+ Konuyu Cevapla
Toplam 7 sonuçtan 1 ile 7 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Ezra

  1. #1
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308

    Ezra

    Kutsal Kitap » Deuterokanonik » Ezra

    EZRA

    GİRİŞ


    "Ezra'nın Vahyi" olarak da bilinir. Yahudiler'in Kutsal Kitap 'ındaki öz­gün Ezra metnine bazı Hristiyan yazarlar tarafından yapılan eklerden oluşur. Yazıldığı tarih tam olarak bilinmese de İ.S. birinci yüzyılda yazılmış olması önemli bir olasılıktır. Metin gelecek olaylarla ilgili yedi görümden oluşur.

    Ana Hatlar



    1:1-2:48 Giriş

    3:1-5:19 Birinci görüm

    5:20-6:34 İkinci görüm

    6:35-9:25 Üçüncü görüm

    9:26-10:59 Dördüncü görüm

    11:1-12:50 Beşinci görüm

    12:51-13:56 Altıncı görüm

    13:57-14:48 Yedinci görüm

    15:1-16:78 Peygamberlik sözleri




    İsrail'in Reddediliri ve Gelen Görkem


    1 Levi oymağından Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas oğlu Avişua oğ­lu Borit oğlu Uzzi oğlu Ama oğlu Marimot oğlu Aziya oğlu
    2Amarya oğlu Eli oğlu Pinehas oğlu Ahiya oğlu Ahituv oğlu Sadok oğlu Şallum oğlu Hilkiya oğlu Azarya oğlu Seraya oğlu Peygamber
    3Ezra'nın ikinci kitabı.Ben Ezra, Pers Kralı Artahşasta'nın krallığındaki Medya'da tutsaktım. Rab bana şöyle seslendi:
    4"HaIkına git, onların suçlarını açıkla. Çocukla­rına bana karşı nasıl günah işledikleri­ni anlat.
    5Onlar da çocuklarının ço­cuklarına anlatsınlar.
    6Onlar ataların­dan daha çok günah işlediler, beni unu­tup yabancı tanrılara kurbanlar kestiler.
    7Köle oldukları Mısır'dan onları kurtaran ben değil miydim? Ancak onlar beni öfkelendirmeye devam edip uyarılarımı önemsemiyorlar.

    8"Ezra, saçını yol, yasama itaat­sizlik eden bu halkın üzerine felaket­ler boşalsın. Onlar yola gelmekten uzaktalar.
    9Üzerlerine böyle çok iyi­likler yağdıran ben, daha ne kadar on­lara katlanmalıyım?
    10Onların hatırı için birçok kralın tahtını devirdim, halkı ve ordusuyla birlikte Firavun'u yere yıktım.
    11Onların yolları üzerine dikilmiş her ülkeyi mahvettim. Sur ve Sayda kentlerinin halklarını doğuda bozguna uğrattım, İsrail'in düşmanla­rının hepsini öldürdüm.

    12"Onlara de ki, bunlar Rab'bin sözleridir. Sizi denizden kurtarıp geti­ren,
    13hiç bir yolu olmayan yerlerde sizler için güvenli yollar yapan ben değil miydim? Ben size önder olarak Musa'yı, kâhin olarak Harun'u verdim.
    14Ben size ateş sütunundan ışık verip aranızda büyük mucizeler ger çekleştirdim. Ancak sizler beni unuttunuz.

    15"Her Şeye Gücü Yeten Rab di­yor: İşaret olarak size bıldırcınlar, ko­runmanız için konaklayacağınız bir yer verdim. Ama hepiniz orada mırıl­danıp şikayet ettiniz.
    16Düşmanlarını­zı mahvettiğim zaman sizlere verdi­ğim zaferi kutlamak yerine söylendi­niz. O günden bugüne şikayet etmeyi hiç bırakmadınız.
    17Size verdiğim iyi­likleri unuttunuz mu? Çöldeki yolcu­luğunuzda aç ve susuz kaldığınız za­man
    18bana haykırıp feryat ettiniz. 'Niçin bizi bu çöle getirdin, bizi öl­dürmek için mi? Bu çölde ölmektense Mısır'da köle olarak kalmak daha iyi­dir!' diye mırıldandınız.
    19Yakınma­larınız beni üzdü ve size yiyecek ola­rak man verdim. Meleklerin ekmeğin­den yediniz.
    20Susadığınızda kayayı yarıp bolca su akıttım. Yaz sıcağına karşı, yapraklı ağaçların gölgesini ver­dim.
    21Sizlere karşı olan Kenanlılar'ı, Perizliler'i ve Filistliler'i kovarak size oymaklarınız arasında paylaşmanız için bereketli topraklar verdim. Sizin için daha ne yapabilirdim? Böyle di­yor Rabbiniz.

    22"Her Şeye Gücü Yeten Rab şöy­le diyor: Çöldeyken acı su kaynakları nedeniyle susuzluk çekip bana sövdü­ğünüzde,
    23küfrünüz yüzünden üzerini­ze ateş göndermek yerine kayadan çı­kan acı suyu tatlıya çevirdim.
    24Ey Yakup, seninle ne yapmalıyım? Yahuda, bana itaat etmeyi reddediyor­sun. Öteki uluslara dönecek, adımı onlara vereceğim. Onlar benim yasaları­mı tutacaklar.
    25Çünkü, sen beni terk ettin, ben de seni terk edeceğim. Mer­hamet için yalvardığında sana hiç mer­hamet etmeyeceğim.
    26Bana dua etti­ğinde dinlemeyeceğim. Ellerini kanla lekeledin, cinayet işlemek için aceley­le koşuyorsun.
    27Terk ettiğin ben de­ğil, ama kendinsin. Böyle diyor Rab.

    28"Her Şeye Gücü Yeten Rab şöy­le diyor: Oğullara bir baba, kızlara bir anne, çocuklara bir bakıcı gibi davranmadım mı?
    29'Benim halkım ola­caksınız, ben de sizin Tanrınız olaca­ğım' demedim mi?
    30Sizleri bir tavu­ğun yavrularını kanatları altına topla­dığı gibi bir araya getirmedim mi? Ama şimdi sizinle ne yapacağım? Sizi uzak­lara fırlatıp atacağım.
    31Bana kurban kestiğinizde, sizden yüzümü çevirece­ğim. Sizin bayramlarınızı, Yeni Ay kut­lamalarınızı ve sünnetlerinizi kabul etmiyorum.
    32Size kullarım peygam­berleri gönderdim. Ama siz onları tu­tup öldürdünüz, onların ölü bedenleri­ni kesip parçaladınız. Onları öldürdü­ğünüz için sizi sorguya çekeceğim. Böyle diyor Rab.

    33"Her Şeye Gücü Yeten Rab şöy­le diyor: Tapınağınız terk edilmiştir. Sizleri rüzgarın önündeki saman gibi fırlatıp atacağım.

    34Çocuklarınızın so­yu hiç olmayacak; çünkü sizler gibi, yasakladığım ne varsa onları yapıp buyruklarımı dikkate almadılar.
    35Ta­pınağınızı yakında gelecek bir ulusa vereceğim. Öyle bir ulus ki, beni tanı­madığı halde bana inanacak, hiçbir işaret vermediğim halde buyruklarımı yerine getirecek.
    36Peygamberleri hiç görmemiş olsalar bile, peygamberle­rin yaşlılara öğrettiklerini akıllarında tutacak.
    37Ant içerim ki, bu gelecek ulusu kutsayacağım. Onların küçük olanları neşeyle zıplayıp atlayacak. On­lar beni gözleriyle görmüş değiller ama, kalpleriyle görecek, söylediğim her şeye inanacaklar.

    38"Ey Ezra baba, doğudan zaferle gelen ulusa bak!
    39Önder olarak onla­ra İbrahim'i, İshak'ı, Yakup'u, Hoşea'yı,
    40Amos'u, Mika'yı, Yoel'i, Ovadya'yı, Yunus'u, Nahum'u. Ha-bakkuk'u, Sefanya'yı, Hagay'ı, Zeke-riya'yı ve Rab'bin Habercisi diye anı­lan Malaki'yi vereceğim.


    ___OO___

    2 ''Rab şöyle diyor: Bu insanları kö­lelikten kurtarıp özgür kıldım, kul­larım peygamberler aracılığıyla onla­ra buyruklar verdim. Ama peygam­berlere kulaklarını tıkayıp buyrukları­mın bir ölüm fermanı olmasına neden oldular.

    2Onları doğuran anne onlara diyor ki: 'Gidin, çocuklarım, ben dul ve terk edilmişim,

    3Sevinçle sizi do­ğurdum, sıkıntı ve kederle sizi kay­bettim. Çünkü, siz Rabbiniz Tanrı'ya karşı günah işleyip yanlış olduğunu bildiğim ne varsa onu yaptınız. Şimdi. dul ve terk edilmiş olarak sizin için ne yapabilirim ki ben?

    4Gidin, çocukla­rım, Rabbimiz'den merhamet dile­yin.'

    5Kendi tanıklığını onunkine ek­lemen için şimdi sana sesleniyorum. Ey Ezra baba! Onun çocukları benim antlaşmama uymayı reddettiklerinden, bırak sözlerin onlar üzerinde bir şaş­kınlığa neden olsun.

    6Anaları yağma­lansın ve kendilerinin de hiç soyu ol­masın.

    7Onları ulusların arasına dağı­tılmaya, adlarının yeryüzünden silin­mesine mahkûm et. Çünkü onlar benim antlaşmamı teptiler.

    8"Vay sana, ey Asur! Günahkâr­ları barındırıyorsun! Sen, ey günahkâr ulus,

    9Sodom ve Gomora'ya neler yap­tığımı anımsa! Onların ülkeleri katran kümeleri ve kül yığınları altında gö­mülü duruyor. Bu, benim, bana itaat etmeyenlerle nasıl başa çıkacağımın göstergesidir. Böyle diyor Her Şeye Gücü Yeten Rab.

    10"Rab Ezra'ya şöyle diyor: Hal­kıma de ki,

    11bir zamanlar İsrail'e sunduğum Yeruşalim Krallığını on­lara vereceğim. Görkemli varlığımı İsrail'den geri çekip onların olacak olan tapınağı sonsuza kadar benim kendi halkıma vereceğim.

    12Hayat ağacı onların üzerine hoş kokusunu yayacak, onlar zahmet çekmeyecek ya da kedere bürünmeyecek.

    13Dile­yin, alacaksınız; bu nedenle dua edin ki, kısa bekleme süreniz belki, her şe­ye rağmen, daha da kısaltılabilir. Şim­di krallık sizin için hazır, bekleyin! Çağırın gökyüzünü, yeryüzünü tanık­lığa,

    14Ben, kötülüğü kaldırıp iyiliği getirdim. Yaşayan tek Tanrı olduğum için, diyor Rab.

    15"Ey anne, çocuklarını bağrına bas. Onları bir güvercinin kendi yav­rularını besleyip büyüttüğü gibi yetiş­tir. Onlara tökezlemeden yürümeyi öğ­ret. Sen benim seçtiğimsin, diyor Rab.

    16Adımı kabul ettikleri, şükranla onay­ladıkları için ölüleri yattıkları yerler­den diriltecek, onları mezarlarından dı­şarıya çıkaracağım.

    17Korku yok sana bir çok çocuğun anası! Ben seni seç­tim. Böyle diyor Rab.

    18"Kullarım Yeşaya'yla Yeremya'yı sana yardım etmeleri için gön­dereceğim. Onlar peygamberlik eder­ken seni, benim halkım olman için ayırdım. Senin İçin türlü meyvelerle yüklü on iki ağaç,

    19süt ve bal akıtan on iki kaynak ve güllerle, zambaklarla kaplı yedi ulu dağ hazırladım. Orada oğullarını neşeyle dolduraca­ğım.

    20Dullara destek ol, öksüzlerin hakkını savun, fakirlere ver, yetimleri koru, çıplakları giydir.

    21Zayıf ve ça­resizlerle ilgilen, sakın kötürümlerle alay etme. Sakat ve güçten düşmüş­leri gözet, görmeyenleri nurumun gör­me kuvvetine şevket.

    22Surlarının İçin­de gencin ve yaşlının her ikisini de güvenlikte tut.

    23"Gömülmemiş ölü gördüğün za­man, onları işaretle belirleyip kabirle­re yerleştir; ölüleri dirilttiğim zaman sana baş köşeyi vereceğim.
    24Sakinleş halkım, çünkü senin de dinlenme vaktin gelecektir.

    25Çocuklarınla iyi bir dadı gibi ilgilenip onlara düşmeden yü­rümeyi öğret.

    26Size vermiş olduğum kullarımdan hiçbirini kaybetmeyecek­siniz; onları sizlerin sayısı arasından geri isteyeceğim.

    27Sıkıntı ve zorluk za­manı geldiğinde endişelenmeyin; baş­kaları yas tutup üzülecek, ama sizler mutlu ve bereketli olacaksınız.
    28Bütün uluslar sizi kıskanacak, ama sizin karşınızda güçsüz olacaklar. Böyle di­yor Rab.

    29Benim gücüm sizi koruyacak, oğullarınızı cehennemden kurtaracak­tır.

    30Neşeli ol ana! Seni ve çocukla­rını kurtarmaya geleceğim,

    31Mezar­larda uyuyan çocuklarını anımsa! On­ları yeryüzünün derinliğinden çıkarıp alacak, onlara merhamet edeceğim. Çünkü ben merhametliyim. Böyle di­yor Her Şeye Gücü Yeten Rab.

    32Ben gelene kadar çocuklarını bağrına bas ve merhametimi onlara ilan et. Çünkü benim lütfum ve acımanı hiçbir za­man kurum ayacak."

    33Ben, Ezra, Sina Dağı'nda, Rab tarafından İsrail'e gitmek üzere görevlendirildim. Geldiğimde onlar beni küçük görüp Rab'bin buyruklarını red­dettiler.

    34Bundan dolayı, ey putpe­restler, size söylüyorum, dinleyin ve anlayın: Gelen çobanınıza doğru ileri­ye bakın, o size sonsuz huzuru vere­cek. Çünkü dünyanın sonundan gelen o yanıbaşınızda.

    35Krallığın ödülleri­ni almak için hazır olun. Işık sonsuza kadar daima üzerinize parlayacaktır.

    36Bu dünyanın karanlığından kaçın, sizi bekleyen sevinç ve görkemi elde edin. Kurtarıcıma açıkça tanıklık edi­yorum. O, Rabbim'in atadığı kişidir.

    37Onu kabul edin ve sevinin, sizi kutsal topraklara davet eden o tek olana şük­ranlarınızı sunun.

    38Doğrulup ayağa kalkın, Rab'bin işaretini taşıyan ve onun masasında oturanların tümünü görün.

    39OnIar bu dünyanın karanlı­ğından çıktılar ve Rab'den gelen pa­rıltılı cüppeleri kabul ettiler.

    40Ey Sion, hepiniz kabul edin ve Rab'bin yasasını imanla tutmuş olan şu beyazlar içinde sıraya girmişlerin yumağı ile birleşin.
    41Çok uzun süredir özlemini çektiğin oğullarının sayısı şimdi ta­mamlandı. Rab'bin krallığı için dua edin. Böylece dünya meydana geldiğinde O'nun topladığı senin halkın, O'nun halkı olarak belirlenir.

    42Ben, Ezra, Sion Dağı'nda Rab'bi yücelten ezgiler söyleyen sayıla­mayacak kadar çok büyük bir kalaba­lık gördüm.
    43Ortada durup onlardan her birinin başına birer taç yerleştiren, hepsinden daha uzun, çok uzun boylu genç bir adam görkemiyle göze çarpı­yordu.

    44İlk bakışta büyülendim ve meleğe sordum:

    45Efendim, kimdir bunlar?'' O da, "Onlar ölümlü giysilerini bir kenara bırakıp ölümsüzü'" giymiş, Tanrı'nın adını onaylamış olanlardır" dedi. "Şimdi onlara taç ve za­fer veriliyor."

    46Ben tekrar sordum: "Onlara taç giydirip zafer veren genç adam kim?" Melek de.

    47"O, bu ölüm­lü dünyada onların iman edip kabul ettikleri Tanrı'nın Oğlu'dur" diyerek yanıtladı. Rab'bin adına böyle kahra­manca sadık kalan bu insanları öv­meye başladım.

    48Sonra melek bana şöyle dedi: '"Git, halkımın tümüne gör­müş olduğun Rabbimiz Tanrı'nın bu yüce ve harika işlerini anlat."


    ____OoO____

    Ezra'nın Birinci Görümü

    3Yeruşalim'in düşüşünden sonraki otuzuncu yılda, ben, Şealtiel-Ez­ra diye de bilinirim- Babil'deydim. Yatağıma uzandığımda sıkıntılıydım.

    2Sion'un perişanlığıyla Babil'de ya­şayanların refah ve mutluluğunu dü­şünmekten aklım karışmıştı.

    3Ruhum tamamen altüst olmuştu. Korkularımı yüce Tanrı'ya arzettim.

    4"Tanrım, Rab'bim" dedim, "Sen, yalnızca sen değil miydin ki, başlangıçla yeryüzünü oluş­turan?

    5Toprağa buyruk verdin, Adem oluştu. Onun bedeni cansızdı, ama ken­di ellerinle şekil verip hayat soluğunu ona üfledin. Böylece onu yaşayan bir insan yaptın.

    6Onu, varlık olarak yer­yüzüne gelmeden önce, bizzat senin kurduğun cennette gönderdin.

    7Ona itaat edeceği tek bir buyruk verdin, ama o buna uymadı. Bunun üzerine onu ve onun soyundan gelenleri derhal ölüme mahkûm ettin. "Ondan doğan uluslar, soylar, halklar aileler sayılamayacak kadar çoktu.

    8Sana karşı günah işleyip seni kü­çümseyen her ulus kendi yoluna gitti, Sen onları durdurmadın.

    9Ne var ki, daha sonra zamanı gelince yeryüzündekilerin üzerine tufanı getirip onları yok ettin.

    10Bu son herkesin başına geldi: Adem'e ölüm, soyunun üzerine tufan!

    11Sen yalnız Nuh'a, ailesine ve onun soyundan doğru olan kişilere do­kunmadın.

    12"Yeryüzü nüfusu arttı, aileler ve halklar çoğaldı. Ulus üstüne ulus. Ama sonra, bir kez daha, öncekilerden da­ha çok günah işlemeye başladılar.

    13Onlar günah işlemeye başladıkla­rında sen onlardan birini,

    14adı İbra­him olanı kendin için seçtin. Onu sev­din, yalnızca ona gizlice, gece yarı­sında dünyanın nasıl son bulacağını gösterdin,

    15Onunla sonsuza dek sü­recek bir antlaşma yaptın. Onun soyu­nu hiçbir zaman terk etmeyeceğine dair söz verdin.

    16Ona İshak'ı, İshak'a Yakup'la. Esav'ı verdin. Bun­lardan Yakup'u seçtin, Esav'ı reddet­tin. Yakup büyük bir ulus olarak bü­yüdü.

    17"Onun soyunu Mısır'dan kurta­rıp onları Sina Dağı'na getirdin.

    18Ora­da göğü eğip yeryüzünü salladın. Dün­yayı döndürüp ummanları titrettin, ev­renin altını üstüne getirdin.

