Dünya şans eseri bing bang ile varoluyor ,
milimetrik hesaplar üzerinde kurulu oluyor (Oksijen oranı, dünyanın güneşe uzaklığı, besin zincirleri vb.. yüzlerce şey) Buda şans eseri
Bu ne tesadüf , bu ne şanstır ya.![]()
Einstein’dan din karşıtı görüşler
DIŞ HABERLER SERVİSİ En büyük kuramsal fizikçi Albert Einstein, yeni ortaya çıkan 1954 tarihli bir mektubunda, dinler için ‘insan zaafının ifadesi, çocukça, ilkel efsaneler’ diyor
Gelmiş geçmiş en büyük kuramsal fizikçi olarak gösterilen Albert Einstein’ın, din ve Tanrı inancına itibar etmediği ve özellikle ömrünün son yılında bu kavramlar için “çocukça, ilkel efsaneler” nitelemelerinde bulunduğu ortaya çıktı.
‘İlkel efsaneler’
The Daily Telegraph’ın haberine göre, ünlü bilim adamı, yeni ortaya çıkarılan ve 3 Ocak 1954 tarihini taşıyan bir mektubunda, dinlerin “çocukça” ve “ilkel efsaneler” olduğunu savunduktan sonra bu olgunun hangi zorlama ve incelikli yorum yapılırsa yapılsın değişmeyeceğini vurguluyor.
Einstein için dinin anlamı
Din ve Tanrı konusundaki görüşleri her zaman tartışma yaratan ve dinsel içerikli en ünlü sözü “Tanrı zar atmaz” olan Einstein, bu sözü nedeniyle Tanrı inancı olan bir bilim adamı olarak algılanıyordu. Ancak Einstein, yeni ortaya çıkan söz konusu mektubunda, filozof Eric Gutkind’in görüşlerine yanıt verirken, yaşamının son döneminde dini duygularının son derece zayıf olduğunu hatta din karşıtı görüşlere sahip olduğunu ortaya koyan ifadelere yer veriyor. Einstein, “Tanrı sözcüğü benim için insanın zaaflarının bir ifadesi ve ürünü olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. İncil de yüce bir kitap ama yine de ilkel efsanelerden oluşan bir koleksiyon ve aynı zamanda oldukça çocukca” diye yazıyor.
Yahudiler seçilmiş değil
Bu mektubu yazdıktan bir yıl sonra 76 yaşında ölen Einstein, kendisi de Yahudi olmasına rağmen eleştiri oklarını Yahudilerin inancı Museviliğe karşı yöneltmekten çekinmiyor.
Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş bir kavim olduğu şeklindeki inancı geçersiz bulan Einstein, “Bence Musevilik de tıpkı öteki dinler gibi en çocukça hurafelerin yeniden canlandırılmasından başka bir şey değil. Mensubu olmaktan memnuniyet duyduğum ve zihnen bana çekici gelen Yahudiler de öteki insanlardan farklı özelliklere ve meziyetlere sahip değil” diyor.
Açık artırmada satılacak
“Hayat tecrübem Yahudilerin öteki insanlardan daha iyi olmadıklarını gösteriyor” diyen Albert Einstein, “Onların seçilmiş kavim olduğunu gösteren herhangi bir şey görmüyorum” ifadelerini kullanıyor.
Einstein’ın söz konusu mektubunun şimdiye kadar özel kişilerce muhafaza edildiği, İngiltere’deki Bloomsbury müzayede şirketi tarafından satışa çıkarılacağı ve 8 bin sterline alıcı bulabileceği belirtildi.
Milliyetin sitesinden alınmıştır.
Ayrıca Albert Einstein ve Stephen Hawking din ve tanrı ile ilgili diğer sözleri:
ALBERT EINSTEIN
Ünlü fizikçi A. Einstein'ın Tanrı'ya inandığı çok söylenir. Fakat Einstein'ın Tanrı'dan bahsederken kastettiği ile teistlerin Tanrı'dan kastettiği aynı şey değildir. Bakın Einstein Tanrı konusunda neler demiş:
"Hayatın gelişmesi ve yüceltilmesine ilişkin temel ahlaki ilkelerin öneminin bilince çıkarılmasında, kural koyucu inancına özellikle de ödüllendiren ya da cezalandıran bir kural koyucuya gereksinim olmadığından eminim."
