Engin Ardıç
Böyle amansız bir "literatür" var, biliyor musunuz? Aydın geçinen çok kişinin görmezden geldiği, "solcu molcu" geçinen çok kişinin burun kıvırdığı, birçok okuryazarın alay konusu olmamak için "cıs" dediği, belki yüzlerce kitap ve araştırmadan oluşan bir çeşit yan kültür ("alt kültür" deyip ayıp etmemek için öyle dedim)...
Uzaylılar binlerce yıl önce dünyamızı ziyaret ettiler mi? Atlantis derler kayıp bir uygarlık gerçekten var mıydı? Piramitleri kimler ve nasıl yaptı? Bunların firavun mezarı olmadıkları kanıtlandı ya, acaba bir çeşit enerji santralı falan mıydılar? Hint mitolojisinde geçen "uçan araba vimanalar", ulan aslında bildiğimiz tayyare mi? Mitolojinin "tanrıları" aslında başka bir gezegenden gelmiş üstün yaratıklar mı? O gezegen aslında sandığımız kadar uzakta değil de, bizim güneş sistemimizde mi?
Bunların bir yılı bizim 3661 yılımıza "tekabül" ettiği için mi bu hergeleler dedelerimize "ölümsüz" görünmüşler? O eski ve kayıp uygarlığı onlar mı kurdular? O uygarlık bilimde ve teknolojide bizim bugünkü düzeyimizden daha mı ilerideydi? Bütün bunlar şu ünlü tufanla mı yokoldu? Mitoloji deyip geçtiğimiz, bu "eski ve güzel günlerden" söylence sekline dönüşmüş bilgi ve anı kırıntıları mı? Yoksa tanrılar eski uygarlığın düpedüz insanlarıydı da, dünyanın daha geri bölgelerinde yaşayanlara mı tanrı gibi görünüyorlardı? Soruları istediğin kadar çoğalt. Yaz üstüne, sabaha kadar konuş!...
Hatta daha da ileri, en ileri giderek, Zecharia Sitchin'in Sümer, Akad ve Asur tabletlerinden elde ettiği bulgulara dayanıp ortaya attığı şu müthiş soru: İnsanı, maymunlar üzerinde genetik mühendislik "oynamaları" yaparak uzaylılar mı yarattılar?
Ve de, gene gelecekler mi?
Yoksa, uzaylı muzaylı yok da, gelecek olan bir gezegen mi? Ve çekim alanının etkisiyle buraları duman edecek, belki de hayatı söndürecek olan "zararlı" bir gökcismi mi bu?
Kutsal metinlerde "kıyamet" olarak hep geçen, bu mu? Ulan yoksa "Hazret-i İsa'nın ikinci gelişinden" kasıt da bu olmasın?
Bütün bunlara kesin bir kanıt, kesin bir yanıt bulunamadı. Ancak, "açık fikirli" insanların görmezden gelemeyecekleri bir sürü soru işareti de karşımızda kapı gibi duruyor. Yeter ki kendinizi dini inançlarınızın, okulda almış olduğunuz eğitimin, şartlanmaların etkisinden kurtarın, ve düşünmekten de, soru sormaktan da korkmayın. Günaha girmezsiniz canım, merak etmeyin.
Hemen aklınıza gelmiştir: Bu mesele, İsviçreli araştırmacı ve "bizim Saadettin Teksoy" misali "gezgin ve macera adamı" ünlü Erich von Däniken'in "kalemi"... Ama konu, onun boyunu çoktan aştı, geçti.
John Anthony West, Robert Temple, Robert Bauval, Graham Hancock, Alan Alford, daha birçokları, birbiri üstüne konuya eğildiler. Fakat kimileri de "new age" (hani şu gizemli mizemli, dingin ve çoğu zaman da sıkıcı müziği hatırlayın!) kültürünün, çağdaş zibidiliğin ve kıllığın yan ürünleri deyip geçtiler bütün bu eserleri.
