| | #1 |
| -YASAKLI- Üyelik tarihi: Oct 2008 Bulunduğu yer: Almanya Yaş: 26
Mesajlar: 503
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Din Alimlerini kötülemek cok kötüdür O zaman ortada din kalır mı? Hak ile bâtıl nasıl belli olur? Bir kimse, bahsedilen yazarların kitaplarını okuyup, cüz’i yanılgı denilen şeyleri doğru kabul etse hâli ne olur? Mesela: 1- Bir kitapta okusa ki, uşur Türkiye’de farz değildir. Okuyan da, Türkiye’de uşur farz değilmiş diye, uşur vermese, [Farz sevabından mahrum kaldığı gibi, farzı işlemediği için harama da girmiş olur.] 2- Kağıt para ile zekat verilir diyen yanlış yazılmış kitaba inanarak, zekatını kağıt para ile verse, [Farzı dine uygun yapmamış olur, farz borcundan kurtulmuş olmaz.] 3- Okuduğu yanlış kitapta, zekat kurumlara da veriliyor diye, fakire değil de, partiye, derneğe verse, [zekatını vermemiş olur, haram işlemeye devam eder.] 4- Bin yıl önce kaplama tekniği olduğunu yazan yanlış bir kitaba inanarak, kaplama, dolgu diş gusle mani değil diye, hak mezheplerden [Maliki veya Şafii’den] birini taklit etmese, [Ömür boyu cünüp gezer, abdestle eda edilmesi gereken ibadetleri de sahih olmaz.] 5- Okuduğu yanlış kitapta, tesettür iman gibi önemli değil diye, teferruat diye hanımının, kızının başını açsa, [Haram mubah gibi işlenmeye başlanır, harama önem vermeyen de kâfir olur.] 6- Yanlış işler cihad dense, buna inanan da, hizmet ediyorum diye namaz kılmasa, [Büyük günaha girmiş olmaz mı?] 7- Yanlış takvime inanıp, vakti girmeden namazı 10 dakika önce kılsa, [Namazını kılmış olmaz.] 8- Amerikan denizcilerin yanlış takvimleri yüzünden, haccı bir gün önce yapsa, [Haccı sahih olmaz, hac görevini yapmamış olur.] 9- Yanlış hesap edilmiş takvimlere inanarak, ramazanda imsaktan sonra da yiyip içmeye devam etse, [Oruç tutmamış olur, boşuna aç kalmış demektir.] 10- Ben resulüm, ben mehdiyim diyen sapıklara inanarak, hayır şer Allah’tan değil diye inansa, Allah’ın rahmeti geniştir diyerek Kelime-i tevhidin Muhammed-ür Resulullah kısmına lüzum yok dese, [imanın şartının birini kabul etmediği için küfre düşmüş olur. Kâfirin de hiçbir ibadeti muteber olmaz.] 11- (Allahü teâlâ onlardan razıyım, hepsine Cenneti vaad ettim) dediği halde, İbni Sebecilere inanarak 5’i hariç Eshaba kâfir dese, [Âyetleri inkâr ettiği için kendisi kâfir olur.] 12- Çalgıyı mubah gören kitapları okuyup, çalgı, müzik helaldir dese, [Harama helal demiş olur.] İslam birliği adına cüz’i sanılan böyle cinayetleri işleyen kimse, Müslüman kalır mı? Bunları örtmeye çalışmanın âlemi nedir? Sonra bunları bilip de, susmak caiz mi? Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılınca, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti, doğruyu bilip de, gücü yettiği halde bildirmeyene olsun.) [Ebu Nuaym, Deylemi] Bu lanete müstahak olmamak için, susmamak gerekir. Din âlimlerini kötülemek çok kötüdür. İbni Asakir hazretleri, (Din âlimlerinin etleri zehir gibidir. Koklayan [tenkide yönelen] hastalanır, tadan [kötüleyen] ölür) buyuruyor. Ancak, kötü olan kimseleri, mezhepsizleri teşhir etmeli. Kitaplarından misaller vererek hatalarını açıklamalı. Bu hatalara aldanmamaları için Müslümanları ikaz etmeli. Elbette İslam âlimlerini gıybet etmek haramdır. Ama gıybet