+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Nuh' un Gemisi

  1. #1
    Editör Lucky - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nis-08
    Bulunduğu yer
    Türkiye
    İtibar Puanı
    1555
    Mesajlar
    12,130

    Nuh' un Gemisi

    Nuh' un Gemisi


    1959 yılında, Doğu Anadolu bölgesinde harita faaliyetleri amacıyla görev üzerindeyken, Türk Hava Kuvvetlerine bağlı bir pilot, sıra dışı bir gemi şekline benzeyen bir objeyi Ağrı (Ararat) Dağı yakınlarında görüntülemiştir. Bulunan şekil Türkiye – İran transit yoluna 4 km. uzaklıktadır. Keşfin ardından Amerikalı bilim adamları bilimsel turlara başlamışlardır. Yapılan araştırmalar bu şekilde bir siluetin doğal olarak kendiliğinden oluşamayacağını göstermektedir. 1977 yılının Ağustos ayında Ron Wyatt adındaki bir araştırmacı bölgeye ziyarette bulunmuş ve eski çağlara ait özellikle Akdeniz’deki kalıntılara benzer hatta daha büyük ölçekte, taş kalıntılara rastlamıştır. Taşlar üzerinde bulunan 8 adet çarpıyla ilgili yapılan yorumlarda bunların tufanda kurtulan 8 kişi olan Nuh Peygamber, karısı, üç oğlu ve onların eşleri oldukları sonucuna varılmıştır. Bölgede daha sonra bulunan tabletlerde, biri diskli diğeri yatay şekilde; okyanus dalgası üzerinde gemi şekli , yanında kurtulan 8 kişiyi tasvir eden insan tasvirleri de bulunmuştur.

    8 adet kadın tasvirinin arasından kadın şeklinin Nuh’un karısı olduğu ve gözlerinin kapalı olması sebebiyle vefat ettiği, diğerlerinin boyunlarının eğik olmasını ve bu vefattan dolayı duydukları üzüntüyü simgelediği anlaşılmaktadır. Daha sonra muhtelif zamanlarda yapılan ziyaretlerden anlaşıldığı üzere; bölgedeki diğer taşların ne yazık ki çalındıkları belirlenmiştir. 1979 Ekim ayında Ron Wyatt elde ettiği örnekleri ABD Tenessa eyaletindeki Galbraith Labarotuvarına göndermiş, yapılan analizlerde %1,88 Karbon içeriği bulunmuştur. Kalıntının diplerinden elde edilen örneklerin analizinde Karbon miktarı %4,95 oranına çıkmıştır. Bu oran daha önceden varolabilecek yaşamsal materyale (tahta benzeri) uygunluk göstermektedir. Daha sonraki araştırmalarda kalıntı parçalarının transferinin zarar vermemesi amacıyla, Ron Wyatt araştırmalarına metal dedektör ile devam etmeye karar vermiştir

    İLK METAL DEDEKTÖR SONUÇLARI

    2 adet metal dedektör ile yapılan araştırmaların sonucunda metal parmaklık, tespit edilen bu kalıntının doğal şekilde oluşan bir iz olduğunu geçersiz kılmaktadır. 1985 yılında, jeofizikçi David Fassold’un katılımıyla beraber üç değişik türde metal dedektörü ile araştırmalara başlanmıştır. Yapılan taramada gemi şeklindeki silüetin dışındaki bölgede hiçbir metal izine rastlanamamıştır.En son 21 Temmuz 1986 tarihinde yapılan ve oldukça pahalıya mal olan radar taraması neticesinde, kırık kalıntılar bulunmuş ve kalıntıların üzerinde üç değişik formda yazı çeşidine rastlanmıştır. Okunaklı olan kısımda görülen resim tasvirinde geride dağ tasvirinin yanında içinde 8 adet yüz bulunan gemi şekli ve üzerlerinde iki adet kuzgun bulunmaktadır. Geriye kalan bölümde çeşitli hayvan tasvirleri mevcuttur. Bu kalıntıda önemli olan üzerlerindeki gemi şeklinin tamamıyla 1959 yılında bir Türk pilot tarafından çekilen objeye benzerlik göstermesidir.