    19Senin görkemin ve yüceliğin, ateşle depre­min, rüzgarla soğuğun dört kapısın­dan geçti. Sen Yakup'un soyu İsrailliler'e yasanı, buyruklarını verdin.

    20On­ların günahkâr kalplerine göre davranmadın. Buyruklarının onların ya­şamını yönlendirmesine olanak tanı­dın.

    21İlk insan Adem, günahkâr bir yüreği yüklendiğinden günah işleyip yenildi. Yalnız kendisi değil, bütün soyu...

    22Bu nedenle hastalık yerleş­ti. Her ne kadar halkının kalbinde yasan yerleşmişse de, günah da orada kökleşmiş olduğundan, iyilik çaresiz kaldı, kötü olan kalıcı oldu.

    23"Yıllar geçti, zamanı gelince, kendin için, adı Davut olan birini or­taya çıkardın.

    24Ona, senin adının anıl­dığı bir kent kurmasını ve orada sana kurban kesmesini istedin.

    25Bunun bit­mesi çok uzun yıllar aldı. Ama aynı günahkâr kalbe sahip olduklarından, kent sakinleri

    26tıpkı Adem ve onun soyu gibi davranıp yoldan çıktılar.

    27Böylece kendi kentini düşmanlara teslim ettin.

    28"Kendi kendime dedim ki: 'Bel­ki de Babil'dekilerin daha iyi bir ya­şam sürüyor olmaları, onların Sion'u fethetmelerindendir.'

    29Ama buraya ulaştığımda, talimin edebildiğimden da­ha fazla günahla karşılaştım. Bu otuz yılda kendi gözlerimle bir sürü gü­nahkâr gördüm.

    30Günahkârlara karşı ne kadar anlayışlı, inançsızlara karşı ne kadar esirgeyici olduğunu, kendi halkını yok ederken, düşmanlarını na­sıl koruduğunu gördüğümde yüreğim parçalandı.

    31Senin yollarını nasıl an­lamaları gerektiğine ilişkin, kim olur­sa olsun kimseye hiçbir imada bulun­madın. Babil Sion'dan daha mı erdemlidir?

    32İsrail dışında herhangi bir ulus seni hiç tanımış mıdır? Yakup'un soyu gibi başka hangi soy senin ant­laşmalarına güvendi?

    33Ne var ki, on­lar hiç ödüllendirilmediler. Acılarının hiçbir karşılığını görmediler. Uluslar arasında bir aşağıya bir yukarıya do­laştım. Senin buyruklarını dinleme­dikleri halde, onların nasıl başarılı olup geliştiklerini gördüm,

    34Bu ne­denle bizim günahlarımızı, dünyanın geri kalanının günahlarına karşılık te­razide tart. O zaman terazinin gös­tergesinin hangi yöne eğileceği netle­şecektir.

    35Yeryüzünde yaşayanların sana karşı günah işlemediği herhangi bir zaman var mıdır? Hiç herhangi bir ulus İsrail gibi senin buyruklarını tut­muş mudur?

    36Belki burada bir adam, şurada bir adam bulabilirsin, ama hiç­bir yerde bütün bir ulusu bulamaz­sın."

  2. #2
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308

    ezra

    İnsan Aklı Tanrı'nın Yollarını Anlayamaz

    4 Bana gönderilen Uriel adlı melek yanıt verdi; "Sen daha bu dünyayı anlamada şaşkınsın,

    2bu durumda yü­ce Tanrı Rab'bin yollarını anlamayı bekleyebilir misin?"

    3"Evet, efendim" diye yanıtladım. Melek, "Sana üç yol ve üç örnek göstermek için gönderil­dim"

    4diyerek sürdürdü konuşmasını, "Eğer onlardan birini bana açıklayabilirsen, ben de sana, yüce Rab'bin yolları hakkındaki soruna yanıt verip kalplerin neden günahkâr olduğunu öğreteceğim."

    5"Söyle, efendim" dedim. O da, "Gel, o halde" dedi, "Benim için ateşi tart veya bir kile rüzgarı ölç, ya da ge­çen günü geri getir."

    6"Bunları yapmamı benden nasıl istersiniz?" diye yanıtladım, "Yeryü­zündeki hiç kimse bunları yapamaz."

    7"Farzet ki, sana şöyle sordum: 'Denizlerin derinliğinde kaç tane ha­yat vardır? Kaç tane kaynak derinlik­leri besler? Cennetin kemerlerinde kaç tane su yolu vardır? Nerededir kabir­lerden dışarıya çıkan patikalar, cenne­te giden yollar?'

    8Sen, 'Ben hiç aşa­ğıda, derinliklerde bulunmadım, he­nüz kabre girmedim, hiç yukarı cen­nete de çıkmadım' şeklinde yanıt ve­rebilirdin.

    9Ama ben sana bunları sor­madım, yüzleşmeye mahkûm olduğun ateşi, rüzgarı ve dünü sordum. Ancak sen bana yanıt veremedin.

    10"Şu halde" diye devam etti, "Eğer sen, seninle birlikte gelişen şeyleri anlayamıyorsan,

    11bu sınırlı kapasiten­le, yüce Tanrı'nın işlerini, yöntemle­rini nasıl kavrayabilirsin? Çürümüş dünyanın yozlaştırdığı insan, hiçbir zaman 'bozulmamışın yolunu bile­mez."

    12Bunu işittiğimde yere kapanıp secde ettim, "Kötülüklerle dolu, izah edememekten dolayı ızdırap çektiği­miz bir dünyada yaşamaktansa, hiç dünyaya gelmemiş olmak daha iyi­dir!" diye haykırdım.

    130 şöyle yanıt­ladı: "Ağaçların plan yaptığı bir or­mana gittim.

    14Birbirleriyle şöyle ko­nuşuyorlardı: 'Haydi, denizle savaşa­lım, onu geri çekilmeye zorlayıp daha fazla ormanlık alan için toprak kaza­nalım.'

    15Denizlerin dalgaları da ben­zer bir plan yapmışlardı. Onlar da şöy­le diyorlardı: 'Haydi, biz de ormanla­rın ağaçlarına saldırıp onları ele ge­çirelim, onların topraklarını alalım.'

    16Ağaçların planı suya düştü, çünkü ateş gelip onların hepsini yaktı.

    17Dal­galarca yapılan plan da kötü bir şekil­de başarısızlığa uğradı, çünkü kum ze­mine tutunup yollarını engelledi.

    18İki­si arasında yargı vermek zorunda ol­saydın, hangisini haklı, hangisini hak­sız çıkarırdın?"

    19Şu yanıtı verdim: "Her ikisi de haksız, planları da olanaksızdı. Çünkü toprak ağaçlar için ayrılmış, denizler de dalgalar için."

    20"Evet" diye yanıtladı, "Doğru yargıladın. Peki, o halde niçin sana so­rulan sorularda başarısız oldun?

    21Tıp­kı ağaçlar karalara, dalgalar denizlere ait olduğu gibi, yeryüzündeki insanın aklı da yalnızca dünyaya ait şeyleri anlayabilir, onun dışındaki başka hiç­bir şeyi anlayamaz. Göklerin üstünde yaşayanlar, göklerin ötesindeki şeyle­ri anlayabilir."

    Çağların Sonu

    22"Ama söyleyin bana, efendim" dedim, "O halde neden bana bir anla­ma yetkisi verilmedi?

    23Sorum uzak­lardaki göklerle ilgili değil, yalnızca her gün gözlerimizin önünde olup bi­ten şeylerle ilgili. Niçin İsrail Yahudi olmayan halklar arasında dillere düş­tü? Neden sevdiğiniz halk Tanrı tanı­maz ulusların merhametine teslim edil­di? Neden atalarımızın yasası önem­siz hale getirildi, yazılı antlaşmalar ge­çersiz birer mektup oldu?

    24Bizler çe­kirge sürüleri gibi geçip gidiyoruz, ha­yatımız buhar gibi. O'nun adını andı­ğımız halde, biz Rabbimiz'in acıması­na, sevgisine layık değiliz. Bu durum­da O bizim için ne yapabilir ki?

    25Bun­lardır benim sorularım."

    26O şöyle yanıt verdi: "Eğer ha­yatta kalırsan göreceksin, Yeterince uzun yaşarsan şaşırıp hayret edecek­sin.

    27şu anki çağ çok hızlı geçip gi­diyor olduğundan keder ve manevi za­yıflıklarla dolu, o kadar ki, Tanrı'nın söz verdiği bereketler bile gerçekleşemiyor,

    28Bana sorduğun kötülük to­humlarını saçtı, ama hasadı henüz gel­medi.

    29Saçılan tohumların kötü ürü­nü biçilene kadar, tohumların ekildiği toprak kaybolana kadar iyilik tohum­larının ekilebileceği tarlalar için boş alan olmayacaktır.

    30Başlangıçta kö­tülük tohumunun bir zerresi Adem'in yüreğine ekilmişti, o tohum şu ana dek ne kadar tanrıtanımazlık üretmiş du­rumda! Hasattan önce de daha ne ka­dar çok üretecek!

    31Bir düşün! Kötü­lük tohumunun bir zerresi bile bu ka­dar büyük bir tanrıtanımazlık ürünü verebiliyorsa,

    32sayısız iyilik tohum­ları ekildiğinde, ne büyük enginlikte bir hasat olacaktır!"

    33"Ama ne zaman?" diye sordum, "Daha ne kadar beklememiz gereki­yor? Neden hayatlarımız o kadar kısa ve bu kadar acınacak halde, anlam­sız?"

    34Melek Uriel şöyle yanıtladı: "Sakın yüce Tanrı'dan daha fazla en­dişe duyma! Sen, sadece kendin için endişeleniyorsun, yüce Tanrı ise bir çok kişi için.

    35Doğruların ruhları da bulundukları yerde konuyla ilgili şöy­le sorular sormadılar mı: 'Burada ne kadar kalmak zorundayız? Hasat ne zaman başlayacak, ne zaman ödüllen­dirileceğiz?'

    36Baş melek Cebrail on­lara şu yanıtı verdi: 'Sizler gibi, onla­rın sayıları da tamamlanır tamamlan­maz. Rab dünyayı bir denge içinde tarttığı, çağları ölçüp numaralandırdı­ğı için, kararlaştırılan sayıya ulaşınca­ya kadar

    37hiçbir şeyi hareket ettirip taşımayacak, hiçbir şeyi değiştirme­yecek.' "

    38"Ama efendim" dedim, "Biz he­pimiz baştan sona tamamen günahkâ­rız.

    39Bizim yüzümüzden, insanlığın günahları yüzünden doğruların ödül­lendirilmesinin ertelenmesi mümkün olabilir mi?"

    40O da, "Git, hamile ka­dına sor" dedi, "Acaba dokuz ay ta­mamlandıktan sonra çocuğunu kar­nında daha fazla taşıyabilir mi?" "Ha­yır, efendim" dedim, "Taşıyamaz." O şöyle devam etti:

    41"Aşağı dünyadaki ruhların korunduğu evler rahim gibi­dirler.

    42Bir kadın doğum sancıları içindeyken emeğinin karşılığını gör­mek için sabırsızlanır. Aynı şekilde, zamanın başlangıcından beri onlar da tüm ruhları onlara geri teslim etmek için sabırsızdırlar.

    43Böylelikle tüm soruların yanıtını almış oluyorsun."

    44Dedim ki: "Eğer sizin için söy­lemenizde bir sakınca yoksa, acaba anlayabilmem için bir tek şeyi daha açığa çıkarıp göstermede yeterince lutufkâr olur muydunuz:

    45Hangisi da­ha uzundur, gelmekte olan gelecek mi, yoksa geçip gitmiş olan geçmiş mi?

    46Geçmiş nedir biliyorum, ama gele­ceği bilemiyorum?"

    47Melek, "Gel, sağ yanımda dur" dedi, "Bir görüm göre­ceksin, ben sana anlamını açıklayaca­ğım."

    48Böylece onun yanında durup iz­ledim. Orada gözlerimin önünden ışık saçan bir ateş geçti, alevler gözden kaybolurken geride hâlâ biraz duman vardı.

    49Ondan sonra kara bir yağmur bulutu önümden geçti, şiddetli bir fır­tına vardı. Bittiği zaman hâlâ geride biraz yağmur damlaları kalmıştı.

    50"Bunu iyice düşün" dedi melek, "Sağanak yağmur su damlalarından çok daha fazla bir alanı doldurdu, ateş de du­mandan daha fazlasını. Aynı şekilde, geçmiş geleceğin uzunluğunu fazla­sıyla aşar, geriye kalanlar ise sadece yağmur damlaları ve dumandır."

    51"yalvarırım söyle bana" dedim, "O günleri görebilmek için çok yaşa­mam gerektiğini mi düşünüyorsun?

    52Yoksa yaşadığım sürede onlar gele­cek mi?" "Eğer bana onlara ne tür belirti­lerin müjdeleneceğini soruyorsan" de­di, "Sana kısmen anlatabilirim. Ama ömrünün uzunluğunu sana söylemek için görevlendirilmedim, o konuda hiçbir şey bilmiyorum.

    ___oOo___

    5"İşte belirtiler şunlardır: İnsanlar yeryüzünü doldurduklarında bü­yük bir paniğe kapılacaklar. Doğruluk yolu gizlenecek, yeryüzü imandan yok­sun kalacak.

    2Daha önce gördüğün veya işittiğin şeylerden çok daha kö­tüsü olacak, kötülükte büyük bir artış görülecek.

    3Şimdi dünyayı yönettiği­ni gördüğün ülke, yolu olmayan bir çöl olacak, herkes görsün diye yerle bir edilecek.

    4Üçüncü dönemden son­ra yüce Tanrı sana yeterince uzun bir ömür bahşederse, her yerde bir karı­şıklık göreceksin. Güneş aniden gece ortasında parlamaya başlayacak, ay da gündüzün görülecek.

    5Ağaçlar kan damlatacak, taşlar konuşacak, uluslar şaşkınlık içinde olacak. Yıldızların yö­rüngeleri değişecek.

    6Yeryüzü sakin­lerince hoş karşılanmayan bir kral tah­ta geçecek, kuşlar bile uçup gidecek.

    7Ölü Deniz balık verecek, geceleyin çoğu kişi için bilinmeyen, ama herkes tarafından duyulacak bir ses yankıla­nacak.

    8Birçok yerde derin yarıklar açı­lacak ve bu yarıklardan sürekli alev püskürecek. Vahşi hayvanlar çok uzak kırlara gidecek, yayılıp dolaşacaklar.

    9Kadınlar çok acayip yaratıklar doğu­racaklar, taze su kaynakları tuzlu su akıtacak, her yerde dostlar düşman ola­caklar. Anlayış saklanacak, sağduyu kendi gizli yerine çekilecek.

    10Çok ki­şi onu arayacak, ama bulamayacak. Yeryüzü ahlaksızlık ve kötülükle do­lup taşacak.

    11Bir ülke öbürüne sora­cak: 'Doğruluk yolunun üzerinden dürüst biri geçti mi?' Öbürü de şöyle ya­nıtlayacak: 'Hayır'.

    120 günlerde in­sanlar umut edecekler, ama umutları boşa çıkacak; çalışıp çabalayacaklar, ama asla başaramayacaklar.

    13"Bunlar, sana anlatmama izin verilen belirtilerdir. Ancak tekrar dua­ya yönelip gözyaşı dökmeye devam et. Yedi gün oruç tut, o zaman bunlardan çok daha önemli daha başka belirtiler duyacaksın."

    14Bir irkilme, titremeyle uyandım. İçim geçti, neredeyse bayılıyordum.

    15Ne var ki, benimle konuşan melek bana destek olup güç verdi, beni ayak­larımın üzerine dikti.

    16Ertesi akşam halkın önderi Paltiel bana gelip, "Neredeydin?" diye sor­du, "Neden o kadar üzgün görünüyor­sun?

    17Sürgündeki İsrail'in senin gö­zetimine emanet edildiğini unuttun mu?

    18Canlan, besle kendini. Bir çobanın sürüsünü vahşi kurtlara terk ettiği gibi bizi yüzüstü bırakma."

    19"Beni yalnız bırak" diye yanıt verdim, "Yedi gün boyunca yanıma gelme. Daha sonra tekrar gelebilir­sin." Bunu duyunca beni yalnız bıra­kıp ayrıldı.

    İkinci Görüm

    20Yedi gün boyunca, melek Uriel'in bana yapmamı söylediği gibi, göz yaşlarıyla yas tutarak oruç tutum.

    21Ye­di günün sonunda zihnim yine çok faz­la karışıktı.

    22Ama kendimi toparla­dım ve bir kez daha yüce Tanrı'yla ko­nuştum.

    23"Rabbim, efendim" dedim, "Yer­yüzünün tüm ormanlarının ve tüm ağaçlarının arasından sen bir tek as­mayı seçtin.

    24Dünyadaki bütün top­raklardan sadece küçük bir araziyi seçtin. Yeryüzündeki bütün çiçekler­den bir tek zambağı seçtin.

    25Bütün engin denizlerden sadece bir tane de­reyi kendin için doldurdun, bu zama­na kadar kurulmuş kentlerin içinden Siyon'u kendin için ayırdın.

    26Sen ya­ratılmış tüm kuşlardan bir tek güver­cine ismini verdin ve meydana getiril­miş tüm hayvanlardan bir tek koyunu seçtin.

    27Sen sayısız ulusların içinden sadece bir tanesini kendi ulusun ola­rak benimsedin ve sadece bu seçilmiş halka tüm insanların onayladığı yasa­yı verdin.

    280 halde neden Rabbim, bu tek halkı başka ulusların merhame­tine terk ettin? Neden bu tek soyu bü­tün öbürlerinden daha fazla alçaltıp putperest insanların arasına dağıttın?

    29Senin vaatlerini reddedenler, senin antlaşmalarına inanan halkını ayaklar altına alıp çiğnediler.

    30Eğer kendi halkından bu kadar çok nefret ediyor­san, onlar senin kendi ellerinle ceza­landırılmalıydılar."

    31Konuşmamı bitirdiğim zaman, önceki gece beni ziyaret eden melek bana tekrar gönderildi.

    32O, "Dinle beni" dedi, "Sana buyruklar verece­ğim. Çok dikkatlice kulak ver, sana daha fazlasını söyleyeceğim."

    33"Söy­le, efendim" diye yanıt verdim. Bana şöyle dedi: "İsrail'in uğruna yürekten derin bir keder içindesin. İs­rail'i, onu oluşturan Tanrı'nın sevdi­ğinden daha çok mu seviyorsun?"

    34"Hayır, efendim" dedim, "Ama ke­der beni konuşmaya zorladı. Yüreğim yüce Tanrı'nın işlerini anlamaya ve onun yargılarını kavramaya çalıştığım her saat işkence çekiyor."

    35Bana, "Yapamazsın" dedi. "Ne­den olmasın efendim?" diye sordum, "O halde niçin doğdum? Neden anne­min rahmi mezarım olmadı? Bu du­rumda Yakup'un çilesini, İsrail soyu­nun güçsüzlüğünü hiç görmemiş olur­dum."

    36O bana şöyle dedi: "Bana henüz doğmamış olanları say, saçılıp dağıl­mış yağmur damlalarını topla, solmuş çiçekleri tekrar açtır.
    37Koruma evle­rinin kilidini aç, serbest rüzgarı oraya kapat ya da sesin şeklini görünür kıl. O zaman İsrail'in çilesi hakkındaki soruna yanıt veririm."

