+ Konuyu Cevapla
Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Edebiyat Tarihi

  1. #1
    kopukgonul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şub-08
    Bulunduğu yer
    İstanbuL
    İtibar Puanı
    52
    Mesajlar
    825
    EDEBİYATIMIZDAKİ İLKELER

    *İlk yerli tiyatro eseri:Şinasi / Şair Evlenmesi /1859

    *İlk yerli roman :Şemsettin Sami / Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat

    *Batılı tekniği uygun ilk roman :Halit Ziya Uşaklıgil/Aşk-ı memnu

    *İlk çeviri roman :Yusuf Kamil Paşa/ Fenelon’dan Telemak /1859

    *İlk köy romanı :Nabizade Nazım / Karabibik

    *İlk psikolojik roman:Mehmet Rauf / Eylül

    *İlk realist roman :Recaizade Mahmut Ekrem / Araba Sevdası

    *İlk resmi Türkçe gazete :Takvim –i Vakayi

    *İlk yarı gazete :Ceride-i Havadis

    *İlk tarihi roman :Namık Kemal / Cezmi , A. Mithat / Yeniçeri

    *İlk özel gazete :Tercüman-ı Ahval / Şinasi ile Agah Efendi

    *İlk pastoral şir:A.Hamit Tarhan /Sahra

    *İlk şiir çevirisini yapan ,ilk makaleyi yazan ve noktalama işaretlerine ilk kez kullanan ilk Türk gazeteci :Şinasi

    *Aruzla ilk manzum tiyatro eseri yazan :A.Hamit /Eşber veya Sardanapal

    *Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri:A.Hamit/Nesteren

    *İlk bibliyografya:Keşfü’z Zünun /Katip Çelebi

    *İlk hatıra kitabı :Babürşah /Babürname

    *İlk hamse yazarı :Ali Şir Nevai

    *İlk tezkire :Ali Şir Nevai /Mecalisün Nefais

    *İlk antolojisi:Ziya paşa /Harabat

    *İlk atasözleri kitabı :Şinasi /Durub-i Emsal-ı Osmaniye

    *İlk mizah dergisiiyojen /Teodor Kasap

    *İlk hikaye kitabı :A:Mithat /Letaif-i Rivayet

    *İlk fıkra yazarı :Ahmet Rasim

    *İlk Türkçe yazılan ilk kitap :Kutadgu Bilig

    *İlk siyasetname :Kutadgu Bilig

    *İlk mensur şiir örneklerini veren :Halit Ziya

    *Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan :Mehmet Emin Yurdakul

    *Dünya edebiyatındaki ilk modern roman :Cervantes/Don Kişot

    *İlk makale :Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi

    *İlk edebi bildiriyi yayımlayan topluluk:Fecr-i Ati

    *Mesnevi tarzında yazılmış ilk eser : KUTADGU BİLİG

    *İlk seyahatname : MİR’ATÜL MEMALİK / SEYDİ ALİ REİS

    *İlk Edebiyat tarihçimiz: Abdulhalim Memduh Efendi

    *Batı anlayışındaki ilk edebiyat tarihçimiz: Fuat Köprülü

    *Dünya edebiyatındaki ilk hikayeci ve eseri: Boccaio Decamkeron

    *Sahnelenen ilk tiyatro: Namık Kemal / Vatan yahut Silistre

    *Kafiyeyi şiire serperek klasik nazım şekillerinden farklı ilk örnekleri veren: TEVFİK FİKRET

    *Türkçenin ilk dil bilgisi kitabı: Süleyman paşa / SARF-ı TÜRKİ

    *İlk naturalist eserimizin yazarı Nabızade Nazım / Zehra

    *Divan Edebiyatında mahallileşme akımının temsilcisi: Nedim

    *Şarkıyı icat eden: NEDİM

    *İlk tarih ve coğrafya ansiklopedisi: Kamus'ul Alam

    *İlk sözlüğümüzivan-ı Lügat-it Türk

    *İlk Türkçe sözlük:Şemsettin Sami:Kamus-ı Türki

    *İlk özdeyiş örneklerini veren: Ali Bey / Lehçet’ül Hakayık

    *İlk didaktik şiir örneğimiz ve aruzla yazılan ilk eserimiz:Kutadgu Bilig

    *Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin :Orhun Abideleri

    *Edebiyatımızda objektif eleştirinin nasıl olacağını ilk açıklayan:R. Mahmut Ekrem

    *Edebiyatımızdaki milli dönemin açılmasına öncülük eden: Mehmet Emin Yurdakul

    *Konuşma diliyle yazılmış ilk hikayenin yazarı: Ömer Seyfettin

    *Edebiyatımızda ilk kafiyesiz şiirini yazan :A. Hamit / Validem

    *İlk köy şiiri: Muallim Naci / Köylü Kızların Şarkısı

    *İlk alfabemiz:Göktürk Alfabesi

    *Tekke şiirinin babası: Ahmet Yesevi

    *İlk Türk destanı :Alp Er Tunga Destanı

    *Bizde batılı anlamda ilk eleştiriyi yazan:Namık Kemal

    *Bizde epik tiyatro türünün kurucusu: Haldun Taner

    *İlk kadın romancımız:Fatma Aliye Hanım

    *Süslü nesrin ilk temsilcisi: Sinan Paşa

    *Dünyanın bilinen ilk destanı:Sümerlerin Gılgamış Destanı

    *Dünyanın halen yaşayan ,en büyük ve ilk Müslüman Türk Destanı: Kırgızların Manas Destanı

    *Edebiyat kelimesini bizde ilk kullanan: Şinasi

    *Kurtuluş savaşımızı doğrudan işleyen roman :Ateşten Gömlek

    *Komedi türünün ilk büyük ustası:Aristofanas

    *Trajedi türünün ilk büyük ustası:Aiskylos

    *İlk uyarlama tiyatro eserinin yazarı :A.Vefik paşa

    *Deneme türünün kurucusu:Montaigne

    *İlk divan şairi:Hoca Dehhani

    *Hikayede gerçek anlamda ilk kez Anadolu'yu işleyen: Refik Halit Karay

    *En başarılı psikolojik roman yazarımız: P.Safa / 9.Hariciye koğuşu

    *İlk çocuk şiirlerini yazan: Tevfik Fikret / Şermin

    *Dilde sadeleşmeyi savunan ilk yayın organı: Genç Kalemler

    Alıntıdır ... zaten hiç belli olmuor


    İBDA
    Yaşanılan dönemin sanat anlayışı içinde olağanüstü bir eser yaratma. Örneğin Fuzûlî’nin Leyla vü Mecnun’u, Şeyh Galib’in Hüsn-ü Aşk’ı birer ibda kabul edilir. İbda eser verebilenlere mübdi, ibdakâr, eserleri de bedia olarak adlandırılır.

    İBHAM
    Bir edebi eserde isteyerek ve bilinçli olarak yapılan kapalılıktır. Sanatçı, sözün anlamını hemen anlaşılmayacak şekilde kapalı tutarak, okuyucusunu düşündürmeyi amaçlar. Sanatçının istemeden, bilinçsiz olarak yaptığı kapalılığa ise "te’kid" adı verilir. Örnek:

    Nasıl istersen öyle dinle, bakın:
    Dalların zirvesindeyiz ancak
    Yarı yoldan ziyade yerden uzak
    Yarı yoldan ziyade mâha yakın

    Ahmed Haşim

    İCAZ
    Bir düşünceyi çok az sözcükle özlü bir şekilde anlatmadır. Kısaltmanın anlamı güçleştirmemesine dikkat edilir. Buna icaz-ı muhil denir. Az söz yüklü anlamla ifadeye makbul icaz denir. Atasözleri, vecizeler, hikmetli sözler bu gruba girer. Makbul icaz iki türdür: Hafz yoluyla icaz: Anlama zarar vermeyecek şekilde bazı sözcükler atılır. Bu cümle çıkarılarak da yapılabilir. Sözcük çıkarmaya icaz bi’l-harf denir. Örnek:

    Bir pâreye bini âferinin
    Pâpûşu atıldu Gevherî’nin

    Ziya Paşa

    Şair burada "papucu dama atıldı’yı "papucu atıldı" diye kısaltmış.
    İcaz, cümle çıkarılarak yapılırsa icaz bi’l cümel adını alır. Örnek:

    "Ahmet ders çalışsaydı…" Burada "başarılı olacaktı" cümlesi çıkarılmış.
    Tazammum yoluyla icaz: İfadeden sözcük ve cümle atılmadan yapılan icazdır. İki türü vardır.
    İcaz bi’t-takdîr: Amaç az sözcükle anlatılırken ihatalı anlam da çıkar. Örneğin "Ateş düştüğü yeri yakar".
    İvaz bi’l-kasr: Hiçbir sözcük atılmadan anlamca zengindir. Örneğin "Akacak kan damarda durmaz" gibi.

    İDGAM
    Birbirine yakın iki harfi tek yazarak vurgulu okumak. Örneğin çakal yazıp çakkal okuma gibi.

    İDİL
    Eski Yunan şiirinde mitolojik, epik ve pastoral şiirlerin genel adı. Günümüzde sevgi ve mutluluk işleyen şiir türü.

    İDMAC
    Sözcük anlamı sıkıştırmak. Edebiyatta sözde ve yazıda övgü içinde övgü ya da aşagğılama içinde aşağılama yapmayı tanımlar. Övgü içinde övgü yapmaya istitbâ adı da verilir. Örnek:

    Sadrında seni eyleye Hak dâim ü bâki
    Hep âlemin etdikleri şimdi bu duâdır

    Nedim
    Şair sadrazama dua ediyor ama bu duanın herkes tarafından yapıldığını belirterek övgü içinde övgü yapıyor.