Eh, ipini kıran zırtapoz Amerikalı da elinden gelen "katkıyı" yaptı tabii... Eli kalem tutan ne kadar marihuanacı manyak varsa "ben aslında uzaylıyım", "yüce tanrıça İştar beş bin yıl önce bir gün bana dedi ki" falan gibi, kargaları bile güldürecek saçmalıklar üretmeye koyuldu...
Bir kere, bu araştırma çığırının babası, İngiliz yazarı Tom Lethbridge... Onunla ilgili bir kitap yazan ve araştırmalarını da ölümünden sonra derleyip toplayıp yayınlayan yakın dostu Colin Wilson'un anlattığına göre, Tevrat'ta geçen "elohim", "nefilim" ("tanrılar" ve "tanrı oğullan", ya da "gökten yere inenler", ya da "melekler") tanımlarının ne anlama geldiği ilk onun kafasını kurcalamış... Tam bu konuyu yazıp yayınlamak üzereyken, biliyorsunuz, Däniken, "Tanrıların Arabaları" isimli ünlü bombasını patlatıyor!... Yıl 1967... (Yaşlılar ve bencileyin orta yaşlılar hatırlayacaklardır, 1973'te dilimize çevrildiğinde bir ufak bomba da bizim burada patlamıştı)... Lethbridge de küsüyor, konuyu kapatıyor ve üç yıl sonra da (sanırım) kahrından ölüp gidiyor...
Daha sonra, paranın ve şöhretin tadını alan Däniken, kitap üstüne kitap yazıp, dönüp dönüp aynı temcit pilavını ısıtıp ısıtıp önümüze sürüp, bir de işin içine azıcık palavra da sıkıp karıştırınca, bu son derece ilginç, önemli ve bir o kadar da keyifli konu, sulandı, ucuzladı.
Daha da kötüsü, kabaca "metafizik ve parapsikoloji" ana başlığı altında toplanan ruhlar, hayaletler, medyumlar, kısaca "öbür dünya" alanı, ve insan beyninin bilinmeyen, gizemli birtakım yetenekleri de (durugörü, telepati, bedenden çıkıp "astral gezi" yapıp dönmek falan gibi), Osmanlıca bir deyim kullanacağım için bağışlayın, "bu fasileden mütalaa edilerek" işin içine katıldı; aydınların konudan büsbütün soğumalarına çanak tutuldu.
Kısacası, at izi it izine karıştı. Bütün bunlar çorbaya döndüler. "Hadi canım" denilip geçilen, ciddiye alınmayan bir çorba, ilgi gösterenler de alınlarına "kafayı yemiş" etiketi yapıştırılacak diye ürküyorlar.
Ezcümle: Bu vahim mesele, bu son derece, ama son derece önemli mesele, az okuyan yarı-aydınların, serüven romanları seven kolej mezunu hanımların, hatta birçok nevrotik bayanın, bunalımlı kızların, çizgi-roman kültürüyle yetişen ve Amerikan ucuzluklarının etkisinde kalmış yeniyetme çocukların, bu işte elbette para kokusu alan uyanık ve marjinal yayıncıların eline bırakıldı!
Üniversite çevresi (establishment) şiddetle karşı çıktı: Anlatılanlar kanıtlanırsa bütün arkeoloji ve tarih diplomaları çöp sepetine gidecek, kürsüler mürsüler yıkılacaktı! (Profesör Carl Sagan açıkça alay, Profesör Mark Lehner düpedüz hakaret etti...)
Dinciler için konu, küfürden beterdi.
Marksistler hiç mi hiç ilgi göstermediler. Çünkü "kara kaplıda" (pardon, kızıl kaplıda!) bunlara değinilmemişti...
İste Burak Eldem, tam burada devreye giriyor.
Çünkü neyi başarmış, biliyor musunuz?
Bir kere, yukarıda değindiğim "literatürü" baştan sona elden geçirmiş, çok ustaca derleyip toparlamış. Konuya ilgi duyan ama yabancı dil bilmeyen Türk okurunun, çevirisi yapılmadığı için henüz ulaşamadığı temel eserlerden de "haberdar" olmasını sağlamış.