    38"Efendim, Rabbim" dedim, "İn­sanların arasında evi olmayan Tanrı dışında bu bilgiye kim sahip olabilir ki?

    39Ben yalnızca akılsız biriyim, bu durumda ben nasıl sizin sorularınızı yanıtlayabilirim?"

    40Melek konuşmasını şöyle sür­dürdü: "Tıpkı sana sormuş olduğum şeyleri yanıtlayamayacağın gibi, be­nim yargılarımı ya da halkıma vaat etmiş olduğum sevgimin sınırını da hiçbir zaman anlayamayacaksın."

    41Bunun üzerine şöyle dedim: "Ama efendim, eminim ki vaadiniz dünyanın sonunda yaşayan kişiler için­dir. Peki, bizden önce yaşamış olanla­rın, bizim ya da bizden sonra gelecek­lerin sonu ne olacak?"

    420 şöyle yanıtladı: "Yargı bir daireye benzetilebilir. Ne en sonuncu çok gecikmiş olacak ne de en önceki çok erken olmuş olacak."

    43Şöyle dedim: "Bütün insanları -geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki-bir defada ve aynı zamanda yarata­maz mıydınız? Böylelikle siz de yar­gılamanızı daha az bir gecikmeyle ya­pabilirdiniz."

    44Ama o şöyle yanıtla­dı: "Ne yaratılmış olan yaratıcısından daha hızlı gidebilir ne de dünya üze­rinde yaşasınlar diye yaratılan bütün o insanları aynı anda besleyebilir."

    45"Ama efendim" dedim, "Siz ba­na, bir zaman gelecek, yaratılan her varlığa aynı anda hayatları geri veri­lecek demiştiniz, bu nasıl olabilir? Eğer zamanı geldiğinde dünya onların hep­sini besleyebilecekse ve hepsi aynı zamanda canlanacaksa, şimdi de onların hepsini birden besleyebilirdi."

    46"Sorunu bir kadının rahmine sor" diye yanıtladı, "De ki, 'Eğer on çocuk doğursan, neden sırayla doğurursun? Neden bir defada ve aynı zamanda onu­nu birden doğurmazsın?' "

    47"Hayır, efendim" dedim, "Onu ya­pamaz. Doğumlar mutlaka aralıklarla gerçekleşmelidir."

    48"Doğru" diye yanıtladı, "Ben de dünyanın rahmini, doğması tasarlan­mışları aralıklarla doğuracak şekilde yaptım.

    49Bir çocuk doğum yapamaz, ne de çok yaşlı bir kadın. Ben de aynı kuralı, yaratmış olduğum dünya için de geçerli kıldım."

    50Sorularıma devam ettim: "Siz yo­lu açtığınız için şimdi ben de sorabili­rim" dedim, "Söz ettiğiniz annemiz hâ­lâ genç mi, yoksa daha şimdiden yaşla­nıyor mu?"

    51Şöyle yanıtladı:

    52"Her­hangi bir anneye, daha sonra doğur­duğu çocukların neden daha önce do­ğurduğu çocuklara benzemediğini, ama daha küçük olduğunu sor.

    530 sana şöyle diyecektir: 'Güçlü, kuvvetli genç­lik zamanımda doğmuş olanlar, yaşlı­lıkta, rahmim kuvvetten düşmeye başla­dığında doğurmuş olduklarımdan çok farklıdırlar.'

    54Düşün, demek ki bu­nun gibi benzer şekilde eğer sen, sen­den önce doğmuş olanlardan daha küçüksen,

    55senden sonra doğanlar daha da küçük olacaktır. Nedeni de yaratıla­nın giderek yaşlanıyor ve gençlik gü­cünü kaybediyor olmasıdır."

    560na dedim ki: "Eğer hoş görür­seniz, efendim, yaratıklarınızı nasıl ziyaret edeceğinizi bana da gösterin."


    ___oOo___
    Tanrı Dünyanın Sonunu Getiriyor


    6 O bana, "Bu yeryüzünün başlangıcını düşün" dedi, "Dünyanın kapıları henüz kurulmamış, hiç rüzgar yok ve esmiyor,

    2hiç gök gürlemiyor, hiç şimşek çakmıyor. Cennetin temelleri henüz atılmamış,

    3ne de onun görüle­cek hoş çiçekleri var! Ne yıldızları hareket ettiren güçler yerleştirilmiş, ne de sayısız melekler ordusu toplanmış.

    4Ne havanın uçsuz bucaksız alanı ku­rulmuş, ne de göğün katmanlarının ad­ları belirlenmiş. Siyon henüz Tanrı­nın ayağını koyacağı basamak olarak seçilmemiş.

    5Bugünkü çağ henüz plan­lanmamış, günahkârların düzenleri he­nüz yasa dışı kabul edilmemiş. Sada­kat hazinesinde biriktirilenlerin üzeri­ne Tanrı'nın mührü de basılmamış.

    6Bu konuda düşündüm. Bütün evren tama­men benim, yalnızca benim yüzüm­den yaratıldı. Aynı şekilde, tamamen benim, yalnızca benim yüzümden de son bulacak."

    7Meleğe sordum: "Çağları bölen süreleri anlat bana. Ne zaman ilk çağ biter ve sonraki başlar?"

    80, "Süre İbrahim ve İshak'ın arasındaki süre­den daha büyük olmayacak" dedi, "Çünkü Yakup ve Esav onun soyunun çocuklarıydı. Doğumları sırasında Ya­kup'un eli Esav'in topuğunu sımsıkı kavrıyordu.

    9Esav ilk çağın sonunu, Yakup ise gelecek çağın başlangıcını temsil ediyor.

    10Bir insanın başlangı­cı elinde, sonu ise topuğundadır. To­puk ve el arasında herhangi bir ara sü­re arama Ezra."

    Sonun Belirtileri

    11"Efendim, üstadım" dedim, "Eğer gözünüzde lütuf buldumsa,

    12 bir kıs­mını bir önceki gece bana gösterdiği­niz belirtilerin sonuncusunu da bana bildiriniz."

    13"Ayaklarını yükselt" diye yanıt­ladı, "Yüksek sesle çınlayan bir ses işiteceksin.

    140 konuşmaya başladığın­da,

    15eğer durduğun yeri titretir ve sar­sarsa korkma. O sonu anlatır ve yer­yüzünün temelleri anlayacak ki, o ken­dilerinden söz ediyor.

    16Onlar titreyip sarsılacaklar, çünkü biliyorlar ki, so­nunda mutlaka şekillerini değiştire­cekler."

    17Bunu işittiğimde ayakları­mı yükseltip dinledim, ses konuşmaya başladı. Onun sesi, çağlayan suların sesi gibiydi. Şöyle diyordu:

    18"Yeryüzünde yaşayanları yargı­lamaya geleceğim zaman yaklaştı.

    19Günahkârların kötülüklerini araştı­racağım zaman,

    20Siyon'un aşağılan­masının son bulacağı zaman, geçip gi­den çağın üzerine mührün basılacağı zaman... Sonra bu belirtileri yerine getireceğim: Göğün gözü önünde ki­taplar açılacak, herkes aynı anda on­ları görecek.

    21Yalnızca bir yaşında olan çocuklar bile konuşabilecek, ha­mile kadınlar üç dört aylık bebekleri­ni erken doğuracak. Onlar yaşayacak, atlayıp zıplayacaklar.

    22Ekilen tarla­ların birden bire ekilemez oldukları görülecek, dolu ambarların aniden bo­şaldıkları farkedilecek.

    23Yüksek ses­li, şiddetli bir boru sesi olacak, işiten herkesin kalbinde dehşetli bir korku esecek.

    240 zaman arkadaşlar, sanki düşmanlarıymış gibi dostlarıyla sava­şacaklar, yeryüzünde yaşayanlar deh­şete kapılacak. Üç saat boyunca akan ırmaklar duracak.

    25"Bütün bunlardan sonra her kim geriye kalırsa, önceden bana haber verildi ki, o korunacak, getirdiğim kurtuluşu, benim dünyamın sonunu görecek.

    26Onların hepsi, ölümü hiç bilmeksizin cennete alınan insanları görecek. Daha sonra yeryüzündeki insanlar kalplerinde bir değişim hissedecek ve daha iyi düşünecekler.

    27Kötülük tamamen yok edilecek,

    28hile, yalan ortadan kaldırılacak. Bu­na karşın doğruluk, sadakat gelişecek. Ahlak bozukluğunun, çürümenin hak­kından gelinecek. Şimdiye kadar meyvesiz olan gerçek aydınlığa çıka­cak."

    29Ses benimle konuşuyorken aya­ğımın altındaki zemin titremeye baş­ladı. Sonra melek bana şöyle dedi:

    30"Bunlar sana bu gece getirdiğim vahiylerdir.

    31Eğer bir kez daha dua edip yedi gün oruç tutarsan, sana daha büyük şeylerden söz etmek için geri geleceğim.

    32Çünkü yüce Tanrı sesini duydu. Güçlü Olan bütün yaşamın bo­yunca gösterdiğin paklığı ve erdemi görüyor.

    33Beni sana, tüm bu vahiy­lerle ve şu mesajla göndermesinin ne­deni de budur: 'Kendine güven, hiç korkma.

    34Şimdi bu çağda yararsız düşüncelere kaygı ve aceleyle dalma. Sonra en son çağ geldiğinde aceleyle hareket edemeyeceksin.' "

    Üçüncü Görüm

    35Hemen uyandım, önceki gibi aynı biçimde yedi gün oruç tuttum. Böylece bana söylenen üç hafta ta­mamlandı,

    36Sekizinci gece yine yü­rekten tedirgindim, yüce Tanrı'yla ko­nuştum.

    37Düşüncemde büyük ızdırap içindeydim.

    38Şöyle dedim: "Ey Rabbim, yara­tılışın başlangıcında sen sözü söyle­din. İlk gün dedin ki, 'Gökyüzü ve yeryüzü olsun!' ve sözün yerine geldi.

    390 zaman havada dolaşan ruhlar oradaydı, karanlık ve sessizlik her ye­ri doldurmuştu, insan sesine benzer hiçbir ses yoktu.

    40Sonra sen, o zamandan bu yana yapmış olduğun işlerini görünür kılması için ışığa koru­ma odalarından dışarı çıkmasını bu­yurdun.

    41İkinci gün gökkubbenin me­leğini yaratıp ona bir parçası yukarı­da, diğeri de aşağıda kalacak şekilde, suların arasını bölen engeller yapma­sını buyurdun.

    42Üçüncü gün sulara yeryüzünün yedinci kısmında toplan­malarını buyurdun, öbür altı kısmı ise kuru toprak yaptın, Ondan bir kısmı senin hizmetine ekilip sürülmek için ayrıldı.

    43Söz ağzından çıkar çıkmaz bir anda işi bitirdi.

    44Anında çok sa­yıda arzulanabilecek çeşitli tatlarda, bereketli, değişik renkli, harika koku­lu meyveler oluştu. Bunlar üçüncü gün oldu.

    45Dördüncü gün buyruğunla tüm parlaklığı ve görkemiyle güneşi, ayı ve özenle yerleştirilmiş yıldızları ya­rattın.

    46Onlara, yakında yaratacağın insana hizmet etmelerini buyurdun.

    47Beşinci gün suların toplanmış oldu­ğu yedinci kısma, yaşayan yaratıkları, kuşları ve balıkları oluşturmasını bu­yurdun.

    48Böylece buyruğuna uyarak durgun ve hayatsız su canlı yaratıkları meydana getirdi. Öyle ki, uluslar se­nin harika işlerini övsün.

    49Daha son­ra sen iki yaratığı ayırdın, birine Behemot, öbürüne de Livyatan adını ver­din.

    50Suların toplandığı yedinci kı­sım her ikisini birlikte barındıramayacağı için onları ayrı yerlere yerleştir­din.

    51üçüncü gün kuru yapmış oldu­ğun toprağın bir kısmını -binlerce te­pesi bulunan ülkeyi- kendi ülkesi ola­rak Behemot'a verdin.

    52Livyatan'a ise yedinci kısmı, suları verdin. Onları arzu ettiğin zaman istediğin kişilerin yemesi için sakladın.

    53Altıncı gün yeryüzüne senin için sığırlar, vahşi hayvanlar ve sürüngenler var etmesini buyurdun.

    54İşlerini tamamlamak için Adem'i yarattın, ona yarattığın her şe­yin üzerinde egemen olma yetkisini verdin. Adem'den bize kadar hepimiz senin seçilmiş halkın, onun soyunun çocuklarıyız.

    55"Ey Rabbim, tüm yaratılış öykü­sünü ezbere sayıp döktüm.'Çünkü de­miştin ki,

    56sen bu dünyayı bizim uğ­rumuza yarattın. Adem'in soyundan gelen ulusların geri kalanı önemsiz, onlar bir tükürükten daha değerli de­ğiller. Tümünün sayısı kovadan akan bir damladan daha fazla değil.

    57Ey Rabbim, ancak o değersiz kabul edi­len uluslar bugün bizi yönetiyor ve yiyip yutuyor.

    58Biz, senin halkın -se­nin ilk doğanın, senin oğlun, senin destekleyicin, senin en çok sevdiğin halkın- onların eline teslim edildik.

    59Dünya gerçekten bizim için mi ya­ratıldı? O halde neden bizler bizim dünyamızda egemenliği alamıyoruz? Bu ne kadar daha böyle sürecek?"


    ___oOo___

  3. #3
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308

    ezra

    7Ben konuşmamı bitirdiğimde, ön­ceki gecelerde olduğu gibi, aynı melek bana gönderildi.

    20 bana şöyle dedi: "Ayağa kalk Ezra, sana şu ha­beri iletmek için geldim, iyice dinle."

    3"Buyrun efendim" dedim. Sonra konuşmasını şöyle sürdür­dü: "Uçsuz bucaksız açık bir alanda oluşturulmuş, enine ve boyuna yayılmış bir denizi düşün, Ama girişi bir ırmağın ağzı gibi dar,

    4Eğer herhangi bir kimse bu denize ulaşmaya karar verirse, onu görse de,

    5onun açık su­larına o dar geçitten geçmeksizin ula­şamaz.

    6Ya da düz bir alanda kurul­muş bir kenti düşün.

    7Öyle bir kent ki, arzu edebileceğin her şeyle dolu, ama kentin girişinin sağı ateş, solu da de­rin bir suyla kaplı, dar ve dik.

    8Suyla ateşin arasında yalnızca bir patika yol var. Bir defada sadece bir kişinin ge­çebileceği genişlikte.

    9Örneğin bu kent birisine miras olarak verilseydi, o kişi bu tehlikeli yollardan geçmeksizin na­sıl kendi mirasına egemen olabilirdi?"

    10"O tek yol, efendim" diyerek aynı gö­rüşte olduğumu açıkladım.

    11Bana şöyle dedi: "İsrail'in his­sesi de böyle. Yarattığım dünya İsrail içindi. Adem buyruklarıma karşı ge­lince insanlık yargılanmayla karşı kar­şıya kaldı.

    12Bu dünyanın girişleri dar, acı dolu, çetin, sarp, kötü, tehlike ve sıkıntılarla dolu olarak yaratıldı.

    13Ama daha büyük dünyanın girişleri daha geniş, emin ve ölümsüzlüğe götürür.

    14Şu halde, her insan mutlaka bu dar, amaçsız, boş hayata girmeli. Yoksa ruhların korunduğu yerdeki lütfa hiç erişemez.

    15 Öyleyse Ezra, neden ölüm­lü olduğun, kesinlikle öleceğin düşün­cesinden bu kadar derin bir tedirginlik duyuyorsun?

    16Neden zihnini şu an yerine geleceğe çevirmiyorsun?"

    17"Efendim, üstadım" diye yanıt­ladım, "Yasanızda koşulları koymuş­tunuz: Doğru olanlar bu lütuflara sa­hip olacak, günahkârlar yok olacak.

    18Bundan dolayı doğru olanlar bu zor hayata katlanıp öteki dünyadaki hu­zurlu yaşamı arayabilirler, ama gü­nahkâr hayat yaşayanlar, hiç açık alan­lara ulaşmadan, doğrudan zorluklar içi­ne gitmiş olacaklar."

    19Melek şöyle dedi: "Sen Tanrı­dan daha iyi yargılayamazsın, ne de yüce Tanrı'dan daha akıllı olabilirsin.

    20Tanrı'nın önlerine getirdiği yasanın hor görülmesindense, şimdi yaşayan bir çok kimsenin yok olması daha iyi­dir!

    21Tanrı tüm insanlara, bu dünya­ya geldikleri zaman nasıl yaşama erişeceklerini ve cezalandırılmaktan kur­tulacaklarını anlatan açık bilgiler ver­mişti.

    22Ama günahkârlar O'na itaat etmeyi reddettiler,

    23Onlar kendi boş fikirlerini oluşturup hile ve kötülük tasarladılar. Dahası yüce Tanrı'nın var­lığını reddedip O'nun yollarını kabul etmediler.

    24O'nun yasasını ve vaat­lerini reddettiler. Yargılarına güven­mediler, buyruklarına itaat etmediler.

    25Onun için Ezra, boşluk boş olanla­rın, doluluk dolu olanlarındır!

    Mesih 'in Krallığı ve Son Yargı Günü

    26"Dinle! Önceden haber vermiş olduğum belirtiler görülmeye başladı­ğında zaman gelecek, şu anda görün­meyen kent ortaya çıkacak ve şimdi gizlenmiş olan ülke görünür olacak.

    27Önceden uyardığım kötülüklerden korunmuş olan herkes benim olağan­üstü, görkemli işlerimi görecek.

    28Oğ­lum Mesih beraberindekilerle ortaya çıkacak, hayatta kalan herkese dört yüz yıl mutluluk getirecek.

    290 zama­nın sonunda oğlum Mesih ölecek, böy­lece nefes alan bütün insanoğlu da ölecek.

    30Daha sonra dünya, yaratılı­şın başlangıcındaki gibi, yedi gün için ilk sessizliğine geri dönecek; geride hiç canlı kimse kalmayacak.

    31Yedi gün sonra henüz uyanmamış olan çağ uyandırılacak, çürümüş çağ ise öle­cek.

    32Yeryüzü bağrında uyuyanları, toprak içinde sessizce dinlenenleri bı­rakacak. Koruma evleri kendilerine emanet edilmiş olan ruhları geri vere­cek.

    33Daha sonra yüce Tanrı yargıç­lık makamında görülecek. Sevgi ve sabır son bulacak,

    34yalnızca yargı kalacak.

    35Doğruluk sağlam basacak, sadakat güçlü olacak. Dünyada yapılanların karşılığını verme bir anda başlayacak, açık hesaplaşma yapıla­cak. İyi işler uyanacak, kötü işlerin uyumasına izin verilmeyecek.

    36Daha sonra sıkıntı yeri ortaya çıkacak, onun karşısında da huzur yeri. Cehennemin fırını gösterilecek, karşı tarafta da cen­netin sevinci.

    37"Daha sonra yüce Tanrı ölüm­den diriltilmiş uluslara şunları diye­cek: 'Bakın ve anlayın, sizler beni yalanlayıp kulluk etmeyi reddettiniz, buyruklarımı hor gördünüz.