    1984 yılının Eylül ayında Turizm ve Kültür Bakanlığı tarafından birçok Türk bilim adamı Doğubayazıt’a gönderilmiştir. Ron Wyatt, kendilerine metal dedektörlerden birini ödünç vermiş ve Türk bilim adamlarının yaptıkları araştırmalarda Ron ve ekibiyle aynı şekilde objenin fosilleşmiş gemi olduğu sonucuna varmışlardır. Bu esnada Ron bölgeden birkaç ilave örnek daha alıp ülkesine dönmüştür. Döndüğünde sürdürdüğü laboratuvar analizlerinde sonuçlar görülmeye değer şekilde %8,08 Demir, %11,55 Ferikoksit, %11,45 Alümine, %6,06 Alüminyum bulunduğunu göstermekteydi. Daha sonra kırma taş örneklerinin analizi sonucunda görülmüştür ki materyal sadece kaya parçasından ibaret olmayıp % 84.11 oranında mangan dioksit ihtiva etmekteydi. Netice olarak bulunan sonuç, metal üretimi sonucu ortaya çıkan elementlerinde bölgenin ihtiva ettiği ve Nuh’un farklı metal türevlerini kullanarak (kobalt, nikel, bakır) keresteleri birleştirmeyi başardığı sanılmaktadır.

    1987 yılının Nisan ayında, tam ölçekli radar taraması yapılmak üzere Ron Wyatt bölgeye geri dönmüştür. Tekrar tekrar bölgede çeşitli derinliklerde taramalar yapılmıştır. Bu defa 15 feet’e varan ölçekte radar taraması yapılmış ve ortaya çıkan tabloda büyük genişlikte içeriden dışarıya bağlantısı olan odalar ve özellikle geminin tekne kısmında yani omurgasında merkeze doğru geniş bir boşluk bulunduğu görülmüştür. 20 Haziran 1987 tarihinde Ron Wyatt, bir Türk film yönetmeni ile yaptığı araştırmalarıyla ilgili belgesel için sözleşme imzaladı. Yapılan törene yüksek seviyede mevki sahipleri, yüksek rütbeli ordu mensupları ve pek çok gazeteci katıldı. Daha sonraki radar taramalarında, taşlaşmış el kesimi bir kereste kalıntısı bulundu. Mükemmel bir şekilde muhafaza edilmiş blok, araştırmacılar tarafından A.B.D.’ne jest amacıyla gönderilmiştir. 16 Eylül 1987 tarihinde, kereste parçasının analizinde edinilen önemli sonuç, doğada bir kayanın organik karbon içeremeyeceğine karşılık taşlaşmış kerestede %0,7 gibi yüksek sayılabilecek ölçüde organik karbon bulunuyordu.


    İşte! doğduğum, büyüdüğüm ve öleceğim güzel ülkem.


  2. #2
    -YASAKLI- Göktürk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-08
    İtibar Puanı
    170
    Mesajlar
    1,642
    Kuran da Bu geminin Buharla isledigi yazmaktadir..