Fakat daha da önemlisi, konuyu gerçekçi, akılcı bir temele, "tarihi materyalizm" temeline oturtmuş. Metod kullanmış! Belli hiçbir yönteme dayanmayan, çoğunlukla el yordamıyla yürütülen bu araştırmaları belli bir dünya görüşünün süzgecinden geçirmiş.
Yani, bizim "daevrimci arkadaşlar" adam olsalar, Eldem'in elini öpmeleri gerekir!
Hani derler ya, "Karl Marx, Hegel'de başaşağı duran diyalektiği ayakları üstüne dikmiştir" diye; işte Burak Eldem de, Zecharia Sitchin'de tepeüstü duran konuyu alıp düz dikiyor... Sitchin'i bazı abartılarından, saptırmalarından arındırıyor.
Üstelik, hani şu korku filmlerinin başlıca esin kaynaklarından biri olan "şeytanın numarası 666" meselesine de, aslında gözönünde durup duran, o kadar basit, o kadar akıllı bir çözüm bulmuş, öyle bir açıklama getirmiş ki -önsözde açıklayacak değilim, kitabın tadı kaçmasın-, okuduğum zaman, "ben bunu nasıl düşünemedim, ben bunu nasıl göremedim "diye hayıflandım dövündüm...
Burak Eldem'in kitabını yutar gibi okuyacağınızı adım gibi biliyorum. Bunu ve bütün övgüleri fazlasıyla hakediyor.
Eğer "geçer akça" dillere (tabii önce ingilizce) çevirilip yayınlanırsa, yurt dışında da en az o adını andığımız "gâvur" yazarlar kadar ilgi toplayacağından eminim. Futboldan sonra bu alanda da batıya ummadığı ve beklemediği bir başarı sunmuş olacağız!
"Peki sonuç?" diyeceksiniz... "İyi güzel de, ne malum?"
Ölmez sağ kalırsak, 2012 yılında anlayacağız.
İpuçları gerçekse, 2012'de "bu iş bitiyor".
Biz bilemiyoruz, akıl yürütme yoluyla sezebiliyoruz ya, bazıları biliyorlar.
Kimler mi? Çok üst düzeyde Amerikan yetkilileri biliyorlar ve gizli tutuyorlar. "Aşırı sağcı" kabul edilen bazı gizli örgütler de, kuşaktan kuşağa, müritten mürite aktardıkları gelenekle biliyorlar. Alt derecelerde değilse bile, üst derecelerdeki masonlar da biliyorlar. Elbette, "havassın" tekelindeki gerçeği "avama" açıklamıyorlar. Tıpkı, eski Babil ve Mısır rahipleri gibi Eh, demek ki binlerce yıldır bu dünyada bu açıdan değişen bir şey yok!
Hadi ben de sizlere şu kadarını çıtlatayım: 1972 yılında bazı Amerikan astronomlarının kağıt üzerinde yaptıkları matematik hesaplar doğrulandı... 1984 yılında, NASA, "Plüton dolaylarında gözlenen ve sistemimize girmekte olan iri -dünyamızdan çok daha büyük- bir gökcismini" teşhis etti! "Gezegen X" adı verilen bu cisim, spektral çözümlemede koyu kırmızı renk veriyor.
Fakat bunu çiviyazısı Sümer tabletleri de söylüyorlar! Buyurunuz buradan yakınız.
Yok, Eldem ve bendeniz, ve daha yüzlerce araştırmacı, yanılıyorsak, o zaman sizlerden özür dileriz.
Ama... On yıl kadar sonra, bir yandan depremler, sel baskınları, volkan patlamaları artarsa, siz de güney yönünde, hızla yaklaşan iri ve ve kızıl renkli bir gezegen görürseniz, eh, "bu fakirleri" de belki hatırlarsınız!...
Bugüne kadar hep öyle oldu da... Politikada, sanatta, kültürde "aaa, Engin bey haklıymış" lafinı çok işittim.
Umarım Burak Bey de Engin Bey'in yüzünü kara çıkartmaz.
