+ Konuyu Cevapla
Toplam 6 sonuçtan 1 ile 6 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Nuri Can

  1. #1
    Fatih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-08
    Bulunduğu yer
    topkapı sarayı
    İtibar Puanı
    150
    Mesajlar
    1,859

    Nuri Can

    Nuri Can kimdir?

    Erzincan’ın haritalarda yeri olmayan küçük bir dağ köyü olan Caferli de doğan Nuri CAN, Munzur´un eşsiz güzellikdeki yaylalarında büyümüş. Küçük yaşlarda Erzincan'dan İstanbul’a, ordanda Hollanda’ ya gidip yerleşmiş.
    Hollanda da yaşadığı süre içerisinde, çocukluğundan beri ilgi duyduğu müzik, şiir, tiyatro öykü ve daha çok resimle uğraşmış. Bu güne değin afiş, resim, öykü ve şiir çalışmalarıyla uluslar arası bir çok ödül almış. Hollanda başta olmak üzere, Fransa, Belçika, Almanya, Yunanistan ve Türkiye’de bir çok karma ve kişisel sergilere katılan Nuri Can, üç Yıl Uluslar arası sanatçılar birliği başkanlığı ve ayrıca Af örgütü, Unicef gibi kurumlarda aktif ve pasif görevlerde bulunup Hollanda ve Türkiye de resmi ve özel kurumlarda sanat danışmanlığı, resim öğretmenliği yapmış.

    “Yürek Yanarsa Titrer Gül Üşürse” isimli 180 sayfalık bir şiir kitabı Kora yayınları tarafından okurla buluştu. ”Göçmen İşçiler Ağıdı” 300 sayfalık bir kitabı da Amsterdam da faaliyet gösteren bir sanat kurumu tarafından göçmenliğin 40 ıncı yılı çerçevesinde okuyucuya sunulmuştur. Şu an Türkiye de Kora yayınlarınca Masal ve Efsanelerden oluşan bir kitabıyla beraber öykü, sevgi üzerine denemeler ve iki şiir kitabı daha yayına hazırlanıyor. Ayrıca anı ve özlem yazılarından oluşan”Yüreğim sılada kaldı” isimli bir kitabı ve Tablolarından oluşan bir albüm kitabı da Amsterdam da sanat kurumu tarafından yayına hazırlanıyor.

    İngilizce, Almanca, Fransızca ve Hollandacaya çevrilen bir çok şiir ve öyküleri bulunan Nuri Can
    Fransa da yayınlanan ”Genese” dergisinde yayınlanan bir söyleşide sanatla ilgili çörüşlerini şöyle ifade ediyor:

    ”Sanatla ilgili olarak düşüncelerimi belirtmem gerekirse; ilk resim şiir ve öykü çalışmalarım, geldiğim yörelerin yaşam biçimiyle, insan ilişkileri üzerine yoğunlaştığım çalışmalar oldu. Sonraları umut, inanç, sevgi, özgürlük, barış ve bunların karşıtı olarak da baskı, acı ve umutsuzluğu konu alan sürrealist ve realizim karışımı tasarılar ve sembolik öğelerle nereye kadar götürebilirim düşüncesi çalışmalarımın mantığını ve coşkusunu oluşturdu.

    Son yıllarda ise, mitolojik, felsefi, masal - düş karışımı renk ve figüratif öğelerle çalışmalarımı yoğunlaştırdım. Bir ayrıntıya veya bir biçime bağlanıp kalmaktan çok değişimlerden yanayım. Bağımsız, içtenlikli ama sorumlu bir yaklaşımım var.

    Sanatı dış dünyada algıladığım, incelediğim, sorguladığım şekliyle içsel yapıma uyarlama süreci olarak görüyorum. Bu da beni deneysel çalışma tarzlarına götürüyor. Bu denemeler sürecınde kendimi araştırmayı ve yaşamı soruşturmayı seviyorum.

    Sanatsal sürece dönüşebilecek çok şey olduğunu ve çok zengin bir dış dünyanın araştıran ve soruşturan bir iç dünya ile buluşmasının sanatı ve hayatı anlamlı kıldığını düşünüyorum. Çünkü sanat insanın duygu tarafıdır. Estetik, ince ve güzel tarafıdır. Ben insanların, ancak sanatla güzel ve engin düşüncelere erişebileceğine inanırım.
    Damnant Quod Non İntelligunt
    (Anlamadıkları Şeyleri Kınarlar)



  2. #2

    Üyelik tarihi
    Ağu-08
    İtibar Puanı
    10
    Mesajlar
    2

    Geldi hazân, Yine hüzün, Yine gam

    .





    Geldi hazân, Yine hüzün, Yine gam



    Cümbüş kırık, neyzen suskun, ney suskun
    geldi hazân, yine hüzün, yine gam
    şarkı suskun, meyhan suskun, mey suskun
    geldi hazân, yine hüzün, yine gam
    gönüllere elem konuk her akşam ...

    Hicran dilsiz, yaş gözsüz, mevsimler güz
    şair suskun, şiir suskun, tar sözsüz
    yine boyun büktü akşamlar öksüz
    geldi hazan, yine efkar, yine ah-u zar
    yine hasret, yine gurbet ah leyli yar
    bir ince sızı düşer sineye her akşam

    Bülbülü bir güle zar eylemişler
    dünyayı sevene dar eylemişler
    sevdayı göğsüme nar eylemişler
    geldi hazân, yine hüsran, yine figan
    yine hicran, yine giryan, yine efgân
    bir ince sızıdır nereye baksam

    Rüzgar hicran inler gönül secdede
    nağmeler aşkı kanar her hecede
    ay küser bir efkâr basar gecede
    geldi hazan, yine hüsran, yine efgân
    yine sürgün, yine firgat, yine figan
    bir kara dumandır iner her akşam

    Felek ki, demirden örmüş ağını
    ceylanlar aşk için yakmış dağını
    gazeller savurmuş gönül bağını
    geldi hazân, yine hüzün,yine giryan
    yan ey gönül dermansız derdine yan

    bak yine çöktü efkar her yer karardı
    bahçe gazel döktü yaprak sarardı
    her sokak başını bir elem sardı
    geldi hazân, yine hüzün, yine gam
    yine sürgün, yine giryan, yine hicran
    bir ince sızıdır nereye baksam

    Tipi bize, boran bize, kar bize
    feryat bize, figan bize, zar bize
    hicran bize, fizan bize, har bize
    yine firgat, yine gurbet, yine hasret ey Ozan
    dinmez bir sızıdır yüreğinde ne yapsan
    gönüllere elem konuk her akşam

    Bahçe mahsun, gül mahsun, gönül hicran
    bülbül zar-ı figan, zar-ı fizan, zar-ı efgân
    ey vah yine hicrân, yine giryân, yine hüsran, yine gam
    ince bir duman gibi geçip gidiyor zaman
    yan ey gönül dermansız derdine yan

    Geldi hazân, yine hicran,yine hüsran, yine giryân bana düştü ah!..
    yine firgat, yine hasret,yine figan, yine efgân cana düştü ah!....
    attı felek, her birimiz bir yana düştü
    ince bir duman gibi geçip gidiyor zaman
    yan ey gönül yan, şimdi dermansız derdine yan

    hüzünlere yazılmış bir ömür bizimkisi neylersin
    ah! leyli yar...
    kış geldi , yine tipi, yine boran, yine duman
    yine her gece kalbimize yağıyor kar...



    Nuri CAN

    .
    --------------------
    .


    Bu klibi izleyin

    http://nl.youtube.com/watch?v=C5Qq1ApriiA





    Sustum!


    "Herkes konuştuğunu yazar,bense sustuklarımı"


    Herkesin konuştuğu bir dünyada
    ben sustum!
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...
    yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime
    kimse duymuyor...

    Sustum!
    Bin ah sürüp dudaklarıma
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    sustu benimle deniz,
    sustu deli dalgalar, sustu martılar...
    umutlarımı sarıp rüzgarlara
    uzaklara savuruyorum her gece
    yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne
    kimse görmüyor...

