Üç tane vücudunuz vardır; ruhunuz, vechiniz (fizik vücudunuz), bir de nefsiniz. Nefsinizin elektron devir sayısı, fizik vücudunuzun elektron devir sayısının yarısı kadardır. Bu sebeple nefsiniz, fizik vücudunuzun içerisinde esirdir, rehinedir. Hep orada kalmak mecburiyetindedir. Siz bayılmadıkça, ölmedikçe, bir de uyumadıkça nefsiniz vücudunuzdan asla ayrılamaz. Uyumak, bayılmak veya ölmek; 3 tane faktör, sadece bu 3 halde nefsiniz vücudunuzdan ayrılacaktır.
Her gece uykuya daldığınız zaman nefesiniz değişir, kontrol artık sizden çıkmıştır, otomatik sistemler vücudunuzu kontrol etmeye başlar. Nefsinizin devir sayısı kısa zaman içerisinde süratle artar, fizik vücudunuzunki ise süratle düşer. Ve aynı noktada biri yukardan aşağı inip, öteki yukarı doğru çıkarken bir noktada birleşirler. Birleştikleri zaman nefsiniz vücudunuzdan çok kolay bir şekilde ayrılır. Nefsiniz vücudunuzdan ayrıldığı an; fizik vücudunuza kumanda etmekte olan akıl, fizik vücudunuzdan ayrılır, nefsinize kumanda etmeye başlar. İşte bu noktadan itibaren rüyadasınız. Uykuya daldığınız anda, nefsiniz vücudunuzdan ayrılır veya ayrılamaz. Eğer ayrılırsa bunu hissetmeyeceksiniz. Ama tam uykuya daldığınız zaman bir olay sizi durdurursa, o zaman bir sarsıntı geçireceksiniz. Bu geçirdiğiniz sarsıntı, olayın tamamlanmadığını gösterir. Yani nefsiniz vücudunuzdan ayrılamadı. Tekrar kendinize gelirsiniz.
Rüyaların çok özel bir kısmı hayalden oluşur. Vücudunuzdan nefsiniz ayrılmamıştır, bir nevi hayal görmektedir, ayrılmadan görmektedir. Böyle olan insanlara uyurgezerler diyoruz. Uyurgezerlerin nefsleri vücutlarında olduğu halde uyumaları söz konusudur. Vücudun uykuya ihtiyacı olduğu için vücut uyuyacaktır. Ama uyurgezer, nefs vücuttan ayrılamadığı gecelerde fizik vücudu kullanır. O zaman bu âleme göre hayret verici ilişkiler müşahede edersiniz. Meselâ fizik vücudun içersindeki nefs, fizik vücudun gözleri hiç açılmadığı halde; kapalı gözlerle kişi resmen uykudadır ama evin içinde dolaşır. Kapıları açar, kapatır ve daha enteresanı birileri konuşur. Onu biraz sonra uyandırırsanız eğer, ona ne gördüğünü sorduğunuzda, gerçekten kapıda gördüğü birisi ile konuştuğunu kesin olarak tespit edersiniz. Ama o, bu âlemdeki kapıyı açtığının farkında değildir. Başka bir âlemdeki kapıyı açmış olur. Ve gelen misafiri de o kapıdan onunla konuşur. Siz oradaysanız onun sözlerini duyarsınız. Ama karşı tarafın sözlerini duymanız mümkün değildir. Çünkü o bu âlemde değildir. Ve eğer rüyasını hatırlarsa, dikkat edin mutlak söylediklerini size söyleyecektir. Göreceksiniz ki aynı sözler. Ama karşı tarafın işitmediğiniz sözlerini de ondan öğreneceksiniz. İkisi arasında bir mükâleme, bir konuşma olmuştur. Bu uyurgezerlerin halidir.
Uyurgezerlerde çoğu zaman nefs vücuttan ayrılmaz veya ayrılamaz. Ama vücut uyur. Uyurken de dolaşır. Tehlikeli olaylarda bile vücudun negatif bir sonuca ulaşması söz konusu değildir. Balkonun trabzanları üzerinde dolaşır kişi, ama oradan aşağı düşmez. Kapıları açar, kapatır, hiçbir yere de çarpmaz. O, belki aynı evin içinde düşünür, dolaşır ama başka bir âlemde yaşar. O evin aynı olmayan başka bir âlemi vardır. Kapılardan hangisi aynı yerdeyse onları açar kapatır, dolaşır. Bu uyurgezer, rüya görüyor, gördüğü şey bir rüya; ama fizik vücut bu âlemde olduğu için böyle bir hayatı yaşar.