--------------------
Kıyametin 3661 yıllık formülü 
Yazan: Cengiz Erdinç Sabah Gazetesi / 11 Nisan 2004
Mayalardan ve Babillilerden kalan bilgilere bakılırsa kayıp gezegen Marduk 2012'de dünyaya yaklaşacak ve her şeyi alt üst edecek Siz siz olun 23 Aralık 2012 günü kimselere randevu vermeyin. Çünkü o gün eski uygarlıkların "Tanrıların gezegeni" dediği Marduk, 3600 yılda bir yaklaştığı dünyaya yeniden yaklaşacak ve kıyamet kopacak. Bu bir kehanet değil. Fal, büyü, tütsü de değil. Bu, araştırmacı Burak Eldem'in yüzlerce kitap ve makale arasından tarayıp çıkardığı, sorguladığı ve "2012: Marduk'la Randevu" adlı kitabında bütün ayrıntılarıyla tartıştığı bir iddia. Altı yüz sayfalık kitapta dünyanın karşılaştığı felaketler ve bu felaketlerin kutsal kitaplara giren, efsanelere dönüşen yansımaları sağlam kanıtlarla ve yalın neden sonuç ilişkileriyle tartışılıyor. Mesele basit olarak şu; dünyada büyük felaketler uygarlıkların başını ve sonunu belirliyor. Ve dünyanın dört bir yanındaki eski uygarlıkların kalıntılarında izi sürülen Marduk adlı gezegen bu felaketlerle yakından ilişkili. "Onuncu gezegen" olarak bilinen Marduk, 3661 yıllık bir yörünge periyoduna sahip. Ve özellikle Mayaların şaşırtıcı astronomik bilgilerine bakılırsa bu periyodlardan birinde Marduk 2012 yılında dünyaya yaklaşacak. Bu büyüklükte bir kütlenin etkisi ise geçmişten biliniyor: Sel felaketleri, volkanik patlamalar ve bu patlamalarla tetiklenen depremler. Tıpkı Milattan Önce 1649 yılında olduğu gibi. Ege'deki volkanın patlamasıyla yaşanan felaket pek çok uygarlığın ortadan kalkmasına yol açmış. Sülfürün kızıla boyadığı nehirler ve dumanlar yüzünden "gökyüzünün kararması" gibi olaylar mitolojide ve kutsal kitaplardaki anlatılarda aynı biçimde yer alıyor. Ürpertici olan 1649 ile 2012 yılı arasında tam 3661 yılın, yani Marduk'un yörünge süresinin bulunması.
Kehanet değil araştırma
Burak Eldem bütün bunları anlatırken bir "kahin" muamelesi görmekten fena halde rahatsız. O işi tablet okumaya kadar vardıran iddialı bir araştırmacı. Yaptığı da çeşitli uygarlıkların biriktirdiği bilginin izlerini sürmek. Kehanetle hiçbir alışverişi olmayacağını söyleyen Eldem, eski uygarlıkların sahip olduğu kritik bilgilerin dini metinlerden, gizemciliğe kadar pek çok alanın kaynağı olduğunu ve bunların genellikle doğa olaylarını açıklamakta kullanıldığını anlatıyor. Eldem bu bilgilere hükmetmenin toplumsal yapıları, sınıfları ve yöneticilerin hegemonyasını da ortaya çıkardığını ileri sürüyor. Eldem "Sınıflı toplumların ortaya çıkışında temel faktörünün bilgi olduğunu öne sürüyorum. Yani birilerinin yönetici, yönlendirici ve ideolojiyi sunucu hale gelmesinin temel faktörü bilgi" diyor. Eldem'e göre kendilerini yıldız gözlemciliğine verenler zaman içinde sahip oldukları bilgiyle özel bir konuma geldiler. Ancak bunu herkesle paylaşmak yerine kullanmayı seçtiler. Dolayısıyla bu bilgi okültizmin ya da dinin kodlarıyla sarıldı.