nedir? Gıybet, bir Müslümanın veya bir zimminin gizli bir kusurunu, arkasından söylemek olup, harbilerin ve açıkça günah işleyen Müslümanların bu günahlarını bildirmek, Müslümanlara zulmedenlerin ve alış verişte onları aldatanların yaptıkları bu fenalıkları duyurmak, Müslümanları bunların şerrinden sakındırmak, Müslümanlığı yanlış anlatanların ve yazanların bu iftiralarını söylemek lazım olduğundan gıybet olmaz. (Redd-ül Muhtar) Mezhepsizlerin görüşleri, Kul hatasız olmaz kabilinden basit hatalar değildir, imanı ilgilendirmektedir. Bir kısmı bid’at, bir kısmı ise küfürdür. Bunları bilip de, gücü yettiği halde, susmanın vebali büyüktür. Çünkü hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bid’atler yayılıp, sonra gelenler, öncekilere lanet ettiği zaman, doğruyu bilenler herkese söylesin! Eğer söylemeyip gizlerse, Allah’ın indirdiği Kur’an-ı kerimi gizlemiş olur.) [İbni Asakir] Allahü teâlânın emirlerini bildirmek ve yasak ettiklerinden sakındırmak çok mühim bir vazifedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Birbirinize Müslümanlığı öğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allahü teâlâ, en kötülerinizi başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar] Emr-i marufu ve nehy-i münkeri el ile yapmak hükümete, dil ile yapmak din adamlarına, kalb ile yapmak her Müslümana farzdır. (Hadika) Din adamının iyisi, kötüsü olur mu? Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü de, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar, Darimi] (Cehennemde din görevlisine, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?" derler. O da, "Günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der.) [Buhari] (Mirac gecesi ateşten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanlar gördüm. Bunların kim olduğunu sordum. "Kendilerinin yapmadıklarını "yapın" diyen vaizlerdir" dendi.) [Müslim] (Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen din görevlisinedir.) [Beyheki] (Cehennemde azap çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. "Sen ne günah işledin ki, öyle pis koku saçıyorsun?" denildiğinde, "Ben din görevlisi idim. Bildiklerimi yapmazdım" der.) [İ. Ahmed] (Yazıklar olsun kötü âlimlere ki, ilmi ticarete alet ederler. Menfaat için devlet adamlarına yaklaşırlar, bunların yaptıkları ticaret, kesada [darlığa, kıtlığa] uğrasın!) [Hakim] (Bir zaman gelir ki, din görevlisi fitne unsuru olur, camiler ve hafızlar çoğalır, ama, [hakiki] âlim hiç bulunmaz.) [Ebu Nuaym] (Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani] (Ahir zamanda cahil din görevlileri ve fasık hafızlar çoğalır. O zamanın din görevlisi, eşek leşinden daha bozuk ve daha kokmuş olacaktır.) [Tezkire-i kurtubi muhtasarı] (Kur’an-ı kerim, okuyanlarına, ya şefaat edecek veya düşman olacaktır.) [Müslim] (Ümmetimdeki münafıkların çoğu Kur’an-ı kerim okuyanlardan olacaktır.) [İ.Ahmed] (Ahir zamanda, âlim azalır, cahil artar. Âlim kalmayınca da, cahil ve sapık din görevlisi, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, kendisi sapar, başkalarını da saptırır.) [Buhari] (Bir zaman gelir ki din görevlisi, en şerli olur; fitne onlardan başlar, onlara döner.) [Hakim] (Sizin için Deccalden daha çok, sapık imamlardan [önderlerden] korkuyorum.) [İ.Ahmed] (Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur.) [Darimi] (Ümmetim, kötü din görevlilerinden çok zarar görecektir.) [Hakim] Bu hadis-i şeriflerden, dini içten yıkmaya çalışanların bulunacakları anlaşılmaktadır. Böyle kimselerin ihanetlerini açıklamak gerekmez mi? “İç mücadeleye şimdilik lüzum yok” demek büyük gaflettir. Aslında iç düşman, dış düşmandan, içteki yara dıştaki yaradan daha tehlikelidir. Ayaktaki bir yaranın tedavisi, kalbdeki bir yaranın tedavisinden daha kolay olur. Sırlarımızı, cephanemizi ve zayıf noktalarımızı bilen bir düşmanın zararı dıştaki düşmandan daha tehlikelidir. Mezhepsizlerin, “Biz imam-ı a'zamı da, Abduh'u da severiz” demeleri yanlıştır. Abduh sevilirse, imam-ı a'zam sevilmemiş olur. Çünkü imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de Onun düşmanlarını düşman bilmek, dinini beğenmeyenleri sevmemektir. Sevgiye gevşeklik sığmaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşmez. İki zıttan birini sevmek, diğerine düşmanlığı gerektirir. (m. 165) Yabancılar, İslamiyet’i parçalamak için İslam birliği maskesini taktılar. Mezhepler İslam birliğine mani oluyor diye mezhepleri kaldırmaya çalıştılar. Bal ile sirke, süt ile idrar, zemzem ile şarap birleşmeyeceği gibi hak ile bâtıl da birleşmez. Birleştirilmeye kalkılırsa hepsi de bâtıl olur. Ehl-i sünneti parçalamak için birleşme maskesi takılmaktadır. Temiz su ile necasetli su birleşirse bir birleşme olur, ancak bu suya artık temiz su denmez, hepsi de necasetli su olur. Ehl-i sünnet, vehhabi ile, rafızi ile birleşirse hepsi necis olur. Bütün Müslümanların birleşeceği yer Ehl-i sünnet yoludur. Cenab-ı Hak, hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak, sevdiklerini dost, sevmediklerini de düşman olarak tanıtsın. Âmin. |
| | |
| Reklamlar |
| | #2 |
| Üyelik tarihi: Jul 2008 Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld Yaş: 34
Mesajlar: 2.768
Tecrübe Puanı: 4 ![]() ![]() | Din alimi ne demekdir tam olarak türkcede? " Din (islam burda tabiki) bilgini!"... Bu duruma göre Yasar Nuri Öztürk Süleyman Ates Zekkeriya Beyaz Edip Yüksel Hakki Yilmaz gibileride bu kategori icine aliyormusun? Yoksa sadece isinize gelenlerimi" Din bilgini" diye sifatlandiriyorsunuz
__________________ Radyo dinlemek icin Tikla ![]() ![]() 3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler." |
| | |
| | #3 | |
| Üyelik tarihi: Sep 2008 Bulunduğu yer: Yokluktan
Mesajlar: 254
Tecrübe Puanı: 1 ![]() | Alıntı:
__________________ Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. | |
| | |
| | #4 |
| Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 320
Tecrübe Puanı: 1 ![]() | Bencede günümüzdeki, din alimi sıfatı taşıyanları bilelim.Kim var yukarıdaki tarife uyan? |
| | |
| Reklamlar |
| | #5 | |
| -YASAKLI- Üyelik tarihi: Oct 2008 Bulunduğu yer: Almanya Yaş: 26
Mesajlar: 503
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Alıntı:
