Ben de cehennemin tamda boylebir yer olduguna inaniyorum.
Ölüm, fizik bedenin, ruhsal enerjinin yok olmasıyla kullanılamamasıdır. Bu süreç uzun veya kısa olabilir; hastalıklar veya kazalar bunu belirlediğinde ruhsal oluşum süreci başlamış olur. Astral- mental ve eterik bedenlerin etkileri ve varlıkları artık fizik bedenle ilişkili değildir. Bilgeler ölümün hemen sonrasında astral bedene de dikkat ederek, ölümden sonra üç gün beklenmesini de önerirler, bu süre içinde eterik beden fizik bedenle olan ilişkisini tamamen kesecektir. Yine aynı mistik kaynaklar, üç günün içinde bilincin eterik ve fizik bedenin ayrılması işiyle meşgul olduğunu belirtirler; sonuçta eterik bedenin partikülleri ayrılacak ve geriye dönerek bizi çevreleyen eter enerjisi okyunusuna tekrar katılacaktır. Sürecin kolay veya zor olması bireyin karmasıyla yani önceki yaşamlarından gelen bilgi ve deney birikimiyle ilgilidir. Peki bunlar ne demektir?
Eterik beden, fizik bedenimizin kalıbıdır; astral kılıf ise astral plandaki bilincimizdir; işte bu kılıf, metafizik anlayışa göre ölümün ardından 7 astral planla, kendi astral yapısının gereği olarak ilişki kurmaya başlar. Genelde astral bilinç, dünyasal yaşamından kalan izleri taşır ve bu kalıntılar yeni bir yaşam realitesinin idrağını zorlaştırırlar. Eğer bilinç, çok odaklanmışsa yani dünya bilincine çok yönelmişse ve mental yani zihinsel konsantrasyonu azsa kişi, astral planda çok kalacak ve çok düşünecektir çünkü fiziksel beyin dışındaki bir varoluşu hiç düşlememiş ve ilgilenmemiştir. Astral planda, inanca göre fiziksel planda yeniden doğmak vardır ve Astral planda yaşamın bir gerçek olduğu öne sürülür hatta bu gerçeklik fizik plandakine benzer bir yoğunluktadır ama okült mantıkta bu yoğun veya kesif bir illüzyondur. Tüm ümitlerimiz, korkularımız ve saldırılarımız, nefretlerimiz, kıskançlık ve kötü huylarımız şu veya bu türde çok güçlü düşünce formları oluştururlar ve bu düşünce virüsleri urlarının çözülmesi, dağılması imkansız denecek kadar güçtür. Yani kendi cehennemimizi, astral planda kolayca yaratabiliriz ve bu cehennem arzularımızın ve inançlarımızda yarattığımız cehennem olacaktır; orada kinlerimiz, nefretlerimiz ve korkularımızla örülü tüyler ürpertici olaylar olacak ve bizi karşılayacaktır.
Bilgelerin öğütlerinin ardında, düşüncelerimizi ve duygusal tepkimelerimizi kontrol etme önerileri ve öğretileri vardır. Tüm bu metafizik yaklaşımlar, bilincin yüksek tutulması doğrultusundadır ve özellikle de bunun ölüm sırasında yeterli düzeyde olması amaçlanmaktadır. Son sinirsel refleks, bilinç astral plana yollayacak ve alt düzeydeki zihinsel düzeylerden daha yüksek düşünce formlarına ulaşması gerekecektir. Bu oluşumun bilinçli ve hızlı olması önemlidir. Öte yandan ölüme hazırlıklı olmak önemlidir, gelecekte toplum bilinçle nasıl ölüneceğini çok daha iyi bilinecektir. Gerek yukardaki ölüm ötesi tasvirleri, gerekse de bilimsel ölüm kabulü bilinçliliği çok sayıda insan için sanıldığından çok öte bir güç ve direnç kaynağıdır. Birçok kişi için ise, çok büyük bir ölüm endişesi, kişiliğinin yokolacağı korkusuyla parelel olarak, bilinçsizlik, yanlızlık ve sevdiklerinden sonsuzadek kopma düşüncesinin şoku geçerlidir. Uzun zamandır yapılan deneylerde, bu tür insanların özellikle iki uçta yani tümüyle inançsız maddeci ve aksine aşırıcı dinci ve tutucu kişiliklerde oldukları belirlenmiştir. Oysa, klasik ruhçular eğer gerçekten öğretilerine inanmışlarsa veya antik öğretilerden etkilenerek bir çeşit bilgelik bilincine ulaşmış olanlar bilgilerinden eminseler, dünyayı kolayca terk edecek, gittikleri yeni dünyada çevrelerinde olan sevdikleriyle beraber olarak, sevgiyle karşılandıkları çok daha özgür bir alanda yaşamlarını sürdüreceklerdir. Aynı anda da, duygularını ve düşüncelerini bu yeni yere göre ayarlayarak, geçmişteki kişiliklerinden de sıyrılacaklardır.