M.Berkowitz'e mektup, 25 Ekim 1950
"Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım..."
1930, Ideas and Opinions, s.80
"Algılanamaz bir varlığın olduğunu varsaymak....algılanabilir dünyada bulduğumuz düzenliliği anlamaya yardımcı olmaz."
"Tanrı nedir?" diye soran bir Iowa öğrencisine mektup, Temmuz 1953
Einstein panteist görüsü benimsemişti kesinlikle bir teist değildi.
Benim Tanrım Spinoza'nın Tanrısıdır demiştir
STEPHEN HAWKING
"Bazı fizikçilerin Kuantum Fiziğinin Enerji madde dönüşümü ile Doğu Mistisizminin Yaratılış-Yok oluş çevrimleri arasında bir bağlantı bulma konusunda bu kadar istekli olmaları hakkında ne düşündüğünü sordum.
'Doğu Mistisizminin evreni bir illüzyondur ' dedi Hawking. 'Onunla kendi çalışması arasında bir bağ kurmaya çalışan fizikçi, fizikçi olmaktan çıkmıştır.'
Kuantum'un öncüsü Niels Bohr da, Kuantum Mekaniğinin, dinsel, mistik, ya da parapsikolojik kurgular için sıçrama tahtası olarak kullanılmasının, yararsız bir çaba olduğunu açıklamıştı.
Stephen Hawking'in Evreni
John Boslough Sayfa 117
'Kozmoloji üzerine ne zaman ders verilse, ben Büyük Patlamadan önce ne olduğunu sık sık sormuştum. Önce'nin olmadığı, şüpheyle karşılanır. Çünkü Büyük Patlama zamanın ortaya çıkısını sağladı, bir şey ona sebep olmuş olmalıdır. Fakat 'neden' ve 'etki' zamana ait kavramlardır. Ve zamanın varolmadığı durumlara uygulanamazlar. Bu yüzden soru anlamsızdır.'
Sayfa 96
'Zamanı meydana getirmeye Tanrı'nın sebep olduğunu söylemek ne manaya gelir? Sebeplilik zamansal bir etkinliktir. Zaman daima sebep olunmuş şeyden önce var olmalıdır.Tanrı'nın nahiv imgesinin evrenden önce varolması, 'zaman' önceden yok idiyse, açıkça saçmalıktır.'
Sayfa 106
Paul Davies
God and the New Physics (Tanrı ve Yeni Fizik)
Ayrıca, Milliyet gazetesinden bir haber:
Fizikçi Stephen Hawking, evrenin varoluşunu açıklamak için bir Tanrı'ya ya da ilahi bir güce gerek olmadığını, evrenin varoluşunun fizik kurallarıyla açıklanabileceğini söyledi. Profesör Hawking'in bu açıklaması, fizikçi ile din adamları arasında şiddetli bir tartışmanın fitilini yaktı. Daha önce, evrenin 15 milyar yıl önce "Big Bang" yani "Büyük Patlama"yla oluştuğunu söyleyen Hawking, 1988'de yayımladığı "zamanın Kısa Tarihi" isimli kitabında evrenin yaradılışının Tanrı'ya mal edilmesi konusundaki endişelerini dile getirmişti.
'Büyük Patlama'nın sırrı'
Stephen Hawking, bu kez daha da ileri giderek tezinin alanını genişletti... Hawking'in tezi şu: "Görünür olan üç boyut var. Dördüncü boyut zaman.. Ancak bunların ötesinde bir de beşinci boyut var ki bu, evren ve zamandan oluşuyor. 'Büyük Patlama'nın nedeni de beşinci boyuttaki şartlar..." 'Başka güç aramayın'
Fizikçi bu konuda da şu yorumu yapıyor: "Bu durum, zamanın, her şeyin başlangıcı olduğu anlamına gelir. Her şeyin nasıl başladığını anlayabilmek için evrenin dışında bir güç aramaya çalışmamalıyız."
Hawking, görüşlerini Temmuz'da Cambridge Üniversitesi'ndeki bir konferansta kamuoyuna duyuracak.
