+ Konuyu Cevapla
Toplam 3 sonuçtan 1 ile 3 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Edebi Akımlar - Varoluşçuluk

  1. #1
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    137
    Mesajlar
    2,289

    Edebi Akımlar - Varoluşçuluk

    Edebi Akımlar - Varoluşçuluk

    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız yazarı J. P. Sartre’ in (1905-1980) kurucusu ve kuramcısı olduğu edebiyat ve Felsefe akımı. Bu akıma göre, varoluş temel bir sorundur ve katışıksız bir olgudur. Varoluş olgusu, varoluşun özüne yönelik belirlenimlerden önce yer alır. İnsanın hiçbir ussal nedenlilikle temellendirilmeyen dünya ile çatışması, düşünen ben’in dokunulmaz bir özgürlüğe sahip olmasını gerektirir. İnsanın tek ve önemli değeri de bu düşünen ben’in özgürlüğüdür. Böyle olunca var­oluşçu bir yaklaşımla üretilen edebiyat ürünleri de farklı özellikler içerir. Gerçekte Varoluşçular da insanın dünya içindeki yeri, öbür insanlarla ilişkileri üzerinde dururlar. Onlara göre, insanın varoluşu, varolma, özden önce gelir. Bu şu demektir: İnsan önce dünyaya gelir, sonra da kendi özünü yaratır. Dünyada kendisine yol gösterecek, kendisine yardım edecek tek varlık yine kendisidir. Bunun için de özgürdür, daha doğrusu, özgür olmaya yargılıdır. Özünü şu ya da bu yönde yaratabilmek için sürekli bir seçme sorunuyla karşı karşıyadır. Seçme durumunda kalışı, insanda bu­nalım yaratır. Edimlerinden doğacak sorumluluğu kendisinin dışında baş­ka bir varlığa yükleyememesinden doğar bu bunalım.

    Varoluşçu yazarların yapıtlarında karakterler yoktur. Durumlar var­dır bunların yerine. Durumlarla karşı karşıya gelen insanlar, davranışlarını saptamada ve seçmede özgürdürler. Karşılaştıkları durumlara göre yapacakları eylemler, gösterecekleri davranışlar onların özlerini oluşturur. Bu kişilerin neler yapacağı, olaylar ve durumlar karşısında nasıl davrana­cakları önceden kestirilemez. Çünkü, belirlenmiş bir karakterleri yoktur.

    Varoluşçu yaklaşım, insanın karanlık evrenini tanıma, insanın insanla ilişkilerini yansıtması yönünden ilginç nitelikler taşır. Yapıtlarını bu yak­laşımla oluşturan yazarların başında Fransız düşünürü ve romancısı Jean Paul Sartre gelir. Öykü, roman, oyun türlerinde yapıtlar vermiştir.Duvar adlı öyküsü Varoluşçuluğun edebiyata uygulanmasının güzel bir örneğidir. Öykünün konusu İspanya iç savaşıyla ilgilidir. Cumhuriyetçilerden Ramon Gris’yi evinde bir süre gizlediği için, öykünün kahramanlarından Pablo Ibbieta tutuklanır ve ölüm cezasına çarptırılır. Kendisine Ramon Gris’nin nerede olduğunu bildirirse bağışlanacağını söylerler. Böylece Pablo, ölüm­le kalım arasında bırakılmıştır. İki seçenekten birini yeğleyerek, kendi özü­nü yaratacaktır.

    Duvar öyküsünde gördüğümüz insanın seçmeye yargılı oluşu düşün­cesini Sartre’ın 3 ciltlik yapıtı Özgürlük Yolları’nda da görmekteyiz. İkinci Dünya Savaşı Fransa’sının karmaşık ortamı içinde romanın kahramanı değişik seçme olanaklarıyla karşı karşıya getirilir. Bu olanakları sıkı bir tartıdan geçirir yapıtın kahramanı. Ayrıca onun, romanın öbür kişileriyle olan ilişkileri de varoluşçu bir açıdan yansıtılır romanda. Kahramanın savunduğu iç özgürlük de yoktur. Çünkü başkalarıyla var olmaya yargılıdır insan. Sartre’m bu yaklaşımını ilk romanlarından Bunaltı’da ve oyun­ları olan Sinekler, Saygılı Yosma, Kirli Eller, Gizli Oturum’da görebiliriz.