Mayalar biliyordu
Bu anlamda en çok Maya Uygarlığı ile karşılaşmak şaşırtmış Eldem'i: "Klasik marksizmin bakışıyla bir dil, kültür ve matematik için belirli bir üretim lazım. Mayalarda bu yok işte. Çok ilkel bir mısır tarımı yapıyor, ama astronomide inanılmaz bir bilgi birikimine sahipler. Yörünge hesaplarını ancak bugünkü kadar titizlikle yapıyorlar. Bu öncelleri olan toplumlardan onlara aktarılmış bir bilgi" diyor. Ancak bu Hıristiyanlıkla birlikte kesintiye uğruyor. Çünkü kilise eski kültürlerin sahip olduğu bilgiyi öğreniyor, ancak kimse öğrenmesin istiyor. Yazar Engin Ardıç da kitaba yazdığı önsözde buna dikkat çekiyor ve bunun hala değişmediğini ve felaketlerin bazı devletler tarafından bilindiğini söylüyor. Burak Eldem bu güne kadar başka hiçbir araştırmacının yapamadığı bir şeyi yaparak şeytanın rakamı olarak bilinen 666'nın öyküsünü de Babillilere ve Marduk'a kadar sürüyor. Bu simge 60'lık rakam sistemi kullanan Babillilerde 3661 rakamını gösteriyor. Yani Marduk'un yörünge zamanı. Aynı zamanda hem "Şar" yani kral anlamına geliyor, hem de "döngü", "yıkım", "tamamlanma" gibi anlamlara geliyor. Burak Eldem, Kudüs'ün talan edilmesi sırasında bu rakamın 666 olarak algılandığını söylüyor. "Marduk" simgesi rakam yerine harflerin kullanıldığı ibranicede de üç tane W harfine karşılık geliyor. Yine bu harflerin rakam karşılığı 666. Eldem "Neresinden baksan bunun bir şekilde altı ve altmışla bağlantılı olduğunu düşünmüşler ve bu rakam aslında 3661 olduğu halde ona 666 yani şeytanın rakamı demişler. 666 aslında Marduk'un şifresi" diyor.
--------------------
Böyle bir Konuya Basliyoruz..
Vatana Millete hayirli olsun..
--------------------
Marduk'u beklerken 
Yazan: Barış Bardakçı Akşam Gazetesi / 21 Ekim 2004
Burak Eldem'in Marduk'la Randevusu'nun son cümlesi gibi..
Beckett'in Godot'suna nazire yaparcasına Marduk'u bekliyoruz...
Marduk NASA'nın 80'lerin başından beri bildiği, hızla dünyanın yakınından geçmeye hazırlanan gök cismi... 3661 yılda bir yapıyor bunu ve her geçişi bir grup felakete neden oluyor. Depremler, kasırgalar, faaliyete geçen volkanik dağlar, değişen mevsimler ve bunlar gibi bir çok felaket senaryosu. Simdiden bunlara inananlar kendilerine göre güvenli kabul ettikleri köşelere sığınaklar hazırlıyorlar. Türkiye ve Orta Doğu'nun nispeten güvenli olduğu söyleniyor. İnanç insani birşey tabii. Biraz çabayla Kırmızı Başlıklı Kız'a da inanabilirsiniz. Ama doğrusu şimdiye kadar hiçbir bilimkurgu filminde öngörülemeyen değişimlerin adım adım gerçekleşmesi insanı korkutuyor.
