+ Konuyu Cevapla
Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Rüyalarin Psikolojisi

  1. #1
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308

    Rüyalarin Psikolojisi

    Rüyalarin Psikolojisi

    Bizim yedi tane bedenimiz vardir:

    1) Fiziksel,

    2) Eterik,

    3) Astral,

    4) Zihinsel,

    5) Spiritüel,

    6) Kozmik,

    7) Nirvanik.

    Her be­denin rüya tipi farklidir. Batida fiziksel beden
    bilinç, eterik be­den bilinçalti, astral beden ise toplu
    bilinç olarak bilinir.

    Fiziksel beden kendi rüyalarini yaratir. Mideniz bozulduysa
    belirli bir rüya oluşturulur. Sağliksizsaniz,
    ateşiniz varsa fiziksel beden yine buna göre rüyalar
    yaratir. Kesin olan bir şey vardir: Rüya bir
    rahatsizliktan doğar.

    Rüyalar fiziksel rahatsizliktan olduğu kadar diş
    etkenlerle de ortaya çikabilir. Uyurken bacaklariniza islak
    bir kumaş değiyorsa rüyanizda bir nehiri geçtiğinizi
    görebilirsiniz. Yastiğiniz göğ­sünüzün
    üzerindeyse birisinin üstünüze oturduğunu ya da
    üzeri­nize bir taş düştüğünü görebilirsiniz.
    Bunlar fiziksel bedenin rü­yalaridir.

    Eterik (ikinci) beden kendine özgü biçimde rüya görür.
    Bu eterik rüyalar Bati psikolojisinde pek çok karmaşaya
    neden ol­du. Freud yanildi ve bunlarin bastirilmiş
    arzulardan kaynaklan­diğini sandi. Bastirilmiş
    arzulardan doğan rüyalar vardir ama bu rüyalar ilk bedene
    aittir, fizikseldirler. Fiziksel arzulari bastirdiysaniz,
    örneğin oruç tuttuysaniz, rüyanizda kendinizi
    kah­valti ederken görebilirsiniz. Ya da seksi
    bastirdiysaniz, rüyaniz­da seksüel fanteziler
    yaşayabilirsiniz ama bu rüyalar ilk bedene aittir. Eterik beden,
    psikolojik soruşturmalari n dişinda kalmiş­tir. Bu
    yüzden bu rüyalari ilk bedene, yani fiziksel bedene aitmiş
    gibi yorumlanir. Bunun sonucunda ortaya büyük bir
    karma­şa çikiyor.

    Eterik beden rüyalarda yolculuklar yapabilir. Bedeninizi ko­layca
    terk edebilirsiniz. Bu deneyimi ancak bir rüya olarak
    animsarsiniz ama bu fiziksel bedenin gördüğü bir rüya
    gibi de­ğildir. Siz uyurken eterik bedeniniz çikip
    gidebilir. Fiziksel be­deniniz olduğu yerde kalir ama eterik
    bedeniniz uzayda yolcu­luk yapabilir. O, mekanla kisitli
    değildir. Onun için mesafe kav­rami da yoktur. Bunu
    anlayamayanlar, eterik bedenin varliğini kavrayamayanlar bunu
    bilinçsizliğin yarattiği bir olgu olarak düşünebilirler. O
    zaman onlara göre psikolojik anlamda rüya görmek
    "bilinçsizce" olur. Yanliş; böyle değildir. Bunlar
    fizik­sel etkenler sonucu görülen rüyalar kadar
    bilinçlidir ama farkli bir boyutta bilinçlilik söz
    konusudur. Eterik bedeninizin farkin­da olduğunuzda o
    boyuttaki rüya bilinçli hale gelir.

    Fiziksel rüyalar diş etkenlerle oluşturulabildiğ i gibi
    eterik rü­yalar da bilerek yaratilabilir. Eterik
    vizyonlari, rüyalari yaratma­nin bir yolu mantra
    yöntemidir. Belirli bir mantra ya da belirli bir nada (eterik
    merkezde duyulan, tekrarlanan bir sözcük) ete­rik rüyalar
    yaratabilir. Pek çok metot vardir. Ses bunlardan yal­nizca
    biridir.

    Sufiler, eterik vizyonlar yaratmak için parfüm
    kullanirlardi. Belirli bir parfüm belirli bir rüya
    yaratabilir.

    Renkler de yardimci olur. Leadbeater (ilk teozofik hareketin
    başlaticisi olan bu kişi Krishnamurti' nin eğitiminde
    önemli bir rol oynamişti) bir keresinde bir "mavilik"
    rüyasi görmüştü -yalnizca mavilik ama mavinin belirli
    bir tonunda. Yillar süren araş­tirmalar sonucunda bu
    ton, bir italyan dükkaninda bulundu -tam o tonda mavi kadife
    bir kumaşta. Daha sonra o kadife başkala­rinda eterik
    rüyalarin yaratilmasinda kullanildi.