Ne zaman nefsiniz vücudunuzdan ayrılırsa, ayrıldığınız an rüyayı yaşamaya başlarsınız. Ayrıldıktan sonra mutlaka ışık duvarını aşacaksınız. Saniyede 300.000 km’den fazla hıza mutlaka ulaşacaksınız. Bu esnada bu dünyaya ait olan herşeyi unutursunuz. Yeni bir âlem açılmıştır önünüzde ve düşünce sisteminizi aklınız bu yeni âlemlere göre dizayn eder. Rüyadasınız, bugüne kadar bildiğiniz veya bilmediğiniz, kâinatın neresine isterseniz gidebilirsiniz. Bu rüyadır. Gittiğiniz yerde eğer fizik âlemdeyseniz yani fizik vücudunuzun âleminde, bu âlemdeyseniz, hayretle bakacaksınız ki; yerdeki insanlar sizi göremezler. Siz onları görürsünüz. Bu zahirî âlemin insanları onlar…
Yani siz fizik bedeninizle olsaydınız onlar gibi olacaktınız. Siz onları görürsünüz, bütün söylediklerini işitirsiniz, aralarında gidersiniz, koşarsınız, uçarsınız hiçbir zaman göremezler. Daha ötesi var mı? Evet var. Duvarların içinden geçebilirsiniz. Denizlerin dibine dalabilirsiniz. Herşey normal standartlarda cereyan eder. Yüz tane ev yan yana olsa, herbirinin bir duvarından girip diğer duvarından çıkıp bütün evlerin içini görebilirsiniz. Hiç kimse sizin kendilerini gördüğünüzün farkına varamaz.
İşte bu rüyayı yaşadınız. Gittiğiniz herhangibir âlemde birisi size, uykuda olan vücudunuza dokundu, uyandığınız anda nerede olursanız olun bir şey sizi şiddetle çekecek, birdenbire yükseleceksiniz ve vücudunuza geri döneceksiniz. Bunları devam ettirirseniz bir süre sonra bu olayı net olarak yaşadığınızı göreceksiniz. Hangi standartlarda olursa olsun ne tarafa doğru gidecekseniz, o istikamette çekilirsiniz ve yükselirsiniz, süratle birkaç saniyenin içerisinde ordasınız. Otomatik sistemlerle normal rüyayı yaşarken fizik vücudunuzun içine girersiniz. Ama intibak edene kadar 5-6 saniyelik bir zaman devresi geçecektir. O sırada, o 5-6 saniye içinde, konuşmak isteseniz konuşamadığınızı görürsünüz. Konuşabilmek için bütün uzuvlarınızın yerli yerine oturması lâzım. Nefsiniz de vücudunuzun aynı bir görüntünün sahibidir, aynı standartlara sahiptir. Yani bir nefs için başka bir nefs; etten kemikten yapılmış olan, fizik cesedinize eş değer bir hüviyet taşır.
Giderken ışık duvarını aşıyorsunuz, sonsuz hızla gidiyorsunuz gideceğiniz yere. Dönerken sonsuz hızla geliyorsunuz, ışık duvarını aşıp sıfır hıza kadar düşüyorsunuz. Ve fizik vücudunuzun içine giriyorsunuz.
Her rüya bir olayı yaşamaktır. Allahû Tealâ’nın gösterdiği rüyalardaysa, Allahû Tealâ size özellikle bir işaret vermek istiyorsa, özel rüyalar gösterir. Orada fizik vücudunuzdan nefsiniz çıkıp dolaşmaz, sadece görürsünüz. İkisi birbirinden çok farklı hüviyetler taşır. İşte tayyi mekânla bir nefs tayyi mekânı bir rüya halidir. Bunu Allahû Tealâ size bir gün gelecek, bilinçli şekilde yapmayı nasip kılacaktır. O zaman fizik vücudunuzdan nefsinizin nasıl ayrıldığını yaşayacaksınız. Ve bilerek ayrılacaksınız, bilerek geri döneceksiniz. Ama geri döndüğünüzde farklı bir olayla karşılaşacaksınız. Rüyada olduğunuz gibi bir anda fizik vücudunuzun içine giremezsiniz. Her uzvunuzun üst üste gelmesi lâzım.