Türkiye'de konu henüz yeni. Biz Türklerin aklı ne zaman başımıza gelir ben söylemeyeyim siz bilirsiniz. Daha kutuplaşmalarımız bile oluşmadı. Haber bültenlerine henüz konu olmadı. Canlı yayınlarda uyduruk uzmanlar, din simsarları belirmedi. Hakarete varan tartışmalara girilmedi. Hele o İstanbul'da 40 yıl deprem olmaz diyen halk dalkavuğu hiçbişeyolmazcı yazarlar bu konuda kalem oynatmadı. Yani özetle daha şenlik başlamadı. Yazarlar, gazeteciler, ilahiyatçılar, medyumların sahne alacağı dev sirk bizi bekliyor.Haberin haber olmaktan çıkıp internet marifetiyle ucuz dedikoduya dönüştüğü bir çağda, bozulmuş, değiştirilmiş ve yitirilmiş bilgi çağında neye inanacağını bilemeyen yoksul halk yığınları asıl felaketin kurbanları olacak. Nasıl yağmur, kar paltosu olmayanı ıslatır üşütürse kimsenin şüphesi olmasın kivarsayılan bu felaketin faturasının da kimlere çıkacağı bellidir. Büyük ihtimalle BillGates bir yerlerdeki teknolojik donanımı yüksek sığınağında viskisini yudumlayıp olayları değerlendirecek ve yeni yatırımların planını kuracaktır.
Yıllardır sorduk durduk... Uzayda hayat var mı diye...Kimsenin aklına dünyada hayat var mı diye sormak gelmedi. O soruyu zamanında sorsalardı dünya halkları, kendini yöneten bunakları tahta çıkarmazlardı. Faşist imparatorlukları cilaya cilalaya geldiğimiz noktada kimseden hesap soracak halimiz de kalmadı. Belki de bizim insanlık olarak dibe vurduğumuz nokta budur.
Belki de son yüzyılda gelişen teknolojinin aniden bitivermesi, görünmez elin ışıkları söndürüvermesi o kadar da fena bir şey değildir kimbilir. Aklımı kaçırmadım ama insanlık ruhunun en çok değer yitirdiği bir dönemin gözlemcisiyim. Herkesin kendi köşesinde sahte alimliğe soyunup zalimlik ettiği bir dönem bu. Küçük hesaplarla geldikleri noktada ahmak ıslatanlarda eriyen egolarını koyacak yer bulamayanların dünyasını değiştirmek için zaman yok!
Marduk 2012... Bir köşe başı mı?
Siz yine bakmayın bunlara... Açın televizyonu! Sizin birbirini röntgenleyen leşleriniz var, çiftliğiniz var, şarkı çığıran gakgaklarınız, analarının sözünden çıkmayan bir örnek robot çocuklarınız var.... Kafanıza sıçmasını beklediğiniz kör talih kuşunuz var.... Reyting/tiraj budalası paçoz medyanız var.. Boy boy babalarınız, artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak sözüyle dalgasını geçen mafyanız var... Bezirgan filmcileriniz, reklamcılarınız, dönek solcularınız ve cahil sağcılarınızla... Marduk size pek koymaz kanımca...
Marduk 2012... Belki bir köşebaşı..
Işıklar sönsün...
...Ve
İNSANLIK RUHUNA HOŞGELDİNİZ!
--------------------
Büyük kaos beklentisi var 
Yazan: Serdar Turgut Akşam Gazetesi / 26 Mart 2004
İki gündür dünyaya hakim olan güçlerin başlatmış olduğu Büyük Savaşa giden sürecin anlamını çözümlemeye çalışıyorum.
Önceki yazılarımda akla ilk gelen rasyonel nedenlerin de bu gelişmede rol olabileceğini ancak olan biteni anlamamızda yeterli kalamayacağını göstermeye çalıştım.
Çünkü güç sahipleri bu gibi yeniden paylaşım savaşlarında daha önce görülmedik bir aceleyle, neredeyse panik içinde hareket ediyorlar ve rasyonel düşünce sınırlarını zorlayan bir acımasızlıkla bir yerlere varmaya çalışıyorlar.
Bu davranış biçiminin iki türlü açıklaması olabilir.
1- Bilim adamları bugüne kadar görülenlerden boyutu hayli farklı olan bir doğal afet olacağını tespit ettiler. Dünyadaki siyasi güç dengelerini de değiştirecek boyutta olacak bu doğal afet, örneğin bir büyük kuraklık öncesinde güç sahipleri pozisyon alarak kendi hakimiyetlerinin devamlılığını garanti altına almaya çalışıyorlar.