    38Bir bu tarafa, bir de öteki tarafa bakın: Bu tarafta huzur ve sevinç, öbür tarafta ateş ve sıkıntı.' Bunlar O'nun, onlara yargı günü söyleyecekleridir.

    39"O gün güneşsiz, aysız ve yıl­dızsız;

    40bulutsuz, gök gürültüsüz ve şimşeksiz; rüzgarsız, susuz ve yağ­mursuz; karanlık, gecesiz ve sabahsız; yazı, baharı ve kışı olmayan;

    41ısıt­mayan, dondurmayan ve soğuk olma­yan; dolusuz, yağmursuz ve çiğsiz;

    42öğlesi, gecesi ve şafağı olmayan; ay­dınlığı, parlaklığı ve ışığı olmayan bir gün olacak. Yalnızca yüce Tanrı'nın Işığı'nın parlaklığı var olacak. Bütün insanlar önlerine serilmiş olan her şeyi görecek.

    43O, adeta yılın bir haf­tası kadar bir süre devam edecek.

    44Yargı günü için söyleyeceğim buy­ruk budur. Bu vahyi sadece sana in­dirdim."

    45Şöyle dedim: "Efendim, daha ön­ce söylediğimi tekrar edeceğim: Ko­şullarını belirlemiş olduğunuz buy­ruklarınıza itaat ederek yaşayanlara ne mutlu!

    46Ancak, dua ettiğim kişi­lere ne olacak? Hiç günah işlememiş ve senin antlaşmana karşı gelmemiş biri var mıdır?
    47Şimdi anlıyorum ki, gelecek dünya çok az kişiye mutluluk, ama bir çok kişiye sıkıntı getire­cek.

    48Bizleri Tanrı'nın işlerinden uzaklaştırıp soğutan kötülük kalpleri­mizde gelişti, bizi çürümenin içine ve ölüm yoluna çekti, yıkımın yollarını bizlere sere serpe açtı. Bizleri yaşam­dan çok uzaklara taşıdı. 0, bunu sade­ce bir kaç kişiye değil, ama hemen hemen yaratılmışların tümüne yaptı."

    49Melek şöyle yanıtladı: "Dinle be­ni, sana daha fazla bilgi verip düzelt­me yapacağım.

    50Bu nedenledir ki, yüce Tanrı tek bir dünya değil, iki tane yaratmıştır.

    51Dediğin gibi, doğ­ru olanlar çok değil, sadece bir kaç kişi. Günahkârların sayısıysa çok. 0 halde yanıtı dinle.

    52Farzet ki, senin bir kaç tane çok değerli taşın var. On­ların arasına adi kurşun ve kil koya­rak sayılarına ek yapar miydin?"

    53Hayır" dedim, "Hiç kimse bunu yap­maz."

    540 konuşmasını sürdürdü: "Şu yönden de bir bak. Yeryüzü ile konuş, ona alçakgönüllülükle sor, sana yanıt verecektir.

    55Şöyle de: 'Sen altını, gü­müşü, bakırı, demiri, kurşunu ve kili üretiyorsun.

    56Altından daha fazla gü­müş, gümüşten daha fazla bakır, ba­kırdan daha fazla demir, demirden da­ha fazla kurşun, kurşundan daha fazla kil var.'

    57Sonra sen kendin yargıla, hangileri değerli ve arzu edilir, hangi­leri sıradan."

    58"Efendim, üstadım" dedim, "Sıradan şeyler ucuzdur, daha az olanlar ise daha değerli."

    59Oda şöyle yanıtladı: "Bundan ne sonuç çı­kar, düşün o halde: Elde edilmesi zor olan şeye sahip olan kişinin memnun olması için, sıradan şeylere sahip olan­dan daha fazla nedeni vardır.

    60Aynı şekilde, vaat ettiğim yargı günümde, ben kurtulmuş bir kaç kişiyle mutlu olacağım. Çünkü onlar benim görkemimi egemen kıldılar. Onların aracı­lığıyla adım bilindi.

    61Buna karşılık kayıp halk için hiç yas tutulmayacak. Onlar artık buhardan başka bir şey de­ğiller, alev veya duman gibiler. Onlar ateş alıp birden bire alevlenir, sonra da sönüp ortadan kaybolurlar."

    62Sonra şöyle dedim: "Toprak ana, sen ne doğurmuşsun! İnsanın aklı, var­lığın geri kalanı gibi bir toprak ürünü müdür?

    63Eğer gerçekten topraktansa, hiç yaratılmamış olması daha iyiydi!

    64Ama gerçekte biz düşünme yetene­ğiyle büyüyüp gelişiyor, onun tarafın­dan sıkıntı görüyoruz. Bizler ölüme mahkûmuz ve biz bunu biliyoruz.

    65İn­sanoğlu için ne acı! Vahşi hayvanlar için ne mutluluk! Ne acı annenin her bir çocuğu için! Ne büyük sevinç sı­ğırlar ve sürüler için!

    66Onların duru­mu bizimkinden ne kadar daha iyi! On­ları bekleyen bir yargı günü yok, ölüm­den sonraki yaşam, sıkıntı ve kurtulu­şa dair bilgileri yok!

    67Eğer bir sıkıntı olacaksa, gelecekte bir yaşamın bize vaat edilmesinin nesi güzel?

    68Her ya­şayan insan ağır bir yük yüklenmiş, kötülükle lekelenmiştir, baştan başa bir günahkârdır.

    69Eğer öldükten son­ra bizi bekleyen bir yargı günü olma­saydı, daha iyi olmaz mıydı?"

    70Melek şöyle yanıtladı: "Yüce Tanrı yeryüzünü, Adem'i ve çocukla­rını yaratırken ilk önce yargı gününü ve onunla beraber oluşacakları tasar­ladı.

    71İnsan düşünme yetisiyle gelişir dediğinde, senin kendi sözlerin yanıtı sana veriyor.

    72Bu dünyanın insanları günahı bilinçli olarak işlemişlerdir. Onları bir sıkıntının beklemesinin ne­deni de budur. Onlar buyrukları aldı­lar, ama uymadılar. Yasayı kabul et­tiler, ama saygısızlık edip bozdular.

    73Yargı günü nasıl bir savunmada bu­lunabilecekler, son günde yanıtları ne olacak?

    74Yeryüzündeki insanlara kar­şı yüce Tanrı ne kadar sabırlı oldu! Onların hatırı için değil, ama önceden belirlenmiş gelecek uğruna."

    75Bunun üzerine dedim ki: "Efen­dim, eğer gözünüzde lütuf buldumsa, şunu bana açıklar mısınız? Öldükten sonra bizlere ruhlarımız geri verildi­ğinde, sen yeni dünyanı yaratana ka­dar rahat içinde mi bekletileceğiz, yok­sa sıkıntımız derhal başlayacak mı?" "Onu da sana anlatacağım" diye ya­nıtladı,

    76"Ama kendini benim yasa­mı horlayanlarla, sıkıntı çekeceklerle bir sayma.

    77Çünkü sen, her ne kadar sana son günlere kadar gösterilmeye­cek olsa da, yüce Tanrı'nın gözünde iyi işlerden oluşan bir hazine birikti­rip depoladın.

    78Ama şimdi ölümden konuşalım: Yüce Tanrı bir insanın öl­mesi için son kararını verdiğinde, ruh her şeyden önce bedeni terk edip onu bahşetmiş olan biricik varlığa, yüce Tanrı'ya tapınmak için geri döner.

    79Ancak, yüce Tanrı'nın yollarını red­dedip O'nun yasasını hor görenlere, Tanrı'dan korkanlardan nefret edenle­re gelince,

    80onların ruhları sürekli ka­lacakları bir yere gitmek yerine, aylak aylak, acı, sıkıntı ve keder içinde do­laşır dururlar. Bu da yedi nedenden dolayıdır.

    81İlk olarak onlar yüce Tan­rı'nın yasasını hor görmüşlerdir.

    82İkin­cisi, sonsuz yaşamı kazandıracak olan içten tövbe etme fırsatını yitirmişler­dir.

    83Üçüncüsü, yüce Tanrı'nın ant­laşmalarına güvenmiş olanlar için ha­zırlamış olduğu ödülü görürler.

    84Dördüncüsü, son günlerde kendilerini bek­leyen sıkıntıyı düşünmeye başlarlar.

    85Beşincisi, meleklerin diğer ruhların bulundukları huzur içindeki yerlerini koruduklarını görürler.

    86Altıncısı, ya­kında kendilerinin sıkıntı içine gire­ceklerini bilirler.

    87Yedincisi hepsin­den en şiddetli olandır: Yüce Tanrı­nın görkemi karşısında onlar utanç içinde yıkılırlar, üzüntü içinde eriyip biterler, yaşamlarında O'na karşı iş­ledikleri günahları hatırlar, küçülüp büzülürler. Onlar son gün hesap ver­mek için O'nun huzuruna getirilecek­lerdir.

    88"Yüce Tanrı'nın ilkelerini yeri­ne getirmiş olanlara gelince, ölümlü bedenlerini terk etme zamanı geldiğin­de onlara şöyle olacak:
    89Yeryüzün­de kaldıkları sürece onlar sürekli sı­kıntı ve tehlikeye rağmen yüce Tanrı­ya hizmet ettiler. Onlara verilen yasa­ya bağlı kaldılar.

    90Onların ödülleri budur:

    91İlk Önce onlar, kendilerini kendisinin olarak alıp kabul eden Tan­rı'nın cennetini görmekten çok büyük bir mutluluk duyacaklar. Daha sonra içeri girip belirlenen yedi aşamada din­lenecekler.

    920nların ilk mutluluğu, onları doğru yoldan çıkarıp hayattan ölüme götürmede başarısız olmuş olan, doğuştan gelen kötülüğe yönelik, ken­di iç dürtülerine karşı verdikleri uzun mücadelede kazandıkları zaferdir.

    93İkinci mutlulukları da, günahkâr ruh­ların durup dinlenmeksizin başı boş dolaşmalarını ve onlar için hazırlan­mış cezayı görmeleridir.

    94Üçüncü mutlulukları, yaratıcıları tarafından ken­dilerine verilen iyi haberdir ki, onlar yaşamları boyunca kendilerine ema­net edilen yasaya bağlı kaldılar.

    95Dör­düncü mutlulukları, huzurla dolu, meleklerce korunan ve şimdi beraberce paylaştıkları bekleme yerlerinde son­radan olacakları bilmek. Onları bekleyen gelecek çağdaki cennetten haber­dar olmak.

    96Beşinci sevinçleri, kaçıp kurtuldukları çürümüş dünya ile mülk­leri olacak gelecek yaşam arasındaki farktır. Bu gelecek yaşamda sonsuza kadar eski sıkıntılarından özgür edile­cek, mutlu ve rahat yaşayacaklardır.

    97Altıncı mutlulukları, güneş kadar aydınlık yüzleriyle yıldızlar gibi par­layacaklarına, asla sönüp ölmeyecek­lerine güvenmeleridir.

    98Hepsinin en büyüğü olan yedinci mutlulukları ise yaşamları boyunca hizmet ettikleri ve şimdi kendisinden görkemle ödülleri­ni alacakları Biricik varlığı yüz yüze görmek için koştuklarında, tüm korku ve utançtan özgür olmalarını sağlaya­cak güvencedir.

    99"Bildirmiş olduğum bu mutlu­luklar doğru kişiler için kararlaştırıl­mış armağanlardır. Daha önce açıkla­dığım sıkıntılarsa asiler için saptan­mış işkencelerdir."

    100Bunun üzerine şöyle sordum: "Ruhlar bedenlerinden ayrıldıklarında bana açıkladıklarınızı görme fırsatı onlara verilecek mi?"

    101"Onlara yedi gün izin verilecek" diye yanıtladı, "Sa­na anlattıklarımı görmeleri için onlara yedi gün izin verilecek. Daha sonra öbür ruhların bulunduğu yerde topla­nacaklar."

    102Tekrar sordum: "Efendim, eğer gözünüzde lütuf bulduysam biraz da­ha açıklayın. Yargı günü doğru olan­ların kötülükleri bağışlanacak mı? Yok­sa onlar yüce Tanrı'ya mı yalvaracak­lar?

    103Babalar kendi oğulları, oğullar kendi anne babaları, kardeşler kardeş­leri, akrabalar yakınları, dostlar de­ğerli arkadaşları adına dua edebile­cekler mi?"

    104"Gözümde lütuf buldun" diye yanıtladı, "Sana anlatacağım. Yargı günü kesindir ve doğruluk mührünü sergiler. Şu anki çağda bir baba çocu­ğunu kendi yerine hasta olsun, uyu­sun, yesin ve kendi yerine iyileşsin diye gönderemez. Ne de bir çocuk ba­basını, bir efendi kölesini, bir adam en iyi dostunu!

    105Aynı şekilde, hiç kimse hiç bir zaman bir başkası için af dileyemeyecek. O gün geldiğinde, her birey kendi kötülük ve iyiliklerin­den sorumlu tutulacaktır."

    106Meleğe şu karşılığı verdim: "Ama o zaman bizim Kutsal Kitap'ta okuduğumuz aracı olmak nasıl olu­yor? İbrahim Sodom halkı için dua et­ti. Sonra Musa çölde günah işledikle­rinde atalarımız için,

    107daha sonra Akan zamanında Yeşu İsrailliler için dua ettiler.

    108Saul döneminde Samuel, veba döneminde Davut, tapınak adandığında Süleyman dua etti.

    109İlyas halk için yağmur duasına çıktı, ölü bir adam tekrar hayata dönsün diye dua etti.

    110Hizkiya Sanherib zamanında ulusu için dua etti. Buna benzer bir çok örnek var.

    111Yozlaşma ve kötü­lüklerin arttığı günlerde doğru kişiler günahkârlar için af dilemişse, yargı günü aynı şey neden olmasın?"

    112Melek bana şu yanıtı verdi: "Şu anki dünya son değildir. Tanrı'nın yü­celiği sürekli onda kalmaz. Güçlülerin zayıflar için dua etmesinin nedeni de budur.

    113Ancak yargı günü şu anki dünyanın sonu olacak ve gelecek son­suz dünyanın üzerindeki çürümenin sona ereceği,

    114tüm aşırılıkların yok olacağı, imansızlığın kökünden sökü­leceği, adaletin tamamen egemen ola­cağı dünyanın başlangıcı olacak. Dü­rüstlük güneş gibi yükselecek.

    115Böy­lece yargı gününde davasını kaybeden kişi için hiç acıma olmayacak, kaza­nan kişi içinse hiçbir şekilde karar değişmeyecektir."

    1160na şöyle dedim: "Yine de bu benim görüşüm, ilk düşüncem de son düşüncem de bu: Tanrı Adem'i hiç ya­ratmamış olsaydı, ya da yarattığında günah işlemekten uzak tutsaydı dünya ne kadar iyi olacaktı.

    117Çünkü şimdi üzüntü içinde yaşamış olmanın ölüm­den sonraki cezayı beklemek dışında bizlere ne gibi bir katkısı olabilir?

    118Ey Adem, ne yaptın sen? Günahın, yalnızca senin düşüşün olmadı, tüm çocuklarının da bizim de düşüşümüz oldu.

    119Biz öldürücü günahlar işledi­ğimizde bize ölümsüzlüğün vaat edil­mesinin

    120ya da içinde bulunduğu­muz düşkünlükte sonsuzluğu umut et­menin

    121veya bizler o kadar kötü bir yaşam yaşarken, sağlık ve esenlik için­de yaşamayı umut etmenin neresi iyi?

    122Yüce Tanrı'nın görkemi tertemiz bir yaşam yaşayanlara rehberlik ede­cektir. Ama bu kadar kötülüğe yönel­miş bizlere nasıl yardım edilebilecek?

    123Cennet ve onun kusursuz, şifa kay­nağı sonsuz meyvesi bize açıklandı, ama biz giremiyorsak nesi güzel?

    124Yuvamızı doğru yoldan ayırdığımızdan bu yana oraya asla giremeye­ceğiz.

    125Kendilerini denetleyebilen­ler yıldızlardan daha çok parlayacak­lar. Ama geceden daha karanlık yüzlü bizler için nesi iyi?

    126Kötülük, gü­nah dolu hayatımız boyunca ölümden sonra bizleri bekleyen sıkıntıları hiç düşünmedik."

    127Melek bana şöyle yanıt verdi: "Her insanın dünyevi mücadelesi sırasında hiç aklından çıkarmaması ge­reken düşünce şudur:

    128Eğer o yenilmişse, mutlaka senin söz ettiğin sıkıntıları kabul etmesi gerekir. Ama ka­zanmışsa, açıklamış olduğum ödül onun olacaktır.

    129Bu yüzden Musa kendi döneminde 'Hayatı seç ve ya­şa!' diyerek halkını teşvik etmişti.

    130Oysa onlar ona inanmadılar. Ne on­dan sonraki peygamberlere, ne de Tanrı'ya!

    131Onların üzerindeki lanet yü­zünden hiç bir üzüntü söz konusu ol­mayacak, sadece inanmış olanların kur­tuluşları için duyulan sevinç var ola­cak."

    132"Efendim" dedim, "Biliyorum ki, yüce Tanrı merhametlidir', çünkü henüz doğmamışlara acır.

    133'Bağış­layıcıdır', çünkü tövbe edip yasaya uygun yaşayanları affeder.

    134'Sabır­lıdır', çünkü günah işleyenlere karşı sabırlı davranır.

    135'Cömertçe veren­dir', çünkü almak yerine vermeyi ter­cih eder.

    136Tekrar tekrar geçmişteki, şimdiki ve gelecekteki günahkârları ba­ğışladığından 'bağışlaması bol Olan­dır.

    137Öyle olmasaydı, O'nun sürekli bağışlaması olmasaydı, dünya ve onun üzerinde yaşayanlar için hiç yaşama umudu olmayacaktı.

    1380 'cömert' di­ye de bilinir, çünkü O'nun günahkâr­ları günahlarından arındıran cömertli­ği olmasaydı, insanoğlunun on binde birlik kısmı bile sonsuz yaşamı umut edemeyecekti.

    1390 aynı zamanda adil' olarak da bilinir, çünkü sözüyle yarattığı sayısız günahlıya karşı ba­ğışlayıcı olmasaydı,

    140sanıyorum ki, tüm insan soyundan sadece pek azı ha­yatta kalabilirdi."


    ___oOo___

    8 Melek bana şu yanıtı verdi: "Yü­ce Tanrı bu dünyayı çok kişi için yarattı, ama öbür dünyayı yalnızca pek az kişi için yarattı.

    2Bak sana bir ör­nek vereyim, Ezra. Yeryüzüne sor, o sana çanak-çömlek yapılması için bol bol kil, buna karşın çok az altın tozu ürettiğini söyleyecektir.

    3Aynı şey büs­bütün şu anki dünya için geçerlidir: Çok kişi yaratılmış olmasına karşın yalnızca bir kaç kişi kurtulacaktır."

    Ezra Halkı İçin Dua Ediyor

    4Bunun üzerine, "Ey ruhum" de­dim, "Doyasıya anlayış, canının iste­diği kadar da bilgelik ye, iç!

    5İstek dı­şı bu dünyaya geldin, isteksizce gidi­yorsun, Burada çok kısa bir yaşam veriliyor sana.