(28 Mayıs 2002 - Milliyet)
Ben Neysem O'yum
Dünya şans eseri bing bang ile varoluyor ,
milimetrik hesaplar üzerinde kurulu oluyor (Oksijen oranı, dünyanın güneşe uzaklığı, besin zincirleri vb.. yüzlerce şey) Buda şans eseri
Bu ne tesadüf , bu ne şanstır ya.![]()
Einsein'ın en buyuk buluşlarından biri biliyorsunuz enerjinin korunma kanunu yani e=mc2 (Fizikte az uğraştırmadı bizi). Bu formulun anlamı enerji yoktan var edilemez vardan da yok edilemez. Sadece madde ve enerji birbirine donusturulebilir (Madde enerjinin sogumus halidir). Bir maddeyi enerjiye cevirmek icin cok buyuk bir güç ışık hızı gereklidir. Işık hızını aştığınızda ise.... aşamazsınız evrenin sınırıdır.
Aslında e= mc2 formulu eksik verilmiş bir formul. formulun yanında bir carpan daha var ve bu çarpan bilincli olarak formulden cıkartılmıştır. formulu verilmeyen çarpanla birlikte uygularsanız ışık hızını aşmış olursunuz ve meleki aleme (takyon uzayı) cıkarsınız. (Meleklerin nur denen salt enerji varlıklar oldugunu biliyorsunuz. Ayrıca melekler bizler gibi enerjiyi sogurarak tuketerek degil her gecen an biraz daha fazla enerji yayarak yasarlar. Bunu Kur'an-ı Kerim'de Allah C.C. "Allahın ordularının sayısını, gücünü siz bilmezsiniz" diye farklı ayetlerde acıklıyor.) Bu da Allah'ın varlıgına gider. Carpan neden cıkartılmıştır konusu biraz siyasi onu yazmak istemiyorum.
Enerjiniz (nurunuz) hiç eksilmesin.
--------------------
Evet Big-Bang den sonraki herşey fizikle acıklanıp formule dökülebilir. Adamların acıklayamadığı zaten Big-Bang den önceki durum. Hawking buna 5. boyut demiş, evrenle zamanın birleşimi. 5. Boyutu bilinç olarak acıklarlar, yani sonsuz bilinç. Allah'ın C.C. yaratıcı gücü(El-Halik) ve ilminin(El-Alim) tecellisi olsa gerek 5. boyut.
Konu bcape tarafından (22-05-2008 Saat 03:39 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
"Allahım, kabul olunmayan duadan, boşa geçen vakitten, faydası olmayan ilimden sana sığınırım." Hadis-i Şerif
bu konuda sürekli gazetelerde haber çıkıyor 5 gün öncede bir gazetede müzayede de satılacak bir mektubundan bahsediyordu bu zatın yalnız cok ilginçtir bu bilim adamı yakın dönemin bilim adamı ve soğuk savaş zamanının bütün gizli örgütleri peşindeyken ve bu kadar göze batan buluş ve ilkelere imza atmış iken nasıl olmuşta kendini bu sırlar içinde koruyabilmiş deşifre olmamış ki hala bir çok bilinmezi yada bilinmemesi gerekeni mevcut ve çözülmeyi yada anlatılmayı bekleyen bir hayatı olmuş. bu konuda bilgi verdiğin için teşekkürler.
Toplumun kural ve öğretileri daima doğru değildir.
Sizi siz yapan değerleriniz olmalı.
"Galileo dünya yuvarlak ve dönüyor dediği için hapsedilmişdir."
Einstein ateistdir; Tanrı ile ilgili söylediklerinin bu nedenle hiçbir değeri yoktur.
Einstein ateist falan değildir... sadece içinde bulunduğu dini benimsememektedir... bence biraz haklıdırda... tamam biz ışıktan varlıklarız.... fakat ne olursa olsunn fizik ve metafiizik bir bütün.... dünyayı fizikten soyutlayamayız.. herşeyi fizik açıklayamaz burada devreye metafizik girer... ama metafizikte tek başına yetmz. bence hayatta olmayan bir ışığa fazla yükleniyorsunuz... iki sözünden biri ışık olan bu insan tamam biraz egoist olabilir bencil olabilir... sırf doğruları bulmak uğruna karısını bırakıp gitmiş olbilir.. ama einstein fizikle metafzik arası dengeyi bulmuştur![]()
Einstein'in yarattığı Tanrı kendisini bağlar.İnsanın yarattığı dayanaksız, uydurulmuş Tanrı'ya inananı nasıl tanımlamak gerekir?