    Sustum!
    Tam acılarımı haykıracaktım ki,
    sustum
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    bir çığlık kanıyor demedim, en derininde yüreğimin...
    içimdeki volkanları boğarak sustum!
    açmadım kimselere yüreğimi
    hançeri sadece kendime sapladım
    sapladım ve sustum!
    hüznü yüzümde,
    acıları gözlerimde topladım sustum!..

    Sustum!
    sustu dudağımdaki şarkı,
    gözlerimdeki şiir
    yaraları yalayan rüzgar
    sokaklarında kahrolduğum şehir
    gözlerim konuşuyor yalnız!

    Saçı ağarmış hayaller
    nemli kirpiklerle
    bulutlandığında gözlerim
    gökte şimşek olup çakıyorum
    kimse görmüyor...

    Sustum!
    tuz basıp yaralarıma!
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum!
    içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi
    yaslanıp yalnızlığın duvarına
    gül döküp kalabalıklara her gece
    kimsesiz geziyorum gönül ülkemi
    kimse bilmiyor...

    Sustum!

    tam sevdiğimi haykıracaktım ki, sustum
    sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak
    acılar konuşuyor şimdi yalnız
    yaralı gönlümün sızıları konuşuyor
    tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir
    atıyorum uçurumlardan
    kimse görmüyor

    Ne zaman
    dudaklarından öpmeye kalksam hayatı
    saçlarını koklasam rüzgarların
    içimde incecik bir sevgi ürperiyor
    sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme
    gelmiyor beklediğim bahar
    yaralar merhem tutmuyor
    gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara
    kimse silmiyor
    yağmur dinmiyor
    sevdiğim bilmiyor

    Sustum!
    sustu benimle sarı sabır,
    sustu hasret, sustu zaman
    yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata
    kimse duymuyor

    Sustum!
    İçimde dalgalar kabardıkça volkanlar gibi
    sustum
    sustu dudağımdaki şiir
    gözlerimdeki nehir
    gönlümdeki yara
    bulutlar haykırdı isyanımı
    şimşekler haykırdı
    sadece ben duydum
    sadece ben

    Ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat
    ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi
    yaralar merhem tutmuyor
    geceler avutmuyor
    ben sustum
    acılarım konuşuyor yalnız
    yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

    Ben sustum!
    susmuyor yüreğimi kavuran kasırga
    pencereme vuran yağmur damlaları
    susmuyor dışarda inleyen rüzgar
    yıldızlar küs
    ay üzgün
    yağmur dinmiyor
    içimde binlerce şiir kanıyor her gece
    kimse bilmiyor
    kimse duymuyor

    sustum!

    sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,
    sustu hayat, sustu zaman
    acılar konuşuyor yalnız
    acılarım konuşuyor
    kimse duymuyor...
    duymuyor...
    duymu...
    duy...

    Nuri CAN
















    .



    Ne Giysek Yakışmıyor Hüzünden Başka

    Yüzümüzü sulara bıraktık
    hayallerimizi sıvası dökülmüş duvarlara
    sardıkça yangınlar içimizi
    yoksul bir yaşamın cenderesinde
    yaralarımız üşüdü...
    Önce miydi, sonra mıydı,
    kar mıydı?
    yağmur muydu?
    bilemedik?
    üşüdükçe içimize çöktü sis...

    Hep sancısını çektik kahreden hayatın
    ne giysek yakışmıyor hüzünden başka
    eğilip bakmaya korktuğumuz,
    sahipsiz mezarlara döndü içimiz.
    her akşam tanımadığımız bir hicran
    görmediğimiz bir ıstırap çaldı kapımızı...

    Kalbimizi bir vefasız,
    ömrümüzü bir hayırsız aldı
    hayatın çıkmazında hep teselli aradık
    buruk gülümsemeler dindirebilir mi hüznü ah! Can?
    kime ne verebiliriz ki,
    gönül mü?
    ömür mü?
    can mı?
    mal mı?
    yok, yok yüreğimizden başka servetimiz

    Her baktığımız göz yuttu gönlümüzü
    hançerini sapladı her tuttuğumuz el
    hangi adaya sığınsak ihanet kokuyor.
    nereye gidebiliriz ki ah! Can,
    yüreğimizden başka
    sokaklar çıkmaz sokak ömrümüzde,
    kahretsin...

    Çıktığımız her yolculukta
    düştüğümüz her kalabalıkta
    ıssız bir kıyıda üşüdü ömrümüz
    yetim bir ruh, nemli gözlerle
    her gece sarılıp bir hayale,
    yalnızlığımızı alıp bastık bağrımıza...

    kırgındık mevsimlerin koynunda, yaralıydık
    acılarla yattık, acılarla kalktık,
    bir ömür acılara acılar kattık
    kurudu gözpınarlarımız,
    karanlığı siper edip gözlerimize
    yüreğimizle ağladık.

    Kimsesiz bir çocuğun yüreğine çizip resimlerimizi
    kayıp mezarlara gömdük,
    yüzümüze siper ettiğimiz gülüşleri
    ve yükleyip sevdalı bir kuşun kanadına anılarımızı
    ardında el açıp aşka ve acıya ağladık...

    Hep yüreğimizde saklı tuttuk sevgimizi,
    gözlerimizde, yüzümüzün hüznünde saklı tuttuk...
    gökyüzünü doldurup soluğumuza
    isyanımızı kilometrelere zincirleyip
    kayıp bir vadide idam ettik geçmişimizi...

    Gidenler dönmedi ah! Can
    solgun bir güz bahçesi renginde,
    boynu bükülü gelincikler gibi kaldık
    yaralı uçurumları birer birer koşarak
    boş yere yollara baktık, türküler yaktık
    kurudu gözpınarlarımız, yüreğimizle ağladık.

    Yaralı bir ülkeyiz şimdi, terkedilmiş bir şehir
    nehir nehir acılar damlıyor bedenimize
    önümüzde dağ dağ uçurumlar
    ardımızda ölümün ayak sesleri
    nasılda acıyor hayatımız ahh! Can

    Gurbet ki, kahreden yanımız
    acılara gömdüğümüz isyanımız
    derdimizi kime nasıl anlatırız,
    kimimiz var ki,
    lime lime yüreğimiz,
    ilmik ilmik gözyaşlarımızdan başka…

    Hasret ki, göçmen kuşların kanadında taşıdığı
    gamdan bir dağ gibi oturmuş gözlerimize...
    buruk gülümsemeler dindire bilir mi hüznü ah! Can?
    kime ne anlatabiliriz ki,
    ağızdan çıkan her söz yaralıyor yüreğimizi....

    Nuri CAN

















    Toplan Gidiyoruz Ey Kalbim

    Haydi toplan akşam oldu
    vakit doldu
    toplan gidiyoruz ey kalbim
    kırkikindi yağmurlarına kalamam
    kaldıramam bunca ağrıyı, ihaneti
    biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta yer yok bana
    bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
    sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
    bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
    çekip gidiyorum buralardan
    içimdeki cesetleri çiğneyerek
    kalbimdeki mahşere

    bak akşam
    vakit tamam
    duruldu işte bulanık denizler
    dürüp ömrümün defterini
    toplan gidiyoruz ey kalbim

    yorgunum
    bir sonbahar ezgisi gibi bekleyemem son yaprakta
    sevgisi iğdiş edilmiş tarihlere koma beni ey kalbim
    bak güz yağmurları iniyor acılar ve ihanetler üstüne
    çırılçıplak ve sevgisiz kalmış bir şiirim
    kimsesiz bir kış ortasında
    ne gülen gözleri ısıtıyor artık çocukların
    ne de sevdalı bakışları yeniyetme aşıkların

    bütün dinlerden kovuldum
    bütün ülkelerden
    bütün yüreklerden kovuldum
    (*)”Aliye gülümsesem Muaviye öldürür beni”
    hangi tanrıya sığınsam yaramın merhemi yok

    biliyorum kirlenmiş hiç bir bakışta, yer yok bana
    bu yüzdendir ceylanlara küsmüşlüğüm
    sevdalara küsmüşlüğüm bu yüzden
    yeni bir gül yaprağı bulup sarmak için yaramı
    sevdalı bir kuş yükleyip kanatlarına acılarımı
    alıp gitsin beni buralardan