Rüyada Allahû Tealâ’nın bir güzelliğini yaşarsınız. Fiziğin ötesine geçersiniz. Hız sınırları bütünüyle kalkar. Kâinatın neresine isterseniz orasına gitmek yetkisinin sahibisiniz. Veya bu dünyada dilediğiniz her yere… Allahû Tealâ insana bütün kapıları açmış ve çok özel imkânlar vermiştir. Allahû Tealâ’nın yolunda, tasavvufta olanlar bu nefs tayyi mekânını Allah’ın emrettiği standartlarda, Besmele ile başlayarak, Âyet-el Kürsî okuyarak gerçekleştirirler. Ve şeytanın onlara hiçbir kötülükte bulunması mümkün değildir. Ama aynı işi yapmaya kalkan, şeytanın öğretisiyle buna benzer bir hususu gerçekleştirmeye çalışanlar için tehlike vardır. Şeytan, onların kafasını çekiçlemek için hazır vaziyette bekler. Kim böyle bir zülmanî tayyi mekân gerçekleştirecekse, o kişi tehlikededir. Başının üzerinde bir, daire şeklinde bir kesim anormal bir hüviyet alır. Kişi çok rahatsızlık duyar.
Allah’ın yolunda olduğunuz için çok şükredin çok hamdedin ki; bu güzellikleri Allahû Tealâ size yaşatır. Hiçbir sıkıntı duymazsınız. Herşeyin en güzel olduğu bir ortamda yaşarsınız. “Herşey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor?” dersiniz. Ne diyorsunuz?
Ne zaman rüyanızda şartlar fizikse meselâ bir fincanı aldığınız zaman elinizle tutabiliyorsanız, içindeki ıhlamuru içebiliyorsanız, o zaman zahirî âlemde değilsiniz, şartlar fizik. Orada berzah âlemindesiniz. Yani sizden evvel ölenlerin nefslerinin yaşamakta olduğu âlemdesiniz. İşte bunu hiç unutmayın.
Yakınlarınızdan birisi öldüğü zaman boşuna üzülmeyin. Onların nefsleri yaşamaya devam eder. Fizik vücutları da toprağın içinde bir süre kalır. O kişiye yarım saat veya bir saat gelen kıyâmet günü uyandığında, Allahû Tealâ tarafından uyandırıldığında: “Ne kadar ölü kaldın?” sorusuna, “Yarım saat veya biraz daha fazla, bir geceden mutlaka az bir zaman uyuya kalmışım.” gibi bir şey söyleyecektir kişiler. Kıyâmet günü herkesin söyleyeceği söz budur. Yani hayat devamlı bir vetiredir ama biz insanlara göre zaman kavramı devreye girer. Ölümümüzden kıyâmet gününün gelmesine kadar kim bilir ne kadar süre geçer. Ama kıyâmet günü, hepiniz nasıl öldüyseniz o hüviyette yeniden dirileceksiniz. Ve hatırlayacağınız şey, kendinizi sadece yarım saat veya bir saat uyumuş gibi hissetmektir. O zaman bu, hayatınızın bir devamı değil mi? Burada dünya hayatını yaşarken 6 saat, 8 saat, 4 saat uyuyorsunuz ama bu bir gerçek uyku. Orada bu kadar uzun bir zaman da geçmediğini düşünerek uyanacaksınız.
Öyleyse fizik vücudunuzun hayatı da devamlıdır. Kıyâmet günü enerji beden haline döndürüleceksiniz. Ondan sonra da sonsuza kadar yaşayacaksınız. Ya cennette ya da cehennemde…
Allah’a ulaşmayı dileyenlerin gideceği yer mutlaka cennettir. Ama dilemeyenlerin de cehennemden kurtulması mümkün değildir.
Öyleyse bu ikinci rüyaya dikkatle bakın! Şartlar fizikse oradasınız, aynada kendinizi görebilirsiniz. Ama şartlar fizik değilse, zahirî âlemdeyseniz aynada kendinizi göremezsiniz. Onlar da sizi göremezler. Böylece rüyalarınızda çok değişik güzellikler yaşayacaksınız.