    Daha önce buraya aktarmis olmaliyim..
    --------------------
    38-39- Gemiyi yapıyordu. Hz. Nuh'un gemisinin vasıfları hakkında bazı sözler nakledilmiştir. Bu arada denilmiştir ki, boyu üçyüz arşın, eni elli arşın, su kesiminin üstünde kalan yüksekliği otuz arşın, sactan yapılmış üç ambarlı bir gemi idi. Hasen'den naklen rivayet olunduğuna göre, boyu bin iki yüz, genişliği altı yüz arşın imiş. Fakat bu gibi ayrıntılara girişmek boşuna uğraşmak olur, doğrusunu tayin imkânsızdır. Bu konuda Kur'ân'dan öğrenilen şudur ki, kavmin müminlerini ve ihtiyaçları olan yiyecekleri ve her çeşit hayvanattan iki taneyi, yani birer çifti sığacak genişlikte imiş. Ancak bu geminin yelkenli olmayıp, vapur gibi, ocaklı ve istim gibi feveranlı, yani kaynayıp fışkıran bir kuvvetle harekete geçtiğini hatırlatan şu cümle çok dikkat çekicidir:
    40-41-42- Ta ki emrimiz geldi ve tennur feveran etti. Yani bu gayeye gelinceye kadar Nuh gemisinin yapımına devam ediyordu. Kavmi de kendisiyle alay ediyordu. O vakit yükle dedik ona...
    Tennur: Lügatte kapalı bir ocak, bir fırındır ki, dilimizde "tandır" olarak kullanılır. Leys demiştir ki; "tennur" genellikle bütün dillere gelmiş olan bir kelimedir. Bir benzeri de "tennar" teleffuzudur. Ezheri de demiştir ki; "Bu gösterir ki, isim bazan A'cemi olur, Arap onu Arapçalaştırır da sonra Arapça olur. Ve buna delil aslı tennar olmasıdır. Bundan önce Arapça'da "tennur", bilinen bir şey değildir. Bunun benzeri başka dillerden Arapça'ya geçmiş olan dîbâc, dinar, sündüs, istebrak gibi kelimelerdir. Arap bunları konuşmaya başlayınca artık Arapça olmuşlardır."
    Feveran kelimesi de biliniyor ki, kuvvet ve şiddetle kaynamak ve fışkırmaktır. Şimdi biz gemiden söz edilirken tam ocak feveran ettiği sırada yük emri verildiğini işittiğimiz zaman o geminin hareket etmeye hazır bir vapur olduğunu anlamakta hiç tereddüt etmeyiz. Lakin vapuru görmemiş olanlar bunu anlayamazlar ve "Acaba bu ocağın feveranı da ne demektir? Bu olsa olsa bir işaret olacaktır." diye düşünmekte mazur olurlar.
    İlk devir müfessirleri (eslaf) bunun hakkında muhtelif mânâlar kayd ve nakletmişlerdir ki, bunları burada özetleyelim:
    1- Müfessirlerin çoğu, "tennur"un gerçekten bir ocak anlamına geldiğinde görüş birliği içindedir. Ancak kimisi Nuh'a mahsus bir tennur idi demiş, bir çoğu da ekmek pişirilen bir fırın idi demişler. Kimi Âdem'den kalma idi, kimi de Hz. Nuh'un zevcesinin ekmek pişirdiği bir tandır idi, demiş. Kimi taştan idi, kimi Kûfe tarafında idi demiş ve hatta Hz. Ali'den Kûfe mescidinin yerinde idi diye bir söz de nakledilmiştir. Kimi Şam diyarında "Ayn-i Verdan" denilen mevkide, kimi de Hint diyarında idi demişler. Ve bütün bunlar, feveranı suyun kazanda kaynar gibi fırından kaynayıp fışkırmasıyla izah etmişlerdir. Böyle bir feveran âyette niçin geminin inşasına bir sonuç ve yüklenmesi emrine bir şart ve başlangıç olarak gösterilmiş? Bunun çeşitli açılardan yorumuna gelince de, Allah Teâlâ, bunu Hz. Nuh'a tufanın başlayacağına bir alâmet olmak üzere tayin buyurup önce haber vermiş ve böylece bu alâmet ve mucize zuhur ettiği vakit yüklemek emrini vermiş demişler. Fakat bir kısım müfessirler, bu izahı kabul edilebilir bulmamışlar ve başka mânâlar vermişlerdir.
    2- Araplar arasında bazan yeryüzüne de "tennur" denildiği görüldüğünden, tennurun feveranı yer yüzünden suların fışkırması olacaktır. Nitekim Kamer Sûresi'nde "Bunun üzerine şakır şakır akan sularıyla göğün kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Ezelde takdir edilmiş bir emir üzere sular birleşti." (Kamer, 54/11-12) buyurulmuştur, demişler. Yer kürenin bir büyük fırın anlamında olduğunu hatırlatan bu görüş dahi dikkate değer ise de bu şekilde feverana yakışan mânâsı su fışkırması değil, ateş püskürmesi olurdu. Çünkü tandır ateş yakılan bir yerdir, bir su kuyusu değildir.