    hamuru çürümüş dostluğun, vefanın, aşkın
    vefasız mevsimlere bırakma beni ey kalbim
    ağlatma beni sevda kapılarında
    kahpe kapılarında eğme boynumu
    kurşunlar sıkılsada canevime
    çiğnetme yoksulluğumu ayaklar altında
    bırak başım dik, içim ezik kalsın
    onurlulara mahsus bir makamda ağırla beni
    satılmışlığın, alçaklığın, ihanetin ortasında koma

    biliyorum bu düş sığmaz kirlenmiş sokaklara
    bu sevda sığmaz
    bakmayın gözlerime
    nasıl saklarım yüreğimdeki incinmişlikleri
    kınalı bir kelebek konunca saçlarıma

    ah! Benim de hayallerim vardı
    baharlarım vardı, yazlarım vardı
    kuşlar göçüp gitti yüreğimden
    gökyüzüm yaralı kaldı
    bir isyan giydirip gözlerime
    dipsiz uçurumlara yuvarladım umutlarımı

    aşk diyordum talan oldu, yalan oldu ömrüm
    tınısı kırık bir keman sızısıyım artık
    yok gideceğim başka bir liman
    bak duruldu işte bulanık denizler
    haydi toplan vakit tamam
    toplan gidiyoruz ey kalbim
    boşalsın ince duygularımın sırtındaki yük

    paranın sevgiye ihanetini gördüm
    insanın önünde diz çöküp ibadetini
    dünler harabe yarınlar umut değil
    hüznün neresinden dönsem, kırgınım

    öpmeye uzandığım bütün dudaklar frengili






    b]Nuri CAN[/b]

    (*) “Nizar Kabbani”[


    .
    --------------------
    .



    Seni Seven Yüreğime Sor Beni

    sesli dinle
    http://www.antoloji.com/siir/multime...7807&gonder=OK

    Her gece kan-ter içinde uyanıyorsam eğer
    hasretin ateş olup giriyorsa koynuma
    seni düşünüp özlüyorsam, uyuyamıyorsam
    ıslanıyorsa kirpiklerim seni her andığımda
    yağmur olup yüreğime yağıyorsan her gece
    her düşündüğümde hızla çarpıyorsa kalbim
    sensiz bir kez olsun gülmüyorsam bu şehirde
    savruluyorsam sokak sokak
    ürperiyorsam yaprak yaprak
    esip geçen rüzgarlara sor beni

    Hasret ateşleri yağıyorsa üzerime her gece
    kül ateş, ateş alev, alev kor olup yakıyorsa
    kahroluyorsa kalbim seni andığımda
    ve hiç bir kural tanımıyorsa artık
    titreyen yüreğime söz geçiremiyorsam
    kaçmak istedikçe sana dönüyorsam yine
    ölüyorsam aşkından her gün dirhem dirhem
    ateş - alev sevdalara sor beni

    Seninle gözgöze her geldiğimde
    ben lal olmuş bülbül, sen gül oluyorsan
    düğümleniyorsa boğazımda kelimeler
    çıkmıyorsa sesim, daralıyorsa nefesim
    konuşamıyorsam tek bir kelime
    depremsi bir titreme başlıyorsa bedenimde
    ve çözülüveriyorsa dizlerimin bağı
    şu deli - divane gönlüme sor beni

    Sensiz böyle boynu bükük duruyorsam eğer
    kirpiklerimden süzülen damlalar,
    ıslatıyorsa yüreğimi her gece.
    hep bulutlarda saklıyorsam gözlerini
    içime düşüyorsan tane tane her yağmur yağıdığında
    kirpiklerimin kıyısında martı olup uçuyorsan
    sesinden başka ses duymuyorsa kulaklarım
    susuyorsa denizler seni düşündüğümde
    gelip seriliyorsan kıyılarıma sular gibi
    gelip sokuluyorsan uykularıma
    gelip sokuluyorsan rüyalarıma
    sensiz geçen gecelere sor beni

    Damarlarımda aşk olup dolaşıyorsan
    şiir şiir duruveriyorsan içime her düşündüğümde seni
    her şarkıda nağme nağme doluveriyorsan kulaklarıma
    mavi bir coşku oluyorsan bedenimde aşkça
    çıkıp ırmaklarla dertleşiyorsam her gece
    ay gibi akıyorsan yüreğime beyaz tüller içinde
    yalnız yıldızlarla paylaşıyorsam seni sevdiğimi
    sana anlatamıyorsam
    bir kır çiçeği hüzün saçıyorsa gözlerime
    su olup akıyorsam, ateş olup yakıyorsam
    beceremiyorsam sana aşkımı anlatmayı
    beceremiyorsam sensiz yaşamayı ve ölmeyi
    şu seni ölümüne seven yüreğime sor beni

    Nuri CAN





























    Gitme

    Gitme
    figan düşer denizlere sular çekilir
    yağmur yağmaz vahalardan kirpiklerime
    bir rüzgar hıçkırır tenhada, bir dal kırılır
    boynunu büker kır çiçekleri kelebekler ölür

    gitme
    bir yıldız küser göğüne, içini çeker bir çocuk
    şaşırır yönünü rüzgarlar
    bütün pınarların suyu çekilir
    solar nazlı çiçekleri kalbimin, üzülürüm

    gitme
    öksüz kalır içimdeki imge dağları
    saçlarını öpen seher yeli, çoban yıldızı
    bir daha turnalar geçmez, bülbüller ötmez
    çiçekler açmaz bahçemde ah gülüm

    gitme
    acılara mahkum olur yüreğim
    ardında fırtınalar kalır, ayrılıklar, anılar, yanlızlıklar
    boynu bükük aşklar, gözü yaşlı şarkılar
    alışamam yokluğuna, yokluğun ölüm

    gitme
    içimdeki bütün vagonlar devrilir
    bir kar yağar istasyonlara, üşürüm

    gitme kal sevdiğim terketme beni
    umutsuz çaresiz bekletme beni
    bütün ormanlar ateşe verilir
    kuşlarda gider bu kent de, ölürüm

    gitme kal
    menevşeler açsın dağlarda
    sevince dönüşsün gökyüzü
    iki çığlık arasında bırakma beni ah gülüm
    yokluğuna alışamam yokluğun ölüm

    gitme
    bütün ormanlar ateşe verilir
    kuşlarda gider bu kent de, ölürüm

    Nuri CAN
















    Gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum

    Gidiyorum
    bütün acılarımı vurup sırtıma
    umutları bırakıp başucuna
    ıtırları, menekşeleri, kırgüllerini bırakıp
    şiirlerimi sarıp bohçama
    yüreğimin yangınına gidiyorum
    hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal

    Gidiyorum
    gözyaşlarımı papatya diye saçlarına takıp
    yüreğimdeki yağmurlarla bir ırmağa akmaya gidiyorum
    içimde yeşerttiğim tüm çimenler sana kalsın
    sana kalsın baharçiğdemleri, kırgelincikleri, kırkkanatlılar
    gülleri sana bırakıp dikenlere gidiyorum

    Gidiyorum
    başımda gam, gözlerimde nem
    toplayıp önüme düşen gölgeleri
    savurup acılı rüzgarlara gözyaşlarımı
    gidiyorum
    bütün hatıraları bırakıp geride
    ve usulca çekip kapıyı ardımdan
    alıp başımı gidiyorum buralardan
    şafak sökmeden kimseler görmeden
    yağmurun yağmadığı çöllere gidiyorum
    sevgi dolu yüreğimi bir ıssızda yakmak için

    Hoşça kal suyundan çimdiğim dere
    kana kana içtiğim pınar
    say ki, hiç yaşamadım bu yerlerde
    nazlı çiçeklerini okşamadım baharın
    bozguna uğramış bir bostanın hüznüyle
    bir yaprağın ürpertisine yazıp ömrümü
    çekip gidiyorum buralardan

    Çekip gidiyorum bir bilinmeze doğru
    hem yol, hem yolcu olmaya
    acılarımla başbaşa kalmaya
    bütün yıldızları takıp kanatlarıma
    rüzgarların uğultusunda kaybolmaya gidiyorum

    Yüreğimin sızılarında damıttığım her şiiri bin kez öperek
    ve sökerek sevgiden yana ne varsa göğsümde
    gecelerin zifiri saçlarında çıkıp yola
    dağlı bir ırmak gibi çarpa çarpa kıyılara
    içimdeki yaraları kanatmaya
    bir ceylanın gözlerinde ağlamaya gidiyorum

    Bütün borçlarımı ödedim alacaklarımı erteledim
    artık ne diyecek bir sözüm kaldı sevdiklerime
    ne okuyacak bir şiirim
    gözlerimin içinde iki damla gözyaşı gibi
    bakmadan ardımdaki uçurumlara
    alıp götürüyorum yüreğimdekileride
    hoşca kal usulboylum, güzel gözlüm hoşca kal

    Nuri CAN

    .
    --------------------















    --------------------































































    --------------------

    .