    Varoluşçuluğu edebiyata değişik bir açıdan uygulayan bir başka Fran­sız yazarı da Albert Camus’dür (1913-1960). Sartre, nasıl insanın seçme özgürlüğünden doğan bunaltı üzerine oturtmuşsa yapıtlarını, Camus de «saçma» kavramı üzerinde durmuştur. Ona göre, akıl ve mantıkla dona­tılmış insan, gerçekte usdışı, anlamsız, saçma sapan bir evrende yaşa­maktadır. Bu bakımdan eninde sonunda ölecek olan, yine de mutluluğa gerekseme duyan insanın yaşamı da saçmadır. Çünkü insana da, yaşama da anlam kazandıracak, insana umut verecek herhangi bir belirti yoktur evrende. Öyleyse insanoğlu, bu anlamsız, saçma evrende aklını ve mantı­ğını kullanarak hareket etmeli; her türlü saçma ve haksızlığa başkaldıra­rak yaşamayı seçmeli; karşılık düşünmeden yaşamayı sevmelidir. Bunun gibi saçmaya karşı, haksızlığa karşı elbirliğiyle savaşarak Adalet, dostluk, düşünceye saygı, eşitlik, hoşgörü gibi değerler de ortaya konmalıdır. Bu düşüncelerini Camus, roman türünde yazdığı Yabancı, Veba, Düşüş, Sıkı­yönetim; tiyatro türünde yazdığı Yanlışlık, Caligula; deneme türünde de Sisyphe Efsanesi, Başkaldıran İnsan, Bir Alman Dosta Mektuplar... adlı yapıtlarında işlemiştir. Camus’nün kahramanları bu yapıtlarında çevrele­riyle bir çatışma içinde çıkarlar karşımıza. Yeryüzünde iğreti bir durum­ları vardır. Örneğin, Yabancı’da kendini yığınlar içinde sürgün duyan bir insanın acıklı serüveni dile getirilmiştir. Bu yabancı kişi, çevresindekilerIe sağlıklı bir ilişki kuramaz, insanların hiçbir şeyini paylaşmadığı gibi, onların yasalarına da, törelerine de uyamaz. Uyumsuzdur tek sözcükle. Veba romanında da Camus, bir simgeleştirmeye giderek kitle halindeki ölümleri, kıyımları ve öldürmeleri yansıtmak istemiştir. Doğanın ve yaz­gılarının haksızlığına, saçmalığına karşı insanların direnişleri gösterilmiş­tir Veba’da. Onların saygı ve acıma bağıyla birbirlerine destek oluşlarına; mutluluğu tek tek değil, toplumsal mutlulukta bulabileceklerine değinil­miştir.

    Sartre ve Camus’den başka edebiyatta varoluşçu düşünceye bağlı ka­larak insanın varlığını, toplum içindeki konumunu didikleyen iki yazar daha vardır. Simone de Beauvoir (1908-1986) bunlardan biridir. Tiyatro türünde Pyrrhus ve Cineas; Gereksiz Ağızlar; deneme ve roman türünde de Varoluşçuluk ve Ulusların Bilgeliği, İkinci Cins, Düzenli Bir Genç Kızın Anıları, Başkalarının Kanı adlı yapıtları vardır. Beauvoir, özellikle çağ­daş dünyada ve günümüzde kadının cinsel sorunlarını, toplumsal sıkıntı­
    larını ele almış, işlemiştir. İkinci yazar da Andre Malraux’dur (1901-1976).İnsanlık Durumu, Büyük Yol, Umut, Melekle Savaş adlı yapıtlarında in­sanın yeryüzündeki serüvenini didiklemiştir. Ona göre insan yalnızdır yer­ yüzünde. Acımasız, sert, kaba bir evrende kendi yazgısıyla başbaşa kalma­nın dramını yaşamaktadır insanoğlu. Nietzsche’ci bir yaklaşımla Tanrı’nm öldüğünü, dinlerin dönemlerini tamamladığını savunur. İnsanı içinde bu­lunduğu yalnızlık ortamından kurtaracak tek güç vardır onun için, kültürve Sanat.

    Varoluşçu düşünceyi edebiyata uygulayan, insanın yeryüzündeki konumunu algılamaya çalışan bu yazarlardan önce Çek romancısı Franz Kafka (1883-1924) olmuştur. Yaşadığımız dünyada insanoğlunun içinde bulun­duğu saçma ortamı çizmiştir. Onun kişileri, insanı bunaltan karanlık bir evrende yaşarlar. Anlatımına varamadıkları bu karanlık evrenin ortasında bocalar dururlar, içinde bulundukları ortamın yasalarıyla uzlaşmak ister, uzlaşamaz.



  2. #2

    Üyelik tarihi
    Mar-10
    İtibar Puanı
    97
    Mesajlar
    401
    teşekkür ederim



  3. #3

    Üyelik tarihi
    Nis-10
    İtibar Puanı
    36
    Mesajlar
    397
    tesekkur ederim



+ Konuyu Cevapla

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227