    Ayni şekilde, bir kişi derin meditasyon halindeyken bir
    takim renkler görür; hiç bilinmeyen parfümler yani
    güzel kokular, ses­ler ve müzik duyar ve hissederse, bunlar da
    eterik bedenin rüya­laridir. Spiritüel vizyon denilen
    şeyler eterik bedenin olgulari­dir; eterik rüyalardan
    başka bir şey değildirler. Müritlerinin
    kar­şisinda beliriveren gurular aslinda eterik yolculuk
    yapiyorlar, eterik rüyalar görüyorlar. Ama bizler zihnin
    yalniz tek bir fizik­sel boyuttaki varliğini
    araştirdiğimiz için bu rüyalari ya fiziksel dilde
    yorumluyoruz ya hiç ilgilenmiyoruz ya da bilinçaltina
    iti­yoruz.

    Bir şeyin bilinçaltina ait olduğunu söylediğimizde
    aslinda onun hakkinda bir şey bilmediğimizi
    söylüyoruz. Gerçekte yap­tiğimiz bir aldatmacadan
    başka bir şey değil. Hiçbir şey bilinç­sizce
    yapilmaz. Her şey ya bilinçlidir ya da bilincin daha derin bir
    boyutunda olur. Fiziksele göre eterik bilinçsizdir; eterik için
    ise astral. "Bilinç" bilinen demektir; "bilinçsiz" ise -henüz-
    bi­linmeyen.

    Bir de astral rüyalar var. Astral rüyalarinizda daha
    önceki ya­şamlariniza dönersiniz. Bu üçüncü
    boyutta rüya görmektir.

    Bazen siradan bir rüyada hem eterik bir bölüm hem de astral
    bir bölüm bulunabilir. Rüya o zaman karişik bir hal alir,
    çözüm­leyemezsiniz. Ayni anda var olan yedi tane bedeniniz
    olduğu için bazen boyutlar birbirinin içine girebilir ve
    anlamaniz müm­kün olmaz. Dernek ki siradan
    rüyalarin içinde bile küçük küçük eterik ve astral
    bölümler olabiliyor.

    ilk beden, yani fiziksel olan ne zamanda ne de mekanda yol­culuk
    eder. Bulunduğunuz zaman ve fiziksel durum içinde kal­mak
    zorundasiniz. Diyelim ki saat gecenin onu. Fiziksel bedeni­niz
    ancak orada rüya görebilir, öteye geçemez. Eterik
    bedenini­zin içindeyseniz mekanda yolculuk edebilirsiniz ama
    zamanda edemezsiniz. Her yere gidebilirsiniz ama saat hala gecenin
    onu­dur. Yalnizca mekanda yolculuk yapabilirsiniz. Astral, yani
    üçüncü boyutta ise hem zamanda hem de mekanda yolculuk
    ya­pabilirsiniz. Astral beden için zaman bir sinir
    değildir ama yal­niz geçmişe gidebilir. Geleceğe
    gidemez. Astral zihin amipten insana kadar sonsuz sayida
    geçmişlere gidebilir.

    Jung ekolü astral zihne toplu bilinç der. Bu sizin geçmiş
    ya­şamlarinizin tarihçesidir. Bunlar bazen siradan
    rüyalara da sizar­lar ama genellikle bu hastalikli
    durumlarda olur. Bir kişi akil hastasi ise normalde birbirinden
    ayri olan ilk üç beden karişmiş­tir.
    Rüyalarinda geçmiş yaşamlarini görür ama
    kimse ona inan­maz. Zaten kendisi de inanmaz, yalnizca bir
    rüya der geçer. Aslinda bu fiziksel değil, astral boyut
    rüyalaridir. Ve Astral rüyalar çok anlamli ve
    önemlidir. Ama üçüncü beden yalnizca geçmiş
    hakkinda rüyalar görebilir, gelecekte neler olacağini
    gö­remez.

    Dördüncü beden zihinseldir. Hem geleceğe hem de
    geçmişe yolculuk yapabilir. Ortada bir tehlike varsa siradan
    bir kişi bile geleceği görebilir. Sevdiğiniz,
    yakininiz olan bir kişi ölmek üzereyse bu mesaj size
    siradan bir rüyada da iletilebilir. Başka rüya
    boyutlarini ve başka olasiliklari bilmediğiniz
    için mesaj size si­radan bir rüyada iletilmiştir.

