-
Neden Yeryüzündeyiz?Anne Ve Babamızı, Geçmiş Hayattaki Dostlarımızı Tanıyor muyuz?
Niçin yaşıyoruz? Bu o kadar önemli bir soru ki «doğum yolculuklarında» sormaktan çekindim. Aramızdan çoğumuz, ben de dahil, bunu kendimize sormuşuz, ama doyurucu cevap bulamamışızdır. Amacımız hayat ırmağının akıntı, girdap ve sakin sularından geçerken giderek değişmektedir. Bu amaca çevremizdekilerin amacı da ekleniyor. Başka bir zamanda, ötekilerin amaçlarına karşı olabiliyoruz.
Dinler bize cevap veriyorlar, ne var ki onlar da çağlara göre değişiyorlar. Çoğu dinlerin kökeninde bir önderin mistik rüyetleri vardır. İnanç ve tapıncalar mertebeleşmeye başlayınca bilgelik öğütleri haline geldiler ve kendi asıllarını kaybettiler.
İnsanlığın büyük bir kısmı için hayatın amacı kabile kurallarına uymak, görünmeyen bir ilâha tapmak ve toplum düzenini bozmaktan sakınmaktır:
«İşinizle meşgul olunuz ve çok gürültü çıkarmayınız.» İnsanlık tarihinin en eski bilgelik kuralı böyle! Süjelerimin çoğu, görüldüğü gibi, ipnoz altında, yirminci yüzyılın bu kısmında yeni bir ruhsal gelişme olacağını ileri sürdüler. Ne olacaktır? İkibin yıldan beri bildiğimiz «altın kural» şudur: «Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma,» fakat bu vecizeyi hiç de benimsemişe benzemiyoruz. Zihnimin pratik yanı, bana, yeryüzündeki amacımızın şahsî mülkümüzü, kudretimizi ve diğer arzularımızı azamî ölçüde arttırmamız olduğunu düşündürtüyor. Edepsiz, utanmaz yanımıza gelince, biz mallarımızı çoğalttıkça, kudret ve arzularımız da çoğalacak ve başka şeyleri araştırmaya başlayacağız. İşte bunun için şu soruyu ekledim: «Bu hayatı seçerken amacımız neydi?»
Bu deneyleri, çok ötelere geçmeleri ve uykuya çok yakın bir durumda bulunmaları ya da bu soruya cevap vermek istememeleri yüzünden, hatırlayamayan süjeler, deneylerde karşılık bulmaya çalıştıkları cevabın bu cevap olmasından dolayı kendilerini eksik hissediyorlardı:
«... Bu hayatın amacının ne olduğunu sorduğunuz zaman, bir amacın mevcut olduğunu hissediyor, ama hiç mi hiç bilemiyordum.» (T. A-65)
«Doğmadan evvel, bu hayatın, bir tartışma konusu olduğunu sanıyorum. Fakat doğumum sırasında, ki bilmediğim iki kişi bana yardım etmişti, ne geçmiş hayatlarımı, ne de şimdiki hayatımın amacını hiç bilmiyordum.» (T. A-364)
«Dünyaya gelişimin bir sebebi olduğunu, ama bunu hatırlamadığımı biliyorum.» (T. A-373)
Bu soruya cevap veren süjeler arasında %25'i amaçlarının, ek tecrübelerle, daha çok bilgiye ulaşmak olduğunu bildiriyorlar. Bu tip cevaplarla ilgili birkaç örnek verelim:
«Geçmiş bir hayatta Asya'da bir kabilede yaşıyordum ve köşesine çekilmiş temaşa halinde bir rahipdim. Kimse beni görmüyor ve işitmiyordu. Bu güncel hayat boyunca, biraz kendimle ilgileneceğim. (T. B-90)
«Amacım, yalın olarak, daha iyi hareket etmek, yaşamak ve tecrübeler yapmaktır.» (T. A-382)
«Doğuşumun sebebini tamamiyle bilmiyorum. Her hal ve vaziyette, bunu istemiyordum. Belki de hayatı sevmeği öğrenmek için buradayım.» (T. A-429)
«Zihnime gelen ilk cevap, çok büyük bir bilgiye ulaşmak için başka bir fizik realite bulmam gerektiği idi.» (T. A-287)
«Bu hayattaki amacım kendim hakkında daha fazla bilgi edinmektir.» (T. B-28)
«Amacım zevce ve anne olarak kendimi gerçekleştirmek besi yapmaktı, bu, 20. yüzyılın bilimsel gelişmesine iştirak ederek olacaktı.» (T. A-19)
Özetle, doğmayı seçen süjeler kendi imkânlarını geliştirmek için seçmiyorlar. Amaçlar, daha ziyade, başkalarıyla iyi ilişkiler kurmak ve tahakküm etmeden sevmek gibi amaçlardır. %28'inin amacı insanlığa Birleşik İnsanlık olduğunu anlatmak ve üstün bir şuuru geliştirmekdir. Süjelerim, müştereken, kendi toplumsal durumlarını, mal-mülk ve güçlerini daha iyi hale getirmek gibi hususlardan söz etmediler. Cevapları, şuur-dışı olarak, «altın kaidenin» evrenin temeli olduğunu ifade etmektedir. (Sana yapılmasını istemediğini, başkalarına yapma.) Fakat, görünüşe göre, bu kaide gerçek kuvvetini tekrardoğuşta bulmaktadır; tecrübelerimizi tamamlayacağız. Bi.zi saran realiteler, geçmiş hayatlarımızda yaptığımız kusurları tamir etmek maksadıyla tahrik ettiğimiz hayat ve şartlardan beklediğimiz şeylerden oluşan bizzat kendi yaptıklarımızdır. Şimdi şunu anlamalıyız ki biz, hepimiz, aynı bir organizmaya dahiliz ve yeryüzüne gelmeden evvel de hepimiz birbirimize bağlıyız. İsa ne demişti: «Aranızdan en küçük olana yapacağınız şeyi, bana yapmış gibisinizdir.» Bu en yüksek seviyedeki ŞUUR demektir.
Yetkileriniz
- Konu Acma Yetkiniz Yok
- Cevap Yazma Yetkiniz Yok
- Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
- Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Forum Kuralları
Bu Konuyu Paylaşın !