Bunu bilinçli yapmayı Allahû Tealâ size nasip kıldığı gün, bunun adı tayyi mekândır. Nefs tayyi mekânı dünya için de geçerlidir, zahirî âlem için de geçerlidir, berzah âlemi için de geçerlidir. Ama emr âlemi için geçerli değildir. Nefs, gök katlarına yükselemez. Ama Allahû Tealâ diyor ki: “Biz zemin katı, yıldızları, zemin katın tavanı yaptık.” Yıldızlar boyunca. Neden bahsediyoruz? Bir galakside 2,5 milyar yıldızdan bahsedilmektedir. 2,5 milyar da galaksi olduğu söylenmektedir.
Bu uzak mesafelerle ilgilenenler, bu konuda hep araştırmalar yaparlar. Mütemadiyen de bir şeyler söylerler. Bütün o söylediklerini gidip yerinde bakmak mümkün mü? Evet, bakmak mümkün. Hepiniz bu yetkinin sahibisiniz. Ama ehil olduğunuz zaman size yetki verilir. Sizden hiç kimseye zararın gelmeyeceği bir noktada bunu alırsınız. Herkese dost olabilecek misiniz? Herkes sizin için bir düşman olmak hüviyetinden çıkıyorsa, size hangi kötülüğü yaparsa yapsın, hiç kimse sizin düşmanınız olamıyorsa o zaman bu yetkilerle donatılırsınız.
Allahû Tealâ her güzel şeyi sizin için yaratmıştır. Rüya da bunlardan bir tanesidir. Berzah âleminde sizden evvel ölen herkesi görebilirsiniz. Rahmetli büyükannenizle, büyükbabanızla, dedenizle, ölmüş olan herkesle, annenizle, bizim gibi yaşlılar için anneler babalar da rahmetli olduğu cihetle onların da orada olduğunu bilmenizi istiyorum.
Hani çok sevdiği bir insan ölür de insanlar büyük bir huzursuzluğa düşerler, sıkıntıya, kedere düşerler onlara söyleyin; kederlenmeleri gerekmiyor. Çünkü onlar yaşıyor. Böyle bir durumda olan kişiye salık vermeniz lâzımgelen şey, hacet namazı kılmasıdır. Allah’tan “Yarabbi! Ben bu gece onunla beraber olmak istiyorum.” diye bir talepte bulunmaları yeterlidir. İşte hepsi bu kadar! Allahû Tealâ talebi kabul ederse, o gece sabaha kadar o öldü zannettiğiniz kişiyle birlikte olursunuz, bakarsınız ki o kişi ölmemiş. Kucaklayın! Kollarınızın arasında etiyle kemiğiyle sizin gibi konuşan o tanıdığınızı; annenizi, babanızı, akrabanızı, kimse ölen kişi, onu bulacaksınız. Hatta dünyada konuşamadığınız herhangibir konu varsa, onu da orada rahat rahat konuşun. Hangi konuda bilgi almak istiyorsanız bir şeyleri size söylemeye imkân bulmadan bu dünyadan gitmişse, onları da ondan öğrenirsiniz. Emin olursunuz ki; hayır, o ölmemiştir, yaşamaya devam ediyor. Allahû Tealâ o kadar güzel şeyler verir ki size, Allah’a hayran olursunuz, O’nun kölesi olursunuz. O, herşeye kaadirdir.
Her kim çok yakın birini kaybetmişse ve bir yeisin içine girmişse, huzursuzsa, sıkıntılıysa, üzülüyorsa ona deriz ki: “Hayır kardeşim! Üzülmene gerek yok. Şimdi sen bir boy abdesti alacaksın, yatmadan evvel son namaz olarak hacet namazını kılacaksın.”
Hacet namazı nasıl kılınır? “Niyet ettim Allah rızası için hacet namazı kılmaya.” diyeceksiniz. Boy abdesti şarttır. Bu namaz normal abdestle olmaz.
1. rekâtta 1 Fatiha, 3 tane de Âyet-el Kürsî okunur.
2. rekâtta Fatiha’dan sonra İhlâs, Felâk, Nâs okunur. (İhlâs, ondan sonra Felâk ve Nâs). Teşehhüd miktarı oturacaksınız, sonra kalkacaksınız.