    Fakat bu rüya açik seçik olmaz çünkü onun siradan
    rüyalari­niza girmeden önce aşmasi gereken
    engeller vardir. Her engelde bazi bölümler takilir
    kalir, bir şeyler değişir. Her bedenin kendi­ne
    özgü sembolleri vardir. Bu yüzden bir rüya bir bedenden
    di­ğerine geçerken bu semboller geçtiği bedenin diline
    tercüme edilir. Bunun sonucunda her şey anlaşilmaz bir hale
    gelir.

    Dördüncü bedende açik seçik bir biçimde rüya
    görmekteyseniz -başka bir bedenden değil doğrudan bu
    bedenden kaynakla­nan bir rüya- o zaman geleceği
    görebilirsiniz. Ama yalniz kendi geleceğinizi; başka birinin
    geleceği size kapalidir.

    Dördüncü beden için geçmiş ve gelecek şimdidir.
    Geçmiş ve gelecek "şimdi"de birleşmiştir. Her şey
    şimdi haline gelmiştir. şimdi, geçmişe gider. Geleceğe
    giden de "şimdi"dir. Geçmiş ve gelecek yoktur ama zaman yine de
    mevcuttur. Zaman, "şimdi" olarak bile hala akan bir zamandir. Hala
    zihninizi odaklamak zorundasiniz. Geleceğe doğru
    bakabilirsiniz; ama ancak zihnini­zi o yöne doğru
    odakladiğinizda. O zaman geçmiş ve gelecek bir süre
    için ortadan kalkar. Geleceğe odaklandiğinizda şimdi ve
    geçmiş olmaz. Geçmişi, geleceği ve şimdiyi
    görebilirsiniz ama birlikte değil. Ve yalniz kendi kişisel
    rüyalarinizi görebilirsiniz çünkü onlar, size ait
    olan "onlar"dir.

    Beşinci, yani spiritüel beden kişisel boyutun ve zaman
    boyu­tunun sinirlarini aşar. Artik
    sonsuzluktasi niz. Rüya sizin değil, tüm varoluşun
    geçmişi hakkindadir. Geleceği kapsamaz.

    Bütün mitolojiler bu beşinci bedenden kaynaklanmiştir.
    Hep­si aynidir. Semboller değişiktir, öyküler
    biraz farklidir ama ister Hiristiyan, ister Hindu, ister Musevi
    ve ister Misir mitolojisi ol­sun birbirleri ile paraleldir.
    Dünyanin nasil yaratildiğini anlatanlar temelde
    birbirinin aynidir. Örneğin büyük tufanin
    öyküsü dünyanin her yerinde mevcuttur. Bu tufanin
    izleri ve kanitlari yok ama mitolojilerde yer aliyor.
    Beşinci zihinde, yani spiritüel bedende onun kayitlari var.
    Bu zihin büyük tufani rüyasinda gö­rebiliyor.

    içinizin derinliklerine indikçe rüyalar daha fazla gerçeklik
    kazanir. Fiziksel rüyalarin da kendi gerçeklikleri vardir
    ama bu kadar gerçek değillerdir. Eterik daha gerçektir, astral
    ise ondan daha fazla gerçektir. Zihinsel gerçeğe yaklaşir ve
    sonunda be­şinci bedende rüyalariniz tümüyle
    gerçekçi olur. Gerçeği bilme­nin yolu budur. Buna
    rüya adi vermek doğru değildir. Yine de rüyadir
    çünkü objektif gerçek yoktur. Kendi içinde objektiftir ama
    sübjektif bir deneyimdir.

    Beşinci bedenlerini gerçekleştirmiş iki kişi birlikte
    rüya gö­rebilir. Beşinci bedenden önce bu mümkün
    değildir. Normalde ortak bir rüya görülemez ama beşinci
    bedenden sonra çok sayi­da insan ayni rüyayi
    görebilir. Rüyalar böylece -bir anlamda- objektif hale gelir.
    Kiyaslamalar yapilabilir. Beşinci bedenle rü­ya gören
    pek çok insanin ayni mitolojileri bilmelerinin nedeni budur. O
    mitolojileri yaratan tek bir kişi değildir. Belirli ekolle­rin
    ve geleneklerin ortak çalişmasi ile ortaya çikarlar.

    Böylece, beşinci tip rüyalar çok daha gerçekçidir.
    ilk dört tip kişisel olduklarindan bir anlamda gerçek
    değildir; ikinci bir kişi tarafindan paylaşilamaz; fantezi
    ya da gerçek olup olmadiği ka­nitlanamaz. Fantezi sizin
    ürettiğiniz bir şeydir. Rüya ise varliği­nin
    farkina vardiğiniz bir deneyimdir. Derine indikçe rüya
    daha inanilir olur, daha az hayal gücü içerir. Daha
    objektif, daha ger­çek olur.

    Bütün teolojik kavramlar beşinci beden tarafindan
    yaratilir. Dilleri, terminolojileri, kavramlari farklidir
    ama temelde ayni­dirlar. Onlar beşinci beden
    rüyalaridir. Bu konuda söyleyebile­ceğ im bu kadar...

