teşekkürler emeğine sağlık
O Ne Namussuzdur O
aah, ah!... Onun ne alçak, ne namussuz olduğunu bilemezsin monşer. Hiçbir sözüne güvenilmez. On paralık haysiyeti yoktur. Yıllar var, onunla konuşmuyorum. Selamı sabahı kestim artık.
Anlatsam, vallahi şaşar kalırsın. Ama bak, çok rica ederim, bu anlattıklarım aramızda kalsın. Ben yine de ahlaksızlıklarının duyulup yayılmasını istemiyorum.
Bak anlatayım. Bu seninki bir zamanlar bir kıza tutulmuş. Daha doğrusu bekâr diye tanıtmış kıza kendini, zavallı kız da ne bilsin, evlenme umuduyla kuşkulanmamış. Hani kız da, bir içim su monşer. Hangi güzellik yarışmasına girse, vallahi kazanır.
Seninki bigün bana geldi. Ama ölü gibi, bitmiş.
-Neyin var böyle, nedir bu halin? dedim.
- Ben artık yaşayamam, kendimi öldüreceğim, dedi.
-Dur, ağlama... Ayıptır. Çoluğun çocuğun var. Yazık değil mi canına kıyacaksın. Ne oldu anlat!
O NE NAMUSSUZDUR O
Namusa dokunur bişey geldi başına sandım. Oysa o kız, bunun evli barklı olduğunu duyunca, ilgisini kesmiş. Seninki de deliye dönmüş. O yaşlarda körpe kızlara tutulanlar hep böyle olur.
-Bir gececik muradıma ersem, bütün varlığımı vermeye razıyım... deyip duruyor.
Bütün varlığı, dediği de ne tutar, biliyor musun monşer, o zamanın parasıyla enazından on onbeş milyon lira...
Ellerime sarıldı:
- Hayatımı kurtar. Bu işi senden başkası yapamaz. Aman bir yolunu bul. Bir gececik muradıma ereyim, ne istersen veririm. Bu işimi yap benim, bu yaz karınla birlikte benim hesabıma bir ay yurtdışı gezisine çık. İstediğin yere git... Bütün masrafların benden.
- İyi ama, dedim, sen bunca yıllık evlisin. Çocukların var.
-Arabamı da veriyorum, şoförüm emrinde... dedi.
Kendi kızı, tutulduğu kızdan büyük. Sevdiği kızın babası yaşında adam. Üstelik kızcağızın bir umudu da yok ki, seninki ne yüz versin.
Ne de olsa arkadaş, hatırını kıramadım. Karımın uzak akrabalarından bir hayta oğlan vardır. İpsiz kopuğun biri. Ama it, çok yakışıklı. İkidebir gelir eve, "Enişte senin bu kadar yüksek yerlerde tanıdığın var, beni bir baltaya sap edemedin. Sayende ben de bir ekmek sahibi olayım." der durur. Aklıma o serseri geldi. Çağırdım oğlanı.
-Dediklerimi yaparsan, sana iyi bir iş bulurum,
dedim.
Oğlan, dediklerimi yaptı. Bir haftaya kalmadı, kızı kafesledi. Bunlar sözde nişanlanacaklar. Kızı, "Nişanı çok sade, kendi aramızda yapalım, düğünü de çok şatafatlı yaparız" diye kandırdık.
Neyse, kız yola geldi. Bu seninkinin Pendik'te bir evi var. O biçim kötü işleri için kullanılır. Nişan yapacağız diye bir gece kızı attık o eve. Epiy de kalabalık olduk. Sabaha kadar yenildi, içildi. Sabaha karşı kız zom oldu, kendini bilmeden yatağa serildi. O benim karımın akrabası olan serserinin eline bikaç para verdim, onu evden savdım. Vallahi o parayı bile cebimden verdim. Maksat, seninkinin işi görülsün. Neyse bıraktım ikisini evde biz çıktık. Ertesi gün kız yatakta bir de gözünü açıyor ki, yanında seninkisi... İş işten geçmiş. Zavallı kız ne yapsın artık.
Biz de bir ay yurtdışı gezisi için seninkinden söz aldık ya, hemen karımla pasaportumuzu çıkardık. Gezi bavulumuzu hazırladık. Seninkine telefon ettim:
- Biz hazırız. Arabanı gönderirken, ne yollayacak-san şoförünle yolla.
Monşer, ne dedi biliyor musun? Vallahi inanmazsın. "Araba bana gerekli!" demez mi! Verdiği sözü hatırlattım.
- Sen bişey yapmadın ki, kızın bende zaten gözü vardı. Bu işler zorla olmaz! Gönlü olmasa kız hiç koynuma girer miydi! dedi.