3. rekâtta Fatiha’dan sonra gene İhlâs, Felâk, Nâs olmak üzere 3 sure okuyacaksınız.
4. rekâtta gene aynı. Fatiha, İhlâs, Felâk, Nâs.
Ondan sonra namazınız tamamlanacaktır. Allahû Tealâ’ya ellerinizi açarak diyeceksiniz ki: “Yarabbi! Ben oraya gitmek istiyorum. Beni oraya gönder. Ben onunla buluşmak istiyorum. Gerçekten orada olup olmadığına inanmak istiyorum.”
Allah için bu hiçbir zaman problem değildir. Sizi oraya gönderir. O gece göndermedi, ertesi gece devam edin. Yılmazsanız bir hafta içinde bu mutlaka gerçekleşir. Ama birçok kişi için daha ilk gece gerçekleşmiştir. Tecrübelerimiz oldu. Kardeşlerimiz gerçekten bunu başardılar. Öyleyse bütün kapılar açık.
Biz hiç kimsenin üzülmesini istemeyiz. Bunlar Allah’ın kolaylıklarıdır. Ve gittiğiniz zaman o öldü zannettiğiniz kişi ile karşı karşıya olursunuz. Sizinle bu dünyada nasıl konuşuyorsa aynı şekilde konuşur. Eski günleri yad edersiniz. Hepsini hatırlar. Sizin hatırlamadığınız şeyleri de hatırlar. Onu kucaklayın, kollarınızın arasında canlı olarak gerçek bir vücut göreceksiniz. Öldü zannettiğiniz kişi canlı olarak yaşar. Sizinle konuşur, unuttuğunuz şeyleri size hatırlatır, ondan alamadığınız bir eksik bilgi varsa orada alabilirsiniz. Bütün bunları niçin söylüyorum? Emin olmanız için söylüyorum. Aklınıza ne geliyorsa sorun, cevaplar alacaksınız. Emin olacaksınız ki, onunla konuşuyorsunuz. O zaman bir yakınınız öldü diye niye üzülüyorsunuz? O ölmedi, orada yaşıyor. Hem de kendisinden evvel ölmüş olanlar, o daha giderken onu karşılarlar. Nerede karşılarlar? Burada karşılarlar, bu âlemde.
Ölmek üzere olan birisinin bir yerlere bakıp birileri ile konuştuğunu göreceksiniz. Siz: “Kiminle konuşuyorsun?”dediğiniz zaman size, “Yoksa görmüyor musun?” der. Sizin görmediğinizin farkında değildir. O ölüme çok yaklaştığı için artık önünde âlemler açılır. Ve onlarla konuşur. Siz de merakla bakarsınız, konuştuğu birisi ortalıkta yok. Ama aslında var. Bu gözlerinizle göremezsiniz, o da o gözlerle bakar ama aslında gördüğü o gözler değildir. Nefsinin gözleri ile görmektedir.
Bunların hepsini yaşayacaksınız. Bunlar bu yolun Allahû Tealâ tarafından ikramıdır. Ve rüyaları çok seveceksiniz. Ama rüyalara çok bağlanmayın, yoksa bu âlemden daha fazla sevmeye başlarsınız oraları. O da güzel olmaz. Unutmayın bu dünyada vazifeleriniz var. Yaşadıklarınızı, bu güzellikleri başka insanların da yaşamasını temin edeceksiniz. Onlara Allah’ı anlatacaksınız, sizlere öğrettiğimiz kurtuluş reçetesini vereceksiniz onlara. Biliyorsunuz insanlar çoktan Allah’a ulaşmayı dilemeyi unutmuşlar. 14 asır evvel bütün sahâbenin gerçekleştirdiği, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devresinde herkesin gerçekleştirdiği bir asr-ı saadetin arkasında bir dilek yatar. “Allah’a ulaşmayı dilemek.” 3 tane kelimeyle ifade edilen bir dilek. Herşey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor? Ne diyorsunuz?