Ya da, ki bu da aynı sonuca bağlanmaktadır, şöyle bir gelişme var:
2- Çok eski dönemlerden bu yana bilinen, çok az sayıda insanın bilgisi dahilinde olan, dünyanın tümünü etkileyeceği bilinen bir Büyük Kaosun zamanı yaklaşıyor. 1984 yılında ilk kez resmen tespit edilmiş yaklaşan tehlike son yıllarda bilimsel açıdan daha da netlik kazandı. Bu yüzden de büyük afet döneminde dünyanın düzeninin tamamen kontrol altından çıkmaması içim hakim güçler şimdiden harekete geçtiler. Büyük Kaos vakti gelmeden şimdiden kontrollü stratejik kaoslar çıkararak alt üst oluş döneminde kontrol altından çıkması beklenen dünya bölgelerinde hakimiyetlerini zorla kurarak, vakit geldiğinde dünya düzen hiyerarşisinde büyük bir değişiklik olması riskini azaltmaya çalışıyorlar. Aceleleri, panikleri ve şiddet içeren saldırganlıkları da bundan kaynaklanıyor.
* * *
Şimdi size bir hikaye anlatacağım.
Hikaye diyorsam da masalla karıştırmayın bunu çünkü bu konu dünyada çok parlak beyinlerin üzerinde yıllardır çalıştıkları bir mesele.
Güneş sistemimizde 10'uncu bir gezegenin daha olduğu konusunda çok uzun yıllardır ciddi bir bilimsel şüphe vardı.
Ne gariptir ki bilimde ve aletlerde büyük gelişmeye, hatta uzayın derinliklerine gidilmesine rağmen hala daha net olarak varlığı ispatlanamamış olduğu söylenen ve bence de yalanla geçiştirilmeye çalışılan bu gezegeni İ.Ö binlerce yıl önce Mayalar, Sümerler ve Babilliler son derece modern matematik teknikleriyle ve gök inceleme metotlarıyla tespit etmişler, onun hem tarihini hem de gelecekteki hareket biçimini yazmışlardır.
Sümerler ona geçiş gezegeni anlamına gelen Nİ.Bİ.RU diyorlardı. Babil bilim adamları ona güçlü tanrıları Marduk'un adını verdiler
Mısır medeniyetinde ise bu gezegen 'Milyonlarca Yılın Gezegeni' olarak adlandırıldı.
Bilim adamları tarafından eliptik bir yörüngeye sahip olduğu tespit edilmiş olan ve 1930'lu yıllardan bu yana yapılan araştırmalarda 'Gezegen X' olarak adlandırılan bu gezegen en son olarak İ.Ö 1649 yılında dünya yakınından yörünge geçişini yapmıştı.
Bu gezegen geçişi büyük afetlere neden olmuş, Doğu Akdeniz'den başlayarak 30'uncu paralel ile ekvator arasında kalan bölgelerde kısa aralıklı şiddetli depremler yaşanmış, yanardağları örneğin Ege'deki Santorini adasındaki dağ patlamış, tsunamiler kıyı kentlerini yok etmiş, Yakındoğu'dan Uzak Asya'ya kadar olan bölgede radikal iklim değişiklikleri olmuştu.
Dünyada alt üst oluş o kadar büyüktü ki insanoğlu yemiş olduğu büyük darbe ile manevi açıdan baş edebilmek için başına gelenleri bir şekilde anlaşılır kılacak, o koşullarda bile geleceğe umutla bakmasını sağlayacak bir yeni düşünce sistematiğine ihtiyaç duydu.
Yeni bir dinin temeli atıldı. Tevrat'ta anlatılan afetler o günlerde yaşananlardan kaynaklanmıştır büyük ölçüde.
* * *
Yapılan hesaplamalar her 3661 yılda dünyanın yakınından geçmesi beklenen 'Gezegen X'in 2012 yılında tekrar dünyamızın yakınından geçeceğini gösteriyor.
Kurumlaşmış dinlerin üst düzey ve az sayıda yetkilileri bu bilgiyi sıradan insanlardan saklıyorlar.
