Biyolojik bedenden ayrılmadan önce, algılama yetersizliğinden oluşan varsayım benliğinizin olmadığını idrak suretiyle boyut değiştiriniz”!.
Niye?...
Çünkü, “ölmeden önce ölmek” hâlini yaşayamadığın takdirde, biyolojik bedenden mikrodalga bedene geçişle problem çözülmez!. Bu geçiş senin “nefs”ini yani hakikatını tanımana yeterli olmaz!. Hattâ, bunun gerçekleşmesi olanaksız olarak, sâbitler yapını!.
Çünkü, mikrodalga beynin ancak dünyadaki çalışan beyninin kapasitesine sahiptir!
Eğer insan, "ölmeden" yani fizik bedenini yitirmeden evvel, benliğinin gerçekte yok oluşunu idrâk sûretiyle "ölür" ise, bundan sonraki yaşamı izah etmek mümkün değildir!.
Bu sebepledir ki, insan, mânevî anlamda yani şuur boyutunda ölmek, daha doğrusu ölümü tadmak sûretiyle, uykudan uyanırsa, yakîne erer!.. Çokluk kabulünün getirdiği türlü sıkıntı ve azaplar onun için son bulur. Beşeriyet isminin ardındaki hakiki "VECH"i seyre başlar.
“Ölmeden evvel ölmek” denen iş kolay değildir!.
Ancak, “Ölmeden önce öldükten” sonra, “nefs”ini tanıyabilirsin!.
ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEK SURETİYLE BOYUT DEĞİŞTİREMEDİĞİN TAKDİRDE,
“UYKU” HÂLİN KIYAMETE KADAR DEVAM EDER!
Hz. Rasûlullah Aleyhisselâm onu da şöyle açıklıyor:
"İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar!"
Şimdi lütfen bu cümleye iyi dikkat edin...
Bu cümlede sınırlama, istisna yok!.
Bir cümleyi okuduğumuz, ya da duyduğumuz zaman, önce kafamızdan şunu geçireceği;:
Bu cümle bir sınırlama getirmiş mi, getirmemiş mi?.
"İnsanlar uykudadır." diyor!.
Beyazlar, zenciler, Araplar, Türkler gibi ırk ayırımı yapmıyor. Nerede, hangi ortamda, ne yaşamda, ne millette, ne kavimde olursa olsun, bütün insanlar uykudadır!. Ancak, uyanma hükmünü neye bağlıyor?.
Rasûlullah Aleyhisselâm’ın açıklamasının devamı da şöyle:
"...Ölünce uyanırlar"!.
Ayrıca bu konuyla ilgili şu açıklaması da var:
"Ölmeden evvel ölünüz", ki uykudan uyanmış olasınız.
İki türlü ölüm var:
Birincisi, fiziki ölüm!. Yani, senin iraden dışı olarak, beyin faaliyetinin durması sonucu beden, bu bedene bağlı olan her şeyin üzerinde ki tasarrufunun kesilmesi.
Ölüm nedir?
Ölüm, tadılacak bir olaydır!.
"Küllü nefsin zâlikatül mevt".
"Her nefis ölümü tadacaktır" diyor Kur`ân.
Yani, "nefs"`in "ölmesi" diye bir şey yoktur! "nefs"in "ölümü tadması" olayı var!
Senin o "nefs"im dediğin yapının "ölüp yokolması" diye bir şey kesinlikle sözkonusu değil!
Dolayısıyla, bu "nefs" ölmüyor; ölüm denen olayı yaşayarak, tadarak yeni bir boyuta geçiyor!.
Beden ise kullanılmaz hale gelerek çözülüyor!.
Beden kullanım dışı kaldığı zaman bedendeyken sahip olduğun huylar da ortadan kalkıyor mu?
Hayır!.
Bilinç yani şuur, biyolojik bedendeyken hangi huyları ve değer yargılarını benimsedi ise onlarla yaşamına devam ediyor... Biyolojik bedeni olmasa da! Mkrodalga bedeni ve beyniyle!
İşte, "nefs" yani bilinç, biyolojik bedenli yaşamında bunları benimsediği; ve ölümle boyut değiştirerek bunlardan kurtulamayacağı için; "ölmeden evvel ölmek" çaresini getiriyor Hazreti Muhammed aleyhisselâm!..