--------------------
Albert Einstein: 'Tanrı zar atmaz'
Albert Einstein, bilim dünyasını sarsan 3 teorisinini ortaya atalı tam 100 yıl oldu. 1905'te gündeme getirilen teoriler dünyada geniş yankı bulan etkinliklerle anılıyor.
05 Kasım 2005 12:20
Zaman gazetesinden Vedat Molinas'ın yorum yazısı:
Albert Einstein: "Tanrı zar atmaz"
1905’te öne sürdüğü üç ayrı teorisiyle bilim dünyasını altüst eden, bilinmezlerle dolu evreni çözme yolunda büyük adımlar atılmasına neden olan Albert Einstein -’Annus mirabilis’-’mucize yıl’ın 100. yılında tüm dünyada geniş kapsamlı anılırken ülkemizde birkaç yayın dışında sessizlik devam etti.
Kuantum teorisi tartışmalarında meslektaşı Niels Bohr, atomaltı parçacıklarının düzenli hareket etmediğinde ısrar ettiğinde, Einstein, ‘Tanrı zar atmaz’ diyerek evrende olağanüstü bir düzen olduğuna inandığını belirtmek istemişti. Yoksa o, bugünlerde ortaya çıkan ‘Akıllı tasarım’ teorisinin fikir babası mıydı? Einstein sadece bilim adamı değil, yılmaz bir insan hakları savunucusu ve aktif bir savaş karşıtıydı da…
Yıl 1932. Ünlü psikanalist Sigmund Freud’a ABD’den gönderilen bir mektupta kısa bir soru vardır: “Sevgili Sigmund, insanlardaki özellikle aydın dediğimiz eğitimli kesimde bile var olan bu kin, nefret, bu yok etme dürtüsünün kaynağı nedir?” Yanıt ise daha da kötümserdir: “Üstadım, insanda iki temel dürtü vardır. Biri sevmeye, üretmeye yönelik, diğeri ise saldırgan dürtüler. Yani aşk ve nefret şeklinde özetleyebiliriz. Bunlar sizin de çok iyi bildiğiniz çekme-itme kutupları gibi düşünülebilir. Her ikisi de insanda var oluşundan beri vardır ve birini bile kaldırmayı düşünmek beyhude bir çaba olacaktır…’’
100 yılında Einstein...
Yıl 1945. On milyonlarca insanın öldüğü savaştan sonra, Sigmund Freud’a soruyu soran kişi, “savaşı kazandık; ama barışı asla” der bir üniversite konuşmasında. Dünyanın en büyük dâhîsi ilan edilen, yüzyılın insanı diye nitelenen, atomu, uzayı ve bilimin bilinmeyenlerini formüle eden kişi, barışı formüle edememenin üzüntüsünü tüm benliğinde hissediyordu. Carnegie Hall, da barış yararına verdiği keman resitallerinin, boş zamanlarında sadece beynini dinlendirdiği yelkenli uğraşısına benzediğini fark ediyordu artık. Zira barış, ham bir hayaldi dünya için, insan için. Albert Einstein... Çok özel ve çok ayrıksı bir insan.
Bu yıl, işte bu büyük ‘devrimci’nin dünyayı altüst eden teorilerini kamuoyuna duyurduğu yılın 100. yılı. ‘Annus mirabilis’ - ‘keşif’ veya ‘mucize’ yıl diye adlandırılan 1905’te, genç bilim adamı evreni temelinden sarsıyordu. İşin tuhaf tarafı, sarsıntının bugün bile devam ediyor olması. Zira bilim, onun da nitelediği gibi sürekli ilerlemek zorunda olan bir disiplin.