    .
    --------------------
    .



    .
    --------------------

    --------------------

    .




    .
    --------------------
    .




































    --------------------
    .





    Bir çocuğun kara gözlerinde hep ağladı gönlüm


    Mevsim bahar
    suların coşup taştığı zaman,
    morgüllerin açtığı zamandır şimdi .
    ben hüzün yağmurlarında,
    kar yangınlarında kaldım ah! gönül
    bir yanım kül
    bir yanım kahır dağında ateş.
    estikçe rüzgar uçurumlara savurur beni

    Çocuk saflığında kaldı hep dal ucunda sevdam
    hep öyle masum, öyle kırılgan ve titrek
    büyüdükçe uçurumlar da büyüdü benimle
    türküleri rüzgar aldı, ağıtları bana kaldı hayatın
    bir çocuğun kara gözlerinde hep ağladı gönlüm

    Ömrümce rüzgar esti tutunduğum dallara
    dağılmadı efkarım
    tükendi içimde beslediğim onca sevinç, onca ümit
    yüreğimin içinde taşıdığım azığım tükendi
    hüznün en ince ve kırılgan yerinde kaldım
    konuşmak artık bir şey anlatmıyor ah! gönül
    sakla çığlığını kendine
    ve
    sus

    dudağımdaki gülücükler çok uzaklarda kaldı
    tükendim
    bütün ipleri koptu can evimin
    acılar kalbime sığmıyor artık

    çok zaman oldu
    dünyaya, hayata, aşka, sevdaya küseli...



    Nuri CAN

    .
    Konu deste tarafından (23-08-2008 Saat 13:26 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi



  3. #3

    Üyelik tarihi
    Ağu-08
    İtibar Puanı
    10
    Mesajlar
    2

    Bir Güle Sığdır Beni



    Bir garip yolcuyum
    uzak
    çok uzaklardan geliyorum,
    asırlar ötesinden
    yorgunum
    ellerim boş boynum bükük
    gözyaşı dolu heybemde
    yalnızca kalbimi alıp getirdim sana
    ayrılıklarla delik deşik kalbimi
    başka bir şeyimde yoktu getirecek

    Bir mecnunum
    yüreğimde leyli yollar
    saçlarımda kızıl çöl rüzgarları
    koynumda ayrılık türküleri
    ve dudağımda kırık dökük şiirlerle
    yalnızlıklar boyu özlemlere akan nehirler gibi
    tanımadığın memleketlerden
    bilmediğin kentlerden hasretimi getirdim sana
    yüküm ağır...

    Yıllar yılı
    bir seni, bir de hasretini mühürledim yüreğime
    kilit üstüne kilit , zincir üstüne zincir vurdum
    bir damladan derya yaptığım gözyaşlarıma
    sattım anahtarını
    yıldızlar dizerek aşkın ak saçlarına ayrılıkların

    Aç pencereni
    sana demet demet hasret
    bulut bulut yağmur getirdim gözlerimden
    gel sarıl bir öpümlük gül gibi...

    Bir göçmen kuşum
    göğünü yitirmiş kelebek
    bir kanadım aşk dolu
    bir kanadım hasret
    dinmek bilmeyen bir özlemle
    al kat yalnızlığımı yalnızlığına...
    hasretimi hasretine

    Bülbülüm
    gönlünün altın kafesine tutsak
    bir kanadım ateşler içinde
    bir kanadım gülistan

    Düşsüzüm
    düşlerine al beni
    soluksuz sevişmelerine sakla
    gel uzan yanıma sarılalım bir asır
    bin yıl hasretini çektim
    bir güle sığdır beni



    Nuri CAN
    --------------------

    Bilseydim Sever miydim?


    Bilseydim;
    hep böyle sessiz kalır bu şehir sensiz?
    hep böyle hüzün kokar geceler?
    hiç hayal kurar mıydım

    bilseydim ayazda öksüz kalır düşlerim
    kar yağar hep gönül şehrime
    semtine uğrar mıydım?

    bilseydim yaralı bir tren ömür
    her durakta seni arayacağım
    bulutlandığında gözlerim
    içimde umutlar besleyip
    rüzgarlara soracağım

    bilseydim kırılır kolum kanadım sen giderken
    bilseydim göz göz olur yüreğim seni beklerken!
    bilseydim üşür ömrümün goncası seni özlerken
    sana gönül verir miydim?
    sevgilim der miydim?

    Bilseydim;
    üşürüm hep sensiz geceler de
    nemli kirpiklerle sarılıp yastığa
    her gece ah çeker miydim?
    Leyla’sını yitirmiş mecnun misali
    aşk çölünü bekler miydim?

    her yandığında yüreğim
    sevgiye, şiire, sığınır mıydım?
    dolanır mıydım kördüğümlere?
    yarasalar uçurur muydum kör karanlığa
    kahrolur muydum aşk için?

    Bilseydim;
    özlemin adıdır yazılan şiir,
    biraz sancı, biraz acı
    her seven biraz Mecnun
    her sevdanın sonu ayrılık

    ve bilseydim nankördür aşk
    sana kalbimi verir miydim?
    seviyorum der miydim?

    Bilseydim;
    bir ömür hep seni bekleyeceğim
    üşüyen yaralarımla hep seni özleyeceğim
    mevsimlerin koynunda yaralı kalır kır çiçeğim
    kahrını çeker miydim?
    büker miydim boynumu

    Bilseydim;
    özler miydim seni
    yollarını gözler miydim
    kurar mıydım onca hayal
    boynumu büker miydim
    uğruna gözyaşı döker miydim

    Bilseydim;
    kırık bir dal yalnızlığı ömür
    karalar bağlar mıydım aşk için?
    bulut olup ağar mıydım
    yağmur olup yağar mıydım
    öksüz çocuklar gibi mahzun ve biçare
    oturup bir köşede gizli gizli ağlar mıydım...


    Nuri CAN 1978 Nijmegen
    Konu deste tarafından (28-09-2008 Saat 23:03 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi



  4. #4
    Der Makabre Tanz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-09
    Bulunduğu yer
    Mersin     
    İtibar Puanı
    672
    Mesajlar
    3,577
    Ne Giysek Yakışmıyor Hüzünden Başka

    Yüzümüzü sulara bıraktık
    hayallerimizi sıvası dökülmüş duvarlara
    sardıkça yangınlar içimizi
    yoksul bir yaşamın cenderesinde
    yaralarımız üşüdü...
    Önce miydi, sonra mıydı,
    kar mıydı?
    yağmur muydu?
    bilemedik?
    üşüdükçe içimize çöktü sis...

    Hep sancısını çektik kahreden hayatın
    ne giysek yakışmıyor hüzünden başka
    eğilip bakmaya korktuğumuz,
    sahipsiz mezarlara döndü içimiz.
    her akşam tanımadığımız bir hicran
    görmediğimiz bir ıstırap çaldı kapımızı...

    Kalbimizi bir vefasız,
    ömrümüzü bir hayırsız aldı
    hayatın çıkmazında hep teselli aradık
    buruk gülümsemeler dindirebilir mi hüznü ah! Can?
    kime ne verebiliriz ki,
    gönül mü?
    ömür mü?
    can mı?
    mal mı?
    yok, yok yüreğimizden başka servetimiz

    Her baktığımız göz yuttu gönlümüzü
    hançerini sapladı her tuttuğumuz el
    hangi adaya sığınsak ihanet kokuyor.
    nereye gidebiliriz ki ah! Can,
    yüreğimizden başka
    sokaklar çıkmaz sokak ömrümüzde,
    kahretsin...