    3- Tennur'dan murad yeryüzünün yüksek ve şerefli mevkileri demektir ki, harikulade bir olay olarak oralara bile sular fışkırmıştır, demişlerdir.
    4- "Farettennur", şafak attı, tan yeri ağardı, sabah oldu mânâsına gelir, denilmiş ve bunun Hz. Ali'den menkul bir tefsir olduğu söylenmiş.
    5- İş kızıştı, şiddetlendi mânâsına "fırın kızdı" denildiği gibi, "farettennur" da böyledir, denilmiştir. Lâkin bu dört mânânın dördü de mecazdır. Ancak meselenin özü, harikulade bir olaya ait olduğundan tefsir âlimlerinin hemen hepsi (cumhur), bu mânâları, tennur kelimesinin gerçek ve lügat mânâsından saymaya sebep teşkil etmediğini söylemektedirler.
    6- Ebu Hayyan, tefsirinde Hasen'den rivayetle "tennur"un "gemide suyun toplandığı yer" olduğunu nakletmiştir, ki bu ifade hemen hemen geminin kazanını andırıyor.
    Görülüyor ki, tefsir âlimlerinin rivayetlerinin bazı noktaları yukarıda arzettiğimiz mânâya değinir yapıdadır. Yani geminin yelkenli bir gemi değil, kazanla çalışan bir vapur olduğunu hatırlatır niteliktedir. Rivayetlerdeki bu ayrıntılar da görüldükten sonra biz şimdi hakkıyla diyebiliriz ki, tennurun gerçek anlamıyla bir ocak olması, aynı zamanda onun gemide su toplanan bir kazan ile ilişkili olmasına da engel değildir. Cumhurun ocak olduğu hakkındaki rivayetiyle bu rivayet arasında çelişki de yoktur. Harf-i tarif ile "ettennur" buyurulması, bunun gemiye ait bir tandır, bir ocak olmasını açıkça belli eder. Ayı zamanda Hz. Nuh'a ait bir tennur olması da buna engel değildir. Çünkü bu onun bir mucizesidir. "Keşşaf" sahibinin, sarahatle belirttiği üzere, âyette gayesi yukarıdaki fiiline müteallik olup, mânâ demek olduğundan, tennurun feveranı gemideki yapım işinin sona ermesi, yükleme ve hareket emrinin de başlangıcı ve şartı olarak gösterilmiştir. Bunun böyle olduğu göz önünde bulundurulursa, tennurun feveranı gemiyi harekete geçiren kuvvetin kendisini ifade ettiği anlaşılır. Bu günkü söylenişi ile "nihayet emrimiz gelip gemi ateşlendiği vakit" demek olur. Ve bunda tennur ve feveran kelimeleri gerçek anlamda kullanıldığı ve âyetin bu mânâda gayet zahir olduğu da şüphesizdir. Şu halde nassta hakikat anlamını ve zahiri bırakıp da te'vil aramaya hiç de sebep yoktur. Geminin yapımı tamam olup "fayrap" haline gelmesi, ilâhî emir olan tufanın başlayacağına bir alâmet olmasına da engel olan bir durum değildir. Âyetin bu zahirine karşı, "O zaman öyle bir vapur nasıl yapılabilirdi? Yapılmış olsa bu sanat unutulur mu idi?" gibi vehim ifade eden bir iki sual akla gelebilir. Halbuki daha önceki çağlarda bilinip de sonradan kaybolup gitmiş bir takım sanatların olduğu bile tarihi misallerle sabittir. Kaldı ki Nuh, gemisini beşerin bilgi ve tecrübe birikimiyle değil, doğrudan doğruya "Bu gemiyi Bizim gözetimimizde ve vahyimize göre yap!" âyetinde de ifade buyurulduğu gibi, Allah'ın vahyi ile ve yine O'nun gözetiminde yapmıştır. Her çiftten iki tane, yani erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane ki, bunun miktarını Allah bilir, gemiye alınmıştır. Bu kadar canlıyı alabilen ve bunlarla beraber Hz. Nuh'un bir oğlunun dışında bütün aile fertlerini ve az da kavminden kendisine iman etmiş olanları, gerek insanlar, gerek diğer hayvanlar için gerekli olan yiyecekleri dahi yüklenerek, dağlar gibi dalgalar içinde akıp giden bir geminin harikulade bir gemi olması ve bunun basit bir yelkenli gemi gibi düşünülmemesi gerekiyor. "O devirde böyle bir gemi yapılabilir miydi?" sorusuna karşılık, "Öyle fırtınalı ve dalgalı bir tufanda bu kadar yükü küçük bir yelkenli taşıyabilir mi?" sorusuyla cevap vermek gerekir. ( HUD 40 )
    Konu Göktürk tarafından (05-02-2009 Saat 13:47 ) değiştirilmiştir. Sebep: Mesajlar Birleştirildi

+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198