    İFRAT
    Bir sıfatı aşırı ölçüde şiddetlendirmektir. Mübalağa (abartma) sanatının bir türüdür.

    İGARE
    Bir şairin şirinin bir başka şair tarafından benimsenmesi anlamındaki sirkat’ın türü. Benimsenin şiirde bazı değişiklikler yapılır veya sadece bazı sözcükler alınırsa sirkat, igare (nesh olarak da adlandırılır) olur. Şiirin sözcükleri değil anlamı benimsenmişse ilmâd ya da selh adı verilir. Örnek:

    Rıza Tevfik’in 1925’te yazdığı Cüniye başlıklı şiirin ilk dörtlüğü:
    O gece ne kadar güzeldi kâinat
    Havvâda bir safâ cereyânı vardı
    Dağlardan taşlardan taşıyordu hayat
    Guyibâr-I aşkın fezeyânı vardı

    Nihal Atsız’ın 1933’te yazdığı Dün Gece başlıklı şiirin ilk dörtlüğü:
    Dün gece ne kadar güzeldi âlem
    Göklerin şanlı bir mehtâbı vardı
    Sevdânın topraktan taştığı bu dem
    Günâh-I aşkın da sevabı vardı

    İHAM
    Anlamla ilgili edebi sanat. İki ya da daha fazla anlamı olan sözcüğün en uzak anlamıyla kullanılması. Eğer sözcügün iki anlamının da konuyla ilisi olursa "ilham", sözcüğün özellikle gerçekten çok mecaz anlamı kastedilirse "kinaye" yapılmış olur. Örnek:

    Sahn-ı çemende durma saalınsun sabâ ile
    Azâdedir nihâl bugün berg ü bârdan

    Bakî
    ("Fidan bugün yaprak ve bardan kurtulup serbet kaldı, artık bahçenin ortasında rüzgarla salınsın." Bâr sözcüğü hem meyve hem yük anlamındadır. Bâr’dan kurtulmakla ağaçlar hem meyveden hem de yükten kurtulurlar. Şair burada bâr’ın bu iki anlamını kastederek iham yapıyor.

    İHTİRA
    Daha önce hiçbir şairin kullanmadığı sözcük, deyim ve üslupları tanımlar.

    İHTİSAR
    Bir düşüncenin az sözle anlatılmasıdır. Geniş açıklamalara, tanımlamalara girilmeden konu yalın ve doğal bir şekilde anlatılır. Bu bakımdan icaz’a benzer.

    İKMAL
    Bir cümledeki anlamı, ardından gelen cümleyle tamamlamak. Her iki cümlenin öznesi de çoğunlukla ortaktır ve ilk cümlede yer alır. Örnek:

    Merd olan kizbe tenezzül etmez
    Zillet-i kizbe tahammül etmez

    Nabî

    İKSAR
    Kusur sayılan sanatlardandır. Bir düşünceyi gereksiz şekilde uzatılan ve tekrarlanan sözcüklerle anlatmaktır. Örneğin "Ali gitti mi?" sorusuna karşılık "evet" ya da "hayır" yerine "Ali gitti, gelmedi" yanıtı vermek gibi.

    İKTİBAS
    Anlamı güçlendirmek için söze ayet ve hadisler katılmasıyla yapılan sanat. Ayet ve hadisler aynen kullanılabilir ya da çevirisinin bir bölümü tercih edilebilir. Örnek:

    Zalimlere bir gün dedirtir kudret-i Mevlâ
    "Tallahi lekad âsereke’llahü aleyna"

    Ziya Paşa
    (Yusuf Suresi ayet 91: Tanrı hakkı için Allah seni bize üstün kıldı.)

    İLMAM
    Bir şairin, başka bir şairin şiirini biraz değiştirerek sahiplenmesi. Örnek:

    Şâdî-i vuslat niçin tahammîl-i nâz eyler bana
    Rind-i şâdî-düşmenim ben gam niyâz eyler bana

    Nâil-î Kadîm

    Tiğ-ı istisnâ çekip gamzen ne nâr eyler bana
    Afet-i aşkın kazâ arz-ı niyâz eyler bana

    Namık Kemal

    İLTİFAT
    Sözü konuyla ilgili bir başka yöne çevirme şeklindeki edebi sanat. Bir yeri, olayı, duyguyu, düşünceyi anlatırken birden söz yine konuyla ilgili başka bir yere, olaya, düşünceye, duyguya çevrilir.

    İLTİZAM
    Şiirde kafiyeyi sağlayan ya da düzyazıda "seci" olarak kullanılan sözcükten önce gelen ve kafiye ile aynı sayıda harf içeren benzer sözcükler kullanarak yapılan sanattır.Örnek: Merasim-i tevkîr-i tevfirinde ihmal-ü taksîr olunmayup hıl-i fâhire ve in’âmât-ı zâhire ve ziyâfât-ı vâfire ile Zülkadiroğlu tâifesi muğtenem oldular.

    İNSİCAM
    Sözün düzgün, tutarlı ve birbirine bağlanak söylenmesi. Sözcükler titizlikle seçilir, art arda gelen cümlelerde anlamlı bir diziliş aranır.

    İNŞA
    Divan edebiyatında edebi sanatlarla yüklü, süslü düzyazılara verilen isim. İnşa yazanlara "münşi" denir. Günümüzdeki anlamı kompozisyon.

    İNTİHAL
    Başkasına ait eserlerden parçalar alıp kendisininmiş gibi gösterme. Aşırma veya ahz u sirkat tabirleri de aynı anlama gelir. İntihal şiirde olursa şirkat-ı şi’r bu işi yapan da düzd-i sühan (söz hırsızı) diye anılır. Sünbülzâde Vehbi, Sirkat-ı şi’r (şiir çalma) olayı için şu beyti söylemiştir:

    Sirkat-ı şi’r edene kat’i zeban lâzımdır
    Böyledir şer-i belâgatle fetâvâ-yı sühan.

    İRSAL-I MESEL
    Anlamla ilgili sanatlardandır. Söylenen fikri kuvvetlendirmek için araya atasözü veya atasözü değerinde örnekler katmaya denir. İleri sürülen düşünce, kendisiyle ortak nokta bulunmayan başka bir düşünceyle birlikte kullanılır. İrad-ı mesel de denir. Örnekler genellikle herkes tarafından bilinen, söylenen, kabul edilen atasözleri, vecizeler ve hikmetli sözlerden seçilir.

    Örnek: Tok olanlar bilemez çektiğini aç kalanın
    Sırtı pek kimseye ahvâl-i şita yaz görülür

    Samî

    İSTİDRAD
    Uygun bir yerde konu dışında bir şey anlatmak. Konuya açıklık getirmek, okuyucunun veya dinleyicinin istifadesini sağlamak için bu yola başvurulur. Bu tür ara girişler "İstidrad" başlığı ile yazılır, bitiş yeri ayrıca belirtilirdi. Sonra bu yöntem bırakıldı, başlık koymadan açıklama yapıp "Sadede gelelim" sözüyle asıl konuya dönülmeye başlandı. Zamanımızda istidradlar kısa olmak kaydıyla parantez veya iki çizgi arasında yapılır.
    İSTİDRÂK
    Anlamla ilgili sanatlardandır. Över gibi görünerek yerme ve yerer gibi görünerek övmek.
    1. Övme yoluyla yerme: Eskiler te’küdü’z-zemm bi-mâ yüşebbihü’l medh derlerdir. Kişi övmeye benzer sözlerle, kuvvetle yerilir.
    Ali Paşa’nın Girit’teki başarısızlığını dile getiren Ziya Paşa’nın Zafernâme’sinden alınan şu beyitler bu sanatın en güzel örneklerinden.

    Bârek-Allah zehî kevkebe-i âlel’al
    Levhaş-Allah, aceb nusret-i feyz ü ikbâl!

    Hak bu kim görmedi ağaz edeli devre elek
    Böyle bir tefh ü zafer böyle şükûh ü iclâl...

    Lerze saldı feleğe nâre-i "Hayyâk Allah"
    Râşe verdi küre’yi gulgule-i "Ya Müteâl"

    Kimseler olmadı bu feth-i mübîne mazhar
    Ne Skender ne Hülâgâ ne Sezar ü Anibal.

    Âferin himmetine âsaf-ı âli-kadrin,
    Oldu şâyeste-I tevfik-i Cenâb-I Müteâl

    Girid’I aldı geri himmet-i seyf ü kalemi
    Hakkına gelmiş iken dâiye-i istiklâl

    Devleti eyledi bir öyle belâdan âzâd
    Yoksa pek müşkil olurdu şu zamânda ahvâl...

    İhtiyar eyledi bu kışda şu müşkil seferi,
    Yoksa kim etmiş idi kendisini istiskâl!