    Çıktığımız her yolculukta
    düştüğümüz her kalabalıkta
    ıssız bir kıyıda üşüdü ömrümüz
    yetim bir ruh, nemli gözlerle
    her gece sarılıp bir hayale,
    yalnızlığımızı alıp bastık bağrımıza...

    kırgındık mevsimlerin koynunda, yaralıydık
    acılarla yattık, acılarla kalktık,
    bir ömür acılara acılar kattık
    kurudu gözpınarlarımız,
    karanlığı siper edip gözlerimize
    yüreğimizle ağladık.

    Kimsesiz bir çocuğun yüreğine çizip resimlerimizi
    kayıp mezarlara gömdük,
    yüzümüze siper ettiğimiz gülüşleri
    ve yükleyip sevdalı bir kuşun kanadına anılarımızı
    ardında el açıp aşka ve acıya ağladık...

    Hep yüreğimizde saklı tuttuk sevgimizi,
    gözlerimizde, yüzümüzün hüznünde saklı tuttuk...
    gökyüzünü doldurup soluğumuza
    isyanımızı kilometrelere zincirleyip
    kayıp bir vadide idam ettik geçmişimizi...

    Gidenler dönmedi ah! Can
    solgun bir güz bahçesi renginde,
    boynu bükülü gelincikler gibi kaldık
    yaralı uçurumları birer birer koşarak
    boş yere yollara baktık, türküler yaktık
    kurudu gözpınarlarımız, yüreğimizle ağladık.

    Yaralı bir ülkeyiz şimdi, terkedilmiş bir şehir
    nehir nehir acılar damlıyor bedenimize
    önümüzde dağ dağ uçurumlar
    ardımızda ölümün ayak sesleri
    nasılda acıyor hayatımız ahh! Can

    Gurbet ki, kahreden yanımız
    acılara gömdüğümüz isyanımız
    derdimizi kime nasıl anlatırız,
    kimimiz var ki,
    lime lime yüreğimiz,
    ilmik ilmik gözyaşlarımızdan başka…

    Hasret ki, göçmen kuşların kanadında taşıdığı
    gamdan bir dağ gibi oturmuş gözlerimize...
    buruk gülümsemeler dindire bilir mi hüznü ah! Can?
    kime ne anlatabiliriz ki,
    ağızdan çıkan her söz yaralıyor yüreğimizi....


    Eski Bir sevda Masalı

    ‘’Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde
    Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
    Ve serin serviler altında kalan kabrinde
    Her seher bir gül açar, her gece bülbül öter’’
    Beyatlı

    Menekşe rengi bir çiçekti sevdiğim kız
    Anadolu yaylalarında karanfil kokan
    Yanaklarında güneşin gül öpücükleri
    Dudaklarında hayatın nazlı gülücükleri
    Pınarlara her akşam aşk masalları anlatan

    Erguvan rengi bir çiçekti sevdiğim kız
    Munzur’un eteklerinde nergiz kokan
    Bakışı ayışığı yüklü bir ceylandı
    Sevda ve gül işlerdi yüreklere
    İpek saçlarında çayır çiçekleri
    Esmer alnında duygu gelincikleri
    Her gece yıldızları alıp koynuna yatan

    Bende sevmiştim ah deli gönlüm bende
    Hasret rengi bir çiçekti sevdiğim kız
    Gözlerinde dağların ilkyaz gülücükleri
    Dilinde sevdanın içli sözcükleri
    Saçlarında bahar yelleri eserdi
    Yaşamak bir şarkıya benzerdi dudaklarında
    Dünyanın bütün dillerini konuşan

    Bende sevmiştim ah ömrüm bende
    Kar rengi bir çiçekti sevdiğim kız
    Nefesinde dağgüllerinin kokuları
    Kalbinde sevdanın gizli korkuları
    Üşüyen yüreklere beyaz çiçekler sunardı her gece
    Türkü türkü seher yeliydi yüzü
    Şiir şiir ay güzeli
    Doğanın bütün renklerine yakışan

    Bende sevmiştim ah dostlarım bende
    Hayat rengi bir çiçekti sevdiğim kız
    Hala özlem kokuyor bir köşesinde anadolunun
    Hala sevda kokuyor uzaklarda sesizlikler içinde
    Kimselerin uğramadığı bir yerde
    Yıldızlara bakıp üşüyor her gece

    Şimdi güller gülümsemiyor artık, uzak dağbaşlarında
    Cerenler inmiyor sulara
    Derin uykuya dalmış gözlerinde sevdiğimin
    Nergizler uyanmıyor sabahlara
    Sarmıyor yaşamı maviler
    Sonsuz bir hüzün gibi devrildi düştü gecelere
    Bir hüzünki ne yazgılara sığar ne yıldızlara...

    Ya ben nasıl ağlamam dostlarım ya ben nasıl...

    .
    Nuri Can




    --- Sonraki mesaj ---

    Yüreğimi Alıp Gittiler ölüm sessizliğinde kaldım

    'Herkes kendi acısının rengini vurur çizdiği resme'

    Aşılmaz dağlardı yüklenen yarınlarıma
    yollara özlemimi yıllara ömrümü taşıdım
    donan yüreğimdi dünya
    içine gözlerimi sakladığım

    Beyaz bir güvercindi oğlum
    al bir tomurcuk kızım
    tuttukça parçalandı soluğum
    yaklaştıkça ıradı yıldızım

    Şimdi ben dalları fırtınada kopmuş
    yalnız bir ağaç gibi yorgunum bozkırda
    yavrusunu yitirmiş bir geyiğim yaralı
    kanadıkça yüreği gözyaşı süren üstüne

    Ey gazap
    fırtınadan fırtınaya,
    rüzgardan rüzgara tuttun beni
    kanayan acılarla yanarken
    düş döken mevsimlerde
    hüsrandan, hüsrana savurdun

    Ağlayan bir masaldı hayat sanki
    yalnız gülerken sevdi insanlar beni
    ağlarken ağlamadı benimle kimse
    bölüşmedi yasımı
    yine de unutup kendi acımı kapılar ardında,
    herkesin acısına su serpmeyi denedim

    Eyvahlı gecelerde hep yanılgılar,
    yürek yakan yangınlarla kaldım
    dilsiz çağlayanlar aktıkça içime
    yaramı kanatan sancılarla sardım

    Haykırdım kimse duymadı çığlığımı
    anlamadı kırgınlığımı, kızgınlığımı
    dedim ya insanlar yalnızca gülerken sevdi beni
    gülen son yapraktı dudağımda düştü oysa
    ne söyleyebilirdim ki, esip geçen rüzgârlara?

    Gidip geldim bir ömür
    kör ve topal bir hayatın arasında
    ne yanı, ne yönü vardı
    kapanmadı açılan yaralar yüreğimde
    ruhumda her acının bir izi kaldı

    Bir sabah kollarımı gerip çarmıha
    yüreğimi alıp gittiler sabahı uzak kentlere
    bir yaprağın ürpertisine sarıp acımı
    dikenli teller, inleyen çöller içinde
    kuşların, suların konuştuğu yerde
    ölüm sessizliğinde kaldım

    .


    Kör bir kalem dilsizliği mi hayat ey ömrüm?

    Trenler gelip geçiyor
    usumun uzayan raylarında lanetli
    sancısını bırakıp yorgun anıların
    ağır bir ağrıyı taşıyor bedenime yıllar
    görmüyor gözlerimdeki ölü boşluğu gelip geçen trenler
    kalbimin sızısında gam
    dilimin yakarışında yapraklar ürperiyor
    usul usul yağmurlarda gözlerim
    ellerim fırtınalarda kopmuş dal
    dillerim lal
    bitkinim ve yurtsuz
    oyyy dağlar

    Ey gözleri gözlerimde saklı uçurum
    ey uçurum boylarında dalveren çiçek
    gül ömürlere yaslanan sancı
    gözlerimde üşüyen bu kaçıncı bulut
    bu kaçıncı yağmur seraplarda
    bu kaçıncı rüzgâr oluşum dağlarda
    kör bir kalem dilsizliği mi hayat ey ömrüm?
    gülücükleri katledilmiş çocukların başına bağlayıp
    kırılgan yüreklerin yasına ağladığı dağçiçeği mi? ...