    6Ey gökteki Rabbim, yakarışla sana ulaşmama izin verilir­se, yüreklerimize ve akıllarımıza bir tohum ek, meyve verene kadar geliş­tir. Öyle ki, günahkâr insan yaşamı kazanabilsin.

    7Yalnızca sen Tanrı'sın, senin sözün uyarınca hepimiz senin tarafından topraktan şekillendirildik.

    8Rahimdeki topraktan bedene yaşam verir, organları oluşturursun. Ateş ve suyun içinde güvenle korunur, dokuz ay senin tarafından şekillendirilir,

    9Gü­ven içinde barındıran rahim ve güven içinde korunan can, her ikisi de onları yalnızca sen koruduğun için esenlikte olacaklardır. Rahim, içinde yaratılmış olanı doğurduktan sonra,

    10insan be­deninden, göğüslerden senin buyru­ğun uyarınca süt gelir.

    11Yaratılmış olan belirli bir süre için bu yolla bes­lenir. Bundan sonra da senin lütfunla korunup bakılır.

    12Sen onu, adaletini bilmesi için yetiştirip büyütür, yasan­la eğitip terbiye eder, bilgeliğinle dü­zeltirsin.

    130 senin varlığın, onu sen yarattın, Arzuna göre onu ölüme mah­kûm eder ya da ona yaşam bağışlar­sın.

    14Peki ama, o kadar emek vere­rek buyruğunla biçim verdiğin birini kolayca yok edip öldüreceksen, onu yaratmanın amacı neydi?

    15"İzin ver, şunu da söyleyeyim: Bütün ayrıntısıyla insanoğlu hakkın­daki her şeyi en iyi sen bilirsin. Ne var ki, ben senin halkın için üzülüp kederleniyor,

    16senin mirasın için ağ­layıp yas tutuyorum. Sıkıntım İsrail, acım Yakup soyu için.

    17Biz yeryüzü sakinlerinin ne kadar hatalı olduğu­muzu bildiğimden sana onlar ve ken­dim adına edeceğim duamı sunuyo­rum.

    18Biliyorum ki adaletin bunu iz­leyecektir.

    19Şu halde sözlerimi ve sa­na edeceğim duayı dinle, dikkate al!" Yukarıya, cennete alınmadan önce Ezra'nın ettiği dua burada başlıyor.

    20"Sonsuzlukta yaşayan en yüksek göklerin sahibi,

    21tahtı her anlayışın üstünde, görkemi her kavrayışın öte­sinde olan!

    22Buyruğunla rüzgar ve ateşe dönüşmeye hazır bekleyen me­lek ordusu sana eşlik eder. Sözün ger­çektir, değişmez;

    23buyrukların güçlü ve dehşetlidir. Bir bakışın ummanları kurutur, öfken dağları eritir. Doğrulu­ğun sonsuza dek kalacaktır, ey Rab-bim! Kulunun duasını dinle,

    24ey Rabbim, beni sen şekillendirdiğin için ya­karışımı dikkate al.

    25Yaşadıkça ko­nuşacağım, anlayışım oldukça yanıt vereceğim.

    26"Senin halkının hatalarını say­ma, sana imanla hizmet edenleri dik­kate al.

    27İnançsızlara ve onların ar­dından gidenlere hiç aldırış etme, ama senin antlaşmana itaat edip saygı gös­terenlere, onun için acı çekenlere önem ver.

    28Yaşamları boyunca sana karşı vefasız olanları düşünme. Buna karşı­lık, seni yürekten onaylayıp senden korkanları düşün.

    29Hayvandan fark­sız yaşayanları yok etme, ancak senin yasanı parlak tanıklıklarıyla öğretmiş olanları önemse.

    30En iğrenç hayvan­dan daha kötü hükmetmiş olanlara öf­kelenme, ama görkemine sarsılmaz bir inançla güvenmiş olanlara sevgi gös­ter.

    31Bizler ve atalarımız öldürücü günah içinde yaşadığımızdan, senin bağışlayıcı olarak bilinmen bizim le­himizedir.

    32Çünkü onurumuz adına, hiç doğru işleri olmayan biz günah­kârlar senin merhametine kavuştuğu­muzda sen 'bağışlayıcı' çağrılacaksın.

    33Senin gözünde bir çok iyi işler bi­riktiren doğru kişiler hak ettikleri ödü­lü alacaklardır.

    34"Kendisine öfkelendiğin ya da kötü davrandığın ölümlü insan nedir?

    35Gerçek şudur ki, hiç günah işleme­yen bir insan doğmamıştır, günahsız yaşayan insan da yoktur.

    36Ey Rabbim, senin doğruluğun ve şefkatin ken­di adlarına hiç iyi iş biriktirmemiş kim­selere gösterdiğin merhametinle açığa çıkacak."

    37Melek bana şöyle yanıt verdi: "Söylediğin şeylerin çoğu doğrudur ve dediğin gibi olacaktır.

    38Şundan emin ol ki, günah işleyenleri, onların yaratılışlarını, ölümlerini, yargı gün­lerini ve lanetleri uzun uzun düşün­meyeceğim.

    39Ama doğru kişilerden, onların yaratılışlarından, bu dünyadan ayrılışlarından, kurtuluşlarından ve on­lara verilecek ödüllerden sevinç duya­cağım.

    40Böyle söylüyorum ve öyle de olacak.

    41Çiftçi toprağa bir çok to­hum atar, pek çok şey eker, ama eki­len tohumların hepsi mevsiminde sağ­lıklı çıkmaz, bazıları da kök sürmez. Dünya insanı için de aynıdır: Ekilmiş olanların hepsi korunmayacaktır."

    42Buna şöyle yanıt verdim:

    43'"Efen­dim, eğer gözünüzde lütuf bulduysam, bırakın söyleyeyim. Çiftçinin tohumları doğru zamanda yağmur yağ­madığından belki hiç çıkmayabilir ya da çok fazla yağmur yağdığından çü­rüyebilir.

    44Ama kendi ellerinle şekil verip kendi suretinde yarattığın, her şeyi onun uğruna yaratmış olduğun insanı, bir çiftçinin ektiği tohumla kar­şılaştırabilir misin?

    45Elbette ki, ha­yır. Ey göklerdeki Rabbim! Yaratmış olduğun insana acı, kendi halkını esir­ge, lütfet onlara."

    460 şöyle dedi: "Var olan şu anda yaşayanlar içindir, gelecek ise henüz gelmemiş olanlarındır.

    47Sen hiç bir şekilde benim yarattığımı benden da­ha fazla sevemezsin! Böyle çok sık yaptığın gibi kendini bir daha asla gü­nahkârlarla bir tutma.

    48Yüce Tanrı senin doğru bir şekilde göstermiş ol­duğun alçakgönüllülüğü uygun bulup hoş karşılamaktadır.

    49Kendine hiçbir zaman yücelik ve görkem aramadın.

    50Son günde yeryüzünde yaşayanlar kendi kibirli yaşamları yüzünden de­rin ve şiddetli acılarla cezalandırıla­caklar.

    51Ama sen Ezra, düşüncelerini seni ve senin gibi olanları bekleyen görkeme yönlendirmelisin.

    52Hepiniz için cennet büsbütün açılmış, yaşam ağacı dikilmiş, gelecek olan çağ hazır kılınmış, bol verimli bir bereket depo­lanmıştır. Kent çoktan kurulmuş, di­dinmekten huzura ve dinlenmeye geçiş kesinleştirilmiş, iyilik ve bilgelik olgunluğa eriştirilmiştir.

    53Kötülüğün kökü senden büsbütün uzaklaştırıl­mıştır. Senin için artık hiç hastalık yok, ölüm ortadan kaldırıldı. Cehennem gözden kayboldu ve çürüme tamamen unutuldu.

    54Bütün üzüntüler son bul­du, ölümsüzlük hazinesi sonunda açık­landı.

    55Bu yüzden kaybolmuş bu halk yığını için artık hiç soru sorma.

    56Çünkü kendilerine verilen özgürlü­ğü yüce Tanrı'yı küçük görmek, yasa­sına saygısızlık etmek, O'nun yolları­nı yüzüstü bırakıp terk etmek için kullandılar.

    57Evet, onlar O'nun doğ­ru kullarını ayakları altına alıp ezdi­ler.

    58Ölümün mutlak olduğunu bil­dikleri halde, "Tanrı yoktur' dediler.

    59Bu durumda seni önceden açıkladı­ğım sevinç bekliyor, onları ise susuz­luk ve şiddetli azap.

    60Yüce Tanrı bir tek insanın bile kaybolmasını istemez. Ama O'nun yarattığı insanlar Yaratı­cıları'nın adına saygısızlık ettiler, ken­dilerine yaşam veren O biricik varlığa nankörlük ettiler.

    61Bu yüzden benim yargı günüm pek yakındır. Ama ben bunu herkese bildirmedim;

    62yalnızca sana ve senin gibi bir kaç kişiye bil­dirdim."

    63"Efendim" dedim, "Bana son günlerde eyleme sokacağınız bir çok belirtiyi açıkladınız, ancak onun ne zaman gerçekleşeceğini söylemediniz."

  4. #4
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308

    Ezra : Sonun belirtileri

    Sonun Belirtileri

    9Melek şöyle yanıtladı: "Bütün bun­ları dikkatlice düşün. Sana söyle­nenlerin bir kısmının gerçekleştiğini gördüğünde,

    2yüce Tanrı'nın yarat­mış olduğu dünyayı yargılayacağı za­manın geldiğini anlayacaksın.

    3Yer­yüzünde depremler, isyanlar, uluslar arasında anlaşmazlıklar, güvenilmez yönetimler, korkuya kapılan krallar olacak. Bunları görünce
    4dünyanın başlangıcından beri yüce Tanrı'nın söylemiş olduğu olayların gerçekleşti­ğini anlayacaksın.

    5Yeryüzünde olan her şeyin bir başlangıcı ve açıkça be­lirlenmiş bir sonu var.

    6Yüce Tanrı­nın belirlediği zamanlar için de bu böyledir. Mucizelerle görkemli işler başlangıcı, güçlü işler de sonu belirtir.

    7"Güven içinde gelip yıkımdan ka­çan her kim olursa, o kişi

    8iyi eylem­leri ve gösterdiği inanç sayesinde, ön­ceden sana söylemiş olduğum tüm o tehlikelerden kurtulacak, bütünüyle sonsuzluk için sınırlarını çizmiş oldu­ğum ülkeme girecek. Kurtuluşa tanık olacaktır.

    9Benim yasamı kötüye kul­lanmış olanlar ise bir sürprizle karşı­laşacaklar. Onların saygısızlıkları ken­dilerine sürekli sıkıntı getirecek.
    10Ken­dilerine vermiş olduğum tüm iyi şey­lere rağmen, yaşamları boyunca beni kabul etmeyenlerin hepsi,

    11özgürken bile yasamı hor görmüş olanların hep­si, yol açıkken küçümseyerek pişman­lık ve tövbe düşüncesini akıllarından çıkarmış olanların hepsi

    12gerçeği ölümden sonraki şiddetli acıyla öğre­necekler.

    13Ezra, tanrı tanımazların na­sıl cezalandırılacağı konusunda soru sormayı bırakmalısın. Bunun yerine artık doğru kişilerin nasıl ve ne za­man kurtulacağıyla ilgilen. Dünya ken­dilerinin olmak üzere onlar için yara­tıldı."

    14Ben de,

    15"Önceden söylemiş olduğumu yineliyorum" dedim,

    16"Yi­tik kişiler kurtulmuşlardan çok daha fazla. Bu bir su damlasını bir dalga ile karşılaştırmaya benzer."

    17Melek bana şöyle yanıt verdi: "Ekilmiş tohum, çiçeğin rengi, işçinin ürünü, çiftçinin hasadı toprağa bağlı­dır.

    18Dünyayı yaratmadan önce üze­rinde yaşayacaklarla ilgili planlar ya­pıyordum. O zaman henüz yaşayan can olmadığı için hiç kimse planıma itiraz edememişti.

    19Bu dünyayı bit­mez tükenmez bir gıda ve akıl almaz bir yasayla donattım. Buna karşılık yarattıklarım çürümüş bir yaşamı tercih ettiler,
    20Dünyama baktım, işte çürü­müşlük yayılmıştı. İnsanın fena dü­şüncelerinden dolayı tehlike içindey­di.

    21Bunu gördüğümde onları yok et­memek için kendimi zor tuttum. Bir salkımdan bir tane üzümü, ormandan bir tane ağacı kurtardım.

    22Bırak öy­leyse, kaybolmak için doğmuş olan yığınlar yıkıma uğrasınlar. Ama kur­tuluş için yetkinliğe erdirdiğim hal­kım güvenlikte olsun.

    23"Sen Ezra, bir hafta daha bekle.

    24Bu kez oruç tutma, ama hiç bir evin olmadığı çiçekli bir tarlaya git, sadece orada ne yetişiyorsa onu ye. Hiç et ye­me, şarap içme, durmadan yüce Tanrı'ya dua et.

    25Daha sonra yine senin­le konuşmaya geleceğim."

    Dördüncü Görüm

    26Böylece meleğin beni yönlen­dirdiği Ardat diye adlandırılan tarlaya gittim. Orada çiçeklerin arasında otur­dum. Yiyeceğim tarlada yetişen neyse oydu, gönül hoşnutluğu ile yedim.

    27Hafta sona erdi. Ben tekrar bütün o zihin bulandıran tereddütlerle aklım karışık ve sıkıntılı olarak, otların üze­rine uzanmış yatıyordum.

    28Sessizli­ğimi bozup yüce Tanrı'ya yakardım:

    29"Ey Rabbim" dedim, "Mısır'dan göç zamanında atalarımız çorak ve ayak basmamış çöl boyunca seyahat eder­ken, onlara kendini gösterdin.

    30'Duy beni İsrail, dinle sözlerimi Yakup so­yu.

    31Bu, meyvesini toplamanız, size sonsuza kadar görkem getirmesi için aranıza ektiğim benim yasamdır' de­din.

    32Ancak yasanı almış olan atala­rımız ona uymadılar, senin buyrukla­rını dikkate almadılar. Mahvolan ya­sanın meyveleri değildi, o senin olduğu için bu olanaksızdı.

    33Yasayı alan­lar mahvoldular, çünkü onların içine ekilmiş olan iyi tohumu güvenle sak­lamakta başarısız oldular.

    34Şimdi, ge­nel yargı şudur: Tohum toprağa ekilir veya bir gemi denizin üzerine konur ya da yiyecek veya içecek bir kabın içine.

    35Daha sonra eğer tohum, gemi veya kabın içindekiler harap olsa da, onları koruyan onlarla birlikte mahvolmaz.

    36Ama biz günahkârlar için bu durum farklıdır. Mahvoluş biz ya­sayı alıp günah işleyenlerin başına ge­lir, çünkü yasa onu barındıracak olan kalplerimize ekilmiştir.

    37Yasanın ken­disi ise mahvolmaz, buna karşın, büsbü­tün kendi görkemiyle yaşamda kalır."

    Ağlayan Kadın

    38Bu düşünceler aklımdayken et­rafıma bakındım, sağımda büyük bir acı içinde yas tutup yüksek sesle ağıt yakan bir kadın gördüm. Elbisesi yır­tılmıştı, başında küller vardı.

    39Dü­şüncemi bir yana bırakarak ona dö­nüp şöyle seslendim:

    40"Neden ağlı­yorsun? Seni kederlendiren nedir?"

    41"Efendim" diye yanıtladı, "Lütfen, beni göz yaşlarım ve kederimle baş başa bırakın. Yüreğimin acısı ve sı­kıntım çok büyük."

    42"Anlat bana" di­ye rica ettim, "Ne oldu sana?"

    43"Efen­dim" dedi, "Otuz yıllık evliliğim bo­yunca kısır ve çocuksuzdum.

    44Bu otuz yıl boyunca her gün, her saat, gece gündüz yüce Tanrı'ya yalvardım.

    45Otuz yıl sonra Tanrım dualarımı ya­nıtladı. Sıkıntıma acıdı, kederimi dik­kate alıp bana bir oğul bağışladı. Ço­cuk kocama, bana ve bütün komşula­rımıza ne büyük bir mutluluk getirdi! Güçlü Olan'a ne kadar çok şükrettik!

    46Onu yetiştirirken büyük acılara katlandım.

    47Zamanı gelince onun için bir eş seçip düğün gününü belirledim.


    ___oOo___

    10 "Ne var ki, oğlum düğün evine girerken düşüp öldü.

    2Bu yüz­den hepimiz lambalarımızı söndür­dük. Komşularımın hepsi beni sakin­leştirmeye geldiler. Ertesi günün ge­cesine kadar kederimi kontrol ettim.

    3Rahatlamam ve kederimi kontrol et­mem için ettikleri ısrara son verdikle­rinde ayağa kalktım, geceleyin kimse­ye görünmeden, gördüğünüz gibi, bu­raya, bu tarlaya geldim.

    4Asla köye geri dönmemeye, burada yemeden iç­meden, ölene kadar, aralıksız yas tu­tup oruç tutmaya karar verdim."

    5Bunu duyunca düşüncelerimi bir yana bırakıp öfkeyle kadına şöyle dedim: "Sen bu dünyadaki en akılsız kadınsın.

    6Ulusumuzun kederini, bize neler olduğunu görmüyor musun?

    7He­pimizin anası Siyon derin sıkıntı ve üzüntü içinde. Sen onun için acı çek­meliydin

    8ve hepimizin acısına ortak olmalıydın. Ancak sen kendi biricik oğlun için derin bir keder içindesin.

    9Sor toprağa, o sana anlatacaktır. O, kendisinin doğurduğu binlerce kişi için yas tutmak zorundadır.

    10Hepimiz baş­langıçta ondan türedik ve daha çok gelecek var. Hemen hemen onun tüm çocukları mahvolmaya gidiyor, onla­rın çok büyük bir kısmı da öldürülü­yor.

    11Bu durumda kim daha fazla yas tutma hakkına sahip, o kadar bü­yük sayıları kaybeden toprak mı, yok­sa yalnızca bir kişi için kederlenen sen mi?

    12Bana şöyle diyebilirsin: 'Ama benim kederim toprağın acısından fark­lıdır. Ben acı ve sıkıntıyla doğurdu­ğum kendi rahmimin meyvesini kay­bettim.

    13Buna karşın, şimdi canlı olan çok büyük sayıdaki insanın kayboluşu yeryüzüne gelişleri gibi sadece bir do­ğa kanunudur.'

    14Benim buna yanı­tım şudur: Acılarının pahasına sen bir anne oldun. Ancak aynı şekilde, top­rak da daima insanoğlunun annesi oluyor, Yaratıcısı'na meyve veriyor.

    15"Bu yüzden kederini kendine sak­la, talihsizliklerine cesaretle katlan.

    16Eğer doğru biri olarak Tanrı'nın buy­ruğunu kabul edersen, zamanla oğlu­nu geri alırsın. Kadınlar arasında da onurlu bir ad kazanırsın.

    17Şu halde, köyüne ve kocana geri dön."

    18"Hayır, dönmeyeceğim" diye ya­nıtladı, "Köye geri dönmeyeceğim, bu­rada kalıp öleceğim."

    19Ancak ben onunla tartışmayı sür­dürdüm:

    20"Söylediğini yapma" de­dim, "Siyon'un talihsizliğini görüp ikna ol, Yeruşalim'in sıkıntısına ba­kıp kendini sakinleştir.