    Altinci, yani kozmik bedende, bilinç/bilinçalti ,
    madde/zihin eşiğini aşarsiniz. Ortada hiçbir
    belirginlik kalmaz. Altinci bede­nin rüyalari kozmos
    hakkindadir. Bilinçlilik eşiğinden öteye
    geçtiğinizde bilinçsiz dünya da bilinçli hale gelir.
    Artik her şey canli ve bilinçlidir. Madde dediğimiz
    şey bile artik bilinçliliğin bir parçasi olur.

    Altinci bedende kozmik mitolojinin rüyalari
    görülür. Kişisel olani, bilinci, zaman ve mekani
    aştiniz ama dil hala vardir; bir şeylere işaret eder,
    bir şeyleri gösterir. Altinci tip rüyalarda
    Brahma'nin, Maya'nin teorileri, teklik ve sonsuzluk teorileri
    deneyimlenir. En yüce sistemleri ve dinleri yaratanlar bu kozmik
    boyutta rüya görenlerdir.

    Altinci zihnin rüyalari varoluş rüyalaridir,
    olmayiş rüyalari değildir. Pozitif varoluş yaşanir.
    Yine de bir olmayiş korkusu mevcuttur. Zihin ve madde
    birleşmiştir ama varoluş ile olmayiş, olmak ile olmamak hala
    ayridir. işte sonuncu engel budur.

    Yedinci, nirvanik beden ise pozitifin ötesine, hiçliğe
    siçrar. Onun kendine özgü rüyalari vardir. Bunlar
    varolmayiş, hiçlik ve boşluk rüyalaridir. Evet arkada
    birakilmiştir. Artik hayir bile ha­yir
    değildir; hiçlik hiçbir şey demek değildir; hiçbir
    şey daha da sonsuzdur. Pozitifin sinirlari olmasi
    gerekir, o sonsuz olamaz. Yalnizca negatif sinirsizdir.

    Yedinci bedenin rüyalarinda semboller, formlar yoktur. Var olan
    formsuzdur. Ses yoktur, sesi olmayan vardir; mutlak sessiz­lik
    hüküm sürer. Bu rüyalar mutlaktir, sonsuzdur.

    Yedi bedenin her birinin kendine özgü rüyalari vardir.
    Ama rüyalarin bu yedi boyutu bile yedi tip gerçeği anlamaya
    engel oluşturabilir.

    Fiziksel bedeniniz gerçek olani tanir ve onun rüyasini
    görür. Yemek yemeniz bir gerçekliktir ama açken
    rüyanizda yemek ye­diğinizi görmeniz gerçeklik
    değildir. Rüya, gerçek yiyeceğin yerine geçmiştir.
    Fiziksel bedenin kendine özgü gerçeği ve rü­yalari
    vardir. Fiziksel beden bu iki farkli şekilde de işler ve bu
    iki ayri işlev birbirinden çok farklidir.

    Siz merkeze yaklaştikça -içine girdiğiniz beden
    yükseldikçe- rüya ile gerçek birbirine daha fazla
    yaklaşir. Tipki bir çemberin sinirlarindan merkeze
    uzanan çizgilerin merkez noktasina doğru birbirine
    yaklaşmasi gibi. Ayni şekilde fiziksel bedeni çemberin
    üzerinde düşünürsek, onun rüyalari ile gerçekleri
    birbirinden son derece uzak noktalardadir. Onun rüyalari
    yalnizca fantezi­lerdir.

    Eterik bedende bu mesafe o kadar fazla değildir. Gerçek ile
    rüya birbirine yaklaşmiştir. Bu yüzden ikisini ayirmak
    güçleşir. Fiziksel bedende neyin rüya neyin gerçek
    olduğunu kesinlikle bilirsiniz. Yine de eterik rüyalarda bu fark
    anlaşilir. Yaptiğiniz eterik yolculuk gerçekse, bu siz
    uyanikken olur. Farki anlamak için eterik bedende uyanmaniz
    gerekir.

    Eterik bedende uyanik kalabilmenin yollari vardir. Japa (bir
    mantranin tekrarlanmasi ) gibi içsel metotlar diş dünya
    ile bağ­lantinizi keser. Uykuya dalarsaniz,
    sürekli tekrarlamalar hipnotik bir uyku durumu yaratir. O zaman
    rüya görmeye başlarsiniz. Ama japa sirasinda
    uyanik kalirsaniz gerçeğin de farkindasiniz
    demektir.