    Yaralıyım
    sırtımda bin paslı bıçak
    yavrusu vurulmuş bir ceylanın bakışları kanatıyor yüreğimi
    melanet yağmurları iniyor üzerime
    suların buz kestiği yerdeyim
    rüzgarın acı estiği yerde
    bilmem kaç bin yıl ateş aktı toprağıma
    kaç mevsimsiz kar düştü dağıma
    geceler ayaz, geceler soğuk
    uçurumların ve karakışların koynunda öylesine yorgunum
    zamana başkaldıracak gücüm de yok
    ve ben düşüyorum uçurumlardan ve ben üşüyorum
    yüreğine tutunduğum bunu bilmiyor
    dönmeze vurdu yolunu
    gitti geri dönmüyor.

    Dalları tutuşmuş bir ormanda
    aşka yazdığım bütün dizeleri yakıyorum şimdi
    bütün umutları terkediyorum bir bahardan ödünç aldığım
    gençliğim yarım kalmış bir şiir değil miydi zaten?
    ve kanayan bir kalem değil miydi kalbim,
    kanayan sözcükler düşüren defter sayfalarına..
    bırak ömrümün bütün dallarını silkelesin hayat
    hayat ki, her sarıldığımda kıyâma durdu
    hıçkırığa boğup hayallerimi
    teslim aldı ömrümün en güzel yıllarını

    Oy dağlar
    bu yılda gelmedi beklediğim bahar
    gülmedi karabahtım
    kalbimin üstüne üstüne yağıyor kar
    uçup gitti kuşlar çoktan
    baharımı yaşayamadan sonbahar sardı ömrümü
    nereye saklanır içimdeki incinmişlikler
    inince gözlerimde bu ince sızı
    ve süzülünce yanağımda bu gam müziği

    Güz geldi usul boylum güz geldi
    bütün dallar boynu bükük
    bütün kuşlar yaralı
    solan çiçeklerime su bekledim
    yanan yüreğime kar
    düşmedi bir damla yağmur
    gelmedi beklediğim bahar
    oyyyy dağlar

    Kirpiklerim yorgun yolcuları gözlerimin
    sesim uçurumlara düşmüş çığlık
    nereye uçsun ki,
    kalbimdeki kuşların bir kanadı kırıksa
    hüzne çıkıyorsa geçtiğim bütün geçitler
    bütün köprüler yıkıksa
    ve karalanmışsa yazgının defteri

    Bu gün de akşam oldu gün
    uzak dağların yamaçlarında yorgun
    birazdan saracak yalnızlığımı yine katran karası gece
    son trende kalktı boşaldı istasyonlar
    kimsenin gelmediği yerdeyim
    kimsenin bilmediği,
    acıların bitmediği yerde

    Güz geldi yine gelmedi beklediğim tren
    yoruldum bunca ağrıyı taşımaktan
    sevgiye tanımlar aramaktan
    yalan kokan bir dünyada,
    bir derviş gibi yaşamaktan yoruldum
    yoruldu yüreğim, beynim, dilim, ellerim, gözlerim

    Baktığım dağ dorukları
    yaslandığım duvarlar
    tutunduğum dallar
    hepsi yorgun
    hepsi yoruldu
    her köşede bir cehennem bekliyor şimdi

    oy dağlar
    bu günde doğmadı güneş
    karlar erimedi
    gelmedi beklediğim bahar ..

    --- Sonraki mesaj ---

    İkimizin Masalı

    Sen bir çiçek olsaydın sevda çöllerinde
    ömrümce yaş dökerdim kurumayasın diye
    seni yalnız güneşin aklığı
    güllerin sıcaklığı ile beslerdim
    ve mehtabın büyüsü ile süslerdim yapraklarını
    her sabah kızıllığında yeniden koklamak için

    sen bir defter olsaydın, ben kalem olurdum
    seni yazardım gece gündüz şiirlere, romanlara,
    dağlara, bulutlara, rüzgarlara
    elimin ulaştığı, gözümün gördüğü heryere seni yazardım
    dilime destan, yüreğime mühür kazardım
    bir ömür seninle yaşamak, seninle yaşlanmak için

    sen bir ceren olsaydın avcıların önünde
    sevgimi siper ederdim vurulmayasın diye
    yaralarını rüzgarın diliyle okşar
    güllerin eliyle sarardım
    ve seni dağların moruyla gizler
    pınarların diliyle seslerdim
    kem gözlerden, katı yüreklerden korumak için

    sen bir çoban olsaydın sürüler peşinde
    kalbimde taşırdım hep yorulmayasın diye
    ve kavalını rüzgarın nefesi ile üfler
    çağlayanların sesiyle dinlerdim
    her gece ayışığında duygularını okşamak için

    sen bir kardelen olsaydın dağların eteğinde
    ben yaprak olurdum rüzgarda titreyen
    dört bir yana kokular saçar dururdum
    her dem aşkın ile sarhoş olmak için

    sen bir dal olsaydın, ben toprak olurdum
    sen bir göl olsaydın, ben ırmak olurdum
    kalbine akardım gece gündüz
    senden uzak kaldığımda ağlar dururdum

    sen güneş olsaydın, ben dünya olurdum
    dönerdim ekseninde durmadan
    her sabah, her akşam yeniden buluşmak için

    ve saçlarını gökyüzünün mavisi ile yıkardım
    her dem güzelliğinden sarhoş olmak için

    .
    Nuri CAN


    Solgun Bir Gül Gibi Sustum!

    Yoktun!

    sustum
    susmak kırgınlıksa
    sustum işte
    solgun bir gül gibi
    ıssız bir çöl gibi
    sustum

    Yolcuyum
    uzak
    çok uzaklardan geldim
    yorgunum
    ellerim boş, boynum bükük
    gözyaşı dolu heybemde
    kalbimi alıp getirdim sana
    ayrılıklarla delik deşik kalbimi
    getirecek başka bir şeyimde yoktu

    Dalımda güz türküleri
    koynumda ateş
    seni aradım kentin dar sokaklarında
    yalnız
    yorgun
    ve
    yaralı

    yoktun

    üşüdükçe, uzadı yokluğun

    Hangi çocuğa sordum, ağladı
    hangi ırmağa sordum, çağladı

    hangi Çiçeğe sordum boyun büktü
    hangi ağaça sordum yaprak döktü
    sığındığım kuşlar da uçtu gitti
    bir başıma kaldım ortalarda

    Sen ki, yetim bir bahçede
    bir tomurcuktun hayatın kollarında
    çiçeklerin nazlısı, küskünüydün gönlümün
    bütün gün seni aradım
    yorgun
    yaralı
    ve
    yalnız
    acılı bir yel gibi
    dolaştım durdum sokakları
    yoktun

    Pınarlara sordum akıp gittiler
    yıldızlara sordum bir bir söndüler
    sigaramı efkâr ettim savurdum gökyüzüne
    sonbahar sardı boynumu yaprak yaprak
    sonra yavaş yavaş bedenime girdi acı
    senden ne bir ses vardı, ne de bir nefes

    Sokak çocuklarına anlattım seni
    yaşlı bir dilenciye paylaştım sevgimi
    hasretimi bir çiçeğin mavi gözlerine bıraktım
    boyun büktü

    Gülüşünü, gözlerini, sesini takıp koluma
    vedalar bıraktığım durakta şiirler okudum
    aklımı yitirdiğimi sanıyordu insanlar,
    acıyan gözlerle bakıyordu herkes

    Sonra gözlerimi,
    ağlamaktan yorgun gözlerimi
    kara trenlere mendil sallayarak
    ulaşamayacağım uzaklara yolcu ettim
    bir vagona kilitleyip duygularımı
    bin ah sürüp dudaklarıma
    sustum!