    2. Yerme yoluyla övme: Eskiler te’kîdü’l-medh bi-mâ yüşebbıhü’z-zemm derlerdi. Kişi yermeye benzer sözlerle kuvvetle övülür. Örnek:

    Dehrde anlamayup bilmediği varsa meğer
    Tama’u buğz u nifak u hased u gadr u sitem
    Nabî

    İSTİFHAM
    Anlamla ilgili sanatlardandır. Cevap alma gayesi gütmeksizin art arda sorulan sorularla yapılır. Sevgi, nefret, teessür, üzüntü, öfke, kin, kıskançlık, ümitsizlik, acz, şaşkınlık, hayret ve hayranlık gibi heyecan verici duygular bu yolla ifade edilir. Şair duyguya bağlı olarak kendi kendisine, herkese veya her şeye soru yöneltebilir. Düşünce ve kavram üzerine dikkati çekmek için bu sanata başvurulur. Aşırı heyecan ve gerilim istifham’ı alelâde soru cümlelerinden ayrılır. Örnek:

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünürsünüz,
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

    Cahit Sıtkı Tarancı

    İSTİHDAM
    Anlamla ilgili sanatlardandır. İki anlamı olan bir kelimeyi, bu iki anlama gelecek şekilde kullanmak. Birinde gerçek, diğerinde mecazlı anlam kasdedilir. Örnek:

    Bahar erdi açıldı sevdiğim hem fasl-ı dey hem gül
    Bir sahn-i gülistandan biri fasl-ı gülistanda.
    Muallim Naci
    Bu beyitte açıldı fiili birinci mısrada fasl-ı dey (kış mevsimi)nin uzaklaşması, sona ermesi; ikinci mısrada ise, çiçeğin açılması anlamına geliyor.

    İSTİHLAF
    Türkçedeki sesli harfleri bazı durumlarda uzatmak. Örnek:

    Verseydi âh-ı mecnûn feryadumun sedâsın
    Kuş mı karâr iderdi bâşımdaki yuvâda

    Fuzûlî
    "başındaki" ve "yuvadaki" kelimelerinde "a"lar uzun okunur.

    İŞTİKRAR
    Sözle ilgili sanatlardandır. Aynı kökten türeyen veya aynı köke bağlı harflerin benzerliğinden dolayı aynı kökten türemiş gibi görünen seslerin birarada kullanılmasına denir. Örnek:
    Kılmagıl muhkem gönül dünyaya akd-i irtibât
    Sen bir avâre müsafirsen bu vîrân ribât

    Fuzûlî
    Ribât ve irtibât aynı kökten gelir.

    ÎTİLÂF
    Uygunluk. Kelimenin anlamla uygunluğu, kelimelerin vezinle uygunluğu, kelimelerin diğer kelimelerle uygunluğu, anlamının vezinle uygunluğu ve anlamın anlamla uygunluğu.

    İTNAB
    Sözü, gerektiğinden fazla kelime veya cümle ile uzatma. İcaz’ın karşıtı. İkiye ayrılır:
    1. İtnab-ı makbul: Makbul sayılan söz katmadır. Bu çeşitte anlam pekiştirilir, anlatılacak şey abartılır, kastedilen husus fazla tasvir edilir ve üçü birden sağlanır. Örnek:
    "Yalıların en tabii ve en lüzumlu gezinti vasıtası sandallar! Sade yalıların mı? Boğaziçi’nde herkesin her an, en çok, onlar işine yarıyor. Mehtapla gezginci, sâzende köşkü onlar, saz dinleyicilerin mevkibi onlar, yerine göre madrabazların balık deposu onlar, sebze dükkanı, dondurmacı dükkanı, onlar; yörük manav sergisi onlar, tatlı su damacanalarının ambarı onlar, hasta sedyesi onlar..."
    Ruşen Eşref Ünaydın

    2. İtnâb-ı mümel: Makbul sayılmayan söz katmadır. İtnab-ı mühil de denir. Haşv-ı kabih’ler ve tekrarlar makbul sayılmayan söz katmanlarıdır. Örnek:
    Duâ ile sözü hatmedelim, zîrâ hakikatte
    Sözün gevher olursa yeğdir itnâbından îcâze Nef’î

    --------K------

    KALB
    Sözle ilgili sanatlardandır. Arap harflerine göre bir kelimenin harflerinin yerleri değiştirilerek yapılır. Cinas sanatının bir çeşididir. Cinas-ı kalb, tecnis-i kalb ve maklûb adlarıyla da bilinir. İkiye ayrılır:
    1. Kalb-i kül: Tersinden okunduğu zaman da anlamlı olan kelime çıkan sanattır. Buna kalb-i muntazam veya aks-i müfred de denir. Örnek:

    Mûr gibi emrine kılmış itâat halk-ı Rûm
    Râm olupdur nitekim Mûsâ’ya ey şeh şihr-i mâr

    Sururî Kadim
    Mûr: Karınca, Rûm: Anadolu, Râm: İtaat etme, Mâr: Yılan anlamına gelir.

    2. Kalb-i ba’z: Bir kelimenin harfleri değiştirilerek kelime yazma sanatıdır. Buna maklûb muavvec de denir. Örnek:

    Tahlîsine yok mu duâcı
    Câniler içinde kaldı Nâcî

    Muallim Naci
    Câni: Katil, Nâci: Şairin adı.

    KARAVELLİ
    Asıl hikaye arasına katılan küçük, müstakil hikayeler. Hikayelerin içinde manzum parça bulunmaz. İbret verici veya güldürücü niteliktedirler. Genellikle uzun hikayelerin anlatıldığı toplantılarda zaman zaman dikkatleri başka noktaya çevirmek ve sahneyi değiştirmek için söylenirler.

    KAT’
    Anlamla ilgili sanatlardandır. Susmanın söylemekten etkili olacağı yerde sözü kesmeye denir. Heyecanın doruğa ulaştığı noktada bu yola başvurulur. Genellikle nesirde kullanılan bir sanattır. Örnek:

    Bu dağın çilesi dolmaz,
    Bu dağın çilesi solmaz,
    Bu dağ bir...
    Sus şair,
    Hepsini demek olmaz!

    Halide Nusret Zorlutuna

    KATAR
    Halk edebiyatında alt alta sıralanan dörtlüklerin hepsine birden katar denir.

    KAYABAŞI
    Halk edebiyatımızda bir koşma türü. Özel ezgiyle okunur. Türkülerin ezgilerine göre bölümlenmesinde usulsüz okunan türküler bölümüne girer. Konuları kır ve köy hayatıyla ilgilidir. Çobantürküsü olarak da bilinir.

    KELAM-I KİBAR
    Ulu söz demektir. Velilerin, büyük kişilerin, ahlakçıların özlü sözlerini tanımlamak için kullanılır.

    KEREM HAVALARI
    Saz, bağlama, bozuk düzenler eşliğinde özel bir ezgiyle söylenen türkülerdir. Adını öykü kahramanı Kerem’den aldığı sanılıyor. Akıcılığından dolayı çok tutulan bir üsluptur. Anadolu’nun hemen bütün bölgelerinde söylenir. Kerem, yanık Kerem, kesik Kerem, kandilli Kerem gibi bölümlere ayrılır.



    KESİK
    Halk edebiyatımızda hece sayısı 7 ve 8 olan şiirlerin genel adı.

    --------L-------

    LÂEDRİ
    Arapça sözcük anlamı "bilmiyorum" demek. Yazarı bilinmeyen eserler için kullanılır.

    LEBDEĞMEZ
    İçinde "dudak sessiz harfleri" (yani b, f, m, p, v) diye tanımlanan harfler bulunmayan sözcüklerle yazılmış şiirlerdir. "Dudakdeğmez" adı da verilir. Divan edebiyatında az başvurulan bir yöntemdir. Asıl halk edebiyatımızda kullanılır. Bu türde şiirler söylemek bir ustalık işareti sayılır. Örnek:

    Tarik-i aşka gir ehl-i Hüdâ ol
    Gönül gel layık-i her itilâ ol

    Dilersen dehrde âzâde serlik
    Gurur-i câhı terk eyle gedâ ol

    Cidâl-i kîl ukale yok nihâyet
    Ricalû’llah ile hâl-âşina ol

    Çekil izzetle uzlet gûşesine
    Azîz ol derd-î şöhretten cûda ol

    Dokunmaz leb lebe Remzi okurken
    Dehân-i dil-bere nükte nümâ ol

    Ahmet Remzi Dede
    (Sadece son beyitte dudak sessiz harfleri var)

    LİRİK ŞİİR
    Din, doğa, aşk, özlem, gurbet, vatan, ölüm gibi konularda kişisel duygulanımların dile getirildiği, çoşkulu bir anlatımın kullanıldığı şiirlerdir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini genellikle lir eşliğinde söylediği için isim buradan kaynaklanır. Türk edebiyatında bir dönem bir tür telli saz olan rebab ile şiir söylendiği için lirik şiire "rebabi" denildi. Divan edebiyatında gazel, murabba, şarkı, halk edebiyatımızda koşma ve semailer lirik şiire örnek verilebilir

    -----------M-------

    MÜLEMMA
    Bir şiirin bazı mısraları, bölümleri veya bir mısranın bazı sözcüklerin değişik dillerde yazılması. Divan edebiyatında Arapça, Farsça, Yunanca’nın Türkçe ile birlikte kullanıldığı şiirler yazılmıştır. Tanzimat’tdan sonra bu dillere Fransızca da eklenmiştir. Örnek:

    Eyyüha’r-rağibûne fi’l-evkat!
    Edrikûhâ fe-mâ madâ kad fât.

    Fevt-i fursat me-kün çü vakt-i safâst,
    Ki besî hestder-cihân âfât.

    İrdi bir dem ki behcetinden anın
    Sekiz Uçmâğ’a döndü Altı Cihât.

    İş ke-mâ âşe âşikun va’lem!
    Tâvet in-nefsü tâbet il-evkat.

    MÜNAKKAHİYET
    Gereksiz sözlerden arındırılmış özlü ifade, konuyu gerektiği kadar işleme; anlamlı sözcükler arasında eşitlik bulunması.