Onlar gibi 1984 yılında Pluton civarında gözledikleri ve sistemimize girmekte olan büyük gök cismini tespit etmiş olan NASA üst yönetimi ve ABD'de çok az sayıda insan da bu bilgiyi saklıyorlar.
Bu gezegen dünyanın iki ile beş misli büyüklükte, bu da biliniyor.
Bilgi gizleniyor çünkü son gelişinde yeni dinlerin ortaya çıkmasına neden olacak kadar vahim sonuçlar doğuran bu gezegenin tekrar dünyadan geçeceğinin ortaya çıkması durumunda olayların kontrolden çıkacağını düşünen güç sahipleri, gerçek kaçınılmaz olarak ortaya çıkacağı günden önce (bu kaçınılmaz çünkü güneyden yaklaşacak bu gezegeni 2012 Aralık ayında çıplak gözle görebileceğiz) kontrollü kaos stratejilerinden sonuç alıp, büyük kaosta kontrolü bir öncekinde olduğu gibi kaybetme riskini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.
Ne kadar şanslıyız ki dünyada Zecheria Sitchin gibi büyük alimlerle ortaya çıkarılan bu unutturulmak istenen gerçeğin tüm literatürünü takip eden ciddi bir uzmana da sahibiz. Burak Eldem'in '2012 Marduk'la Randevu' kitabını mutlaka okuyun herkese tavsiye ediyorum.
* * *
Çok lafı edilen 'Yeni Dünya Düzeni' aslında budur. Büyük Kaos'tan önce kurulmaya başlanan ve Büyük Kaos'la bile yıkılmayacağı düşünülen yeni dünyaya o ad verilmektedir aslında.
Amerika'da sıradan insanlar Evangelist Hıristiyanlar'ın ve Yahudiler'in 'kötülüğe ve büyük felaketlere' karşı omuz omuza savaş verdikleri dinci filmler ve kitaplarla yeni döneme hazırlandırılıyorlar, bir anlamda eğitiliyorlar.
Yine din temalı olan ve Babil'e atıfta bulunulan İkiz Kuleler'in yıkılmasıyla başlatılan düzen kurma operasyonunun daha birinci gününde Başkan Bush 'Bu bir haçlı hareketi' demiştir. Orada söylenen Crusade lafı 'Haç taşıyan evangelist' anlamındadır.
Başını Amerika'nın çektiği dünya güçleri büyük karışıklık çıkmadan önce bu kez de başkaldırının olacağını tahmin ettikleri bölgelerde yerleşip bir an önce enerji ve su kaynaklarını tam kontrolleri altına almak istemektedirler.
Türkiye bu açıdan çok önemlidir dolayısıyla da Irak savaşı öncesinde Amerikan askerlerinin neden bir anda ülkemizin savaş ile görünürde hiç alakasız gibi olan bölgelerinde konuşlanmaya başladıkları da bu açıklamalara bakılarak anlaşılabilir.
Irak'ın işgalinin stratejik olmak dışında sembolik bir yanı da vardır çünkü Irak'ta Sümerler'den kalmış olan bazı gizli bilgilerin mirası niteliğinde olan bilgi kaynakları da vardı. Dolayısıyla Irak'taki müze soygunları medeniyetlerin temelindeki gizli bilgilerin saklanmakta olduğu İskenderiye Kütüphanesi yangını kadar önemlidir.
Irak'ta her gün öldürülen insanlar arasında bilgileri rivayet düzeyinde de olsa bilen din adamlarının çok sayıda olması da bu yüzden tesadüf değildir.
Bu yüzden de İsrail 'bela olması beklenilenlere', 'Potansiyel Hiksoslara' karşı infazlara başlamıştır ve durmayacaklarını açıklamaktadırlar. Hiksoslar 3661 yıl önce darbe yiyen medeniyetlere karşı ayaklanan ve ortalığı yakıp yıkan kavime verilen addır.
Büyük savaş çoktan çıkmıştır bile ve zamana karşı yarışılmaktadır.
Bu Konuyu Paylaşın !