    Unutulmuş sahipsiz ezgiler gibi
    ne kadar susulacaksa o kadar sustum
    yaslanıp hüzün kokulu anılara
    yere çaldım kara bahtımı
    ...
    İstedimki,
    kalbinin durduğu yer
    kalbimin durduğu yer olsun...


    .
    Nuri Can


    --- Sonraki mesaj ---

    Destina

    Aşklara vurur bülbülüm, yuvalanır gönlümün gülüstanına
    gülüşün can sıcaklığımdır üşüdüğümde, soluğun ateş
    yak savur küllerimi çölüme döneyim.

    orman fısıltıları kulağımda, rüzgar ıslıkları
    yağmur tutuşmaları, sevgi buluşmaları
    aşkın düştüğü yer… yangın
    yalnızca nefesin dindirebilir volkanımı
    rüzgarın merhem olur yarama süründüğüm

    bilki derin kuyularında hasretimin suyu sensin
    ve nasılsan öylece gel salınışın rüzgarıyla
    ırmakların sesiyle ay serenatları dökülsün kulağıma
    dudağıma işlesin meltem meltem seher yağmurları
    gözlerinin içinde sönmüş bir tutam yıldız gibi kalayım

    uçurumlara tutsak bir rüzgarım, yağmurlarla yaralı sesim
    fırtınalarda çırpınan suyum, hıçkıran ışık
    karlı dağlarda uzak bir ses gibi
    solgun bir anıyım şimdi bu uzak kentte
    kuşların göçüp gittiği mevsimlere benziyor yüzüm
    ömrümün bütün dallarını silkeledi hayat
    umudun bütün bahçelerinden kovuldum
    bir acıyı aşmak için, bin acıyı sırtıma vurdum

    uzak düştüm saçlarıma karanfil eken yıldızlardan
    sahipsiz mezarlıklar ülkesinde çıplak dolaşıyorum şimdi
    içinden kırılmış bir gölge
    başka hangi duvara yaslanabilirki aşktan öte
    ve nasıl dayanabilirki
    sevinçler yoksa terkisinde çekilen acıların

    Ah Destina yaralı kızım, utangaç yıldızım
    yaslı gelinim, anadolum, sarı sızım, sorma beni
    baktığım her pencerede doğulu ezikliğim
    yurdundan kovulmuş bir coğrafyasızım
    çıktığım her yolculukta türküler tutuşur içimde

    şimdi uzak bir sızıda nar ile közlenip
    çoğalan yalnızlıklarla yeryüzüne dağılıyor kalbim
    kalbimki, zemherinin ortasında kanatları üşümüş yavru bir kuş
    nereye uçsun, bir umut yoksa kanadında esen yellerin

    bırak bende başlasın bu ateş sende bitsin
    aşktan öte ne varsa kalbimde savur gitsin
    gecelerin uzun kirpiklerine yalnızlığımı iliştirip ağlayayım

    ey göğsümde nar sıcağı, çığlığıma sinen duman
    içime soğurmuş küllerini bırak kızıl bir sabahın
    bırak ki, dağılsın ıstırap yüklü bulutlar
    ateş oflayan ormanında bu ahın

    gün ışığıyla işlenmiş bir çiçeği
    koparıp göğsümün üstüne bastırıyorum her akşam
    dindirsin diye yüreğimdeki sızıyı
    tam da usumun ortasına düşerken gülbaharülkem

    Ah Destina’m, kara kızım, uzun saçlı hasretim
    kül rengi kirpiklerinde nehirler yürüyenim
    gelirsen sevdiğim çiçekleri getir
    gönlünün güneşli bahçelerinden, nilüferlerin zülüflerinden
    ve derin kuyularından hasretin, su getir

    koca İstanbulu getir bana gelirken
    mis sokağını, karanfil konağı, kitapçı dükkanlarını
    üç beş dergi, diline dolanan bir şarkıyı, bir çınar altını
    mor salkımlı düşlerini getir
    istiklal caddesinde el ele dolaşan yeniyetme sevdalıları
    yıldızlarını getir bana kaygısız bir gecenin
    ayışığı gülüşünle sarıl içimdeki feryada
    aşkın ateşlerinde sınanmış bir semenderim ben.

    düşsüzüm düşlerine al beni, soluksuz sevişmelerine sakla
    dudaklarınla kapat dudaklarımı, soluduğumda
    uyuduğumda, alnımdan öperek uyandır beni
    ki, denizlerin sevgiyle köpürdüğü saatlerde
    şiirin yedirenk çakılları vursun kıyılarıma
    aşk bir yanımı alıp götürsün, özlem bir yanımı
    bir ömür sevgi yağmurunla ıslanayım

    şimdi ayışığıyla süslenmiş penceremde
    sen gecegözlü güvercinimsin, özlem yüklü şiir’im
    bırak güllere vursun gülüşün, harelensin denizlerin yüreğine
    yanaklarında aşkın solmayan rengi
    saklayıp gecelere gizini, yıldızlara uzansın mavi düşlerin

    Bense çevire çevire dört duvarımı, bir ömür aşkınla böyle yanar kalayım '




    Nuri Can

    --- Sonraki mesaj ---

    Gitme Kal Diyemedim

    Bir sevda dudağında tutsak kaldı özlemim
    uzun kara trenler alıp götürdü seni
    hasret boyu uzayan raylara döküldü gözlerim
    bütün insanlar ağladı sen giderken.
    bütün istasyonlar gözyaşlarına boğuldu
    bir ben ağlamadım inanki, bir ben
    ince bir duman gibi kaybolup gittin

    oysa seni sevdiğimi söylememiştim daha
    sensiz yaşamayacağımı,
    sana aşkımı anlatamamıştım
    gitme kal, giden ben olayım
    gitme kal diyemedim
    kahrolası gururum, kahrolası dilim

    arkanı dönüp giderken
    hıçkırıklar düğümlendi boğazıma
    kızdım,bağırdım, haykırdım, isyan ettim
    yine de seni sevdiğimi söylemedim
    ardında ağlayan bir çift göz
    paramparça bir yürek
    ve dalları kırılmış bir ağaç gibi baktım
    ama gitme kal diyemedim
    kahrolası gururum, kahrolası dilim

    gittin hayallerim ardında yaprak yaprak düşüyordu
    bir çocuk üşüyordu elleri cebinde
    dalında bir gelincik ağlıyordu
    bir dağ yanıyordu içimde
    gitme, gidersen baharda git
    sonbaharda gitme
    yapraklar düşmesin ardında
    diyemedim
    kızdım,bağırdım, haykırdım, isyan ettim
    yine de seni sevdiğimi söylemedim
    kahrolası gururum, kahrolası dilim
    gitme kal diyemedim

    .../
    bir rüzgara açarım şimdi kalbimi
    bir de sulara
    alıp getirsinler diye sevgimi sana

    bir tutam sevgiydi yaşam kalbimde
    bir yudum hasret oldu
    döküldü gözlerimde tane tane

    gittin,
    bir tren garında
    ömrümü rayların arasında götürdün
    oturdum bir köşede
    öylece ağladım, kahroldum
    bir sessiz çığlığın yarayla buluşmasıydı gidişin
    ardından gitme kal, gözlerin yaralarımın tek merhemi
    diyemedim

    dizlerim, ellerim, yüreğim paramparça şimdi
    suları çekildi canağacımın
    asitli yağmurlar döküldü dallarıma
    acılar topluyorum takvim yapraklarından her gece
    gözlerime kan oturdu ey yar! ..

    her gece bekleyişler öldürür beni
    gelmeyişler
    bir de eriyişler hasretinden her gece

    ah! gurbet ah! sen olmasaydın
    ayrılık olmasaydı
    hasret olmasaydı
    ben olmasaydım
    sen olmasaydın
    aşk olmasaydı
    kahrolmasaydım...


    Nuri CAN

    --- Sonraki mesaj ---

    Aşk Bir Masal mıydı?