    MÜNŞEÂT
    Mensur yazı veya mektupların bir araya getirdiği dergiler. Divan edebiyatında edebi değeri olan yazılar bir defterde toplanır ve meraklıları okurdu. Münşeatlardaki nesirlerde konu birliği aranmaz. Bu eserlerde çeşitli tarih belgeleri yanında edebi metinler ve özel mektupların biraraya getirildiği görülür. Münşeât-ı Feridun Bey, Nergisi ve Veysi’nin münşeatları ünlüdür. Son münşeât örnekleri arasında Münşeât-ı Akif Paşa önemlidir.

    MÜNŞÎ
    Sanatlı düzyazı yazan kişiler. Münşilerin yazılarını toplayan dergiler münşeat’tır.

    MÜNTEHABÂT
    Seçilmiş şeyler. Çokluk aynı türde kaleme alınmış, bir veya daha fazla yazarlara ait yazılar arasından yapılan seçmelerle meydana getirilmiş eser; seçmeler, antoloji.

    MÜSTEŞRİK
    Doğulu milletlerin tarih, din, dil, edebiyat ve kültürlerini araştırıp inceleyen Batılı bilginler. Şarkiyatçı, oryantalist, doğubilimci kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.

    MÜŞAARE
    Karşılıklı şiir söyleme. Edebiyat araştırmacıları müşaareyi üçe ayırır:
    1. Bir divan şairinin manzum eserine diğer bir şairin aynı vezin ve kafiyede nazire yazması.
    2. Âşıklar arasında karşılıklı şiir söyleme. Bir âşığın okuduğu beyit veya kıtaya diğer bir şair aynı vezin ve kafiyede şiir söyleyerek cevap verir.
    3. Edebiyat meraklılarının şiir okumaları, herhangi bir mazmunu ihtiva eden beyitler okunur veya birinin okuduğu beyte karşılık onun son kelimesiyle başlayan bir beyti başkası okur.

    MÜŞAKELE
    Birden fazla anlamı olan sözcüklerin art arda gelecek şekilde, iki anlamı ile kullanılması, birinin söylediği bir sözü bir başkasının değişik anlama gelmek üzere tekrarlaması. Karşılıklı konuşan iki kişiden birinin gerçek veya mecazi anlamda söylediği bir sözü, diğeri başka bir düşünceye yanıt olacak şekilde tekrarlar. Birinci anlamı gerçek olursa çoklukla ikinci kullanıştaki anlamı mecazidir. Örnek:

    "Tezer
    Yine mi kanmıyorsunuz sözüme
    Ne için bakmıyorsunuz yüzüme
    Beni bir kere okşasanız ne çıkar?
    Melik
    Sen çıkarsın... Demek ki fitne çıkar!"

    Abdülhak Hâmid Tarhan

    MÜTAKARRİN
    Kafiyeleri birbirinin peşinden gelen ve iki kafiyeli olan şiir. Örnek:
    Hangi âkıl der ki ancak râh-i gülşenden geçin
    Bir de gafiller şu nâilgâh-i şîvenden geçin

    Muallim Naci

    MÜTEKERRİR
    Murabba, muhammes, müseddes gibi nazım şekillerinde bendlerin sonlarında tekrarlanan mısra veya beyitler.

    MÜTELEVVİN
    Divan edebiyatında bir beytin okunuşu sırasında küçük bir değişiklikle veznin bir başka vezne çevrilmesi.

    MÜZDEVİC
    Murabba, muhammes, müreddes benzeri nazım şekillerinde bendlerin sonundaki mısraların birinci bend ile kafiyeli olması.

    ---------N-------

    NAKARAT
    Şiirlerde bendlerin sonunda tekrarlanan mısra veya mısralar. Bu bölüm, anlam bakımından her bendi şiirin ana duygusuna bağlar. Şiirin, nakarat bölümlerinde ifade olunan duygu ve düşünce etrafında gelişmesini sağlar. Nakarat, halk şiirinde bağlama veya kavuştak diye bilinir. Sözlü musiki eserlerinde aynı söz ve ezgi ile tekrar edilen bölüm de nakarattır.

    NÂME
    Mektup, kitap, risâle, ferman gibi anlamlar taşıyan Farsça bir kelime. Eskiden kitap türü olarak çok kullanılmıştır. Kıyafetnâme, kâbnâme, Hamzanâme gibi. Resmi nitelikteki kağıt ve mektuplar da nâme diye bilinirdi.

    NÂT
    Hazreti Muhammed’i övmek için yazılan şiirler.

    NAZIM
    Dizelerden oluşan vezinli ve kafiyeli anlatım şekli. Kelime, "dizmek, ipliğe inci dizmek" anlamlarını taşır. Nazımda sadece anlam değil, seslerin musikisi de önemlidir. Akılda kolay kaldığı için ezberlenmesi istenen bilgilerin çoğu bu yolla ifade edilir. En küçük birim dizedir (mısra). Ayrıca beyit, kıta, bend gibi nazım birimleri de vardır. Şiirler de nazım şeklinde yazılır, ancak her nazım, şiir değildir.

    NAZİRE
    Bir şairin şiirine başka bir şair tarafından aynı şekil, vezin, kafiye ve redifle yazılan şiir. Divan edebiyatı nazım türüdür. Kelime Arapça "eş, değer" anlamlarındaki nazir’den gelir. Nazire yazma, tanzir, tanzir etme diye anılır. Nazire geleneği Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiştir. İranlı şairler nazireye cevâb adını verirler. Alay ve şaka yollu yazılmış nazirelere tezhil veya hezl denir. Örnek:

    Fuzûlî’nin gazeli
    Hayret ey büt sûretin gördükte lâl eyler meni
    Sûret-i hâlim gören sûret hayâl eyler meni

    Mihr salmazsın mana rahm eylemezsin munca kim
    Sâye tek sevdâ-yı zülfün pây-mâl eyler meni

    Za’fı tâli mân-i tevfik olur her nice kim
    İltifâtın ârzû-mend-i visâl eyler meni

    Men gedâ şahâ yâr olmak yok ammâ neyleyem
    Ârzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler meni

    Tir-i gamzen atma kim bağrım deler kanım döker
    Akd-i zülfün açma kim âşüfte-hâl eyler meni

    Dehr vakf etmiş meni nev-res civanlar aşkına
    Her yeten meh-veş esîr-i hatt u hâl eyler meni

    Ey Fuzûlî kılmazsam terk-i tarîk-i aşk kim
    Bu fazilet dâhil-i ehl-i kemâl eyler meni

    Fuzûlî

    Nedim’in Fuzuli’nin bu gazeline yazdığı nazire:

    Bûs-ı la’lin şöyle sîr-âb-ı zulâl eyler beni
    Kim gören âb-ı hâyât içmiş hayâl eyler beni

    Şâire söz bulmağa minnet yok amma neyleyim
    Âh kim hâyret seni gördükçe lâl eyler beni

    Sevdiğim câm-ı meye hâcet nedir la’l-i lebin
    Bir şeker handeyle mest-i bî mecât eyler beni

    Bağda zülf ü ruhun andıkça bu kimdür deyü
    Sünbül ü gül birbirinden sûal eyler beni

    Nükhet-î zülfünle geldikçe nesîm-i nev-bâhar
    Turra-i sünbül-sıfat âşüfte-hâl eyler beni

    Nâ-tüvânım şöyle çeşmin hasetinden kim gehî
    Sâye-i müjgân-ı âhü pây-mâl eyler beni

    Gerdişin gördükçe sâkî-mülâyım meşrebin
    Arzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler beni

    Hasret-i çeşminle ben hâk-i siyâh olsam dahi
    Baht âhir sürme-i çeşm-i gazâl eyler beni

    Güldürür ya ağlatır ya lütf eder yâhud itâb
    Hâsılı neylerse ol ruhsâr-ı âl eyler beni

    Arz-ı hâlim çok efendim hak-i pây devlete
    Lütfun ammâ bî-niyâz-ı arz-ı hâl eyler beni

    Ben kulun lâyık değildir aslına ammâ yine
    İltifâtın ârzü mend-i visâl eyler beni

    Gûyyâ bilmez efendim bende-i dîrinesin
    Kim Nedîmâ bu mudur deyü suâl eyler beni

    Nedîm

    NESİR
    Duygu, düşünce ve hayallerin dilgilgisi kurallarına uygun cümleler içinde anlatılması şeklindeki edebi eser. Edebiyatın iki anlatım yolundan biridir. Diğeri nazımdır. Nesirde aklın kontrolü altında duygu, düşünce ve hayallere yer verilir. Nazımdan daha geç doğmuştur. Düşüncelerin fadesi için nazımdan çok daha zengin imkanlara sahiptir. Hikaye, roman, tiyatro, masal, hatırat, makale, sohbet, deneme, gezi yazısı, biyografi gibi edebiyat türlerinde hep nesir kullanılır. Nesrin en küçük birimi tek başına bir anlam ifade eden cümledir. Nesir, kullanılan üslûba göre sade nesir, orta nesir ve süslü nesir olmak üzere çeşitlere ayrılır.

    NİDA
    Divan edebiyatımızda bir sanat türü. Şairin korku, sevinç, şaşkınlık, acı, ızdırap, öfke gibi pekiştirilmiş, duygu ve düşüncelerini okuyucuya hissettirebilecek şekilde işlemesi. Çokluk "ey!, hey!, vay!" gibi ünlemlerle seslenilir. Tekrîr ve teşhis sanatlarıyla birlikte kullanılır. Örnek:

    Ey mi’delerin zehr-i tekazası önünde
    Her zilleti bel’eyleyen efvâf kadide;
    Ey fazl-ı tabiatle en âmâde ve mün’im
    Bir fıtrata makrûn iken aç, âtıl ve âkim
    Her ni’meti, her fazlı, hep esbâb-ı rehâyı
    Gökten dilenen züll-ı tevekkül ki...