Osman Hulusi Ateş ( 1914)- (1990) Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi 1914-1990 yılları arasında Darende'de yaşamış bir gönül sultanıdır. Soy bakımından 12. batından Somuncu Baba'ya oradan da Hz. Muhammed (s.a.s) Efendimize ulaşan nesebiyle 36. kuşaktan Peygamberimizin soyundandır. Babası Es-Seyyid Şeyhzâde Hatip Hasan Efendi, annesi Seyyid İbrahim Taceddin-i Veli soyundan Fatıma Hanımdır. Her iki yönden de Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in soyundandır. 1945-1987 yılları arasında 42 sene bilfiil Somuncu Baba Camii'nde İmam-Hatip olarak görev yapmıştır. Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi aynı zamanda mutasavvıf ve şairdir. Divan şiirinin 20.yüzyıldaki örnek temsilcisi bu zâtın; Gazel, İlahi, Kaside, Rubaiyyat ve Müstezat türünden meydana gelen, Divân-ı Hulûsi-î Darendevî adlı eseri ile, yakınlarından başlamak üzere ahbaplarına yazdığı, nazım ve nesir şeklinde mektuplarının toplandığı Mektûbat-ı Hulûsi-î Darendevî ve Hutbeler adlı eserleri vardır. Bu eserler kendisinin kuruculuğunu yaptığı Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı tarafından neşredilmiştir. Her zaman halkın yanında, Hakk'la beraber olma yüceliğini şahsında ve eserlerinde görmek mümkündür. Hayatı boyunca kendini insanlığa hizmete vakfetmiş, gerçek manâda tasavvufun insanlığa hizmet olduğunu örnek ahlakıyla sergilemiştir. "Allah güzeldir, güzel olanı yapar" prensibi ile güzel olan her şeyi insanların hizmetine sunmuştur. Yapılan hizmetleri Allah için yapan ve topluma örnek olan yüce şahsiyetlerden biridir. Geçmişten geleceğe hizmet etme aşkı ve heyecanı ömrünün son günlerine kadar devam etmiştir. Tarihin derinliklerinde yaşayan, değişik yol ve metodlarla tüm insanlığa hizmet eden büyük mutasavvıflar, Mevlana, Somuncu Baba, Yunus Emre, Alaaddin Attar, Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin, Abdurrahman Erzîncâni, Fethullah Musûli, Taceddin Veli gibi Osman Hulûsi Efendi de kendi asrı olan 20.asırda insanlığa hizmet etmenin neşvesini, neşesini insanlık alemine göstermiş, bir insanın ömrünü nasıl dolu dolu yaşanacağını, güzel ve örnek ahlâkı ile ortaya koymuştur. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi üretici derviş tipinin en güzel örneklerinden birini oluşturmuştur. Hizmete, iş ve harekete dayalı bir tasavvufi anlayışa sahiptir. Osman Hulûsi Efendi “Allah yaptığı işi güzel yapanı sever” hadisindeki manaya uygun olarak söylediğini güzel söylemiş, yaptığını güzel yapmış, baktığına güzel nazar etmiş, böylece çevresindeki hali, kâli ve nazarı ile gittikçe genişleyen bir hürmet hâlesi oluşturmuştur. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin çizdiği ideal insan tipinde söz ile fiilin mutabakatı aranıyordu. Darende ve çevresinde, kendisine gönül verenler üzerinde oluşan otoritesinin kaynağında da bu mutabakatın önemli yeri vardı. Camilerde ağacın önemi ile ilgili hutbe okunması yönündeki tavsiyesini, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi ilk önce kendi bahçesine 15 adet kadar ağaç diktikten sonra yerine getirmiş, hutbesini irad etmişti. Somuncu Baba Cami’inin çatısında fiilen çalışmıştı. Eşsiz bir tevazuya sahipti. Bu tevazuyu fiilen yaşıyordu. İnsanlar arasında azametle yürümemiş, davetlere icabet etmiş, bir çok etkinliklerde, merasimlerde sevenleri ile beraber olmuştu. Kadirşinas ve vefalı olmuş, her türlü meşru gayreti kutsayan bir fikre sahip olmuştur. Hayatı her dem Kur’ânda bir gezinti gibi idi. Bütün hayatını yaratıcının istediği gibi bir kul olmaya