İnancın tam bu noktası, modern ruhçuluğun, ölülerle ilişki kurulamayacağı düşüncesinin kaynağıdır; birey dünya yaşamında kim olursa olsun yeni varolduğu alanda bir evrime uğramakta ve artık geride kalan kişiliği ve deneyimi ile ilgilenmemektedir ama bu bir unutma değildir aksine bir bilgelik düzeyidir. Travmatik olayları dışarda bırakmak şartıyla, ölüm katı ve zor değildir aksine yumuşak ve huzurludur. Burada bilinçli bir geçişin ve astral ortamın ilk izlenimleri hissedilir. Fizik bedenin ölümünden sonra, bireysel ilginin astral düzeyde bir fiziksel oluşumu sağlamanın en önemli uğraş olduğuna inanılmaktadır. Bu çok daha süptil yani hassas düzeyde yetiler ve idrak fizik beyinin düşünme ve nedensellik kısıtlamalarından kurtularak daha özgürleşirler. Tüm bilgi ve deneyim çok daha net ve objektif olarak duyumsanır. Buradaki sevinç duyumunun ve özgürlük hissinin, madde dünyasının çok ötesinde olduğuna inanılmaktadır. Yeniden doğuşlar arasındaki zaman dilimlerinin ne kadar olduğu en çok sorulan sorulardandır. Ama görüldüğü kadarıyla, sürelerin uzunluğunun fiziksel olaylarla (bireysel veya grupsal) ilgisi yoktur. Bazı ruhların ekstra bir enkarnasyon hızında olduklarına inanılır, sanki aceleleri vardır. Ama bu anlamsızdır çünkü biz fizik zamandan veya beynin belirlediği zamandan söz ediyoruz aslında zaman da yoktur.
Evrim Yasası altında tekrar tekrar bedenlenen ruhlar öğrenip, deney kazanmakta, suçu, hataları, acıyı ve sabrı yaşamaktadırlar. Bunun özgür bir seçim olduğuna inanılmakta ve bu şekilde bilincin gereken noktaya ulaştıktan sonra ruh ve özgürlük anlayışını kazanması amaçlanmaktadır. Dünyasal bağlar azaldıkça ve esnekleştikçe zihinsel konsantrasyon artacak ve bedenlenme dışındaki zaman dışı sürelerde daha fazla kalınacaktır; o zaman da dünyadaki bedenlenme yani doğum sayısal olarak azalacaktır. Öyleyse daha deneyimli, daha özümlü kişiliklere gidilecektir, bu şekilde ölümden sonra daha üst düzeylerde daha kolay asimile olunarak, yeniden doğuş oluşumunun dışında kalınacaktır. Belki de ruhlar çok kısa bir an kadar veya çağlar boyunca beklemektedirler. Bu inancın görüşüne göre, enerjinin yedi kanalı veya ışını ruhları kategorize etmektedir. Yeniden doğuş bu ayrıma göre yasa tarafından yönetilmekte, her nesil deneyim, yetenek ve bilginin birikimini taşırken sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Birikim arttıkça daha başarılı nesiller gelecek ve sonunda gelecek olan son dönemde, yeniden doğuş sona erecektir. Bunun dışında kalan bir diğer grubun peşpeşe yeniden doğduğuna ve bu şekilde çok daha fazla bilgi ve deney kazandığına inanılmaktadır. Yani bu grup dünyasal deneyimin zorluğuna çabuk sona ulaşmak amacıyla katlanmaktadır. Bütün bunlar bilincin veya ruhun özgür seçimidir yani yasa evrimleşmektir ama seçim özgürdür. Evrim yasası yeniden doğumlara yön verirken, Hizmet Yasası'nı yanına alır. çünkü ruhlar sistemi bilmekte ve hizmet etmek istemektedirler. Her ruh Yeniden Doğuş Yasası'na göre ölür ve yeniden doğar, yeniden doğuşun amacı geçmişle hesaplaşmaktır. Ve yaşarken de Kabul Yasası´nı öğrenmelidir. Önceki yaşamda başka kişiler olan aynı ruhlar sonraki yaşamda başkaları olarak yine çevrededirler ve herşey baştan yaşanır, hatalara ters açıdan yaklaşılır ve tekamül amaçlanır. Sonuçta ölümün böyle bir spiritüel-mistik inanç çizgisinde kabulü belki daha kolaydır veya başkalarına zor ya da saçma gelebilir. Bütün bunlar yeterince anlamlı görünmese dahi, en azından tek bir yaşam kadar anlamsız değildir. Bir kez yaşamak ve bir daha tüm hatalarına rağmen yine var olamamak pek doğru görünmemektedir. Dinlerin bu görüşü neden sakladıkları veya bilmedikleri ayrı bir tartışma konusudur. Ama özgün adıyla Mistik-Ruhçuluk'un ölüm korkusuna karşı çok daha etkin bir sakinleştirici olduğu kesin gibidir...
alıntıdır
Ben de cehennemin tamda boylebir yer olduguna inaniyorum.
[SIGPIC][/SIGPIC]
COK BILEN COK YANILIR !!