26 yaşındaydı
Ne yapmıştı ki pekâlâ 100 yıl önce? 26 yaşındaydı. Tamamlayıp yayınladığı çalışmalarda bilimde ve toplumsal yaşamda mutlak, sağduyuya dayalı doğruların söz konusu olmadığını, görelilik -izafiyet- kavramının yaşamın her alanında etkili olduğunu gösteriyordu. Zamanın, dünyada ve uzayda aynı hızla ilerlemediğini, ışığın bile kütle çekimi nedeniyle eğrilebileceğini, maddelerin küçük bir parçasının bile devasa bir enerjiye sahip olduğunu ve bugün bile tartışılan, big bang teorisinin temel başlangıç noktası olan, uzayın cisimler tarafından büzülmesi fikirlerini ortaya atar. Bu iddialar ileride birer birer doğrulanacaktı. Bugün insanın hizmetinde olan, net televizyon görüntüleri, dijital kamera, güneş enerjisi, lazer ışın tedavileri, hatta bugün yeni yeni kullanılan yön tayin sistemi, GPS, hep bu teorilerin özünden çıkan teknolojik kazanımlar. Evrenin kökenini, tarihini ve biçimini araştıran bugünkü modern kozmolojinin de temelini atan yine o. Einstein, izafiyet teorisini anlamakta zorluk çeken bir öğrencisine şöyle sorar: “Oğlum, söyle bakayım, sevgilinle geçirdiğin 1 saat mi, yoksa sıcak bir fırında geçireceğin bir saat mi sana daha uzun gelir?” Sınıfta alkış kopar. Mesele anlaşılmıştır...
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bilim adamı Newton’un pabucu dama atılmıştır artık. Uzayın, zamanın, yaşamın mutlak ve değişmez öğelerden kurulu olduğunu iddia eden Newton anlayışı yerle bir olur. Başlarda, Yahudi olduğundan özellikle Almanya ve Fransa’da ‘Yahudi bilimi’ icat etmekle suçlanan Einstein, bağımsız fizikçi ve bilim adamlarının deneyleriyle hep haklı çıkacaktır ileride.
Doğduğu ülkesinden nefret ettirdiler
1931’de doğduğu ülkesi, vatanı Almanya’yı terk ettiğinde bir daha dönemeyeceğini biliyordu. ABD’de kurduğu yeni yaşamında, her şeye analitik yaklaşan bir insan olmasına rağmen ölümüne kadar Almanya ve Almanlardan nefret edecekti. Gelmekte olan yıkıcı savaşı hissettiği anda, Freud’un ‘beyhude çaba’ nitelemesine rağmen savaş karşıtı sözleri ve eylemleriyle gündeme oturur. Hayatın acı bir ironisi olarak, onun teorilerinden hareketle; ama ona rağmen atom bombası yapımı için kurulan bilimsel kurula katılmayı reddeder. Ve savaşlar, kıyımlar, insanın insanı yok etmeye yönelik dürtüsü dünyaya hakim olmaya devam eder… “Kazanılan savaş; ama kaybedilen barıştan” sonra hedefi tekti: “Nasıl barışa kavuşabiliriz?”
Büyük İskender, barışın ancak ve ancak dünyanın tamamının istila edilmesiyle gelebileceğine inanarak hayatı boyunca savaşmış ve insan öldürmüştü. Nihayetinde aklında yatan ‘mutlak evrensel barış’tı. Ama başaramadı. Kim bilir belki de bundan esinlenen Einstein, II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Birleşmiş Milletler’e başvurarak acil olarak bir ‘dünya hükümeti’ ve anlaşmazlıklar için de ‘evrensel mahkeme’ kurulmasını önerir. Ütopya olduğunu biliyor muydu acaba? Sosyalist aydınlardan, başta Bertold Brecht’ten ‘fırçayı’ yer; zira bu düşünce “sadece emperyalistlere yarayacak bir oyundur”... Einstein ise dilini çıkararak gençlere yönelik umutsuz söyleşisinde, “Eğer bizden daha adil, barışçıl ve daha sorumlu olmazsanız sizi şeytan alsın!” der...
Ona göre yaratılışta şansa yer yok...