    Mürâyî


    --------O/Ö------

    OTOBİYOGRAFİ
    Bir kimsenin kendi hayatını yazdığı eser. Biçim ve içeriğiyle bir edebi değer taşımalıdır.

    OTOGRAF
    Yazarın kendi el yazısı. Eskiden hatt-ı dest (el yazısı) deyimi kullanılırdı.

    OTTOVA RİMA
    Sekiz mısralı bir nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiyatında, buradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Batı edebiyatında kafiye şeması, abababcc’dir. Bu şema bizde değişikliğe uğrayarak ababcccb şeklini almıştır. Aabbccdc şekli de görülür. Bu nazım şekli lirik tür için elverişlidir. Ottova Rima’yı edebiyatımızda daha çok Abdülhak Hamid kullanmıştır. Örnek:
    (MAKBER’den)
    Bu makberdir o bâba makdem,
    Bilmem ne duyar girince, adem?
    Sûzişlerimin budur esâsı
    Hep şüphelerin bu en fenâsı
    Benlik acebâ kalır mı ol dem?
    Sönmüş erimekte o nûr-i dîdem.
    Ben gözler idim bu hâli ey yâr
    Senden daha çok zaman akdem...
    Abdülhak Hâmid

    OZAN
    Kopuzla türkü söyleyen en eski Türk şairleri. Osmanlı döneminde halkı şairleri için kullanılırdı. Âşık sözünün karşılığı olduğu gibi meddah anlamını da taşıyordu. Ozanların toplumda önemli yerleri vardı. Beylerin huzurunda, dini törenlerde, elindeki kopuzunu çalarak kahramanlık destanları okurlar, halk arasında kıssa söylerlerdi. Memluk ordusunun mızıka takımında ozan denilen çalgıcılar olduğu tarihi kaynaklarda yazar. Selçuklular’da da benzer durum görülür.

    ÖNSÖZ
    Eserin niçin ve ne amaçla yazıldığını belirtmek için kitabın başına eklenen yazı. Bu bölümde yazar ya kitabın özetini verir veya hangi nedenle yazdığını açıklar. Eskiden, "sebeb-i telif-i kitab" (Kitabın yazılışının sebebi) sözü kullanılırdı. Tanzimat’tan sonra edebiyatçılar, mukaddeme başlığı altında yazdıkları önsözlerde edebiyat anlayışlarını belirleyici açıklamalar yaptı. Namık Kemal’in Celaleddin Harzemşah, Recaizade Mahmud Ekrem’in Zemzeme, Abdülhak Hamid Tarhan’ın Makber mukaddemeleri bunlardandır.

    -------P-------

    PARAGRAF
    Bir fikrin işlendiği yazı bölümü. Bir veya birkaç cümleden meydana gelebilir. Satırbaşı yapılmış her bölüm bir paragraftır.

    PASTORAL
    Çoban ve kır hayatını, köylerdeki yaşayış şeklini anlatan şiir. Grekler’in bukolik dedikleri bu türü Edebiyat-ı Cedide’ciler eş’ar-ırâiyâne (Çoban şiirleri) diye adlandırmışlardır. Pastoral şiir, süsten, kelime oyunlarından, yapmacılıktan uzak sade bir dille yazılır. Eski Yunan edebiyatında Theokrites ile Latin edebiyatında Vergillius, pastoral şiirin ilk ve en güzel örneklerini verdi.

    PELTEKNÂME
    Kekeleme şiiri. Lisan-i pepeği adı da verilir. Halk edebiyatı nazım şeklidir. Âşık, kelimelerin ilk hecelerini, bazen de kelimelerin çoğunluğunu kekeleyerek söyler. Bu tekrarlar ölçüye dahildir. Örnek:
    Bu bu bugün gö gö gördüm yü yü yüzün dilberâ
    Ba ba baktım gö gö gönlüm oluptur ziyaâ
    Di di dilim pe pe peltek sö sö söyler zebanımı
    Ne ne ne derse de de desin dimesin tek sana
    Abdi İmam

    PLOT
    Roman, hikaye, tiyatro gibi eserlerde, baştan sona devam eden hareketlerin yapısı. Bir bakıma eserin planıdır. Kahramanların ve olayların meydana getirdiği devamlılığı ifade eder. İkinci, üçüncü derecedeki kişi ve olaylar, görünüp kaybolan bir başka zaman, mekan ve olayla ortaya çıkan kişiler, duygusal davranışlar plotu tamamlar ve zenginleştirir. Plot, yapısına göre çeşitlere ayrılır. Bazı plotlar trajik olayları, bazıları komedi, masal ve hiciv gibi konuları göstermek için kurulur. Eser, bu plota göre kimlik kazanır.

    POETİKA
    Şiir üzerine düşüncelerin ve teorilerin bütünü. Bu kelime eskiden Fransızca’da yalnız şiirin değil, güzel sanatların teorisini güzelliğin feslefesini, bir bakıma estetiği ifade ederken, bugün şiir sanatı anlamına gelen bir terim olmuştur. Batı dillerinde poetika konusuna giren birçok eser var. Türkçe’de ise, bazı şiirlerin ve grupların bildiri niteliğindeki, genellikle savunmaya dayalı birkaç önsözü görülür. Necip Fazıl Kısakürek’in de bir Poetika’sı var.

    PROZODİ
    Kelimelerin taşıdıkları seslerin değerlerine ve hecelerin taşıması gereken seslere göre söylenmesi. Tonlamaya, hecelerin vuruşuna kelimelerin uzunluk ve kısalıklarına dikkat edilerek söylenir.

    --------R-------

    RAKTA
    Arap harflerine göre bir harfi noktalı, bir harfi noktasız kelimeleri kullanarak şiir yazma.

    REKÂKET
    Kelime veya cümlelerin düzensiz sıralanmasından ileri gelen okumayı zorlaştırıcı durum. Divan edebiyatında yazıda kusur sayılırdı.

    RİKKAT
    Anlatımda söylenişleri kulakta ince, hafif, hoş etki bırakan sözcüklerin kullanılması. Sanatçı sevgi, şefkat, muhabbet, güzellik gibi konuları anlatırkenn sözcükleri de uygun düşecek şekilde ince sesle kurulanlardan seçer. Bu sözcükler kelimâ-ı rahika, taşıdıkları özellik de rikkatdiye adlandırılır.

    RİSALE
    Küçük kitap, broşür. İlim veya sanata dair yazılar. Önceleri çokluk dini konuları ele alan küçük hacimli kitaplar bu adla anılırlardı.

    RİTM
    Şiirde, hecelerdeki vurgu, uzunluk, kısalık, kalınlık, incelik, yükseklik gibi ses özelliklerinin ve duraklarının düzenli bir şekilde tekrarlanmasından doğan uyum.

    RONDELET
    Yedi mısralı ek bendden meydana gelen Fransız nazım şekli.

    RÜCÛ
    Divan edebiyatı sanatlarından. Bir düşünceyi daha güçlü hale getirmek için, söylenen sözden vazgeçer gibi davranılır. Espri, üzüntü, sevinç, dehşet, hayret durumlarında ifadeyi daha güçlü ve canlı kılmak için kullanılır. Vazgeçme döngü halinde de yapılabilir. Örnek:

    Eder isyanıma gönlümde nedâmegalebe
    Neyleyeyim yüz bulamam ye’s ile afvime talebe
    Ne dedim? Tövbeler olsun, bu dafi’i şerdir
    Benim özrüm günehimden iki kat beterdir
    Nûr-i rahmet niye güldürmeye rûy-i siyehim
    Tanrı’nın mağfiretinden de büyük mü günehim?
    Şinasi

    --------S/Ş-------

    SADR
    Bir beyitte birinci mısranın ilk parçası ile nesirde cümlenin ilk parçası.

    SAGU
    İslamiyet öncesi Türk edebiyatında ölen kimselerin arkasından söylenen şiirler. Sevilen, sayılan özellikle gösterdiği kahramanlıklarla tanınmış kimselerin ölümü üzerine ozanlar tarafından, yuğ adı verilen cenaze törenlerinde okunur, ölen kişinin yiğitliği, iyiliği, cömertliği, faziletleri dile getirilirdi.

    SAKİNAME
    Sakiye (içki sunana) seslenmek yoluyla içkiyi (çokluk şarabı) ve içki meclislerini, adetlerini, içkiyle alakalı bütün düşünce, duygu ve kavramı bazan tasavvufi, bazan da dünyevi işleyen şiirler. Mesnevi şeklinde yazılır. Terkib-i bend, terc-i bend veya kaside şeklinde de görülür.

    SALİYE
    Divan edebiyatımızda yeni yılı kutlamak için yazılan şiirler. Bu şiirlerde daima girilen yılın tarihini tespit eden bir beyit de bulunur.