Eğer müslümanım diyorsanız bu reenkarnasyon denilen saçmalıklara kanmamalı, kanarsanız da sadece kendinizi aldatmış olursunuz. (Nasıl olsa daha sonra tekrar dünyaya gelicem bir daha bu hataları yapmam gibi traji komik fikirler )
Reenkarnasyon Nazariyesinin Kaynağı ve Saçmalığı
Reenkarnasyon düşüncesi şüphesiz günümüz materyalist düşüncesi ve yaşayışına karşı bir tepkidir ve ruhçu akımın bir yan ürünüdür. Reenkarnasyonun Hind düşünce sistemiyle yakın ilgisi vardır. Tenasüh inancının Hindistan'da neşvü nema bulması ise oradaki hayat tarzıyla yakından ilgilidir. Kast sisteminin hakim olduğu, dünyada iken kendi kastının, sınıf ve tabakasını değiştiremeyen Hinduya tekrar tekrar dünyaya gelmek suretiyle bir teselli olarak tenasüh inancı sunulmuştur. Hintli, bu tekrar gelmeler, gitmeler sonucunda daha üst tabakalara yükselme imkanına sahip olabilecektir. Aksi takdirde aşağılık hayvan ve bitki olarak tekrar dünyaya gelmesi söz konusudur. O halde mevcut düzene isyan etmeden itaat etmek gerekir.
Materyalist medeniyetin sunduğu hayat tarzından memnun olmayan günümüz insanı da mutluluğu ruhçu akımlarda aramaktadır. Reenkarnasyon tarihte ve Hind düşünce sisteminde bulunmakla birlikte özellikle 19. asır Batı dünyasından dünyaya yayılması manidardır.
Rene Guenon imzasıyla eserlerini yayınlayan, müslüman olarak Abdülvahid Yahya adını taşıyan ve 1951 yılında Mısır'da ölen Fransız filozofu, Ruhçu Yanılgı adıyla Türkçe�ye çevrilen eserinin reenkarnasyona ayırdığı sayfalarında, reenkarnasyonu modern, batılı bir buluş olarak tanımlıyor ve onu basit bir felsefi kavram olarak niteliyor, hatta kendi ifadesiyle reenkarnasyon, "aşağı seviyede bir felsefi kavrayıştır ve tamamıyla saçmadır, filozoflarda pek çok saçmalıklar vardır, fakat onlar hiç olmazsa bu saçmalıkları genelde hipotezler olarak sunarlar, neo-spritualistler ise filozoflardan daha çok yanılgı içindedirler. Çünkü batıda reenkarnasyona sahip çıkanlar spritualistlerdir, ruhçulardır" diyor,
Rene Guenon'a göre reenkarnasyonun tenasüh ve ruh göçünden farklı olarak değerlendirilmesi gerekir. Doğulular tenasühü iyi bilirler, fakat reenkarnasyon kavramının yaratıcısı olan Batılılar ise bunları bilmezler. Rene Guenon, sprit ve okultistlerin (ruhçu ve gizli, sırrî bilimcilerin) iddialarının aksine doğada, tabiatta reenkarnasyonu destekleyici hiçbir delil bulunmuyor, buna karşılık tersi nitelikte pek çok olaya rastlanıyor.
Reenkarnasyon nazariyesini Kur'an'ın açıkça reddettiği kesindir. İslam inanç esaslarının iki temel rüknü Allah'a ve ahirete imandır. Kur'an'da bu husus sık sık tekrar edilir. Ancak buna rağmen yukarıda zikrettiğimiz bazı ayetleri kelime, terim ve muhteva olarak tamamen Batılı olan batıl , mesnedsiz, yanlış bir faraziye için delil olarak ileri sürmek akıl, mantık ve iz'anla asla bağdaşmamaktadır. Bazı ilahiyatçıların eser ve konuşmalarında "ahiret inancına halel getirmemek kaydıyla Kur'an'da reenkarnasyon vardır" gibi iddialarda bulunmaları, ahiret inancım dolaylı olarak reddetmek anlamım taşır. Çünkü reenkarnasyon nazariyesi, Allah'ın Kur'an'da ortaya koyduğu ve açıkladığı hayat, ölüm, ahiret gerçeklerine karşı oluşturulmuş bir nazariyedir. Kur'an'da gerek zikrettiğimiz ayetlerde, gerekse bütününde reenkarnasyon nazariyesine asla yer yoktur.
Kur'an'da insanın ruh-beden bütünlüğü esas alınır. Oradan ne ruh öne çıkarılarak beden ihmal edilir, ne de bedene bir imtiyaz tanınır, însan ruh ve beden olarak, hayatı bir bütün olarak yaşar ve ölümden sonra dirilmeyle yine ruh ve beden olarak ebedi ahiret hayatım ölümsüz bir şekilde yaşamaya devam eder. Reenkarnasyon saçmalığına Kur'an'da yer yoktur.
(1) Rene Guenon, Ruhçu Yanılgı İstanbul 1996, M.Said Şimşek, Günümüz Tefsir Problemleri, Konya, 1995. Celal Kırca, İslam Dinine Göre Reenkarnasyon, Kayseri, 1986. Mustafa Çetin, Kur'an Işığında Reenkarnasyon, Ankara, 1990.
--------------------------------------------------------------------------------
Bu Konuyu Paylaşın !