    21Gördüğün gibi tapınağımız yıkıldı, sunağımız yerle bir edildi.

    22Arplarımızın teli yok, ezgilerimiz susturuldu, neşeli ba­ğırışlarımız kesildi. Kandilimizin ışığı sönük, Antlaşma Sandığı ganimet ola­rak alındı. Kutsal kaplar kirli, Tanrı tarafından bize verilen ad onurunu yi­tirdi. Yöneticilerimize utanç verici bir şekilde davranıldı, kâhinlerimiz canlı canlı yakıldı, Levililer tutsak alındı. Bakire kızlarımız tecavüze uğradı, ka­rılarımızın ırzına geçildi. Dindar er­keklerimiz kaçırıldı, çocuklarımız yüz­üstü bırakıldı, gençlerimiz köleleştirildi, güçlü savaşçılarımız zayıf düştü.

    23Hepsinden en kötüsü, Tanrı'nın ken­di mührü ile önceden onayladığı Siyon ceza olarak görkemini yitirdi ve şimdi düşmanımızın ellerinde.

    24Şu halde, kendi sıkıntını üstünden at, acı­nı tümden bir kenara bırak. Güçlü Olan sana lütfunu ve sevgisini göstersin. Yü­ce Tanrı sana bu sıkıntılarından sonra rahatlık ve huzur versin!"

    25Ben kadınla konuşuyorken, bir­den bire onun yüzünün aydınlanmaya başladığını gördüm. Çehresi şimşek gibi parladı, ondan ürküp korkuyla bü­züldüm.

    26Bunun ne anlama geldiğini merak ederken, o aniden yeryüzünü sallayan yüksek bir ses çıkarıp kor­kunç bir çığlık attı.

    27Baktığımda ar­tık bir kadın yoktu, ama büyük, yek­pare temeller üzerine kurulmuş, bit­miş bir kent gördüm. "Beni daha önce ziyaret eden melek Uriel nerede?

    28Bü­tün umutlarımı darmadağın eden, tüm dualarımı boşa çıkaran bu şaşkınlığın içine düşmüş olmam onun işidir" di­yerek korkuyla, yüksek sesle bağır­dım.

    Melek Uriel Görümü Açıklıyor


    29Beni daha önce ziyaret eden me­lek belirdiğinde hâlâ konuşuyordum.

    30Beni gördüğünde kendimden geç­miş bir halde, bilinçsizce toprağın üze­rinde ölü gibi uzanmıştım. Sağ elim­den beni kavradı, önümde dimdik di­kilip beni ayaklarımın üzerine kaldır­dı.

    31"Sorun nedir?" diye sordu, "Ne­den yıkıldın? Zihnini altüst edip seni kendinden geçiren neydi?"

    32"Senin beni terk edip yalnız bırakmış olman­dır" diye yanıtladım, "Bana söyledik­lerini yaptım, tarlaya geldim. Burada görmüş olduğum şeylerse anlatma ye­teneğimin çok ötesinde."

    33"Bir adam gibi ayağa kalk, sana açıklayacağım" dedi.

    34"Söyle efendim" dedim, "Sadece beni yüzüstü bırakma ve beni tatmin ol­madan ölüme terk etme.

    35Çünkü gör­düklerim ve duyduklarım kavrayışımın ötesindedir.

    36Yoksa hepsi birer hayal ya da düş mü? Gördüklerim ve duyduklarım bir hayal ya da düş de­ğilse, kesinlikle kavrayışımın ötesindedir.

    37Yalvarırım sana efendim, gördüklerimin anlamını bana açıkla."

    38"Seni ürküten şeylerin anlamını sana açıklarken dinle beni" diye ya­nıtladı melek, "Çünkü yüce Tanrı sa­na bir çok sırrı açıkladı.

    390, senin suç­suz yaşamını, kendi halkın için dur­madan çektiğin sıkıntıyı ve Siyon için duyduğun derin acıyı gördü.

    40Işte gör­düğün görümün anlamı:

    41Kısa bir sü­re önce yaslı bir kadın gördün ve onu avutmaya çalıştın. Şimdi artık o kadı­nı görmüyorsun, ancak tamamen ku­rulmuş bir kent görüyorsun,

    42Kadın sana oğlunu yitirdiğini söyledi.

    43Açık­laması şudur:

    44Gördüğün kadın, bi­naları ile birlikte kent olarak gördü­ğün Siyon'dur.

    450, sana otuz yıldır çocuksuz olduğunu söyledi. Öyledir, çünkü 3000* yıldır Siyon'da hiç kur­ban sunulmamıştır.

    * Bazı eski metinler "3000 yıl", Latince "Üç yıl''

    463000 yıl sonra Süleyman kenti kurdu, kurbanlar sun­du. Bu da kısır kadının oğlunu doğur­duğu zamanı simgeler.

    47Çocuğunu büyütürken çok büyük acılar çektiğin­den söz etti. O da Yeruşalim'in yerle­şime açıldığı dönemdir.

    48Daha sonra sana, oğlunun düğün odasına girdiği günkü ölümü ile ortaya çıkan büyük kaybından dolayı duyduğu acıyı an­lattı. O da Yeruşalim'in ansızın yıkılı­şını simgeler.

    49Acısı nedeniyle avut­maya çalıştığın oğlu için yas tutan kadın olarak gördüğün görümden al­man gereken vahiy budur.

    50Senin iç­ten acını, kadın için yürekten hissettiğin şefkati gören yüce Tanrı şimdi sa­na onun parlak görkemini ve güzelli­ğini gösteriyor.

    51İşte sana hiçbir evin dikili olmadığı bir tarlada oturmanı söylemiş olmamın nedeni

    52yüce Tan­rı'nın sana bu görümü yollamaya ni­yetli olduğunu bilmemdendir.

    53Her­hangi bir binanın temeli atılmamış olan bu tarlaya gelmeni söylememin nede­ni,

    54yüce Tanrı'nın açıklayacağı ken­tin kurulacağı yerde insanın yapmış olduğu hiçbir binanın ayakta kalama­yacak olmasındandır.

    55"Bunun için hiç korkma, Ezra, tit­reyen yüreğini rahatlat. Gözlerinde he­nüz tümünü görecek güç varken kente git ve binaların görkemini gör.

    56Daha sonra, sen ancak kulaklarının duy­ma gücü kadar işitebileceksin.

    57Sen, başka bir çok insandan daha fazla kut­sanmış birisin. Çok az kişi senin gibi, yüce Tanrı'yla birlikte anılan bir ada sahiptir.

    58Yarın akşama kadar bura­da kal.

    59Yüce Tanrı sana görümde yeryüzünün son günlerinde üzerinde yaşayanlara yapmayı tasarladıklarının görüntülerini gösterecek." Bana söy­leneni yapıp o gece ve ertesi gün ora­da uyudum.

  5. #5
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308

    Beşinci Görüm

    Beşinci Görüm

    11 İkinci gece bir görüm daha gördüm. Denizden on iki kanatlı üç başlı bir kartal yükseliyordu,

    2Ka­natlarını bütün yeryüzünün üzerine ger­diğini gördüm. Gökyüzündeki bütün rüzgarlar ona doğru esti ve bulutlar onun üzerinde toplandı.

    3Kanatların­dan küçük ve bodur görünen rakip ka­natlar çıkmaya başladı.

    4Kartalın baş­ları hareket etmiyordu. Hatta, diğerle­rinden daha büyük olan ortadaki baş bile onların arasında hareketsiz duruyordu.

    5İzlerken, kartal yeryüzünün ve yaşayanlarının yöneticisi olmak üzere kanatlarının üzerinde yükselip dikildi.

    6Yeryüzündeki bütün insanlar ona ta­mamen boyun eğiyordu, hiç kimse ona karşı koyamıyordu.

    7Kartalın pençe­lerinin üzerinde dikilip kanatlarına yük­sek sesle şöyle söylediğini duydum:

    8"Hepiniz bir anda uyanmayın; yerle­rinizde uyuyun ve sıranız geldiğinde uyanın.

    9Başlar en son uyanmalı."

    10Se­sin başlardan değil, ama bedenin orta­sından geldiğini farkettim.

    11Onun ye­ni çıkan rakip kanatlarını saydım, se­kiz tane olduklarını gördüm.

    12İzlerken, sağındaki kanatlardan birinin yükseldiğini, tüm yeryüzüne egemenlik sürdüğünü gördüm.

    13Bir süre sonra onun egemenliği sona erdi, büsbütün gözden kayboldu. Sonra di­ğeri yükseldi, uzun süre devam ede­cek olan kendi düzenini kurdu.

    14Onun egemenliğinin sonu gelip de birincisi gibi yok olmak üzereyken,

    15bir sesin şunları söylediği duyuldu:

    16"Uzun sü­re dünyayı yargıladın, şimdi ortadan yok olma zamanın gelmeden önce ha­berimi dinle!

    17Halefilerinden hiç biri senin kadar uzun bir egemenliği, hatta onun yarısı kadarını bile başaramaya­caklar."

    18Daha sonra üçüncü kanat yükseldi, selefleri gibi bir süre dünya­yı yargıladı. O da onlar gibi ortadan kayboldu.

    19Aynı şekilde tüm kanatlar birbiri ardına yönetime geldiler, sıra­sıyla da gözden kaybolup gittiler.

    20Zaman geçerken, sağ taraftaki kü­çük kanatların da yargılamak için yük­seldiklerini gördüm. Bunların bir kıs­mı derhal gözden kaybolurken diğer­leri yükseldiler, ama hiçbir şekilde yargılayamadılar.

    21Bundan sonra on iki büyük kanadın ve iki küçük kanadın diğerleri gibi

    22artık görünmedikleri­ni farkettim.

    23Kartalın bedeninde üç tane hareketsiz baş ile altı küçük ka­nat dışında geriye bir şey kalmamıştı.

    24İzlerken, altı küçük kanattan ikisi diğerlerinden ayrılarak sağ taraftaki başın altına yerleştiler. Diğer dört ta­nesi oldukları yerde kaldılar. Onların yükselmek ve yargılamak için plan yaptıklarını gördüm.

    25Bir tanesi yük­seldi, ama aniden yok oldu.

    26İkincisi de aynı şeyi yaptı ve

    27ilkinden daha süratle gözden kayboldu.

    28Öbür iki­sinin de, krallık kurup yargılamak ama­cıyla plan yaptıklarını gördüm.

    29Ne var ki, onlar henüz plan yaparlarken, başlardan üçünün en büyüğü olup or­tada bulunanı birdenbire uykudan uyan­dı,

    30Ben onun öbür iki başla birleşip

    31yargılamak için plan yapan iki kü­çük kanadı yiyip yuttuğunu gördüm.

    32Bu baş dünya üzerinde güç kazandı, bütün insanlara ezici bir baskı uygula­dı. Daha önce hüküm süren kanatlar­dan daha büyük kudretle tüm yeryü­zünü sımsıkı avucunun içine aldı.

    33Sonra bu başın tıpkı kanatlar gibi aniden hızla gözden kaybolup gittiği­ni gördüm.

    34Geriye iki baş kalmıştı-Onlar da yeryüzünü ve yaşayanlarını yargılıyorlardı.

    35Ben onları izlerken, sağ taraftaki baş soldakini yiyip yuttu.

    36Sonra bir sesin bana şöyle ses­lendiğini işittim: "Önüne bak ve gör­düklerini düşün."

    37Baktım, orman­dan kükreyerek çıkan kızgın bir aslan gördüm. İnsan diliyle kartalla konuş­tuğunu duydum.

    38Şöyle dedi: "Dinle kartal!

    39Yüce Tanrı sana sesleniyor-Dünyamı yönetmek ve çağlarını sona erdirmek amacıyla görevlendirdiğim dört yaratıktan kalan tek sensin.

    40Sen dördüncü yaratıksın, senden önce gelen bütün yaratıkları dünyada var olduğun sürece baskıyla, hileyle, deh­şetle yendin.

    41Yalanla ve gerçeği önemsemeden yönettiğin dünyada uzun süredir yaşıyorsun.

    42Sen doğrudan nefret edip yalancıları sevdin. Barış içinde yaşayan zararsız kişilere acı­masızca saldırdın. Zenginlerin evleri­ni yıktın, sana hiç zararı dokunmamış olanların duvarlarını yerle bir ettin.

    43Senin küstahlığın yüce Tanrı'nın önüne ulaştı, kibrini Güçlü Olan bili­yor.

    44Yüce Tanrı belirlediği dönem­leri dikkatlice araştırdı. Dünyanın so­nu yaklaştı, çağlar sona erdi.

    45Böyle­ce sen, kartal, şimdi mutlaka yok ol­malısın. Senin o dehşet veren büyük kanatların, şeytani küçük kanatların, acımasız başların, amansız pençele­rin, senin o değersiz bedeninin tümü artık hiç görünmemeli

    46Daha sonra, bütün yeryüzü senin vahşetinden kur­tularak rahatlayacak, umutla yargı gü­nünü ve yaratıcısının lütfunu bekleye­cek."


    ___oOo___

    12 Aslan kartalla konuşurken baktım ve geriye kalan başın kay­bolduğunu gördüm.

    2Sonra onun üze­rine yükselen iki küçük kanat kendile­rini yönetici atadılar. Egemenlikleri kı­sa ve sıkıntılıydı. Gözlerimin önünde onlar da gözden kayboldu,

    3Daha son­ra kartalın bütün bedeni birdenbire alevlerle kaplanıp yanmaya başladı. Yeryüzü dehşete kapıldı.

    Görümün Açıklanışı

    4Sıkıntım ve korkum o kadar bü­yüktü ki, uyandım ve kendi kendime Şöyle dedim: "İşte, yüce Tanrı'nın yol­larını keşfetme girişimlerimin sonucu!

    5Zihnim yorgun, büsbütün tükenmiş durumdayım. Bu gecenin dehşeti gücümü tamamen kuruttu.

    6Bu ne­denle şimdi yüce Tanrı''ya sona kadar dayanacak güç vermesi için dua ede­ceğim."

    7Sonra şöyle dedim: "Efen­dim ve Rabbim, eğer senin gözünde lütuf bulduysam, başka birçok insan­dan beni daha doğru görüyorsan, dua­larım sana ulaştıysa, o zaman bana güç ver.

    8Bana bu dehşet verici gö­rüntülerin kesin yorumlarını açıkla Rabbim. Böylelikle ruhuma tam bir teselli getir.

    9Çünkü sen zaten beni, şimdiki çağın sonunu göstermeye la­yık bulmuştun."

    10Melek bana şöyle dedi: "İşte, gördüğün görümün anlamı: Denizden yükselerek geldiğini gördüğün kartal,

    11kardeşin Daniel'in gördüğü görüm­deki dördüncü krallığı simgelemekte­dir.

    12Ama şimdi sana yaptığım gibi görümün açıklaması ona sunulmadı.

    13Yeryüzünün daha öncekilerden çok daha dehşet verici bir egemenliğin al­tına gireceği günler geliyor.

    14Arka arkaya on iki kral tarafından yönetile­cek.

    15On iki kralın içinde ikincisi hepsinden uzun egemenlik sürecek.

    16Görmüş olduğun on iki kanatın an­lamı budur.

    17"Kartalın başlarından değil de vücudunun ortasından konuştuğunu işittiğin sese gelince, onun anlamı da şudur:

    18İkinci kralın egemenliğinden sonra imparatorluk büyük bir müca­deleyle çökme tehlikesi geçirecek. An­cak o zaman çökmeyecek, buna kar­şın eski gücüne tekrar kavuşacak.

    19"Kartalın kanatlarında büyüdü­ğünü gördüğün daha küçük sekiz ka­nata gelince, onların anlamı da şudur:

    20İmparatorluk egemenlikleri önem­siz ve kısa ömürlü sekiz kralın yönetimi altına girecek.

    21Onların ikisi dö­nemin tam ortasından önce kısa bir süre için yönetime gelecek. Dördü dö­nemin ikinci yarısında kısaca görüne­cek, iki tanesi de dönemin sonuna ka­dar kalacaklar.

    22"Uyuyan üç başa gelince, onla­rın anlamı da şudur:

    23İmparatorlu­ğun son günlerinde yüce Tanrı tahta üç kral çıkaracak. Bunlar birçok şeyi yenileyip dünyayı yönetecekler.


    24Yeryüzü ve yaşayanlarına öncekilerden daha fazla baskı uygulayacaklar. Bun­lar kartalın başı olarak adlandırılıyor­lar,

    25çünkü onlar, uzun süren kötü işler silsilesini tamamlayıp son aşa­masına vardıracaklar.

    26Kaybolduğu­nu gördüğün büyük başa gelince, o büyük acılar içinde kıvranarak yata­ğında ölecek olan krallardan birini simgelemektedir.
    27Hayatta kalan iki­si ise kılıçla yok edilecekler.

    28Bun­lardan bir tanesi diğerini öldürecek, kalansa son günlerde savaşta ölecek.

    29"Sağ taraftaki başın altına yerle­şen iki küçük kanada gelince, onların anlamı da şudur:

    30Yüce Tanrı onları son güne dek sakladı. Senin de gördü­ğün gibi, onların egemenlikleri kısa ve acı dolu.

    31"Ormandan kükreyerek çıkan kızgın bir aslan görmüştün. Kötü işle­ri ve sözlerinden dolayı kartalı suçla­yarak konuşuyordu.

    320, yüce Tan­rı'nın sona kadar geride alıkoyduğu Mesih'tir. Davut'un soyundan gele­cek, hükümdarlarla konuşacak. Açık­ça günahlarını, suçlarını, meydan oku­malarını gösterip onları paylayacak.

    33Henüz yaşıyorken onları yargılaya­cak, onların suçlu olduğunu kanıtla­yıp mahkûm edecek, sonra da yok edecek.

    34Ama ülkemde güven içinde yaşayan benim halkıma karşı merha­metli olacak. Sana başlangıçta söz et­tiğim yargı günü gelinceye dek onları özgür kılacak, onlara sevinç lütfede­cek.

    35"Gördüğün görüm ve anlamı budur.

    36Bu, yüce Tanrı'nın layık gö­rüp yalnızca sana anlattığı sırlardır.

    37Bu yüzden, görmüş olduklarını bir kitaba yaz ve onu gizli bir yere bırak.

    38Bu sırrı, halkından anlamak için ye­terince bilge olduğunu bildiğin ve bun­ları güven içinde tutacak kişilere de açmalısın.

    39Ancak, yüce Tanrı'nın sana göndermeyi düşündüğü herhangi bir açıklamayı almak için burada yedi gün daha kalmalısın." Sonra melek benden ayrıldı.

    Halk Ezra'ya Geliyor

    40Halk yedi günden sonra kente dönmediğimi işitince, küçüğünden bü­yüğüne toplanıp yanıma geldi.

    41"Ne­den bizi terk edip buraya yerleştin?" diye sordular, "Yanlış ya da seni inci­tecek bir şey mi yaptık?

    42Tek kalan peygamber sensin. Sen, bağdaki son üzüm salkımı, karanlıktaki lamba ve­ya fırtınadaki bir gemi için güvenli bir liman gibisin.

    43Yeterince acı çek­medik mi?

    44Eğer bizi terk edersen, Siyon'u yakan ateş içinde yok olup gitmiş olmamız çok daha iyi olurdu.