Berzah âlemine gittiğiniz zaman bu âlemden bir farkını göremezsiniz. Evler, otomobiller, trenler, uçaklar, insanlar ve sevdikleriniz ordalar. Hiç tanımadığınız insanlarla da her an karşılaşabilirsiniz. Fizik şartlarda yaşarsınız. Ama oranın fiziğine göre. Dikkat edin! Şimdi oradaki farklılıkları söylemek istiyorum size. Rüyada berzah âlemine gittiniz. orada şunu göreceksiniz, hiç kimse orada ölemez. Bu âlemdeki gibi silâhlar falan yok mu? Var. Peki o silâhla ateş edildiği zaman ne olur? Ateş edildiği zaman öteki kişiye bir şey olmaz. Kendisini yaralanmış gibi hisseder. Kendisini bir de bakar, hayır, öyle bir olay yok. En yüksek uçurumdan aşağıya düşüyor, hiç bir şey olmuyor.
Orada hiç kimse ölemez. Birinci farklılık budur. Berzah âleminde ölüm olayı mümkün değildir. O kişi zaten ölmüştür. Nefs olarak orada yaşamaktadır. Onunsa ölümü söz konusu değildir. Kıyâmete kadar orada yaşayacaktır, kıyâmet günü oradan ayrılacaktır, kıyâmet günü dirilen fizik vücudun içine tekrar girecektir. Ne zaman? O fizik vücudunuz orada ikinci ölümünü yaşayıp, dirildikten sonra.
Herkes cennete ve cehenneme girmeden evvel iki defa ölmüş, iki defa dirilmiş olacaktır. Peki ikinci dirilmenin mânâsı nedir? Niçin diriliyor insanlar? Niçin bir defa daha diriltiyor Allahû Tealâ? Çünkü eşitliği sağlıyor. Cennette veya cehennemde insanların hepsi aynı yaşta olurlar. Enerji bedenlerle olurlar. Bir daha yaşlanma olayı kesinlikle yoktur. Milyarlarca sene orada yaşanacak. Kişi genç haliyle olacak.
Herşey öylesine güzel ki… Anlatmakla değil yaşamakla güzel… Ama bunları size anlatırken bu güzellikleri yaşamanızı öyle can-ı gönülden istiyorum, Allahû Tealâ inşaallah yaşatır. Ne kadarına lâyıksanız, o kadarını yaşarsınız. Aranızda bu gerçeklere ulaşanlar hamdolsun ki var. Öyleyse siz de ulaşabilirsiniz. Ama evvelâ şundan kesin olarak emin olmalısınız ki; onlar ölmüyorlar. Yaşamakta devam ediyorlar.
Ölen kişilerin nefsleri ölmez, yaşamaya devam eder. Orada birinci özellik insanların ölmemesidir. İkinci özellik daha farklıdır: Orada zaman içinde yolculuk etmek mümkündür. Yani kendinizi veya başkalarını çok genç yaşlarda, meselâ ilkokulda imtihana girerken görebilirsiniz. Öğretmenleriniz de aynı standartlardadır. Yani bundan 60 sene evvelki ilkokuldaki halinizi görürsünüz, öğretmenleriniz de aynı öğretmenlerdir, aynı yaştadırlar. Yani zamanda geriye doğru yolculuk veya tersini görürsünüz. Çocuk yaşta kaybettiğiniz bir kişinin yaşlı halini görürsünüz. Çocuk yaşta ölmüştür, genç yaşta ölmüştür, 25 yaşında ölmüştür meselâ… Ama onu yaşlı halde görürsünüz, kendimizi de daha yaşlı halde görürüz.
Öyleyse zaman içerisinde geçmişe ve geleceğe doğru gidişler orada mümkündür. Rüya denilen bu müesseseye dikkat edin. Allah’ın bir büyük ni’metiyle karşı karşıyasınız. Uçmanın o müstesna zevkini yaşamak mı istiyorsunuz? Allah’tan isteyin bunları. Ve talebinizde ne kadar ehilsiniz, neye ehilseniz, neye lâyıksanız Allahû Tealâ size onu mutlaka verir. Öyleyse ehliyetinizi, liyakatinizi arttırmaya çalışın. Allahû Tealâ’nın dizaynı içerisinde herşey öylesine güzel dizayn edilmiş ki; O’na size verdiği bu muhteşem ni’metler dolayısıyla ne kadar şükretseniz ne kadar hamdetseniz azdır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
-45/Casiye-13: Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.