Kuantum teorisi tartışmalarında Einstein, evrenin yaratılışı ve ‘Tanrı’ kavramları hakkında düşündüklerinin ipuçlarını verir. Çağdaşı ünlü kuantum fizikçisi Niels Bohr’un, atomaltı parçacıklarının madde içindeki hareketleri ile ilgili olarak iddia ettiği ‘öngörülemezlik’ teorisine şiddetle karşı çıktığında, “Çünkü Tanrı zar atmaz’’ der. Sinirlenen Bohr ise, “Tanrı ne yapması gerektiğini bilir” der. Einstein’a göre evrenin işleyişinde, şans, ihtimal gibi belirsizliklere yer yoktu.
“Tanrı’ya inanıyor musunuz?” sorusuna şöyle cevap verir: “Var olan her şeyin uyumlu bir birlikteliğinde ortaya çıkan Tanrı’ya evet ;ama insanların günlük işleriyle ilgilenen, cezalandırıcı veya mükafatlandırıcı Tanrı’ya hayır”.
Bugünlerde gündemde olan, evrenin ‘akıllı bir tasarımcı tarafından yaratıldığı’ fikrini temel alan teorinin fikir babası olabilir miydi?? Ona kulak vermeye devam edelim, kararı siz verin: “Ben daha çok Spinoza’nın panteistik -Tanrı her yerdedir- anlayışına inanıyorum. Ve bu bakış açıma da ‘din’ diyorum; hem bilimle hem de rasyonel düşünceyle uyumlu bir din”. Ve daha da önemlisi; insanın, davranışlarını, bu büyük gücün yarattığı insan aklıyla yönlendirebileceğine, buna da doğru eğitimle ulaşılabileceğine inanır. Hemen ‘ateist’ damgası yer.
Hiç bozuntuya vermeden, ‘ateistler kürelerin arasındaki müziği duymayanlardır’ şeklinde, kimseye yaranamadığı bir söyleme başvurduğunda “yalnızlığını” iyice hisseder. Son yıllarını, ‘müthiş uyumlu bir düzenin’ varlığını kanıtlayabileceği ‘Büyük Birleşik Alan Teorisi’ çalışmalarına ayırır. Ama başaramaz. 18 Nisan 1955’te, Princeton’da, dünyanın gizini içinde saklayan denklemi doğrulayamadan âşık olduğu evrenine 76 yaşında veda eder. Son nefesini verirken hastanedeki hemşireye anlamadığı birtakım Almanca sözler mırıldanır. Öğrencilerine hep söylediği gibi, “Hayat her zaman bir şey olmaktır, asla mevcut olmak değildir.” dediğini tahmin etmek zor olmasa gerek…
Hepimiz yitip gideceğiz bir gün. Lakin 100 yıl sonra bile bazılarımız ‘bir şey’ olmaya devam edecek sonsuza değin…
Konu Lucky tarafından (22-05-2008 Saat 15:31 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi
Albert Einstein'in öğrencilik yıllarından bi hikaye ..
Bir universite profesoru ogrencilerine su soruyu sorar;
-'Var olan herseyi Tanrimi yaratti?'
Cesur bir ogrenci ayaga kalkar ve yanitlar.
-'Evet herseyi Tanri yaratti!'
Profesor sorusunu yineler ve ogrenci yine 'evet efendim ' diye
yanitlar. Profesor devam eder;
-'Eger herseyi yaratan Tanri ise ve seytan var olduguna gore seytani
da Tanri yaratmis olur ve calismalarimizda uyguladigimiz 'Kesinlestirme'
prensibine gore de Tanri seytandir.Ogrenci boyle bir onerme karsisinda
sasirir ve yerine oturur.Profesor ise ogrencilerine bir kez daha
Tanri'nin icindeki kaderin bir efsane oldugunu kanitlamaktan oturu
oldukca mutludur.Bu arada bir ogrenci ayaga kalkar ve
-Bir soru sorabilirmiyim profesor? der.Profesorde sorabilecegini
soyler. >
Ogrenci ayaga kalkar ve 'Soguk varmidir? diye sorar.
Profesor; Nasil bir soru bu boyle,tabiki vardir ' diye yanitlar. 'Sen
hic soguktan usumedinmi?'