    45Bizler orada yok olan kişilerden da­ha iyi değiliz," Sonra yüksek sesle bir ağıt okudular.

    46Onlara şöyle yanıt verdim: "Ce­sur ol, ey İsrail; kederini bir kenara bırak, ey Yakup evi.

    47Yüce Olan sizi hatırlayacak, Güçlü Olan sizin çekti­ğiniz sıkıntıları asla unutmadı.

    48Bense sizi ne terk ettim, ne de yüzüstü bı­raktım. Buraya sıkıntı içindeki Siyon için dua etmeye, o kadar aşağılara dü­şen tapınağınız için yakarmaya gel­dim.

    49Şimdi, her biriniz evlerinize gidin. Bir kaç gün sonra ben de size geri döneceğim."

    50Ben tarlada kaldım, halk da söy­lediğim gibi kente geri döndü,

    51Tar­lada yetişenler dışında bir şey yeme­den meleğin dediği gibi yedi gün ora­da kaldım.


    ___oOo___


    Altıncı Görüm

    13 Yedi gün geçti, ertesi gece bir düş gördüm,

    2Düşümde deniz­den bir rüzgar çıkıp geldi ve denizi dalgalara boğdu.

    3Ben izlerken, bu rüzgar derinliklerden yükselerek ge­len bir insan figürü getirdi. Bu adam gökyüzünün bulutları üzerinde uçu­yordu. Her nereye gözlerini çevirdiyse, bakışlarının karşılaştığı her şey korkuya kapıldı.

    4Sesi her nereye ulaştıysa, onu işiten herkes ateşe dokunan balmumu gibi eridi.

    5Sonra denizden yükselen adamın üzerine saldırmak için, gökyüzünün dört rüzgarından toplanıp bir araya ge­len sayısız insan topluluğu gördüm.

    6Adam kendisi için büyük bir dağ yont­tu ve onun üzerine uçtu.

    7Dağın hangi yön ya da yerinden ele geçirildiğini görmeye çalıştım, ama başaramadım.

    8Sonra adamla savaşmak için bir ara­ya gelmiş olanların hepsinin korkuyla dolu olduklarını, ancak yine de ona karşı dövüşmeye hazırlandıklarını farkettim.

    9Adam saldırmak için ilerleyen kalabalığı gördüğünde onlara karşı parmağını bile kıpırdatmadı. Elinde ne mızrağı ne de silahı vardı.

    10Gördüğüm tek şey, ağzından dışarıya akan bir alev seli, dudaklarından çıkan bir alev soluması ve dilinden çakan kıvılcım fırtınasıydı.

    11Bunların hepsi alev seli, alevli soluk ve kıvılcım fırtınası tek bir kütle halinde birleşmişti. Bu kütle savaşmak için ilerleyen kalaba­lığın üzerine düştü ve onların her biri­ni tamamen yakıp yok etti. Birdenbire o büyük kalabalık, toz, kül ve duman kokusu dışında hiçbir şey bırakmadan gözden kayboldu. Bunun karşısında dilim tutuldu.

    12Bundan sonra adamın dağdan aşağıya indiğini ve farklı, huzur dolu bir topluluğu kendisine çağırdığını gör­düm.

    13Kiminin yüzünde mutluluk, kimininse üzüntü vardı. Bir kısmı sür­günden gelmişti, bir kısmı da başkala­rını sunu olarak getirmişti. Dehşet için­de uyandım, yüce Tanrı'ya dua ettim.

    14Dedim ki: "Başlangıçtan beri ben ku­luna bu mucizeleri açıkladın. Beni dua­larıma yanıt vermeye layık gördün.

    15Şimdi de bu düşün anlamını göster bana.

    16Düşünceme göre, o günler ha­yatta olup yaşayanlar için ne dehşet ve­rici olacak! Ancak yaşamayanlar için ne kadar daha kötü olacak!

    170nlar üzgün olacaklar,

    18çünkü son günle­rin neler getireceğini bilecekler, ama ne yazık ki, kaçırmış olacaklar.

    19Hayatta olanların durumu ise korkunç olacak. Çünkü düşümde gördüğüm gi­bi, onlar korkunç tehlikeler ve fela­ketlerle yüzleşecekler.

    20Yine de bu tehlikelere katlanmak ve hedefe ulaş­mak, bir bulut gibi dünyadan yok olup gitmek ve son günlerin olaylarını hiç görememekten daha iyidir,"

    21"Evet" diye yanıtladı, "Bu dü­şün anlamını açıklayacağım ve istedi­ğin her şeyi anlatacağım.

    220 hayatta kalanlarla ilgili soruna gelince, işte yanıtı:

    230 günlerde tehlikeleri getire­cek olan, aynı zamanda Her Şeye Gücü Yeten'e bağlılıkla yaşayıp iyi işler biriktirmiş olanları koruyacak.

    24Emin ol ki, o hayatta kalanlar, ölmüş olan­lardan çok daha kutludurlar.

    25"İşte, bu da düşün anlamı: De­nizlerin derinliklerinden yükseldiğini gördüğün adam,

    26Yüce Tanrı'nın asır­lar boyunca hazır beklettiği kişidir. O kendi yarattığı dünyayı kurtaracak, ha­yatta olanları yönetecek.

    27Adamın ağ­zından aktığını gördüğün,

    28bir mız­rak ya da herhangi bir silah olmaksı­zın kendisine karşı savaşa girmek üze­re ilerleyen kalabalıkları yok ettiği so­luğa, ateşe ve fırtınaya gelince:

    29Yüce Tanrı'nın yeryüzünde yaşayanlara kurtuluş getireceği günler yakındır.

    30O zaman insanlar büyük bir telaş ve korkuyla dolacaklar.

    31Kent kente, böl­ge bölgeye, ulus ulusa, krallık krallığa karşı savaşmak için gizli tasarılar ku­racak.

    32Bu gerçekleştikten ve sana göstermiş olduğum tüm belirtiler ge­lip geçtikten sonra, denizden yükselen adam olarak gördüğün oğlum ortaya çıkacak.

    330nun sesini işiten bütün uluslar, düşünde gördüğün gibi,

    34ken­di topraklarını, savaşlarını bırakacak­lar, ona karşı savaşmak için sayıla­mayacak kadar büyük bir ordu halin­de birleşecekler.

    350 ise Siyon Dağı­nın zirvesinde yerini alacak,

    36Siyon bütün insanların önünde görünür kılı­nacak. Kent bütün yapılarıyla birlikte tamamlanmış olacak. Ancak bu insan eliyle olmayacak.

    37Sonra oğlum, ken­disine karşı gelen ulusların Tanrı tanı­maz işlerini yargılayacak. Düşünde gör­düğün fırtınanın anlamı budur.

    380 onları kendi şeytani fesatlıkları ve ya­kında katlanmak zorunda olacakları sıkıntıyla karşı karşıya getirecek. Ale­vin anlamı da budur. Hiçbir çaba harcamadan yasa aracılığıyla da onları yok edecek . Bu da ateşi simgeler.

    39"Daha sonra O'nun farklı, huzur dolu bir topluluğu çağırdığını gördün.

    40Onlar, Asur Kralı Şalmaneser'in hap­se attığı Kral Hoşea zamanında sürgü­ne gönderilen on oymaktır. Şalmaneser onları ırmağın ötesine sürdü, onlar garip bir ülkeye götürüldüler.

    41Ama sonra onlar Yahudi olmayan putpe­restlerin yaşadığı bu ülkeden ayrılma­ya ve daha önce insanların hiç yaşa­madığı uzak bir toprağa gitmeye karar verdiler.

    42Kendi ülkelerinde itaat et­mekte başarısız oldukları yasaya bu ye­ni yerde uymayı amaçladılar.

    43Fıratın dar geçitlerinden geçerlerken

    44yü­ce Tanrı onlar için mucizeler yarattı. Onlar geçinceye kadar ırmak kanalla­rını durdurdu.

    45Arzaret denen o böl­geye yolculukları uzundu, bir buçuk yıl sürdü.

    460nlar, bu çağ son bulana kadar, o zamandan beri hep orada ya­şadılar.

    47Şimdi onlar dönüş yolunda­lar ve yüce Tanrı bir kez daha, onların geçebilmesi için, ırmak kanallarını dur­duracak.

    48"'Bu da, görmüş olduğun huzur dolu topluluğun anlamıdır. Benim kut­sal sınırlarım içinde bulunan senin halkından hayatta kalanlar da onlarla birlikte kurtulacak.

    49İşte böylece, ken­disine karşı birleşmiş ulusları yok et­me zamanı geldiğinde,

    50O, hayatta kalan kendi halkını koruyacak, onlara olağanüstü mucizeler gösterecek."

    51"Rabbim, efendim, gördüğüm adamın neden denizlerin derinliklerinden yükseldiğini açıkla bana" diye rica ettim.

    52O şöyle yanıtladı: "Denizlerin derinliklerini araştırmak ve içlerinde neler olduğunu keşfetmek herhangi bir insanın gücünün ötesindedir. Aynı şekilde yeryüzündeki hiç­bir kimse belirlenmiş o güne kadar oğlumu ve onun topluluğunu göre­mez. Düşün anlamı budur.

    53Bu açık­lama sadece sana verildi. Çünkü sen kendine ait bütün işleri bıraktın,

    54ken­dini bütünüyle bana ve yasamı öğren­meye adadın.

    55Her şeyde hikmet sa­na rehber, anlayış da anne oldu.

    56Sana bu açıklamayı vermemin nedeni budur, yüce Tanrı seni ödüllendire­cek. Üç gün sonra seninle tekrar ko­nuşacağım ve sana çok önemli ve ha­rika şeyler anlatacağım,"

    57Böylece ben de ara ara göster­miş olduğu mucizeler için, O'nun kon­trolü altında geçen çağlar için

    58Yüce Tanrı'ya tapınıp yücelterek tarlaya doğru gittim. Orada üç gün kaldım.

  6. #6
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308
    Yedinci Görüm


    14 Üçüncü gün ben bir meşe ağacı altında oturuyorken, bir ça­lıdan bana, "Ezra, Ezra!" diye sesle­nen bir ses duydum.

    2Ayağa kalkıp, "İşte buradayım, Rabbim" diye yanıt verdim,

    3Ses şöyle devam etti: "Be­nim halkım Mısır'da köleyken kendi­mi bir çalıda açığa çıkardım ve Mu­sa'yla konuştum. Onu halkıma Mısır'dan çıkışta rehberlik etmesi için yol­ladım.

    4Onu Sina Dağı'na getirip be­nimle bir çok gün kalması için orada tuttum.

    5Ona bir sürü mucizelerden söz ettim, çağların sırrını, zamanın so­nunu gösterdim.

    6Neleri açığa çıkarıp bilinir kılacağını, neleri sır olarak sak­layacağını öğütledim.

    7Şimdi de sana öğüt veriyorum:

    8Sana gösterdiğim, açıklamalarını bildirdiğim görümleri, belirtileri ezberle.

    9Sen insanların dün­yasından alınıp götürülmek üzeresin, Bundan sonra sen de senin gibi olanlarla birlikte zamanın sonuna kadar oğlumun yanında kalacaksın.

    10Dün­ya gençliğini yitirdi, zaman yaşlanı­yor.

    11Zaman on iki döneme ayrılmış­tır.

    12Onuncu dönemin yarısındayız. Geriye yalnızca iki buçuk dönem kal­dı.

    13Bu yüzden evini düzene koy, hal­kını uyar, alçakgönüllüleri teselli et. Sonra ölümlü hayatınla vedalaş,

    14Dün­yasal endişelerini bir kenara koy, insansal yüklerini yere bırak.

    15Zayıf doğanı sıyır at, seni tedirgin eden kay­gılarından kurtul, dünyadan çabucak ayrılmak için hazır ol.

    16Ancak tanık olduğun fenalıkların daha kötüleri ge­liyor,

    17Bu kocayan dünya giderek da­ha zayıflayıp güçsüzleşirken kötülük­ler dünyanın yaşayanlarından dolayı artıyor.

    18Doğruluk uzaklaşıp gidince yalan daha yakınlaşır. Düşünde gör­düğün kartal zaten uçmakta."

    19"Rabbim, huzurunuzda konuşa­bilir miyim?" dedim,

    20"Şu anda ha­yatta olan halkımı uyardıktan sonra isteğinizle buradan ayrılacağım. Ama bundan sonra doğacakları kim uyara­cak? Dünya karanlığa bürünüyor ve üzerinde yaşayanlar ışıksız.

    21Yasan ateşte yok edildiğinden hiç kimse ön­ceden yaptıklarını ve gelecekte yapa­caklarını bilemeyecek.

    22Eğer gözün­de lütuf bulduysam, beni kutsal ruhla doldur. Böylelikle, dünyanın bütün öy­küsünü, senin yasanda yer alan her şeyi en başından itibaren yazabileyim. O zaman insanlar doğru yolu bulma olasılığına sahip olacaklar. Seçtikle­rinde de son günlerde sonsuz yaşamı kazanacaklar."

    23"Git" diye yanıtladı, "Bütün in­sanlara seslen, onlara kırk gün boyun­ca seni aramamalarını söyle.

    24Hemen çok sayıda yazı tableti al. Hızlıca yazı yazmada eğitimli beş adamı, Seraya'yı, Dabriya'yı, Şelemiya'yı, Etan'ı ve Asiel'i yanına al.

    25Sonra buraya dön. Ben yazman gerekenleri bitirin­ceye kadar kalbinde sönmeyecek olan anlayış lambasını yakacağım.

    26İşini bitirince bir kısmını topluma açıkla. Kalanını sır olarak saklamaları için bilge kişilere ver. Yarın bu vakitte yaz­maya başlamalısın."

    27Bana buyrulduğu gibi gittim, bü­tün halkı çağırıp topladım, onlara şöy­le dedim:

    28"Ey İsrail, söyleyecekle­rimi dinle!

    29Başlangıçta atalarımız Mı­sır'da yabancılar gibi yaşadılar.

    30O ülkeden kurtarıldılar ve onlara yaşam vaat eden yasa verildi.

    31Ancak onlar yasaya itaatsizlik ettiler. Sizler de on­ların izinden gidiyorsunuz. Daha son­ra sizlere bir ülke verildi, Siyon top­rağı. Ama sizler atalarınız gibi günah işleyip yüce Tanrı'nın sizin için hazır­ladığı yolu terk ettiniz.

    320 doğru bir yargıç olduğundan, zamanında size vermiş olduklarını geri aldı,

    33Şimdi sizler burada sürgündesiniz, ama Ya­hudi hemşerilerinizden Yeruşalim'e da­ha yakınsınız.

    34Eğer sizler düşünce­nizi toplayıp öğrenmeye istekliyseniz yaşamınız güvenlik içinde olacak, öl­dükten sonra lütufla karşılaşacaksınız.

    35Ölümden sonra yargı gelecek! Bize yeniden yaşam verilecek, doğru olan­ların adları belirlenecek. Tanrı tanı­mazların işleri ise ortaya çıkarılacak.

    36Şimdiden sonra hiç kimse benimle konuşmaya gelmemeli, gelecek kırk gün boyunca beni aramamalı."

    37Bana söylendiği gibi beş adamı yanıma aldım, birlikte tarlaya gittik ve orada kaldık.

    38Ertesi gün, "Ezra, ağzını aç ve sana verdiğimi iç" diye­rek beni çağıran bir ses işittim.

    39Böylece ağzımı açtım. Elime ateşe benzer renkte, suya benzeyen bir şeyle dolu bir kap tutuşturuldu.

    40Onu alıp içtim. İçer içmez hafızam genişledi, zihnim sel gibi algılayış yağdırmaya başladı. Bilgim iyice büyüyüp gelişti.

    41Ko­nuşmak için ağzımı açtım, durmaksı­zın konuşmamı sürdürdüm.

    42Yüce Tanrı söylenenleri yazıya döken beş adama da anlayış verdi. Daha önce bil­medikleri bir alfabe kullanıyorlardı. Sa­dece geceleri yemek yiyip bütün gün boyunca yazarak kırk gün işin başın­da kaldılar.

    43Bense bütün gün bo­yunca konuşuyordum, geceleri bile sus­muyordum.

    44Kırkıncı güne kadar dok­san dört kitap yazılmıştı.

    45Kırkıncı gü­nün sonunda yüce Tanrı benimle ko­nuşlu. "İlk yazdığın yirmi dört kitabı halka sun" dedi, "Layık olan da olma­yan da okusun.

    46Ama son yetmiş ki­tap geride alıkonulmalı. Halkının bil­geleri dışında hiç kimseye verilme­meli.

    47Çünkü bu kitaplar anlayış pı­narı, bilgelik kaynağı ve bilgi seli içeriyorlar."

    48Ben de öyle yaptım.

    __oOo___

    Gelecek Felaketler


    15 Rab şöyle diyor: "Size vereceğim peygamberlik sözlerini hal­kıma duyurun.

    2Onları yazıya geçirin, çünkü onlar güvenilir ve gerçektir.

    3Si­ze tuzak kuranlardan korkmayın, size karşı olan şu inançsızlar yüzünden ra­hatsız olmayın.

    4Çünkü inanmayan her­kes imansızlığı yüzünden ölecek.

    5"Sakının" diyor Rabbiniz, "Kılıç açlık, ölüm, yıkım gibi korkunç kötülükleri serbest bırakıp dünyaya Salı­yorum.

    6Çünkü kötülük tüm dünyaya yayıldı ve daha fazla vahşet için hiç yer yok.

    7"Bu yüzden" diyor Rabbiniz, ''onların tanrı tanımaz günahları karşısın­da sessiz kalmayacağım, onların gü­nahkâr işlerine göz yummayacağım.

    8Suçsuz öldürülenlerin kanlarının na­sıl beni öç için çağırdığını, doğru kişi­lerin ruhlarının hiç bitmeyen yalvarış­larını gör!

    9Hiç kuşkusuz onların öcü­nü alacağım" diyor Rabbiniz, "Akıtıl­mış suçsuz kanların yalvarışlarını du­yacağım.

    10Benim halkım tıpkı ko­yunlar gibi öldürülüyor. Onların daha fazla Mısır'da kalmasına izin verme­yeceğim. Ancak onları kurtarmak için tüm gücümü kullanacağım.

    11Mısırlı­lar' ı daha önce de yaptığım gibi ve­bayla vuracağım. Tüm ülkelerini ya­kıp yok edeceğim.

    12Rabbiniz tarafın­dan vurulup cezalandırıldığında Mı­sır'ın temelleri sarsılacak, bütün ülke yas tutacak!

    13Çiftçiler yas tutacak, çünkü tohumları gelişmeyecek, ağaç­ları hastalık, dolu, korkunç fırtınalar nedeniyle yıkılacak!

    14Vay dünyaya ve üzerinde yaşayanlara!

    15Onları yok edecek kılıç çok uzakta değil. Ülke ül­keye karşı kılıç çekip savaşacak.

    16Sağ­lam yönetimler son bulacak, bir fesat diğerine üstün gelecek. Krallar, yük­sek mevkideki yöneticiler iyi günle­rinde hiçbir şey için kaygı duymaya­caklar.

    17Bir kimse bir kenti ziyaret etmek isteyecek, ama başaramayacak.

    18Çünkü hırs, rekabet kentleri karı­şıklığa boğacak, evleri yıkacak, in­sanları korkuyla dolduracak.