    SARMA KAFİYE
    Dört mısralık bendlerle kurulan nazım şekli. Her dörtlükte birinci ile dördüncü, ikinci ile üçüncü mısralar kendi aralarında kafiyelidir. Kafiye şeması şöyledir: Abba, cddc, effe. Örnek:

    Rûhumu bu çarmıha kendi ellerimle gerdim:
    Bir nebi ızdırabı kaynıyor her yerimde.
    Ölüm, siyah bir tütsü yakıyor gözlerimde
    Aldığım her nefesi son nefes gibi verdim!
    Yusuf Ziya Ortaç

    SATRANÇ
    Saz şairleri tarafından aruzun müfte’ilün müfte’ilün müfte’ilün kalıbıyla ve musammat gazel şeklinde yazılan şiirler. Musammat beyitlerden oluştuğu için, her mısra kafiyeli iki eşit parçaya bölünür. Bu parçalar alt alta yazıldıklarında dörtlüklerden meydana gelen yeni bir şekil ortaya çıkar. Bu şeklin kafiye şeması şöyledir: abab cccb dddb... Örnek:

    Sevdi gönül bir püsteri / Sanatı terzi güzeli
    Hüsnünü bir muhtasarı / Şerh ederek söylemeli

    Matlanın fâikını / Sohbetinin lâyıkını
    Ben gibi bir âşıkını / Eylemiş aşkıyle deli

    Düştü gönül çâresine / Kaşlarının karesine
    Çehre-i menâresine / Yandı derûnum göreli

    Vardı ellerim eline / Tutuldu dilim diline
    Kâkülünün bir teline / Bağladı bu cân ü dili
    Emrahî

    SAYA
    Aşık edebiyatında nesir. Mensur karşılığı olarak da sayalı kullanılır. Secili (müsecca) nesre ise ayaklı saya adı verilir.

    SEBK-İ HİNDÎ
    Divan edebiyatında kullanılan bir üslup. Terim, "Hint tarzı, Hint üslûbu" anlamına gelir. Türk edebiyatına XVII. İran şairlerinin etkisiyle girdi. Bu nedenle sebk-i İsfahâni diye de bilinir. İran edebiyatına ise Hindistan’dan geçmiştir.

    SECİ
    Cümlelerin veya bir cümle içinde birden çok kelimenin sonlarındaki ses benzerliği. Nesirde kullanılan bir çeşit kafiyedir. Secili nesre müsecca adı verilir. Edebiyatımıza Arap edebiyatından geçmiştir.

    SEHL-İ MÜMTENİ
    Söylenmesi kolay görülen ama benzeri yapılmak istendiğinde güçlüğü ortaya çıkan söz. Bu tür sözler sade ve derin anlamlıdırlar. En güzel örneklerini Yunus Emre, Süleyman Çelebi, Mehmed Akif Ersoy vermişlerdir. Örnek:

    Ete kemiğe büründüm
    Yunus diye göründüm
    Yunus Emre

    SELÂMET
    Cümlelerin doğru ve sağlam olması. İfadenin düşük, eksik olmaması gerekir.

    SELÂSET
    Bir yazıda cümle ve kelimelerin akıcı, âhenkli, kolay ve anlaşılır olması. Selâset, sözüklerin birbirine uygun seçilmesiyle sağlanır.

    SELH
    Başkasına ait bir şiirin anlamını alıp kelimelerini değiştirerek yeniden yazmak. Selh intikal’in bir çeşidi sayılır.

    SELİS
    Halk şiiri nazım şekli. Aruzun fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün kalıbıyla gazel şeklinde yazılır. Murabba, muhammes, müseddes şeklinde yazılmış selislere de rastlanır. Kafiye düzeni divan, semai ve kalenderi nazım şekilleri ile aynıdır. Örnek:

    Benden özge sana yok âşık-ı âvâre güzel
    Sûziş-ı firkat ile yakma beni nâre güzel

    Dün gece dîde-i hunkâr ile ettikte nigâh
    Ciğerim başına açtın yine bir yâre güzel
    Nûrî

    SERBEST NAZIM
    Bend, vezin ve kafiye kurallarına bağlı olmayan nazım şekli. Bendlerin, mısraların ve hecelerin sayıları belli düzene bağlı değildir. Şair isterse kafiyeli yazar. Bendleri sınırlayabilir veya sınırlamaz. Önce Fransız sembolistleri arasında yayıldı. Türk edebiyatına Servet-i Fünûn döneminde Batı edebiyatından girdi. Serbest nazmın uygulanışı üç aşama geçirdi:
    1. Vezinli-kafiyeli serbest nazım: Servet-i Fünûn ve Fecr-i Âti döneminde görülür. Mısralar bir kelimeye kadar kısaldı, kafiye belli bir kurala göre sıraland. Aruz veznine yer verildi, bir şiirde birkaç aruz kalıbı veya bu kalıpların çeşitli cüzleri kullanıldı.
    2. Vezinsiz-kafiyeli serbest nazım: 1925-1930 yıllarında görülmüş, 1930’dan sonra yaygınlık kazanmıştır. Vezin bırakılmış, bir heceye kadar küçülen dizeler kurulmuştur. Bu dizeler hiçbir dış düzene bağlı değildir. Şair belirtmek istediği fikri taşıyan kelimeyi öne çıkarır. Büyük harfler sadece cümle başlarında kullanılabilir. Kafiyeli mısraların arası açılarak kafiye örgüsü gevşetilir.
    3. Vezinsiz-kafiyesiz serbest nazım: 1940 yılından sonra yaygınlaşan bu anlayışta vezin ve kafiye tamamen bırakıldı şiirde iç uyum önem kazandı. Örnek:

    Yolcu Yolunda Gerek

    Hastalar,
    Kar isterler
    Kafdağının ardından
    Ve buluttan döşek,
    Onlar,
    Yaramaz çocuklardır,
    Sallar durur,
    Dünyanın balkonundan,
    Düştü düşecek!
    Gölgen kaçıyorsa senden,
    Düşmüşse gökte yıldızın,
    Kavga başlar canla ten arasında
    Ne bilelim;
    Hangi pınarın suyu,
    Ya da çiçeğin özünde derman,
    Büyük yerden geldi ferman
    Yolcu yolunda gerek
    Ali Akbaş

    SONE
    İlk iki bendi dörtlük, son iki bendi üçlük on dört mısradan oluşan nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış, sonra Fransız edebiyatına, oradan da diğer Avrupa edebiyatlarına geçmiştir. Edebiyatımızda ilk Cenab Şahabeddin’in sone şeklinde şiir yazdığını görüyoruz. Servet-i Fünûn şairlerinin hemen hepsi bu nazım şeklini benimser. Sone kafiye sistemi üçe ayrılır.
    1. İtalyan tipi: Kafiye şeması abba, abba, ccd, ede
    2. Fransız tipi: Kafiye şeması abba, abba, ccd, eed
    (İtalyan ve Fransız tipi sone arasındaki tek fark son üçlüğün düzenindedir.)
    3. İngiliz tipi: Mısra sayısı değişmemekle beraber ilk on iki mısra tek bir bend, son iki mısra da ayrı bir bend halinde yazılırlar. Kafiye şeması: a b a b c d c d e f e f g g. Örnek:

    Yüksük

    Yüksüğün ince şeklini yazmak
    Bana pek güç gelir kadınlardan
    Sorunuz belki bir güzel parmak
    onu tersim için bulur imkan

    Bunu bir çekmenin içinde gören
    Mu’teber bir refik-i hane sanır;
    Kadrini pek bilirler elde iken,
    Düştüğü anda mutlaka alınır.

    O da layık nezâketin eline:
    Tenine saplanır iken iğne,
    Yine pekçok sever iş işlemeyi;

    Bin letâfetle çırpınır her ân...
    Sanki bir nahl-i nev-hayâta konan
    Küçücük bir kuşun küçük yüreği!
    Ali Ekrem (Bolayır)
    іηηα lіllαні νэ іηηα іlэууні яαcіuη (Âl­і Îмяαη 185) "нэя иэfs Ōlūмū таδаcактιя"

    "Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn"(Ankebut 57) "Her Nefs Ölümü Tadıcıdır.Sonra Bize Döndürüleceksiniz"

    “αηℓα∂ıм ιşι; ѕαηαт αℓℓαн’ı αяαмαкмış, мαяιƒєт вυ, gєяιѕι уαℓηız çєℓιк çσмαкмış”


  2. #2
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,307

    Türk Edebiyatı Tarihi

    Türk Edebiyatı Tarihi

    Türk edebiyatı tarihi, Türklerin kültür değişimlerine göre üç ana grupta incelenir:
    • İslamiyetten Önceki Türk Edebiyatı
    • İslam Etkisindeki Türk Edebiyatı
    • Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı


    Elbette bu üç grubu kesin hatlarla birbirinden ayırmak mümkün değildir. Çünkü İslam etkisine girince eski edebiyat tamamen yok olmadığı gibi Batı etkisine girince de İslami edebiyat bitmemiştir. Ancak genel tercihin değişmesi, bu ayrımı ortaya koyar. Bu ana grubun içinde de değişik anlayışların oluşturduğu ayrılmalar görülür. Bunları bir şema halinde gösterelim.

    İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

    Tarihin karanlık devirlerinden, İslamiyetin kabul edildiği 8. - 10. yüzyıla kadar sürer . Bu edebiyatı kendi içinde iki gruba ayırabiliriz.

    1. Sözlü Edebiyat

    Henüz yazı yokken , Türk toplumlarında ozan denen saz şairleri bulunurdu. Bunlar, dini törenlerde ve bütün sosyal etkinliklerde şiir söyler, destan okurlardı. Böylece dilden dile dolaşan bir şiir geleneği oluşmuş, tarih boyunca tüm kültür değişmelerine rağmen yok olmayan bu gelenek günümüze kadar sürmüştür.
    Bu edebiyatın genel özelliklerini şu şekilde maddeleştirebiliriz:

    • Asıl ürününü doğal destanlar dediğimiz tür oluşturur.
    • Sığır (av törenleri), şölen (dini ayinler), yuğ (ölen kişinin ardından yapılan törenler) adı verilen toplantılardan doğmuştur.
    • Ozan, baksı, kam denen kişilerce, saz eşliğinde söylenir.
    • Şiirlerde hece ölçüsü kullanılmış, bunların yedili sekizli ve on ikili olanları tercih edilmiştir.
    • Dörtlük nazım birimi kullanılmıştır.
    • Daha çok yarım kafiye ve redif kullanılmıştır. Bazı şiirlerde kafiye, dize başlarında görülmekle birlikte, sonlarda kullanılması daha yaygındır.
    • Nazım şekli olarak, sav, sagu ve koşuklar görülür. Sav, atasözü özelliği gösteren şiirlerdir. Şiir şeklinde olmayan savlar da vardır. Sagu ölen kişinin ardından söylenen ağıtlardır. Koşuk; aşk, hasret, doğa güzelliği hakkındaki şiirlerdir.
    • Dil yabancı tesirlerden uzak, saf bir Türkçedir.