Ogrenci ; -'Aslinda, fizik yasalarina gore soguk yoktur.
yasamda/realitede biz sogugu sicakligin yoklugu olarak dusunuruz.Herkes
veya nesneler o enerji oradaysa veya bir sekilde enerji iletiyorsa onu
deneyimler.Ornegin,Absolute 0 (-460 derece F) sicakligin kesin
yoklugudur (hic olmadigi seviyedir).Tum maddelerin bu seviyede reaksiyon
verme ozellikleri bozulur ve degisir.Soguk yoktur,o yalnizca sicakligin
yoklugunda duyumsadiklarimizi tarif etmek icin yarattigimiz bir kelimedir'
der ve devam eder,
- Profesor, karanlik varmidir?
Pofesor ;
-'Tabiki vardir'. Ogrenci yanitlar,
-'Korkarim gene yaniliyorsunuz efendim.Cunku,Karanlik ta
yoktur.Yasamda/realitede karanlik isigin yoklugudur.Biz isik uzerinde
calisabiliriz ama karanligi calisamayiz.Gercekte,biz Newton'un prizmasini
kullanarak beyaz isigi kirar ve renklerin cesitli dalga uzunluklari
uzerinde calisabiliriz.Ama karanligi olcemeyiz.Bir basit isik isini
karanlik bir mekani aydinlatarak karanligi kirmis olur yani karanligi
gecersiz kilar. Siz belli bir mekanin/uzayin ne kadar karanlik oldugundan
nasil emin olursunuz? Isigin miktarini olcersiniz! Bu dogrudur degilmi?
Karanlik insanlik tarafindan , isigin olmadigi yer/mekan icin kullanilan
bir kelimedir. Son olarak ogrenci profesore gene sorar;
-'Efendim seytan varmidir? Bu kez profesor pek emin olamamakla
birlikte yanitlar;
-'Tabiki, acikladigim gibi, biz onu her gun ,her yerde onu
goruruz.Seytan/kotuluk bir kisinin baska bir kisiye her gun
sergiledigi insaniyetsizliginin bir ornegidir.O , dunyadaki islenmis tum
suclarda,siddette yer alir.Bunlarin tumu seytanin kendisinden baska
bir sey de degildir.' der.
Ogrenci devam eder; -'Seytan yoktur efendim.Yani o kendi basina
yoktur. Seytan basit olarak Tanrinin yoklugudur.O aynen karanlik ve soguk
ta oldugu gibi insanin tanrinin yoklugunu tarif etmek uzere yarattigi bir
kelimeden ibarettir.Tanri seytani yaratmadi. Seytan/kotuluk insanin
tanrisal sevgiyi yureginde duyumsamadigi zaman deneyimlediklerinin bir
sonucudur.O aynen sicakligin olmadigi yere gelen soguk ya da isigin
olmadigi yere gelen karanlik gibidir.
Profesor yerine oturur. Genc ogrencinin adi Albert Einstein'dir.
''Egon ne diyorsa Hakikat zıddıdır.Nefsine ağır gelen şeyle karşılaştığında,oradaki lütuf ve ihsanı değerlendirmeye bak..!''
merhaba kimseye ukalalık taslamak veya ahkam kesmek istemiyorum...,
ANCAK kendisini yaradanını tanımyan ve ona büyüklük taslayan; yaradılışı anlamamış veya muhakeme edememiş hiçbir insan bence zeki değildir.
kendisine öyle bir kibirle güveniyosa şunu bilinki Einstein aptaldır.Kesin ve Kati olarak varlığı bilmemek ve yok demek için bile bile gerçeği reddecek bir kibiir ve zaaf içinde olmak gerekir.
Einstein 'dan daha zekileride bu yeryüzüne gelmiştir.Ama galiba kendisi ya dinle alakası kalmayan incil veya tevrat bu sonuca kapılmış yada kibiriyle büsbütün kör olmuş olabilir...ANCAK burnumuzun dibinde olan ALLAH AZZE VE CELLE nin azamet ve keremini görmemmek sadece APTALLIKTIR...
biraz ağır olabilir ama ALLAH yok yorumu yapmak çok aşağılık ve nankörce bir davranıştır
Bu Konuyu Paylaşın !