O NE NAMUSSUZDUR O
Ahlaksızlığın bu kertesi karşısında dondum kaldım monşer. Hiç sesimi çıkarmadım.
Seninki işte böyle bir namussuzdur. Sözüne güvenilmez, yalancın...
Bütün bu olup bitenlerden sonra bigün yine kalkıp geldi bana. Hiç yüzlemedim. Yeni bir fabrika kuracakmış da, makinelerini Amerika'dan getirtmek için döviz vermiyorlarmış. 290 bin dolarlık döviz gerekiyormuş. O zamanlar, bir dolar resmi kurdan 280 kuruş, ama karaborsada on lira. Yalnız aradaki fark, iki milyon lirayı geçiyor.
- Bir yıldır, dövizi almadım. Batacağım. Yandım. Sonra sen aklıma geldin. Yaparsın bu işi... Bir yap, ben de seni fabrikama ortak alırım.
Monşer, güvenilmez ki... Fabrikaya ortak yapar, bir de bakarsın, üste borçlu çıkarmış. Onun için.
-Ortaklık istemem! dedim.
-Öyleyse, yarım milyon senin...
İşimi gücümü bıraktım, atladığım gibi uçağa doğru Ankara'ya. Maliye Bakanına bu fabrikanın memleketimiz için ne kadar yararlı olduğunu anlatıncaya kadar göbeğim çatladı. Ama en sonunda döviz müsaadesini kopardım. Döndüm istanbul'a.
Seninki görünürlerde yok.
Monşer, bırak vereceği yarım milyonu, bırak fabrika ortaklığını, benim Ankara'ya gidiş-dönüş uçak biletinin parası bile cebimden gitti. Yüzümü kızartıp istedim parayı. Ne dedi, biliyor musun monşer, söylesem, dünyada inanmazsın.
- Kanunsuz bir işlem yapılmadı ki... O dövizi almak benim hakkımdı. İstedim. Verdiler.
O ne namussuzdur oooo... hiçbir sözüne inanılmaz.
Sanki bütün bunlar olmamış, aramızda hiçbişey geçmemiş gibi bigün yine geldi.
- İflas ediyorum, yandım, bittim... dedi.
Efendim, fabrikası, apartmanı, herşeyi var da, nakit sermayesi tükenmiş. Parasızlıktan işyerini kapa-tacakmış nerdeyse.
- Yarım milyon liram olsa işlerim yoluna girecek. Yüzde otuz faiz vermeye hazırım. Aman bana bir bankadan kredi bul.
-Yaparım, dedim.
- Sen de bana bu iyiliği yaparsan, bu yaz için, benim Büyükada'daki köşk emrinde... dedi.
Hasta halimde gittim Ankara'ya. "Partimizin şöyle etkili adamıdır, böyle sevilen insanıdır. Küstürmeye gelmez aman..." diye diller dökerek, buna yüzde oni-ki faizle banka kredisi çıkarttım. Bu iyiliği kim kime yapar monşer?
Yaz geldi. Biz artık Büyükada'ya, seninkinin köşküne taşınacağız diye hazırlanıyoruz. Köşkün anahtarını almak için gittim seninkine. Ne dese beğenirsin monşer,
- O kredi zaten benim hakkımdı, nasıl olsa vereceklerdi... demesin mi!
O ne namussuzdur, o ne alçaktır, anlatamam monşer...
O NE NAMUSSUZDUR O
Hiç sesimi çıkarmadım. Aradan zaman geçti. Seninki yine bigün çıkageldi. Bir devlet kuruluşunun büyük bir taahhüt işi varmış. Rakibi olan iki firmaya vermezler de, işi buna verirlerse, enazından üçmil-yon lira kazanacakmış... O zamanın milyonları bunlar monşer, sahici milyon, şimdikilerinden değil.
- Yap bana bu işi, sana istediğin yerden bir evlik arsa... dedi.
Müsteşar sınıf arkadaşımdı. Gidip böyleyken böyle diye durumu anlattım. "Kanunen olamaz ama, senin hatırın için bir olur yolunu bulmaya çalışırız" dedi. Eksik olmasın, bir yolunu da buldu. O iki firmayı aradan çıkardılar. O iş seninkinin üstünde kaldı. İşi yaptı kotardı, bitirdi. Seninkinden hiç ses yok. Sonunda kalktım gittim. Bana ne dedi biliyor musun monşer, vallahi aklın durur...
-Açık artırma bu... Dileyen girer. Biz de girdik. Fiyat kırdık. Bizde kaldı. Senin bir yardımın dokunmadı ki...
İşte o böyle bir namussuzdur, böyle bir alçaktır ki, alçaklıkta dünya rekorunu kimse onun elinden alamaz. Onun ne namussuz, ne alçak, ne sahteci olduğunu benden iyi kimse bilemez.