Zira, normal ölümle ölürse kişi; o halinin sonuçlarını yaşamaktan başka yapabileceği bir şey yok ölüm sonrasında!.
"Uyku" nedir?.
"Uyku", kişinin bilinçli olarak yaşamını yönlendirememesi halidir!.
Bilinçli davranışlar ortaya koyamaması hâlidir. Çevresini, bilincini ve ilmini dilediği gibi değerlendirememe hâlidir uyku!.
Eğer dünyada yaşarken "NEFS"ini tanıyamamışsan; bilincinin gerçek boyutunun değerlerini elde edememişsen; uyku hâli, kıyâmete kadar sürer...
Kıyâmetten sonra da ebede kadar, sonsuza kadar uyku hâli, gaflet hâli, yani hakikati kavrayamama hâli devam eder!
Sonuç, kişideki kendini şu birim olarak görme, hissetme hâli, onun uykuda oluşunun açık ispatıdır!.
Bu hâldeyken boyut değiştirirse kişi, ölümden sonra kıyâmete kadar; ve daha sonraki sonsuz yaşamda dahi kişi, kendini bir birim olarak hissetme hali olan uykulu yaşamına devam edecektir. Yani, "Hakikat"i bilemeden, hissedemeden, yaşayamadan, yaşamını sürdürecek.
"Ölmeden evvel ölünüz!."
"Biyolojik bedenden ayrılmadan önce, algılama yetersizliğinden oluşan varsayım benliğinizin olmadığını idrâk sûretiyle boyut değiştiriniz"!.
Niye?...
Çünkü, "ölmeden önce ölmek" halini yaşayamadığın takdirde, biyolojik bedenden mikrodalga bedene geçişle problem çözülmez!.. Bu geçiş senin "nefs"ini yani hakikatını tanımana yeterli olmaz!... Hattâ, bunun gerçekleşmesi olanaksız olarak, sâbitler yapını!.
Çünkü, mikrodalga beynin ancak dünyadaki çalışan beyninin kapasitesine sahiptir!..
ÖLMEDEN EVVEL ÖLMEDİĞİN TAKDİRDE
TÜM ALGILADIKLARIN “RÜYA” HÜKMÜNDEDİR!
“Uyku" hâliyle bahsedilen husus;
"İnsanlar uykudadır"
hadîs-i şerîfinde bahsedilen mânâdaki bir uykudur!. Yani, bedenî mânâda "uyku" değil; "şuurî" mânâda "uyku"dan sözedilmektedir bu beyanda!.
Neydi bu "uyku" hâli?..
Eğer bir kişi kendini sadece bu et - kemik beden olarak var sanıyor, âlemi de beş duyuyla algıladıklarından ibaret olarak kabulleniyor ise; kendisinin, beden ve ruhun ötesinde "şuur"dan ibaret bir bilinç varlık olduğundan haberdar bile değilse, o kişi hiç uyumadan daima ayakta dolaşsa dahi "uyku" hâlindedir. Ve tüm algıladıkları da "rüya" hükmündedir. "Ölmedikçe" de uyanamaz!.
Uykuda olan, kendi hayalindeki dünyasının görüntüleriyle yani rüyalarla ömrünü tüketir gider.
Uykudan uyanmak için ilk yapılması gereken şey, düşünce dünyanı beş duyu kaydından kurtarmaktır.
Gördüğün kadar düşünmek yerine; düşünebildiğin kadarını görebilmektir amaç!.
Hayvanat gördükleri kadar yaşar, ötesini düşünemez. İnsan ise gözünün gördüklerinin ardına düşünerek erebilir.
Öyle ise, "ben neyim, nasıl varım; varolan her şeyin ardındaki güç nedir?" gibi sorularla düşünmeye başlamalı ve daha da derinliğine gidilerek, bütün ve varlığın aslı ve orijini tanınmaya başlamadır.


Alıntı ile Cevapla
Bu da demek oluyor ki ölüm yeniden doğmaktır bu yaşayanların anlatımıyla ve peygamberimizin de sözüyle desteklenmiş oluyor. paylaştığınıziçin ikinize de teşekkürler 

Bu Konuyu Paylaşın !