Şimdi bu anlattıklarımızdan haberi olmayan, bunları yaşamayan insanlar: “Bütün bu gökler, bütün bu arzlar, iki buçuk milyar galaksi, iki buçuk milyar her galakside yıldız var. Böyle bir sonsuzluğu Allahû Tealâ bizim için yaratsa ne yazar. Ben oraya gidip gelemedikten sonra ne yapayım?” diyebilir. Ama oralara gidiyor, farkında değil. Işık duvarını aşarken bu âlem unutulur, oraya gider kişi, yaşar. Dönerken gene ışık duvarını aşacaktır. O zaman da gittiği yerin standartları unutturulur. Birisi unutulduğu zaman diğeri geri döner.
Bunları yaşamaya başladığınız zaman göreceksiniz ki, oralarda başka medeniyetler var. Bu âlemden çok daha medeniyet seviyesi yüksek, ışık hızının ötesine geçebilmiş insanlar göreceksiniz veya tersi söz konusu olabilir. Çok daha ilkel seviyede yaşayan insanlar. Son atom savaşından sonra o âlemde ne kadar zaman geçmiş, belki bir hidrojen bombası sonrasında ne kadar zaman geçmiş o önemlidir. Aynı zaman devrelerinde Allahû Tealâ bütün insanlara medeniyet yolunda, teknikte ilerlesinler diye mutlaka yardım eder. İşte son atom savaşından bugüne gelinceye kadar en uzun devrenin sahipleri, en yüksek medeniyetlerin de sahipleridir. Medeniyetin sahibi olmak, Allah’a yakın olmakla, olmamakla alâkalı bir konu değildir. Allah’ın dostları da olsalar olmasalar da bu insanların çalışmalarına bağlı bir konudur. Görüyorsunuz ki teknik bu dünya üzerinde de baş döndürücü bir hızla ilerliyor.
Öyleyse berzah âlemini unutmayın. Eğer bilirseniz ki; o uçurumdan düştüğünüz zaman ölmeyeceksiniz, zaten korkmazsınız. Ve de aşağı doğru inerken uçmaya da başlayabilirsiniz. Bu söylediklerimi hayaller zannetmeyin. Siz de yaşayacaksınız. Yaşadığınız zaman ne demek istediğimizi sevinç gözyaşlarıyla hatırlayacaksınız. Allahû Tealâ size de bu güzellikleri nasip kıldı diye. Herşey o kadar güzel dizayn edilmiş ki; nereyi dilerseniz kâinatta sizin farkına bile varmadığınız yerler, bu dünyaya dönerken unuttuğunuz yerler, o zaman birer birer yaşanacak yerler olacak.
Rüyanın bir boyutu bu âlemde geçer, ikinci boyutu berzah âleminde geçer. Üçüncü boyutu, emr âlemi boyutu yoktur. Emr âlemi boyutuna ruhunuz gidebilir. “Ama benim ruhum Allah’a ulaştı.” diyorsunuz, tamam. Ama eğer bir gün iradenizi de Allah’a teslim ederseniz o zaman başınızın üzerine Allahû Tealâ sizin ruhunuzu verecektir. O ruh, gök katlarında yükselebilir ama nefs yükselemez. Birinci gök katına bile çıkması mümkün değildir. Aşağıya doğru inebilir ama yukarı çıkamaz. Aşağı inmek de Allahû Tealâ’nın müsaade vermemesi halinde geçerli değildir, o uygun görürse. Yani kişi sağlam bir zemine oturmuşsa, şeytanın ona bir tesiri olmayacaksa, o zaman Allahû Tealâ ona müsaade eder. Çünkü aşağısı sadece cehenneme gideceklere ait olan bir âlemdir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
-83/Mutaffifin-18: Kellâ inne kitâbel ebrârı le fî ılliyyîn(ılliyyîne).
Hayır, muhakkak ki ebrar olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin, hidayette olanların) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette illiyyin’dedir (zemin kattan 7 kat yukarıda olan birinci âlemdeki kader hücrelerindedir).
Göğün 7. katında 1. âlem; kader hücreleridir.
-83/Mutaffifin-7: Kellâ inne kitâbel fuccâri le fî siccîn(siccînin).
Hayır, muhakkak ki, füccarın (şeytanın fücuruna tâbî olan kâfirlerin) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette siccîndedir (zemin kattan 7 kat aşağıda olan zülmanî kader hücrelerindedir).