    19Bir adam açlığın ve yoksulluğun pençesine yakalandığında hiçbir merhamet duygusu onu engelleyemeyecek, vah­şice komşusunun evine saldırıp mal­larını yağmalayacak.

    20"Yeryüzünün bütün krallarını nasıl bir araya topladığımı gör" diyor Tanrı, "Onları gün doğumundan, güney rüzgarından, doğu ve güneyden çağı­rıp onlara vermiş olduklarımı geri öde­teceğim.

    21Benim seçilmiş halkıma bu­güne kadar yaptıklarının aynısını ben de onlara yapacağım."

    22Tanrımız Rab şöyle diyor: "Gü­nahkârlara merhamet göstermeyece­ğim, kılıcım yeryüzünü suçsuzların kanıyla boyayan o katilleri bağışla­mayacak.

    23Rabbiniz'in Öfkesi yeryü­zünü ve temellerini ateşte yakıp ka­vurmak, günahkârları tıpkı yanan sa­man gibi tüketip yok etmek için taş­mış durumda.

    24Vay buyruklarımla alay eden günahkârlara!" diyor Rab­biniz, "Onlara hiç acımayacağım.

    25Siz isyankârlar, uzak durun benden! Pis­liklerinizle benim kutsallığıma yak­laşmayın."

    26Rabbiniz kendisine karşı günah işleyenlerin hepsini çok iyi biliyor. Onları ölüme, yokluğa gönderdi.

    27Dün­yanın üzerine şimdiden düşmüş olan felaketlerden sizler asla kaçamaya­caksınız. Tanrınız sizi kurtarmayı red­dediyor, çünkü sizler O'na karşı gü­nah işlediniz.

    28O doğudan gelen ne dehşet veri­ci bir görüntü!

    29Arabistan'dan gelen ejderha sürüleri sayısız savaş arabala­rıyla saldıracaklar. İlerlemelerinin ilk gününden itibaren dünya onların tısla­ma sesleriyle dolacak, işitenlerin hep­sini korku saracak, donup kalacaklar.

    30Öfkeden çılgına dönen Kirmanlar, tüm güçleriyle ilerleyip ormandan çı­kan yaban domuzları gibi üzerlerine hücum edecekler. Uzun dişleriyle Asurun bütün bölgelerini yakıp yıkacaklar.

    31Ama daha sonra ejderhalar içten ge­len doğal öfkelerini toparlayacak, da­ha güçlüleri deneyecekler. Onlar ye­niden düzenli ordu haline gelip güçlenecek, kahredici bir güçle hücum ede­cekler.

    32Böylece yaban domuzlarının kuvveti susturulacak, her biri bir tara­fa kaçacak.

    33Sonra onların yolu pu­suda bekleyen Asur'lu bir düşman ta­rafından kesilecek. İçlerinden biri yok edilecek. Ordularının içinde korku ve telaş yayılacak, krallarının arasında kararsızlık baş gösterecek.

    34Doğudan ve kuzeyden gelip gü­neye doğru uzanan bulutlara bak! Gö­rünüşleri korkunç, öfke ve fırtına do­lu.

    35Birbirlerine çarpacak, bütün ül­keye çok büyük bir fırtına yağdıra­caklar. Kılıçların akıttığı kan

    36atın bellerine, insanın kalçasına, devenin dizine kadar yükselecek.

    37Yeryüzü­nü dehşet ve titreme kaplayacak. Öç dolu öfkeyi gören herkes korkudan tit­reyip dehşete kapılacak.

    38Daha sonra büyük fırtına bulutları kuzeyden ve gü­neyden, bazıları da batıdan yaklaşa­cak.

    39Ancak doğudan esen rüzgarlar daha şiddetli olacak. Fırtınayla yakıp yok etmeyi planlayan azgın bulutlar durdurulacak, doğudan esen rüzgarlar tarafından gerisin geriye güneye ve batıya sürülecek.

    40Öfke dolu, iri, kud­retli bulutlar yükselip artacak, tüm ül­ke ve yaşayanlarını yakıp yok edecek.

    41Korkunç bir fırtına ateş, dolu ve uçu­şan kılıçlarla ulu ve güçlü olanları si­lip süpürecek. Bir tufan bütün tarlala­rı, ırmakları basacak.

    42Kentleri, sur­ları, dağları, tepeleri, ormanlardaki ağaçları ve tarlalardaki ürünleri yerle bir edip düzleştirecek.

    43Babil'e ka­dar bütün yol boyunca ilerleyecek, onu tamamen silip yok edecek.

    44Oraya vardığında onu kuşatacak, tüm öfke­siyle fırtınayı üzerine salacak. Toz ve dumanlar gökyüzüne erişecek, bütün komşuları Babil için yas tutup ağlayacak.

    45Ondan geriye sağ kalanların her biri kendisini yok edenlerce esir alı­nacak.

    Asya Yargılanıyor

    46Sen, Babil'in güzelliğini ve gör­kemini paylaşmış olan Asya, vay sana zavallı biçare!

    47Kendin gibi, senin için daima şehvet duyan aşıklarını et­kileyip yakalamak için kız kardeşleri­ni fahişeler gibi giydirdin.

    480 aşa­ğılık fahişenin bütün entrikalarını ve uygulamalarını taklit ettin.

    49Bundan dolayı Tanrı şöyle diyor: "Evlerini ha­rabeye çevirecek, vahşet ve ölüm ge­tireceğim. Başına dulluk, fakirlik, aç­lık, kılıç, veba gibi korkunç belalar ge­tireceğim.

    50O yakıp kavuran ısı bas­tırdığında, gücün ve görkemin bir çi­çek gibi solacak.

    51Daha sonra sen za­vallı, güçsüz bir kadın olacaksın. Ezi­lecek, dövülecek, yaralanacaksın. Bir daha zengin sevgililerini elde edemeyeceksin.

    52Sen benim seçilmiş in­sanlarımı büyük bir zevkle, darbeler indirerek, öfkeyle meydan okuyarak sürekli öldürmemiş olsaydın,

    53ben sana bu kadar öfke duyar mıydım?" diyor Rabbin!

    54"Yüzünü boya, kendini güzelleştir!

    55Fahişeliğin bedeli senin ol­sun, her ne kazanmışsan alacaksın.

    56Seçilmiş halkıma ne yaparsan, Tanrı da sana yapacak" diyor Rabbin, "Üzerine büyük bir felaket getirecek.

    57Çocukların açlıktan ölecek, sen kı­lıçla yıkılacaksın. Kentlerin ortadan kaldırılıp silinecek, bütün halkın savaş alanında çökecek.

    58Dağlarda olan­lar açlıktan ölüyor olacaklar, açlık ve susuzlukları onları kendi etlerini yemeye, kendi kanlarını içmeye zorlayacak.

    59önce perişan ve mutsuz olacaksın. Buna rağmen devamı gelecek.

    60Galipler Babil'i yağmaladıktan son­ra evlerine giderken, yolda huzur dolu kentlerini yok edecek, topraklarının bü­yük bir kısmını mahvedecek, görke­minin sonunu getirecekler.

    61Seni ya­kıp yok edecekler. Sen anız, onlar da ateş olacak.

    62Seni, kentlerini, toprak­larını, dağlarını tamamen yok edip harabeye çevirecekler. Tüm ormanla­rını ve meyve ağaçlarını yakacaklar.

    63Çocuklarını mahkûm edip mallarını yağmalayacaklar. Görkemli güzelliğin­den geriye hiçbir iz kalmayacak!"

    ___oOo___

    16 Vay size, Babil ve Asya! Vay size, Mısır ve Suriye!

    2Çuldan giysinizi, kıldan gömleğinizi giyin ve çocuklarınız için ağıt yakın. Çünkü sonunuz pek yakın.

    3Kılıç üzerinize salınıyor, kim onu döndürecek?

    4Ateş üzerinize akıtılıyor, kim onu söndüre­cek?

    5Felaketler üzerinize yağdırılı­yor, kim onları durduracak?

    6Orman­daki aç aslanı kimse durdurabilir mi, ya da anız içindeki alevlenmeye baş­lamış ateşi kimse söndürebilir mi?

    7Güçlü bir okçu tarafından fırlatılmış bir oku kimse durdurabilir mi?

    8Rabbiniz olan Tanrı felaketleri gönder­diğinde, kim onları durdurabilir ki?

    9Ateş almış öfkesi taştığında, kim onu söndürebilir ki?

    10Şimşek çaktığında, kim tir tir titremez? Gök gürlediğinde, kim korku ile sarsılmaz?

    11Tehdi­di savuran Rabbiniz olunca, kendisine ulaşıp da yere çakılmayacak kimse var mıdır?

    12Yeryüzü tamamen bütün temellerinden sarsılır, denizler derin­liklerinden yukarıya doğru çalkalanır, Dalgalar ve tüm balıklar Rabbiniz'in varlığı ve O'nun gücünün heybeti karşısında alt üst olur.

    13O'nun yayı geren kolu güçlü, attığı oklar sivri oldu­ğundan, bir kere yola çıkan oklar dün­yanın sonuna ulaşmadan durmayacak­lardır.

    14Felaketler boşaltıldı, yeryü­züne ulaşmadan geri dönmeyecekler­dir.

    15Ateş tutuşturuldu, yeryüzünün temellerini tamamen yakmadan önce söndürülmeyecektir.

    16Güçlü bir okçu tarafından atılan ok geri dönmez, yer­yüzüne gönderilmiş felaketler de artık geri çağrılmayacaktır.

    17Vay, vay bana! Kim beni o gün­den kurtaracak?

    18Dertler geldiğinde çok kişi acı çekip inleyecek, felaket­ler ulaştığında herkes korkuya kapıla­cak.

    19Felaketle yüzleşen insan ne ya­pacak o zaman? Açlıkla veba, çileyle cefa insanların daha iyi yolları öğren­meleri için gönderilen belalardır.

    20Du­rum böyleyken bile onlar ne günahla­rını terk edecek, ne de bu belaları ha­fızalarında tutacaklar.

    21Bir zaman ge­lecek, yiyecekler ucuzlayacak. O ka­dar ki, kendilerine barış ve zenginli­ğin yollandığını sanacaklar. Ama tam o anda yeryüzü bir felaket yatağı ola­cak. Kılıç, açlık ve başı bozukluk!

    22Yaşayanların çoğu açlıktan ölecek, açlıktan kurtulmuş olanlar kılıçla yok edilecek.

    23ölüm bir dışkı gibi atılacak, teselli verecek hiç kimse olmayacak. Dünya boş kalacak, kentleri harabe ola­cak.

    24Geriye toprağı sürecek, ekecek hiç kimse kalmayacak.

    25Ağaçlar mey­ve verecek, ama onları kim toplaya­cak?

    26Üzümler olgunlaşacak, ama onları kim ezip çiğneyecek? Her yer­de büyük bir ıssızlık olacak.

    27Kişi bir insan yüzü görmeyi ya da bir in­san sesi duymayı özleyecek.

    28Çünkü bütün kentler içinde geriye sadece on tanesi ayakta kalacak. Ülke içinde ise geriye yalnızca ormanda ya da kayalardaki kovuklarda saklı kalmış olan iki tane kalacak.

    29Aynı şekilde, bir zeytin bahçesinde, her bir ağaçta üç ya da dört tane zeytin kalacak.

    30Bir üzüm bağındaki bir kaç üzüm salkımı keskin gözlü toplayıcıların gözünden kaçarken,

    31aynı şekilde, o günlerde, öldürmek için evleri basan kişilerin elinden üç ya da dört kişi kurtulacak.

    32Yeryüzü ıssızlığa bürünüp tarlalar yaban güllerince işgal edilecek. Onla­rı ezip çiğneyecek koyunlar olmaya­cağından yollarda, patikalarda diken­ler bitecek.

    33Genç kızlar onlarla ev­lenecek kimse olmadığından, kadınlar kocalarını kaybettiklerinden, kız ço­cuklar onları geçindirip bakacak kim­seleri olmadığından yas tutup ağlaya­caklar.

    34Evlenecek yaştaki genç er­kekler savaşta öldürülecek, kocalar da kıtlıkta ölüp yok olacaklar.

    Tanrı'nın Halkı Son Güne Hazırlanmalı

    35Şimdi beni dinleyin, Rabbin kul­ları olan sizler, sözlerime dikkat edin.

    36Bu, Rabbiniz'in sözüdür. Onu ka­bul edin, inanmamazlık etmeyin.

    37Fe­laketler burada, avucunuzdaki kadar yakındır ve ertelenmeyecekler.

    38Do­kuzuncu ayı içindeki hamile bir ka­dının çocuğunun doğum anı giderek yakınlaşır. Doğuma iki ya da üç saat kaldığında, rahimde ani ve şiddetli sancılar başladığında, çocuk bir an dahi gecikmeden dışarı çıkacaktır.

    39Buna benzer şekilde felaketler de hiç ertelenmeden yeryüzüne yağacak, dünya, kıskıvrak yakalanmış olarak şid­detli sancılar içinde inleyecek.

    40Dinleyin sözlerimi, ey hakım, fe­laketler etrafınızı sardığında, yeryü­zünde sanki birer yabancı gibi olacağınız bir savaşa hazırlanın.

    41Satıcılar mutlaka olanca hızlarıyla kaçıp canla­rını kurtarmayı, alıcılar satın aldıkla­rını kaybetmeyi,

    42tüccarlar hiç kâr etmemeyi, inşaatçılar yaptıkları evler­de hiçbir zaman oturmamayı göze al­malıdırlar.

    43Çiftçiler ekin biçmeyi, toplayıcılar üzüm toplamayı bekleme­sin.

    44Evli olanlar kesinlikle çocuk düşünmesin, evli olmayanlar da ke­sinlikle kendilerini dul olarak kabul etsin.

    45Çünkü bütün gayretler, boşu­na çaba sarfetmektir.

    460nların ürün­leri, malları yağmalanıp yabancılar ta­rafından toplanacak, evleri yıkılacak, çocukları esir alınacak. Eğer çocukla­rı varsa, onları yalnızca esaret ve kıt­lık için doğurmuş olacaklar.

    47Aynı şekilde çok para kazananlar, onları sa­dece yağmalanmak üzere kazanmış ola­caklar. Onlar kentleri, evleri, mal mülk­leri ve kendi öz benlikleri için daha fazla harcama yapmaya özen göster­dikçe,

    48günahlarına karşı olan öfkem daha da şiddetli olacaktır diyor Rabbiniz.

    49Erdemli bir kadın bir fahişe­ye karşı nasıl bir kızgınlık duyarsa,

    50aynı şekilde, doğrular da kötülere öfke duyacak. Savunucu bütün gü­nahları yeryüzünde ortaya çıkarıp ser­gilemeye geldiğinde, doğruluk kötü­lüğü suçlayacaktır.

    51Onun için kötü­lüğü, onun eylemlerini taklit etmeyin.

    52Çok kısa bir süre içinde kötülük yer yüzünden silinip temizlenecek, üzerimizde doğruluğun egemenliği başla­yacak.

    53Günahkâr günah işlediğini kesinlikle yalanlamamalı Eğer, "Ben görkemli Tanrım'a karşı günah işlemedim" derse, kendi başına yalnızca yanan kömürlerin yağmasına neden olacaktır.

    54Çünkü Rabbiniz insanların yaptıklarının hepsini bilmektedir. O, onların tasarılarını, düzenlerini ve en gizli düşüncelerini bilir.

    550 yeryüzü­ne "ol" dedi, oldu; göklere "olun" de­di, oldular.

    56Rabbiniz'in sözüyle yıl­dızlar yerlerine yerleştiler. Sayısız yıldız O'nun bilgisi dahilindedir.

    570 zenginliklerle dolu derinlikleri gözler. Denizleri, içinde bulunan her şeyi öl­çüp biçti, ayarladı.

    58Sözüyle denizle­rin sınırlarını belirledi, suyun üstüne karaları yerleştirdi.

    59Gökyüzünü bir kubbe gibi döşedi, onu suların üzerin­de güvende kıldı.

    60Çöllerde pınarla­rı, yeryüzünü sulaması için aşağılara akan ırmakların kaynakları olarak da dağların zirvesinde çağlayanları O var etti.

    610 insanı yarattı, bedeninin or­tasına bir yürek yerleştirdi. Ona ruh, yaşam, anlayış

    62ve tüm dünyayı ya­ratıp gizli sırları araştırıp bulan Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'nın gerçek ru­hunu verdi.

    63Günahlarını saklamaya çalışan günahkârlara yazık!

    64Rabbiniz onların tüm işlerini iyice inceleye­cek. O hepinizi sorguya çekecek.

    650 gün günahlarınız, kötü işleriniz ortaya çıkıp sizi suçlamak için ayağa dikildi­ğinde şaşkınlığa uğrayacaksınız.

    66öy­leyse ne yapabilirsiniz? Tanrı'dan ve meleklerinden günahlarınızı nasıl giz­leyebilirsiniz?

    67Tanrı sizin yargıcı­nız, O'ndan korkun! Günahlarınızdan dönün, yaptığınız kötü işlerden uzak durun! O zaman Tanrı sizi bütün sıkıntılardan özgür kılacaktır.

    68Kızgın alevler sizi yakmak için tutuşturuluyor. Büyük bir sürü sizin üzerinize çullanacak. Bir kısmınızı ele geçirip putperest kurbanlarından yedi­recek.

    69Onlara teslim olanlarla alay edilecek, başlarına kakılıp insafsızca davranılacak.

    70Bir çok yerde ve komşu kentlerde Rab'den korkanlara vahşice saldırılar olacak.

    71Yağmalayanlar Rabden korkan herkese karşı çılgınlar gibi olacaklar.

    72Mallarını mülklerini yağ­malayıp yok edecekler, onları evle­rinden dışarı atacaklar.

    73Sonra, be­nim seçilmiş halkımın, madencinin ate­şinde ayarı belirlenen altın gibi da­yanıp ayakta kaldığı görülecek.

    74"Dinleyin beni ey seçilmiş hal­kım" diyor Rabbiniz, "Şiddetli acı dolu günler çok yakında geliyor, ama ben sizleri o günlerden koruyacağım.

    75Korku ve kuşkunuzu uzaklaştırın!

    76Çünkü önderiniz Tanrı'dır. Benim buyruklarımı, öğrettiklerimi uygula­yan sizler, günahlarınızın sizi ezip yere vurmasına, kötü işlerinizin sizi alt etmesine kesinlikle izin vermeyin" diyor Tanrınız Rab,

    77"Vay o günah­ları içinde boğulmuş, kötü davranış­larına durmaksızın devam edenlere! Onlar, boydan boya aralıksız bö­ğürtlen çalılarıyla dolu, geçişi olma­yan, büsbütün dikenli çalılıklarla kap­lı tarlalar gibidirler.

    78Ateşle yok edil­meye mahkûm olacaklardır."

  7. #7
    BurakYS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-07
    İtibar Puanı
    15
    Mesajlar
    127
    Ezra'nın İbrani ırkının diğer ırklarla evlenmesini yasakladığı söylenir. Museviliğin geçirdiği değişimde önemli paya sahiptir. İslami kaynaklarda Üzeyir olarak geçer.

+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

Bağlama Büyüsü Bağlama Büyüsü Muhabbet Büyüsü Aşk Büyüsü Büyü Aşık Etme Büyüsü Medyum

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198