vakfetmişti. Tarihe, topluma ve ülkesine karşı duyduğu sorumluluk ve hassasiyetinin bir ifadesi olarak “Yurdumun her taşını Ka’be sayarım” diyen Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi bu özellikleriyle dini liderlik boyutlarını aşmakta, tarih önünde, maşeri vicdanlarda ve toplumsal hafızada yerini almaktadır. Osman Hulûsi Efendi sosyal yönü ile oldukça dikkat çeken üstün özelliklere sahiptir. Kan davaları gibi büyük kavgaları, aile münakaşalarını, komşu anlaşmazlıklarını bıkıp usanmadan sulh etmiş, ömrünü İslam üzere ve barışa yönelik işler yaparak geçirmiştir. Osman Hulûsi Efendi manevi kalkınmanın yanında maddi kalkınmayı ihmal etmemiş, bunu manevi gelişmenin bir aracı olarak görmüştür. 1960’1ı yıllarda Şeyh Hamid-i Veli Camii Onarım ve İhya Derneğini kurarak hizmetlerin daha iyi şekilde yapılması için çalışmalarda bulunmuş, zamanın imkânsızlıklarına rağmen her türlü fedakârlıktan kaçınmayarak at sırtında çevre kasaba ve köylerden cami onarımına yardım toplamak gayesiyle dolaşmıştır. Yine aynı yıllarda cami derneği yararına sosyo-kültürel bir faaliyet olarak Somuncu Baba adlı kitabın yayınlanmasını sağlayarak Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri ve Darende hakkında ilmi bilgilerin neşredilmesini sağlamışlardır. Darende ve çevresinin gelişmesi, imarı ve gençlerimizin en güzel şekilde yetişmesi için çalışan Osman Hulûsi Efendi, okul, cami ve benzeri müesseselerin yanında Darende’ye bir fabrika kazandırma gayesiyle 1970’li yıllarda yoğun çalışmalar başlatmış, çimento fabrikası olarak düşünülen bu eserle atıl haldeki maden cevherinin işletilmesiy1e memleketin milli gelirine de katkıda bulunmak arzu edilmiştir. Bu müessese daha sonra iplik fabrikası olarak tanzim edilerek 1988 yılında hizmete açılmıştır. Darende Merkez Sağlık Ocağı’na şahsi gayretleriyle bir jeneratör temin etmiş, ayrıca Ambulans alımında katkıları olmuştur. Hassaten Darende’ye Tam Teşekküllü bir Hastane yaptırmak gayesiyle kendi divanından elde edilecek geliri bu amaca tahsis ettirmişlerdir. Vakfı tarafından arsa temini çalışmaları neticelendirilerek hastanenin proje hazırlıkları tamamlanmış ve yapımına başlanıp, kaba inşaatı tamamlanmıştır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin bizzat yaptırdığı müesseseler şunlardır; -Abdurrahman Erzincanî Camii ve Külliyesi -Darende İmam Hatip Lisesi -Taceddin-i Veli Mescidi -Şeyh Hamid-i Veli Çeşmesi -Kudret Hamamına giden yolun açılması -Şeyh Hamid-i Veli Camii’nin İhya ve Onarımı Yapılmasına vesile olduğu eserler ise şöyle sıralanabilir; -İplik Fabrikası -Devlet Hastanesine ambulans ve jeneratör alımı -Endüstri Meslek Lisesi yerinin alınması ve inşaatının yapılması -Çarşı Camii (Zaimoğlu) yapımı -Sadrazam Mehmet Paşa Kütüphanesi yerinin alımı -Kudret Hamamı’na giden köprünün yapılması -Zaviye mahallesi su yolu yapımı. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin eğitime yaptığı katkı ve hizmetler dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Kenan EVREN tarafından takdirle karşılanmış ve bir plaket verilmiştir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin düşündüğü ama hayatında gerçekleştiremediği bir çok projesi daha bulunmaktadır. Adını taşıyan vakıf (Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı) bu projeleri gerçekleştirme yönünde faaliyetlerini sürdürmektedir. Osman Hulûsi Efendi, 19.02.1938 tarihinde Darende’nin ileri gelen ailelerinden Yenicelioğlu Mehmet Ali Efendi’nin kızı Naciye Hanımla evlenmiştir. Naciye Hanım, daimi olarak Osman Hulûsi Efendi’nin manevi hizmetlerinin yanında olmuş onu desteklemiştir. 