Karısından nasıl ayrıldığını bilir misin? Anlatayım da dinle. Ama bak, allaşkına kimseye söyleme, aramızda kalsın. Karısından ayrılmak istiyor, ama kadın bitürlü boşanmıyor. Kadına paralar, katlar veriyor, kadın yine de boşanmıyor. Avukatlara dünyanın parasını yedirmiş, boşanamamış. Geldi bana.
- Bu işi ancak sen yaparsın, aman beni kurtar karımdan... dedi.
Eski namussuzluklarını bildiğim için, yine alçaklık eder, sözünde durmaz diye ben bu kez ağırdan
aldım.
-Sen bu işi yap. Şişli'deki apartmanda bir daire emrinde. Hiç kira vermeden istediğin kadar otur.
Benim kendi katım var, ama o günlerde kızımı evlendirecektim, böyle bir daire gerekli bize... Ben hemen işe giriştim.
Monşer, iki aya kalmadan seninkini karısından çatır çatır boşattırdım. Hani o anlatmıştım, bizim hanımın bir hayta oğlan akrabası var diye, işte onu havagazı memuruymuş gibi kadının evine sokturdum. Benim hazırladığım plana göre serseri oğlan daireye girer girmez, anadan doğma soyunmuş. Yatak odasına dalıp yatağa girmiş, orasını darmadağın etmiş. Neye uğradığını şaşıran kadın da feryat ediyormuş.
Biz önce polise ihbarımızı yapmıştık. Polisler tam zamanında gelip evi bastı. Yatağın içinde çırılçıplak yakaladı bizim serseri oğlanı. Kadını suçüstü yaptılar. Hadi, boşanmasın da görelim bakalım. Seninki, mahkemede ilk duruşmada boşandı. Ama ne dedi, biliyor musun monşer!
- Ben karımı kendi elimle uygunsuz durumda suçüstü yakalattım. Bundan sana ne!..
O ne namussuzdur ooo, o ne alçaktır oo... O ne ahlaksızdır ooo...
O NE NAMUSSUZDUR O
İkinci Dünya Savaşının civcivli günleri... Yalnız çok rica ederim, bu söylediklerim aramızda kalsın. O günlerde gemilerle taşıma durdurulmuş. Hükümet gemilere el koymuş. Bu seninkinin elinde bilmem kaç bin ton hurda demir var. Hurda demirleri bir yabancı ülkeye satmış, ama gemi bulup hurdaları taşıtamadı-ğından parasını da alamıyor. Geldi bana. Nasıl yalvarıyor monşer, görsen, vallahi acırsın.
- Ne istersen vereceğim, tek gör şu işimi... diyor. Milyon istesem verecek. Ben yine kendisine bıraktım.
-Sen gemi tahsis ettir, yüzbini al... dedi.
Ankara'ya gittim. Vallahi yirmidört saatte işini yaptırttım. Buna bir gemi ayırdılar. Telgrafla müjdeyi verdim. Telgrafıma cevap bile vermedi monşer, bir cevap bile... Üstelik, ne dedi bana, biliyor musun? Tasarlayamazsın monşer.
- Sen daha Ankara'ya gitmeden, demirleri taşıma için gemi izni çıkmıştı... demez mi!
İşte o günden sonra, artık selamı sabahı kestim. Aaaah, ah... O ne namussuzdur ooo... O ne alçaktır ooo... O ne ahlaksızdır oo... Monşer, onu ben bilirim, ben!..
Aziz Nesin ZÜBÜKLÜĞÜN SONU YOK adli Kitabindan
başlığı görür görmez tanıdım hikayeyi.çok teşekkürler.Aziz Nesin bence gelmiş geçmiş en iyi mizah yazarıdır Türkiye'nin..
Deli kadir kardeşim çok güzel bir hikayedir bu güldürürken düşündüren emeğine sağlık
tesekkür ederim
Vay namussuz herif vayy
Kadir Kardeşim, ders verici ve güldürücü.Bir kere daha hem okudum hem güldüm..
[SIGPIC][/SIGPIC]
Once Upon a Time You And Me
Namussuzlar sevinmesin. Sabahattin Ali katledildi, ama DeliKadir gibiler hala var olmaya devam ediyor.![]()
Ellerine saglik kadir kardesim cok guzel bir hikaye emegine saglik
Adalet ile zulüm karşılıklı iki yol gibidirler. Birine yönünü dönen ötekine arkasını çevirmiş olur. Siz adalet yolunda ilerleyin ki, zulüm arkanızda kalıp sizden uzaklaşsın.
Bu Konuyu Paylaşın !