    Sözlü edebiyatın en önemli kaynağı destanlardır. Dünya edebiyatları içinde destanlar yönüyle en zengin edebiyat Türk edebiyatıdır. Diğer milletlerin bir veya iki destanı varken Türklerin bunlardan kat kat fazla destanı vardır.
    Destan, milletin hayatını derinden etkileyen büyük savaşlar, göçler, istilalar sonucunda oluşur. Eğer tarihin karanlık devirlerinde, halk arasında oluşmuş ve sonradan bir şair ya da yazar tarafından yazıya geçirilmişse doğal destan adını alır. Millet hayatında önemi olan bir olayı bir şair ya da yazar kendisi destanlaştırmışsa buna da yapma destan denir.
    Elbette bir milletin tarih zenginliğini doğal destanlar ortaya koyar. Bu yönüyle Türk destanları bir hayli önemlidir.
    Türk destanları iki gruba ayrılır: İslamiyetten önceki destanlar ve İslamiyetten sonraki destanlar.

    İslamiyetten Önceki Destanlar

    Alp Er Tunga Destanı

    M.Ö. VII. asırda Türk - İran savaşlarında ün kazanmış, İran ordularını defalarca mağlup etmiş bir Türk hükümdarını anlatır. Daha sonra İranlılar tarafından hile ile öldürülmüştür. Onun İran destanındaki adı Afrasyab’dır. Alp Er Tunga’nın ölümünde söylenmiş bir sagu Divan-ı Lügat’it Türk’te bulunmuştur. Ancak bununla ilgili asıl bilgi Şehname adlı İran destanında vardır.

    Şu Destanı

    Şu adındaki bir hükümdarın Büyük İskender’in Türk illerine yürüyüşü sırasında onunla yaptığı savaşları anlatır. Sonunda Şu, İskender’le anlaşır ve Balasagun yöresine yerleşir. Bazı Türk boylarının adlarının nereden geldiğinin izahı yönüyle önemlidir. Eski Saka devletinde hükümdarlara Şu adı verilmesi dolayısıyla, bu destan Saka destanı olarak da bilinir.

    Hun - Oğuz Destanları

    Eski Türk devletlerinden tarihini en iyi bildiğimiz büyük devlet Hunlardır. İki destanları vardır. Doğu Hunları temsil eden Oğuz Kağan ve Batı Hunları temsil eden Attila destanlarıdır.

    Oğuz Kağan Destanı

    Oğuz Kağan adlı bir hükümdarın savaşlarının anlatıldığı en önemli Türk destanlarındandır. M.Ö. II. asırda doğmuştur. Birçok değişikliğe uğramış, birçok katkılarla değişmiştir. Destanda Türklerin bazı boylarının isimlerinin nereden geldiği anlatılır. Oğuz Kağan’ın halkına değişik hedefler göstermesi de dikkate değer bir husustur.

    Attila Destanı

    Batı Hun Hükümdarı Attila’nın fetihleri etrafında oluşmuştur. M.S. V. asırda Avrupa’ya korkulu yıllar yaşatan Attila, Rusya’dan Fransa’ya kadar bütün Avrupa’yı almış, Roma’ya kadar uzanmıştır. Evlendiği gece çok içtiğinden burun kanamasıyla ölmüştür. Destanda onun ölümüyle ilgili söylenen ağıtta bir ölüm feryadı değil, kahramanlıklar anlatılmıştır.

    Gök - Türk Destanları

    Tarihte kurdukları devlete Türk adını veren ilk Türkler; Gök-Türkler’dir. M.S. V. asırdan VIII. asra kadar Ortaasya’yı ellerinde tutmuşlardır. Gök-Türklerin devlet kurmadan önceki yaşayış ve inançlarını anlatan iki destanları vardır: Bozkurt Destanı ve Ergenekon Destanı.

    Bozkurt Destanı

    Destanın esası yok olma felaketine uğrayan Gök-Türk soyunun yeniden dirilip çoğalmasında bir Bozkurt’un Anne Kurt olarak etkili olmasıdır.

    Ergenekon Destanı


    Düşmanları tarafından yenilen Türkler, yok olma aşamasına gelmişti. Düşmanın elinden kaçabilen iki aile, yolu izi olmayan Ergenekon’a gelmiş orada dört yüz yıl büyüyüp çoğalmış ve demir dağı eritip Ergenekon’dan çıkmışlar; atalarının düşmanlarını yenip Gök-Türk devletini kurmuşlardır. Destanın en önemli özelliği tarihle benzerlik göstermesidir. Türklerin demiri işleyen ilk kavim olduğunu anlatması da önemlidir.

    Dokuz Oğuz - On Uygur Destanları

    Dokuz Oğuz boyuyla On Uygur boyu birleşip tek bir boy haline gelmişlerdir. İki destanları vardır: Türeyiş Destanı ve Göç Destanı.

    Türeyiş Destanı

    Destana göre eski Hun hükümdarının iki kızı vardı. Hükümdar, kızlarının tanrılarla evlenmelerini istiyordu.
    Bu yüzden onları insanlardan uzak bir yere bıraktı.
    Tanrı nihayet Bozkurt şeklinde geldi ve kızlarla evlendi. Bu evlenmeden bozkurt ruhu taşıyan Dokuz Oğuz - On Uygur çocukları doğdu.

    Göç Destanı

    Uygurların hükümdarının Çinlilerle savaşmamak için Çin prensesiyle evlenmek istemesi ve Çinlilerin bu prenses karşılığında Türklerce kutsal sayılan bir taşı almalarını anlatır. Taş gidince Uygur ülkesine felaket çöker. Uygur halkı Beş Balıg denilen yere yerleşir. Destanın en önemli özelliği değersiz bir kaya parçasının bile hiçbir şey uğruna düşmana verilmeyeceği inancını anlatmasıdır.
    İslamiyetten sonraki destanları Halk edebiyatında anlatacağız.
    Türklerden başka milletlerin de tarihi destanları vardır: Bunlar doğal destanlardır.Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.


    Almanların Nibelungen
    Finlilerin Kal*******a
    Fransızların Chanson de Roland
    İngilizlerin Robin Hood
    Yunanlıların İlyada ve Odysse
    Rusların İgor
    Hintlilerin Mahabarata ve Ramayana
    İranlıların Şehname
    Japonların Şinto

    2. Yazılı Edebiyat

    Türklerin yazılı eserler ortaya koymasıyla başlar. Yazılı Türk edebiyatının, bugün elimizde sağlam vesikaları bulunan başlangıcı M.S. VIII. asra aittir. Bu vesikalar ilk ulusal alfabemiz olan Gök-Türk yazısıyla yazılmış Gök-Türk yazıtlarıdır. Yazıtlardaki alfabenin işlenmişliğine bakılırsa bu yazı dilinin çok eski çağlarda da kullanılmış olması muhtemeldir. Nitekim V. asırda yazıldığı söylenen ve Kırgızlara ait olduğu bilinen Yenisey Yazıtlarında da aynı alfabenin kullanıldığı görülmektedir.

    Gök-Türk Yazıtları (Orhun Abideleri)


    Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleri, taşlar üzerine yazılarak bırakılmış eserlerdir. Bunlar üç taş halindedir. Bunlardan birincisi 720 yılında Tonyukuk tarafından diktirilen ve yine Tonyukuk tarafından yazdırılan taştır. Diğer iki kitabeden birisi 732 yılında Kültigin adına, diğeri 735 yılında Bilge Kağan adına dikilmiştir.
    Yazıtlarda kullanılan dil, yabancı tesirlerden uzak, sade bir dildir. Yer yer realist bir tarih dili, yer yer milli ve sosyal eleştiri cümleleri, yer yer kudretli bir hitabet dili ile yazılmıştır.
    Yazıtlarda Türk milletinin benliğini unutmaması gerektiği, düşmanın tatlı sözlerine, hediyelerine aldanmayıp vatanın birlik ve beraberliği için çalışılması gerektiği anlatılmıştır. Yazıtlar aynı zamanda Türk boylarının isimlerini içeren yazılı bir belgedir.
    Yazıtlardan XIII. yüzyılda Cüveyni, “Tarih-i Cihangüşa" adlı eserinde söz etmiş ancak bu pek ilgi görmemiştir. Yazıtları Avrupa ilmine ilk kez Strahlenberg isimli bir İsveç subayı tanıtmıştır. Yazılar ise 1893'te Danimarkalı Prof. Thomsen tarafından çözülmüştür. 1922'de tamamı okunarak yayınlanmıştır.
    Türklerin İslamiyetten önce kullandıkları bir diğer alfabe de Uygur alfabesidir. Bu, Uygurların oluşturduğu bir alfabe olmayıp Mani dinine mensup Soğdak yazısıdır. Uygurlar Mani dinini kabul edince o dinin alfabesini de kabullenmişlerdir. Bu alfabeyle yazılan Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek adlı eserler Budizm’i anlatan dini metinlerdir.

