirildi diye düşünür; halbuki CİNi tarafından yerine getirlimiştir... Bir imtihana girecektir, o imtihanda kendisine yardım edilir... Birisiyle konuşurken, karşısındaki şahıs üzerine CİN tarafından yapılan baskıyla, üstün duruma geçer, âdeta, karşısındakiler kendisine karşı konuşamaz duruma düşerler... Ve bu şekilde günden güne gelişmeye başlar... Geçen zaman zarfında, yavaş yavaş içine bir çok şeyler gelmeye başlar... Yakın gelecekte olacak bazı ufak tefek olaylar kendisine bildirilir.. Eğer CİNlerle ilişkide olduğunun farkında değilse, önceleri, bunları altıncı his diye değerlendirir... Aynı anda başka bir yerde olan olaydan anında haberi olabilir... Birisinin bir işinin halli için talepte bulunur, derhal o işin olması CİNi tarafından sağlanır; ve o da büyük bir insan olduğu için bu isteği "ALLAH" tarafından yerine getirildi sanır... Sonunda, herhangi bir sahada büyük âlim olduğunu iddia etmeye başlar; artık kimseye ihtiyaç duymaz hâle geldiğini sanır!... Ve kendisini herkesten büyük görür!...İçine doğanlarla hareket etmeye koyulmuştur böylece bu kişi... Kendisine hocalık, din adamlığı mesleğini seçmişse, gelmiş geçmiş en büyük din adamı olduğunu iddia eder... Yok eğer bir serbest meslek çalışanı ise kendisini zamanının en büyük velisi, "Kutbul Aktâbı" olduğunu etrafa yaymaya başlar... Veya son derece basit ilaçlarla olmayacak hastalıkları tedavi eder; bir anda konulmadık teşhisleri koyabilir ve bazı felçlileri yürütmeye, hareket ettirmeye başlar!.. Veya diğer mesleklerde ise, ona göre bir takım olağanüstü haller meydana getirebilir!.. Bütün bunlar onun şânını daha çok arttırır ve etrafında binlerce insanı toplayabilir... Bu konuları bilenler onun durumunu derhal tesbit edebilirken, böyle durumlara inanmayanlar onu şarlatanlıkla, sihirbazlıkla, büyücülükle suçlamaya; buna karşılık ona inananlar ise onu en büyük evliya (!) ve hattâ MEHDİ (!) veya İsa (!) Aleyhisselâm derecesine çıkarmaya başlarlar... Burada en büyük zevk ise, onu kendine bağlayan CİN`e aittir... Çünkü, CİNi ya da CİNleri o kişi sayesinde artık binlerce kişiyi kendisine bağlamış ve onlara istediklerini yaptırtmaya başlamıştır... Bu yüzden îcâbında o kişinin durumunu kuvvetlendirmek amacıyla, bazı kişilerin rüyalarına dahi girip, gidip o kişiye bağlanmalarını; veya ona yardım etmelerini telkin eder.... Bu arada, o kişiye din hakkında bilgiler vererek onu büyük bir din adamıymış gibi de gösterir... Bilmeyenler onu kendilerine dinî lider seçerler... Artık o kişi bilir bilmez kendinden bir takım fetvalar verip, bazı helalları haram, veya bazı haramları helalmiş gibi anlatır; ve bunları da çevresine kendisinin bir lider olduğuna inandırarak, zamana göre yeni hükümler getiriyormuş gibi empoze etmeye başlar... Sonuç olarak hem o kişi etrafına bir çok insan toplamış, bir müceddid (yenileyici), bir müctehid (yeni hükümler koyucu) edâsıyla yaşamaya başlamış olur... Hem de onu kendi kaydına alıp kendine bağlamış bulunan CİN bir saltanat kurar!... Ve bunu başran CİN, kendi akranları arasında bu durumla öğünüp, adeta bu işi yapan diğer hemCİNsleriyle bir yarışmaya girer... Bu anlattığımız durumun dünya üzerindeki en büyük örneği; KADYANİLİK mezhebini kuran MİRZA GÜLAM AHMED KADYANİ`dir.. . Hâlen Türkiye`de bu çeşit kimseler varsa da, biz onların üzerinde durmayarak; burada