    Üçüncü beden olan astral ile bu farki anlamak daha
    güçleşir çünkü gerçek ile rüya birbirine iyice
    yaklaşmiştir. Yalnizca ast­ral rüyalarin değil,
    gerçek astral bedenin farkina vardiğinizda ise ölüm
    korkusunu aşarsiniz. O sinirdan sonra insan,
    ölümsüzlüğü­nün farkina varir. Ama astral
    deneyim gerçek değil de rüya ise, o zaman sizi büyük bir
    ölüm korkusu sarar. işte, gerçek ile rüya arasindaki
    farki kesin olarak anlamaniza yarayacak olan nokta budur:
    Ölüm korkusu.

    Ruhun ölümsüz olduğuna kendini inandiran bir kişi
    astral be­dende neyin gerçek ve neyin astral rüya olduğunu
    anlayamaz. Ölümsüzlüğe inanmamak gerekir; onu bilmek
    gerekir. Ama bil­meden önce kişinin bu konuda şüpheleri,
    ikilemleri olmalidir. Ancak o zaman gerçekten biliyor musunuz,
    yoksa kendinizi mi inandiriyorsunuz, anlarsiniz. Ruhun
    ölümsüzlüğüne inaniyorsa­niz, bu inanciniz
    astral zihninize de yansir. Bu konuda rüyalar görmeye
    başlarsiniz ama bunlar rüya olmaktan öteye geçmez. Ama
    inanciniz yok, yalnizca -ne bulacağinizi bilmeden,
    önyar­gisiz biçimde- büyük bir bilme, öğrenme
    ve araştirma arzunuz varsa, işte o zaman farki
    kavrarsiniz. Bu yüzden ruhun ölümsüz­lüğünü,
    geçmiş yaşamlar yaşandiğini inançlari nedeni ile
    kabul edenler astral boyutta gerçeği bilemeden yalnizca rüya
    görürler.

    Dördüncü -zihinsel- bedende rüya ile gerçek birbirine
    kom­şudur. Birbirlerine o denli benzerler ki onlari
    kariştirmak çok kolaydir. Zihinsel beden gerçek kadar
    gerçekçi rüyalar görebilir.

    Böyle rüyalari oluşturmanin metotlari da vardir;
    yoga ve tantrik metotlar ve diğerleri gibi. Yalnizlik ve
    karanlik içinde yaşayan, oruç tutan kişiler bu
    dördüncü tip zihinsel rüyalari yaratabilirler. Bunlar
    bizi çevreleyen gerçeklerden daha gerçek görünebilir.

    Dördüncü bedende zihin tümüyle yaraticidir.
    Maddesel sinir­lar ve hiçbir nesnellikle kisitli
    değildir; her şeyi tam bir özgür­lük içinde
    yaratir. şairler, ressamlar bu dördüncü tip rüyalar
    içinde yaşarlar, tüm sanat eserleri dördüncü tip
    rüyalarda üreti­lir. Bu boyutta rüya görebilenler
    büyük sanatçilar olabilirler, ama bilen kişi olmazlar.

    Dördüncü bedende kişi zihnin yarattiği her şeyin tam
    anlami ile farkinda olmalidir. Hiçbir şeyi
    yansitmamalidir aksi halde yansitmalar
    kaçinilmazdir. Hiçbir şeyi dilememelidir, aksi halde o
    dilek gerçekleşebilir; bunun için her olanak mevcuttur. Dilek
    gerçekleşecektir. Hatta yalnizca içsel olarak değil,
    dişta da ger­çekleşecektir. Dördüncü bedende zihin
    son derece güçlüdür, son derece berraktir çünkü
    dördüncü beden zihin için en son siği­naktir.
    Bunun ötesinde, zihnin olmadiği boyut başlar.

    Zihin dördüncü bedenden kaynaklandiği için istediğiniz
    her şeyi yaratabilirsiniz. insan kendine sürekli olarak
    arzunun, hayal gücünün, imgelerin, gurularin ve
    Tanri'nin olmadiğini hatirlat­mak zorundadir. Aksi
    halde bunlarin tümü sizin tarafinizdan
    ya­ratilacaktir. Yaratici siz olursunuz! Onlari
    görmek o derece mut­luluk vericidir ki onlari yaratmaktan
    kendinizi alikoymak çok zordur. Sadhakanin -arayanin-
    önündeki son engel işte budur. Bunu aşabilirse daha fazla
    engelle karşilaşmayacakti r.

    Kendinizin dördüncü bedende yalnizca bir gözleyici
    olduğu­nuzu unutmazsaniz, o zaman neyin gerçek olduğunu
    bilirsiniz. Yoksa rüyalar görmeye devam edersiniz. Hiçbir
    gerçek bu rüya­larla yarişamaz. O kadar coşku
    duyarsiniz ki, hiçbir coşku onun­la kiyaslanamaz. Bu
    yüzden insan, duyulan vecdin, mutluluğun ve ne çeşit imgeler
    gördüğünün sürekli farkinda olmalidir. Bir imge
    ortaya çiktiği an, dördüncü zihin ondan bir rüya
    oluştur­maya başlar. Bir imgeyi bir diğeri izler ve
    rüyaya kapilirsiniz.