52 yıl süren evliliklerinden beşi kız beşi erkek olmak üzere on evlâdı olmuştur. Oğlu Hamid Hamidettin Ateş, BABALARI Osman Huûsi Efendi’nin kurduğu Vakfın Başkanlığını ve manevi hizmetlerini devam ettirmektedir. ESERLERİ Divân-ı Hulûsi-i Darendevî Mutasavvıf, şair, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin; aruz vezni ile Divan şiirinin gazel, kaside, ilahi, müstezat ve rubâi gibi çeşitli şekil ve vezinlerde kaleme aldığı mümtaz eseridir. 20. Yüzyılda Divan şairi olarak asrın son temsilcisi kabul edilen Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin bu eseri, aşk, vecd ve insan sevgisi temalarını içermektedir. 1986 yılında 1. baskısı yapılan eserin (İstanbul 1986), gözden geçirilmiş 2. baskısı Yrd. Doç. Dr. M. Muhsin Kalkışım, Arş. Gör. Lütfi Alıcı, Arş. Gör. Ahmet Yenikale tarafından yayına hazırlanmıştır. Eser iki ciltten müteşekkildir. İkinci cildinde İslam harfleriyle orijinal nüshasıda yayınlanmıştır. Divân-ı Hulûsi-i Darendevî, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Yayınları arasında yer almakta olup Ankara’da 1997 yılında basılmıştır. 1.Cilt, 448 Sayfadan, 2. Cilt ise 249 Sayfadan oluşmaktadır. Şiirlerine Bir Örnek: Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol Allâh için herkese hürmet et de sev sevil Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol Varlığından boşal kim yokluğa erişesin Sözünü söyle gerçek Hulûsî’nin dili ol Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî Mutasavvıf şair, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin edebi bir üslupla kaleme almış olduğu mensur ve manzum mektuplarının oluşturduğu nasihatnâme türünde eseridir. Prof. Dr. Mehmet AKKUŞ tarafından Osmanlıca metninden aynen transkripsiyonu yapılarak edebiyat dünyamıza kazandırılmıştır. Mektûbât-ı Hulûsi-i Darendevî, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Yayınları arasında yer alıp, Ankara’da 1996 yılında basılmış olup, 424 sayfadan oluşmaktadır. Şeyh Hamid-i Veli Camii Minberinden Hutbeler Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi 1945-1987 tarihleri arasında Şeyh Hamid-i Veli Camiinde imam ve hatiplik yapmış, bu görevini ifa ederken irad etmiş olduğu hutbelerini Osmanlı Türkçe'siyle (İslam Harfleriyle) kaleme almıştır. Seyh Hamid-i Veli Caminin Minberinden irad etmiş olduğu hutbelerin içeriğini kendi hayatında aynen tatbik ettiği için insanlar üzerinde çok etkili olmuştur. Hutbelerinde vatan, millet, birlik, beraberlik, ebeveyn hakkı, sevgi kavramlarını verirken tüm insanlara vatan-millet hamiyetperverliğinin ne olduğunu öğretmiştir. Ülkemiz haricinde dünyanın değişik yerlerindeki insanlara da, Müslüman olsun gayri müslim olsun yardım elini uzatmış, Kıbrıs olsun Afrika olsun yardıma muhtaç olanları desteklemiş bu hususta hutbeler irad etmiştir. Şeyh Hamid-i Veli Camii Minberinden Hutbeler, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından yayınlanmış olup, Yayına Hazırlayan; Resul Kesencelidir. 