Ahmed Kadyani`nin hayatından bazı alıntılar yapıp, anlattıklarımızı bir örnek üzerinde de göstemek istiyoruz... -------------------- AHİR ZAMAN MEHDİ (!) VE İSA (!)sı: AHMED KADYANİ -------------------------------------------------------------------------------- Dünya üzerinde, anlattıklarımıza en büyük örnek durumunda olan ve CİN`lerden birisine bağlı olarak yaşamış bulunan Ahmed Kadyani, bizzat kaleme aldığı hayat hikâyesine göre, Hindistan`ın Kadyan kasabasında doğmuştur... Kendi anlattığına göre, keşif(!) yoluyla ailesinin aslen Semerkand`lı olduğunu öğrenmiştir... Yaratılış olarak kendi kendine kalmaya yönelik ve hassas bir yapıya sahip kişidir. Sık sık yalnız bir köşeye çekilip benliğini tanıma çalışmaları yapmaktadır... İşte bu günlerden birinde aniden gizliden bir ses iştir... Bu sesi sadece o duyabilmektedir... Kendisinden başkası o sırada yanında olsa bile, bu sesi duyamamaktadır... İşte bu ses, babasının o gün akşam ezanından sonra öleceğini, bildirir... Ahmed Kadyani bunu işitince çok korkar ve çok üzülür... Bu üzüntü ve korku sırasında ses tekrar gelir: -"ALLAH" kuluna yetmez mi?.. Ve gerçekten o gün akşamüstü babası vefat eder... Ahmed Kadyani hikâyesini anlatmaya şöyle devam etmektedir: -"O sesi, ondan sonra çok duydum... O ses, bana pek çok şey öğretti!.. O ses beni dünyaya tanıttı, meşhur yaptı!.. Fakir ve ihtiyaç sahibiyken, beni hayıra harcamak üzere servete boğdu!.." Ahmed Kadyani`nin bazı özelliklerinden bahsettikten sonra, CİNlerden birisinin onu kendisine nasıl bağladığını; bazı yanlış inançlara yönelttiğini de, bunlar sanki hakikatmışçasına, bizzat kendi ağzından nakletmeye çalışacağız. Kadyani`nin kulağına gelen ses hakkındaki görüşleri şöyle idi: "Kulağıma değen sözlerin rahmânî olduğundan asla şüphe etmiyorum... Çünkü, şeytan benimle alay etse, içimdeki fenalıklar dile gelse, mutlaka farkederdim... Bazan o sözleri uzaktan iştiyordum, bazan da o sözler bizzat benim ağzımdan çıkıyor; fakat söyleyen ben olmuyorum... O kadar ki, bazan hiç bilmediğim lisanlarda bile konuşuyorum... Alelâde bir ruhun veya ruhların bana hulûl ettiğine (içime girdiğine) inanmıyorum... Bu iş pek başka bir iş!.. Fakat ne sûretle başka?.. Başkalığını seziyorum ya!.. Bu kadarı bana ve bana bağlı olanlara yeterli!.. Evet şimdi de CİN`in sonunda iğfal ederek saptırdığı Ahmed Kadyani`nin yaptığı işi görelim.. Sonunda birgün ortaya çıkıyor ve şöyle diyor: "Lâ ilâhe ill"ALLAH", Muhammed Rasûlullah!.. Ben peygamberlerin en sonu ve en büyüğü olan Muhammed`in kalbini dolduran şevki ile Mesih ibni Meryem`im... Muhammed`den başka Peygamber gelmeyecek yalnız bir kişi onun hilatı fâhiresine (onun iftihar edilecek mertebesine) bürünecektir...işte ben, O`yum!.. Kadyanlı Ahmed, efendisi Muhammed`in hatemünnebi`liğine (son nebi) halel gelmeden NEBİ OLMUŞ, TANRISINDAN mukaddes bir GÖREV ALMIŞTIR!.."(!?)... Birinci dünya savaşından sonra ölen, asıl ismiyle Kadyan`lı Mirza Gülam Ahmed`den "keramet" diye nitelendirilen bir çok hâller de ortaya çıkmıştır... Binlerce kişinin, gördükleri rüyalarla kendisine bağlanmaları; yanında kırk gün kalan kimselerin semâvi(!) işaret alarak bütün inkârlarından sıyrılmaları; kötürümleri birkaç el temasıyla, hastaları birkaç sözle iyi etmesi onun en çok görünen ve "kerâmet" diye nitelendirilen hallerinden bazıları olmak |