    Dördüncü tip rüyalar ancak onlarin yalnizca bir
    gözlemcisi, bir taniği olarak kalabildiğinizde önlenebilir.
    Gözlemci olmak çok önemlidir çünkü ortada bir rüya
    olduğunda siz onunla özdeşleşirsiniz. Dördüncü
    bedende özdeşleşmek, rüya görmekle eşit anlamdadir.
    Bu boyutta gerçeğe giden yol gözlemci zihin­den geçer.

    Beşinci bedende gerçek ile rüya bir olur. Her ikilik ortadan
    kalkmiştir. Artik hiçbir farkindalik söz konusu
    değildir. Farkin­da değilken bile farkinda
    olmadiğinizin farkinda olursunuz. Rü­yalar artik
    gerçeğin bir yansimasi olmuştur. ikisi arasinda
    fark vardir ama ayrim yoktur. Aynadaki yansimama baktiğimda
    ben ve yansimam ayniyiz ama farkliyiz. Ben
    gerçeğim, yansimam ise değil.

    Beşinci zihin çeşitli kavramlar yarattiğinda kendini
    tanidiği­ni sanabilir çünkü aynadaki
    yansimasini görmüştür. Kendini ta­nir ama
    gerçekte olduğu gibi değil, yalnizca yansimasinda
    gör­düğü gibi. Tek fark budur ama bu ayni zamanda tehlikeli
    bir şeydir. Tehlike, yansimanin size yeterli gelmesi ve aynada
    gör­düğünüzü gerçek olarak kabul etmeniz
    olasiliğidir.

    Bu, beşinci beden açisindan gerçek bir tehlike
    oluşturmaz; altinci beden için tehlikelidir. Kendinizi
    yalnizca aynada gör­düyseniz, beşincinin
    sinirini aşip altinciya geçemezsiniz. Bir
    ay­nanin içinden hiçbir yere geçemezsiniz. Bu yüzden
    beşincide ta­kilip kalmiş pek çok insan vardir.
    Sonsuz sayida ruhun olduğu­nu ve her ruhun ayri bir
    kişiliği olduğunu söyleyenler bu insan­lardir.
    Kendilerini tanimiş ve bilmişlerdir; ama ayna araciliği
    ile, doğrudan değil.

    Bu ayna nereden kaynaklaniyor? Oluşturulan bazi
    kavram­lardan: "Ben ruhum. Ölümsüz ve ebedi.
    Ölümün ve doğumun ötesindeyim." Kendini ruh olarak
    algilamak -biliş olmadan- ay­nayi yaratir. Kendinizi
    olduğunuz gibi bilmez, kavramlarinizin aynasinda
    gördüğünüz gibi bilirsiniz. Bunun şöyle farkina
    vara­bilirsiniz: Bilgi size bir ayna araciliği ile geliyorsa,
    bu bir rüya­dir. Doğrudan geliyorsa o zaman gerçektir.
    Tek fark budur ama bu çok önemli bir farktir, arkada
    biraktiğiniz bedenlerle değil, henüz ulaşmaniz
    gereken bedenlerle ilgilidir.

    Peki, kişi beşinci bedende rüya mi görüyor yoksa
    yaşadikla­ri gerçek mi, nasil anlayacak? Bunun tek
    bir yolu var: tüm kutsal kitaplari bir kenara birakin.
    Tüm felsefeleri terk edin. Orta­da bir guru da olmamali, yoksa
    o guru aynaniz olur. Bu nokta­dan itibaren tamamen
    yalnizsiniz. Hiçbir rehberiniz olmamali, yoksa o rehber
    bir ayna haline gelir.

    Bu noktadan sonra tam ve mutlak bir yalnizlik vardir.
    Yal­nizlik duygusu değil; tek başinalik.
    Yalnizlik duygusu hep baş­kalari ile, tek
    başinalik ise kişinin kendisi ile ilintilidir. Benimle başka
    hiç kimse arasinda bir bağ olmadiğinda yalnizlik
    duyarim ama ben olduğumda tek başinayim.

    Artik kişi her anlamda tek başina olmalidir; Ne
    sözcükler, ne kavramlar, ne Hiristiyanlik, ne Hinduizm
    olmaksizin; Buda, isa, Krishna ve Mahavir olmaksizin.
    Kişi artik tek başina olmalidir, yoksa var olan her
    şey bir ayna haline gelir; çok sevilen, çok de­ğerli ama
    çok tehlikeli bir ayna.