416 sayfadan oluşup, Ankara’da Ajans Türk Matbaasında, Kasım 2000 yılında Kuşe Kağıda ofset baskılı lüks bez ciltli ve şömizli olarak yayınlanmıştır. ES-SEYYİD OSMAN HULÛSİ EFENDİ VAKFI Genel Merkezi Malatya’nın Darende ilçesinde olan vakıf, kurulduğu 1986 yılının ilk günlerinden beri hizmet ve faaliyetlerine buradan yön vermektedir. Osman Hulûsi Efendi’nin arzu ettiği ve planladığı hizmetleri gerçekleştirmek, ebedileştirmek amacıyla kurulan vakıf memleketin kalkınmasını ve toplumun aydınlanmasını kendine amaç edinmiştir. Başkanlığını H. Hamidettin ATEŞ Beyefendi’nin yürüttüğü vakfın K.Maraş’ta şubesi, Mersin, Kayseri, Karabük ve Elbistan’da da temsilcilikleri mevcuttur. Hizmet alanı ise Darende ağırlıklı, ama tüm Türkiye’yi kapsayan bir çizgidedir. Vakfın Gayesi Bilgili ve aydın gençlerin yetişmesine katkıda bulunmak, Gücü yetmeyen öğrencilere burs sağlayarak eğitim eşitsizliğini ortadan kaldırmak. İlmi araştırmalar yapmak ve yaptırmak. Tarihi eserlerin onarımını gerçekleştirmek ve korunmasını sağlayarak gelecek kuşaklara aktarmak. Sosyal yardımlarıyla ve sağlık hizmetleriyle topluma faydalı olmak. Kültürel ve sosyal faaliyetlerle toplumun kaynaşmasına ve gelişmesine vesile olmak. | |
| | |
| | #6 |
| Üyelik tarihi: Sep 2008 Bulunduğu yer: CEHENNEM Yaş: 22
Mesajlar: 602
Tecrübe Puanı: 1 ![]() | ellerin dert görmesin deli kadirimm yüreğine sağlık
__________________ Acımasız olma şimdi bu kadar, "KUM GİBİ EZİP GEÇME" |
| | |
| | #7 |
| Üyelik tarihi: Sep 2008 Yaş: 27
Mesajlar: 14
Tecrübe Puanı: 1 ![]() | eline.sağlık.kadir.kardeş.. birileri.yine.salça.olmuş.. |
| | |
| | #8 |
| Üyelik tarihi: Nov 2008 Bulunduğu yer: Austria / Tirol
Mesajlar: 1.227
Tecrübe Puanı: 2 ![]() ![]() | Allah Allah !... Islam da " Din Adami - din sinifi " diye bir kurum var mi ?.. ![]() Ne kadar acikli degil mi ?.. Dinini bilmeden konusmak..
__________________ Gercek : Yalanlarin türevidir !... |
| | |
| Reklamlar |
| | #9 | |
| Üyelik tarihi: Jul 2008 Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld Yaş: 34
Mesajlar: 2.768
Tecrübe Puanı: 4 ![]() ![]() | Alıntı:
Nitekim yukardakine uymamislardir hic biri!!
__________________ Radyo dinlemek icin Tikla ![]() ![]() 3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler." | |
| | |
| | #10 |
| Üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 928
Tecrübe Puanı: 1 ![]() | Tek âlim Allah'tır ! (Tüm ilimler ondandır) Peygamberler öğretmendir. Dini yeryüzünde çağrı ederler, öğretirler; Râbbani ilham/vahiy ile desteklenmişlerdir [sözler, suhûflar ve kitaplar gibi] Geriye kalanların tümü din hakkında konuşanlardır, bunlarda belletmendir. Kavradıkları kadarı ile dini avama açıklar doğruları belletirler fakat Allah adına konuşamazlar ! Tabi bir kısmı haddini aşıp bunun tam zıttını işlevlendirdiler; Allah'ın dinini Allah'a öğretmeye kalkıştılar, yığınla insana İslâm'ı yanlış tanıttılar; bunun hesabını süphesiz mahşerde vereceklerdir ! Allah'ın rıza nebz'ettiği kadarıyla ilim öğrenebiliriz ! Bu da; dosdoğru olarak, şeksiz, şüphesiz inanmakla doğru orantılıdır, aksi türevler ile alınan ilimler Râbbani değil şeytanidir ! İyi sabahlar. |
| | |
| Reklamlar |