    Ey pecereme konan kınalı kuş
    rüzgarda ürperen dağlı gelincik
    nazlı nazlı akan ırmak
    alıp götürün yüreğimi
    bırakıp gitmeyin beni burda bir başıma
    bırakıp gitmeyin n'olur anlayın işte
    ben onu çok seviyorum

    Biz onunla birer martıydık aynı denizde
    umuda savrulan gemide aynı yolcuyduk
    aşk bir masal
    kavuşmak hayal miydi?
    anlayın işte bir çöl kadar yalnızım şimdi
    ben onu çok özlüyorum

    İstedimki toprak olayım
    yaprak olayım rüzgarın önünde
    beyaz bulutlara yükleyip sevgimi her sabah
    ona yollayayım
    bir rüzgara açayım kalbimi bir de sulara

    Biz onunla bir tomurcuktuk hayatın nazlı kollarında
    birer çiğ damlasıydık aynı gül yaprağına düşmüş
    anlayın işte çok yalnızım şimdi
    bir hasret çölünde kan ağlar gözlerim

    istedim ki, onu sevmek gülüm,
    gülaydınım, sabahım olsun
    istedim ki, onu sevmek yeşil bahçem,
    nazçiçeğim, baharım olsun
    İçtiğim her suda onu bulayım
    kokladığım her çiçekte onu koklayayım
    ona dökülsün yüreğim damla damla

    istedim ki,
    umudum, ekmeğim, cançiçeğim
    zülfü yarim olsun
    serin bir meltem gibi saçlarıma
    soğuk pınar gibi. umutlarıma dolsun her sabah
    sevgisi aksın içime damla damla

    ey pecereme konan kınalı kuş
    rüzgarda ürperen dağlı gelincik
    nazlı nazlı akan ırmak
    bırakıp gitmeyin beni burda bir başıma
    bırakıp gitmeyin n'olur anlayın işte
    ben onu çok seviyorum



    1977 Nijmegen
    .
    Nuri Can


    --- Sonraki mesaj ---

    Gülü LâL Dili Yok Acının

    Ey yoksul iklimlerin bâd-ı sabahı
    ey yaralı gönlümün öksüz ahı
    kırsam hasreti zincirlerden
    mecnûn eylesem salsam çöllere
    dönüp gelir mi acep?
    güvercin eylesem yüreğimi

    Hasreti bir kıyıda bıraksam
    alıp götürür mü ırmaklar?
    uzatsam, tutar mı elimi hayat?
    siler mi gözümün yaşını ağlasam?
    çağırsam, duyarmı sesimi oğul?
    dinler mi boynu bükük acımı anlatsam?

    Üşüdüğümde
    ürperir mi dalında yapraklar?
    ağaçlar acısını devrişir mi?
    eser mi buzyangını iklimlere?
    rüzgar eylesem yüreğimi

    Çınar olsam eğilsem dal dal
    başını yaslar mı omuzuma?
    ağlar mı boynuma sarılıp doya doya?
    anlatır mı onu üzen ne varsa?
    bir tufan sonrası gibi durulur mu içim?
    anlatsam yorulur mu acım?
    geçer mi başımın ağrısı?
    bağrımın sızısı diner mi
    söner mi bu kor yangını?

    Ey baharı ertelenmiş kalbi kırık güvercinim
    ey boynu bükük çaresizliğim
    düşlesem, yaralı kuşu uçar mı hasretin?
    açar mı incinmiş gelinciğim?
    açar mı tılsımlı rengi gökyüzünde?
    yapraklarında rüzgar eser mi?
    getirir mi kokusunu Bad-ı Saba?
    bahar eylesem yüreğimi

    Ey sevginin kundağına sarıp,
    her gece yüreğimde uyuttuğum
    üşüyen ellerini nefesimle ısıtıp
    her sabah alnından öperek uyandırdığım oğul.

    Bir sana yanar içim şimdi, birde kanayan yarama
    bir sana ağlar gözlerim şimdi, bir de yaralı yanıma
    ne rüzgar duyar feryadımı, ne yaprak koşar imdadıma
    oy güzel oğul
    canım oğul
    yaralı yanım oğul
    ölüm nasıl kıydı sana

    Yel değmeden güvercin bakışlarına
    savrulmadan güz yaprakları
    ömrünün en güzel çağında
    ölüm nasıl kıydı sana

    usulca ağıtlarını söylerken bir söğüt dalı rüzgara
    aralarsam mesafeleri
    gelip konarsam dağbaşı yalnızlığına
    şaşırma

    bil ki, her ağaç kırılan dalına ağlar
    her gül koparılan goncasına
    ah canım oğul
    yaralı yanım oğul
    öpsem kapanır mı hayatın göğsünde açtığı yara?
    sensiz ceylanlar iner mi pınarlara?
    bahar gelir mi dağlara?
    ah canım oğul

    ölüm nasıl kıydı sana



    Nuri Can

    --- Sonraki mesaj ---

    Kelebek Olup Konsam Başına

    Rüzgar olsam saçlarını savursam
    çiçek olup açsam bahçende,
    her bahar koklasan.

    kelebek olup uçsam üstünde
    sonra başına konsam
    tutup okşasan kanatlarımı
    hüzünlü gözlerinin seyrine dalsam
    oturup seninle ağlasam kederli günlerinde

    sonra hiç gitmesem
    hiç gitmesem
    hep yanında kalsam...
    hep yanında...

    Nuri CAN 10/ 05/ 1973 Arnhem

    --- Sonraki mesaj ---

    En Haykırdığım Yerden Sustur Beni Ey AŞK


    yağmursuz bir çöl,
    susuz bir göl
    yolcusuz bir yolum ey aşk
    durmadan akrepler sızıyor içime
    ihanet yüklü kamyonlar geçiyor üzerimden.

    İçime acı yağıyor, dışıma kahır
    kan kusuyor duvarlar her öksürdüğümde
    dikiş tutmayan en ince yerinden yırtıldı kalbim
    solgun gelincikler sızıyor yaralarımdan şimdi
    durmadan kan kaybediyor ömrüm
    durmadan can kaybediyor ömrüm

    Ey! ömrümü verdiğim aşk, ey sebebi çilem
    bir bahar sevdasına koşarken kelebekler
    dallar bir rüzgar masalını anlatırken kuşlara
    duygulardan yapılmış bir darağacına asıyorum ömrümü
    dudaklarımı sonsuza mühürlüyorum aşkla
    öldür beni ey aşk
    öldür beni
    kırılgan düşlerime kar yağmadan
    düşmeden mahşer ateşi çocuk sevinçlere
    öldür beni ey aşk
    öldür beni ki,
    hüzün kokulu gidişler kalsın ardımda

    Yüreğim, gün be gün erirken hasretlere
    hayatın gri rengine ürperirken yapraklar
    kör bir bıçak mı zaman kırılmış aynalarda?
    söylenmemiş sözlerin ağrısı mı içimdeki fırtına?
    bu hüznümde taşıdığım,
    kırılgan duygular oteryosu nedir söyler misin?

    Kirlendi hayalimdeki uçuk mavi ey ömrüm
    vuruldu en güzel düş martısı denizlerin
    konuşmak artık bir şey anlatmıyor kimselere ey dünya
    varsın sessiz kalmış çığıklar örtsün bedenimi
    en haykırdığım yerden sustur beni ey aşk
    ey sebebi ezam, cennetim, cehennemim
    solgun bir gül gibi sustur beni

    varsın susuşum kendime
    küsüşüm dünyaya
    isyanım hayatın sancısına olsun
    anla
    Anla ve Öldür beni
    teneşirlere yatır son arzumu

    ölümsüz aşklara, adsız sevgilere kalsın sevdam...
    Nuri Can
    17.01.10
    Güzelim Yürekten ßağlıyam Sana



  5. #5
    Turquaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-08
    Bulunduğu yer
    Belki D£nizlerde K@tr£yim belki M@vi
    İtibar Puanı
    1322
    Mesajlar
    3,182
    Ne Giysek Yakışmıyor Hüzünden Başka

    Harika, harika, harika....
    Ölümüne ''Mavi''ﻞ‎ ﺮ‎



  6. #6
    Der Makabre Tanz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-09
    Bulunduğu yer
    Mersin     
    İtibar Puanı
    672
    Mesajlar
    3,577
    Teşekkürler turqua,z dikkate alıp okuduğun için. Bana kalsa tüm şiirleri tüm mısraları Harika Harika Harika..
    17.01.10
    Güzelim Yürekten ßağlıyam Sana



+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392