    Tamamen yalniz olduğunuzda yansiyabileceğ iniz hiçbir
    şey yoktur. Bu yüzden beşinci beden meditasyon demektir. Bunun
    anlami hiçbir zihinselliğin olmadiği mutlak
    yalnizliktir, zihinsizliktir. Zihin de bir ayna olacağindan
    ortada zihin ve düşünme olmamalidir.

    Altinci bedende ayna yoktur. şimdi yalniz kozmik olan
    var­dir. Siz kayboldunuz. Artik yoksunuz; rüya gören yok
    oldu. Ama rüya gören olmadan da rüya var olabilir. Rüya
    gören olma­dan rüya mevcut olduğunda ise bu özgün
    gerçeklik gibi gelir. Bir zihin bir düşünen yoktur, bir yoktur. O
    zaman ne biliniyor­sa, o bilinir. O, bilginiz haline gelir.
    Yaratiliş hakkindaki mito­lojiler ortaya çikar.
    Gözünüzün önünden geçerler. Siz
    durağan­siniz. Her şey gelip geçmektedir. Onlari
    yargilayacak, rüya gö­recek kimse yoktur.

    Ama olmayan bir akil hala var. Yok edilmiş bir zihin hala var,
    kişisel olarak değil kozmik bütünlük olarak. Siz yoksunuz
    ama Brahma var. Bu yüzden bütün alemin Brahma'nin
    gördüğü bir rüya olduğunu söylerler. Bütün bu
    dünya bir rüyadir, bir mayadir. Ama bu her şeyin,
    tümün bir rüyasidir. Kişisel bir rüya değildir.
    Rüyayi gören tümdür, siz değilsiniz.

    Artik tek ayirim rüyanin pozitif olup olmadiğidir.
    Pozitif ise bir hayaldir, bir rüyadir çünkü nihai bir
    biçimde var olan yalniz negatiftir. Her şey bu
    biçimsizliğin bir parçasi olduğunda, her şey orijinal
    kaynağina döndüğünde, her şey vardir ve ayni
    za­manda yoktur. Geriye kalan tek faktör pozitiftir.
    Aşilmasi ge­rekir.

    işte bu nedenle altinci bedende pozitif kaybolursa, yedinciye
    girersiniz. Altincinin gerçeği yedinciye açilan
    kapidir. Ortada pozitif hiçbir şey yoksa -ne mitoloji ne de
    bir imge- rüya terk edilmiştir. Artik yalnizca olan
    vardir; olduğu gibi. Artik varo­luştan başka
    hiçbir şey yoktur. şeyler yoktur, yalnizca kaynak vardir.
    Ağaç yoktur ama tohum vardir.

    Bu tip zihne ulaşanlar buna tohumlu samadhi {samadhi sabeej)
    adini verdiler. Her şey yitirilmiştir, her şey orijinal
    kaynaği­na, kozmik tohuma dönmüştür. Ama tohumda bile
    rüya görmek mümkündür. Bu yüzden tohumun da yok
    edilmesi gerekir.

    Yedincide ne rüya ne de gerçek mevcuttur. Ancak rüya
    gör­mek mümkün olduğu sürece gerçek bir şeyi
    görebilirsiniz. Rüya görülemiyorsa ne gerçek ne de hayal
    var olabilir. Bu yüzden ye­dinci merkezdir. Artik rüya ve
    gerçek bir oldular. ikisi arasinda bir fark kalmadi.
    Hiçliği ya bilirsiniz ya da rüyasini
    görürsünüz ama hiçlik hep ayni kalir.

    Rüyamda sizi görüyorsam bu hayal kapsamina girer.
    Karşimdaysaniz ve sizi görüyorsam bu gerçektir. Ama
    rüyamda si­zin yokluğunuzu görüyorsam ya da siz
    karşimda yokken yoklu­ğunuzu görüyorsam, bu ikisi
    arasinda bir fark yoktur. Rüyaniz­da herhangi bir şeyin
    yokluğunu gördüğünüzde bu rüya gerçek yokluğun
    kendisi ile ayni olur. Ancak pozitif anlamda gerçek bir fark
    mevcuttur. Yani altinci bedene kadar farklilik vardir.
    Ye­dinci bedende yalnizca hiçlik hüküm sürer. Tohum
    bile yoktur. Bu nirbeej samadhi, yani tohumsuz samadhidir. Artik
    rüya gör­mek mümkün değildir.

    Özetle, yedi tip rüya ve yedi tip gerçek vardir. Bunlar
    birbi­rinin içine sizarlar. Bu da insanin aklini son
    derece kariştirir. Ama bu yedisini birbirinden
    ayirabilirseniz, bu konuda bir ke­sinliğe varirsaniz,
    sonuç çok iyi olur. Psikoloji hala rüyalar ko­nusunda
    çok yetersiz kaliyor. Tüm bilinen fiziksel, bazen de ruhsal
    yön. Ama ruhsal yön bile fiziksel nedenlerle açiklaniyor.