    İslam Etkisindeki Türk Edebiyatı
    İslamiyetin Kabulü, Türklerde büyük değişiklikler yaptı. Yaşayışları, kültürleri yeni dinle şekillendi ve dolayısıyla bu, sanatlarında da oldukça geniş bir değişiklik yaptı. Bu sırada İslamı yerinde öğrenmek için birçok Türk aydını Arap ve Fars diyarlarına gitti. Burada Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrenen aydınları, bu dillerin son derece gelişmiş ince edebiyatları büyük ölçüde etkiledi. Bu edebiyatı Türkçe’ye uygulamak istediler ve böylece yeni bir edebiyatın başlamasını sağladılar. Sonuçta Batıyla tanışana kadar sürecek yaklaşık on asırlık bir edebiyat başlamış oldu.

    İlk Sanatçılar ve İlk Eserler

    İslamiyetle VIII. yüzyılda tanışmasına rağmen Türklerin elimizde bulunan ilk İslami eserleri XI. yüzyılda yazılmıştır. Ancak bunlara ilk İslami eser demek de zordur. Çünkü eserlerdeki üslup, onlardan önce bu tarz eserlerin olduğu izlenimi vermektedir. Ancak bunlar tarih içinde kaybolmuştur. Belki tarihi araştırmalar ileride daha eski örnekleri ortaya çıkarır.
    Şimdi elimizde bulunan ilk İslami eserleri inceleyelim.

    Kutadgu Bilig

    Yusuf Has Hacib tarafından yazılan bu eser elimizdeki en eski İslami eserdir.
    Kutluluk bilgisi, saadet bilgisi, devlet olma bilgisi anlamındadır. Kitap gerek fert olarak gerekse toplum halinde yaşayan insanların, iyi bir siyasetle idare edilip, dünyada ve ahirette mesut olabilmeleri için tutulacak yolları gösterir. Bu yönüyle bu kitaba bir “siyasetname” denebilir. Eser mesnevi nazım biçimiyle yazılmış olup 6645 beyittir. Aruz ölçüsüyle yazılan beyitler dışında, Türk şiirine has dörtlükler, cinaslar da görülür.

    Hakaniye lehçesiyle yazılmış olan eserde kelimelerin çoğu Türkçe olmasına rağmen özellikle dini terimlerin Arapça olduğu görülür. Az da olsa Farsça sözcüklere rastlamak da mümkündür. Eserde dört şahıs konuşturulur. Aslında bunlar sembolik şahıslardır. Bunlardan Güntoğdu adlı hükümdar, adaleti; Aytoldı adlı vezir, saadeti; Öğdülmüş adlı vezirin oğlu aklı; Odgurmuş adlı bir dindar da kanaat etmeyi temsil eder.
    Eser 1070 yılında Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.

    Divan-ı Lügat’it Türk

    Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu eser Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır. Ancak hazırlanışı ve içindekiler bakımından devrinin dili, tarihi, coğrafyası ve sosyolojisi hakkında değerli bilgilerle zengin bir milli kültür hazinesidir.

    Eser, Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla yazılmış, bu nedenle Arap diliyle kaleme alınmıştır. Arapça olmakla beraber içinde o devir için çok sayıda Türkçe kelime ile Türk Halk edebiyatından ve halk dilinden alınmış çok sayıda şiir örnekleri, Türkçe deyimler ve atasözleri vardır. Türkçe kelimelerin sayısı 7500'den fazladır.

    Divan-ı Lügat’it Türk’teki Türkçe örnekler, Gök-Türk yazıtlarından bu yana bize kadar ulaşan en eski Türk edebiyatı hatıralarıdır. Bunlar arasında koşuklar, sagular, destan parçaları vardır.

    Atabet’ül Hakayık

    Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılan bu eser Kutadgu Bilig’den yarım asır sonra gelir. Kitabın adı “Hakikatlar eşiği” anlamına gelir. Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
    Bütünü, gazel şeklinde söylenmiş 46 beyit ve 101 dörtlükten oluşur. Aruz ölçüsüyle ve Kutadgu Bilig’in kalıbıyla yazılmıştır.
    Eserin konusu tamamen dini ve ahlakidir. Yazar, bu eserle didaktik bir vaaz ve nasihat kitabı yazmak istemiştir. Eserde dindarlığın faziletlerinden, ilmin mutluluğa götüren yol olduğundan söz edilir.
    XI. asırda yazılan bu üç eserle, Türk edebiyatına yeni bir kapı açılmıştır. Artık Türk aydınının önünde Arap ve Fars edebiyatları gibi iki klasik edebiyat vardı.

    • • •

    Ancak aydınların bu tercihinin, halkın tümüne yayıldığını söylemek zordur. Halk arasında ozan denilen saz şairleri etkisini hiç kaybetmemiş, özellikle göçebe boylar arasında aynı işlevini sürdürmüştür. Ancak müslüman olan ozanların şiirlerini, destan ve koşuklarını İslami motifle süslememeleri beklenemezdi. Bunun açık tesirini İslamiyetten sonra oluşan Türk destanlarında görüyoruz. Bunlardan önemlileri şunlardır.

    Satuk Buğra Han Destanı

    Müslüman olan ilk Türk devletini kuran Satuk Buğra Han’ı anlatan destan, birtakım olayları ve coğrafi mekanları doğru vermesine rağmen tarih kabul edilemeyecek kadar destansı ve hayali motiflerle süslüdür. 9. ve 10. asırda oluşmuştur. Eski Türk destanlarındaki motifler İslami anlayışla değiştirilmiş ve müslümanlarla kafirlerin savaşı haline dönüşmüştür.

    Manas Destanı

    Kırgız Türkleri arasında 11. ve 12. asırlarda oluşmaya başlamış, kısa zamanda büyük bir Türk destanı halini almıştır. Destanda Manas adlı bir kahramanın kafirlerle savaşları anlatılır. Elbette halk kültüründe oluştuğundan eski destanlardan motifler de alınmıştır. Destan Kırgız Türkçesiyle yazılmıştır.

    Cengiz Destanı

    Ortaasya’da 13. asırda oluşan ve Moğol hükümdarı Cengiz’in hayatını ve savaşlarını anlatan destandır.

    • • •

    İslamiyetin kabulünden sonra Ortaasya’da görülen bir diğer edebiyat da Tasavvuf edebiyatıdır.
    Tasavvuf, İslamiyeti yaymak için kurulan tekke ve tarikatların oluşturduğu bir akımdır. Tek amacı Allah’ı tanıtmak, sevdirmek, hissettirmektir. Bu amaçla ilk tarikat Ortaasya’da 12.yüzyılda görülür. Bu tarikatı kuran ve hemen yaşadığı asırdan başlayarak binlerce Türk insanı üzerinde asırlar boyu, derin tesir bırakan ilk büyük mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi’dir.

    Hoca Ahmet Yesevi

    Yesevi çok sevilen tarikatıyla, Ortaasya Türkleri arasında İslamın yerleşip genişlemesini sağlamıştır. İslamla ilgili sözlerini Divan-ı Hikmet adını verdiği kitapta toplamıştır.
    Bu eserdeki şiirler dil, ölçü, şekil gibi dış unsurları bakımından halk şiirine yakındır. Sade bir Türkçeyle 7'li ve 12'li hece kalıplarıyla söylenen bu şiirler dörtlükler halindedir. Ancak çok az da olsa aruzla söylenen dörtlükler de vardır.
    Divan-ı Hikmet bu dönemde ele geçen diğer eserler gibi Hakaniye Lehçesiyle yazılmıştır. Eserde Allah aşkına, peygamber sevgisine, ibadete, cennet ve cehenneme, Allah’tan başkasına duyulan sevginin gönülden çıkarılmasına dair birçok manzume sıralanmıştır.
    Yesevi’nin tarikatında eğitilmiş birçok mürit göç eden boylarla beraber Anadolu’ya gelmiş, tarikatın öğretilerini burada yayarak yeni tarikatlerin kurulmasına katkıda bulunmuştur.

    • • •

    1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklere Anadolu’nun kapıları tamamen açılmış ve Türk boyları akın akın Anadolu’ya göç etmiştir. Özellikle 12. yüzyılda yoğun bir göç dalgası Anadolu’nun tümüne yayılmış, müslüman Türk nüfusu bir hayli artmıştır. Elbette bu nüfusla beraber büyük bir kültür ve medeniyet de gelmiş, Ortaasya Türk kültürü yeni bir koldan gelişmeye başlamıştır. Yaklaşık iki yüz yıl Anadolu’ya yerleşmeye çalışan Türkler bundan sonra yeni eserler vermeye başlamış ve böylece “Anadolu Türk Edebiyatı” başlamıştır.

  3. #3
    tuğyan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-09
    İtibar Puanı
    10
    Mesajlar
    51
    çok çok yararlı ve güzel bi paylaşım olmuş...bilgsayaraa kaydettim zevkle okuyacagım...teşekkürler
    [SIGPIC][/SIGPIC]

    loSing my religion...

  4. #4
    Esma_58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-08
    Bulunduğu yer
    Almanya
    İtibar Puanı
    783
    Mesajlar
    1,944
    Türkiye'de okuma imkanim olsaydi, kesinlikle ve kesinlikle Türk dili ve Edebiyati okurdum..
    Hep icimde kalmistir, paylastigin icin tesekkürler, benim icin cok degerli bilgiler bunlar..
    Sagolasin
    Peace/Love/Rock

+ Konuyu Cevapla

Bu Konu İçin Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198