İlliyyin ve siccîn iki ayrı dizaynı ifade eder. Rüyalarla haşır neşir olmanız güzel şey ama sakın orasını buraya üstün tutmayın. Burada tekâmülünüz, Allah’a yaklaşmanız söz konusudur. Bir defa daha bir hayatınız olmayacak.
Öldükten sonra yeniden dirilip de bu âlemde yaşamak diye bir şey, reenkarnasyon olayı yoktur. Bu bir hayaldir, bir yalandır. Cinlerin insanları uyutmasıdır, işletmesidir. Adam diyor ki: “Ben falanca tarihte şu kişi tarafından öldürüldüm.” Bakıyorsunuz, söylediği doğru. “Benim bir karım vardı, 3 tane çocuğum vardı, isimleri şunlar şunlar şunlar; şöyle şöyle şöyle olaylar yaşadık… Beni karşılaştırın onunla, anlatayım.” Karşılaştırıyorlar, bütün söyledikleri doğru. İşte bu gibi olaylar sebebiyle insanlar zannediyorlar ki; o kişi ölmüş, öldükten sonra ruhu tekrar gelmiş, başka bir insanın vücuduna girmiş. Yalan! Alâkası yok. Bu sadece bir cindir. Cinler bizim gibi 60-70 yıl yaşamıyorlar, 100 yıl yaşamıyorlar; 3000 yıl, 4000 yıl yaşayan cinler vardır. Hz. Süleyman devrindeki ifrit, hâlâ hayattadır.
Öyleyse muhtevaya dikkatle bakın. Bir cin bir vücutta yaşıyor. Ne kadar yaşayabilir? O vücut ne kadar yaşarsa, o vücut içersinde o kadar yaşayabilir. O kişi öldü, ölene kadar onun içinde yaşayan cin, bütün olaylardan haberdardır. Hatta kişiyi kontrolü altına almışsa ona dediğini zorla yaptırır. Ve o kişi öldüğü zaman, o vücuttan başka bir vücuda atlamak için cin bekler. Doğmakta olan birisinin vücuduna girer veya yaşamakta olan birisinin vücuduna girer. Üç türlü insan vardır:
Cinlerin asla vücuduna giremeyeceği insanlar,
Sadece trans halinde girebileceği insanlar (o kişi trans haline gelecek, o zaman bir cin vücuda girebilir.),
Her zaman cinlerin o vücuda girebileceği insanlar,
3 ayrı yaradılış dizaynı vardır. Şeytanlar da cin taifesindendir, onlar da bir insanın vücuduna girebilirler, o vücut ona müsaitse. Böyle bir dizaynda neden bahsediyoruz? Allah’ın dostları için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar. Cinler, şeytanlar onlara hiçbir etki yapamazlar. Onlar, ondan uzak kalmak mecburiyetindedirler. Cinli bir kişi tâbî olduğu zaman, onun ciniyle konuşuruz. Cin onun vücudunu kullanarak konuşmaya başlar. Ve ona teklif ederiz: “Ondan çık benim vücuduma gir.” O zaman cinler, ne diyor biliyor musunuz? “İyi ama o zaman yanarak ölürüm.”
Allahû Tealâ’nın yolunda Allah bize ilim öğretir. Bu ilmi Allah’ın öğretisiyle öğrenirsiniz. Öyle bir noktaya gelirsiniz ki; sizin tarafınızdan giyilmiş bir çorap, bir cinliye giydirildiği zaman, artık o vücuda cin tesir edemez. Oradan ayrılmak mecburiyetindedir. Hangi şartlar içinde? Bir tek şart; o kişi Allah'a ulaşmayı dilemişse. Dilememişse tesir oluşmaz. Öyleyse kimse korkmasın. Allah herşeye kaadirdir.
Yazan = İmam İskender Ali Mihr
alıntı
Konu Selene tarafından (17-02-2010 Saat 12:54 ) değiştirilmiştir.
pek uzun bir yazı olmuş oku oku bitmiyor
ama ellerine sağlık pinkfloyd kardeşim
yukarıdaki aşağıdan gelir aşağıdaki yukardan hepsi birdan geldiğinden birlikte birin mucizesini gösterirler
HERMES TRİMEGİSTUS
TABULA SAMARAGDİNA
Bu Konuyu Paylaşın !