    Jung, Freud'dan biraz daha derine indi ama o da insan bey­nini
    mitolojik ve dini açilardan ele aldi. Yine de tohumu anladi.
    Bati psikoloji biliminin gelişmesi Freud'un değil, Jung'un
    ilke­leri ile mümkündür. Freud bir öncüydü ama bir
    öncü kendi bu­luşlarina takilip kalirsa
    gelişmenin önünde bir engel haline ge­lir. Artik
    Freud'un modasi geçti ama Bati psikolojisi hala onun
    başlattiği akima takilip kalmiş durumda. Artik
    Freud tarihe gömülmeli. Psikolojinin ileri götürülmesi
    gerekiyor.

    Amerika'da rüyalar hakkinda laboratuar teknikleri yoluyla bilgi
    edinilmeye çalişiliyor. Bu alanda pek çok laboratuar var ama
    hepsi de yalnizca fiziksel yöntemler kullaniyor.
    Rüyalarin tamamen anlaşilabilmesi için yoga, tantra ve
    bilinmeyeni ince­leyen diğer yöntemlerin eğitimi
    yapilmalidir. Her tip rüyaya pa­ralel bir tip gerçek
    vardir. Maya ve illüzyonlar dünyasi bütünü ile
    bilinemediği zaman gerçeği bilmek de olanaksizdir.

    Bu sözlerimi bir sistem, bir teori olarak algilamayin.
    Bunlari yalnizca bir başlangiç noktasi olarak alin ve
    bilinçli bir zihinle rüya görmeye başlayin. Ancak
    rüyalarinizda bilinçli olduğunuz­da gerçeği
    bilebilirsiniz.

    Bizler, fiziksel bedenlerimiz içinde bile bilinçli değiliz.
    An­cak bedenimizde bir yer hastalandiğinda onun farkinda
    oluyo­ruz. Oysa ki insan sağlikliyken de bedeninin
    farkinda olmalidir. Hastalik sirasinda onun
    farkinda olmak acil bir durum önlemin­den başka bir şey
    değildir. Bu da zaten bedenin doğasindan ge­lir. Zihniniz
    bedeninizin hastalikli parçasinin farkinda olur,
    böy­lece onu iyileştirmeye eğilir. Ama iyileştiği
    anda onu tekrar unutursunuz.

    Bedeninizin çalişmasinin, derindeki hislerinin,
    müziğinin ve sessizliğinin farkinda olmalisiniz.
    Beden bazen sessiz, bazen gürültülü, bazen de gevşemiş
    durumdadir. Her durumdaki duy­gular birbirinden o kadar
    farklidir ki, onlarin farkinda olmamak bir kayiptir.
    Uyumaya başladiğinizda, sabah uyanirken bedeni­nizde
    kolayca fark edilmeyen sessiz değişiklikler olur. Bunlarin

    farkinda olmalisiniz.

    Sabahlari uyandiğinizda gözlerinizi hemen açmayin.
    Uyku­nuz bittiğinde bedeninizin farkinda olun. Gözlerinizi
    kapali tutun. Neler oluyor? içinizde büyük
    değişiklikler oluşmakta. Uy­ku sizi terk ediyor,
    uyaniklik geliyor. Sabahlari güneşin doğuşu­nu
    gördünüz ama bedeninizin doğuşunu hiç görmediniz.
    Bu do­ğuş da çok güzeldir. Bedeninizin de bir sabahi
    ve bir akşami var. Buna Sandhya denir; dönüşüm,
    değişim ani.

    Uyumaya başladiğinizda neler olduğunu sessizce izleyin. Uyku
    size geliyor. Bunun farkina varin! Ancak böyle fiziksel
    bedeninizin farkinda olabilir ve fiziksel rüyanin ne
    olduğunu an­layabilirsiniz. O zaman sabah olduğunda hangi
    rüyanin fiziksel, hangisinin fiziksel olmadiğini
    anlarsiniz. Derindeki duygulari, ihtiyaçlari ve
    bedeninizin ritmini tanirsaniz, onlar rüyalariniza
    yansidiğinda kullandiklari dili anlayabilirsiniz.

    Bizler kendi bedenimizin dilini bilmiyoruz. Bedenin kendine has bir
    bilgeliği vardir. Binlerce ve binlerce yillik deneyime
    sa­hiptir. Benim bedenim annemin, babamin, onlarin anne ve
    baba­sinin ve tüm atalarimin deneyimlerini
    taşiyor. Bedenimdeki to­humun yüzyillarca süren
    gelişmesini biliyor. Ve onun kendi di­li var. Sabah
    uyandiğinizda fiziksel rüya ile fiziksel olmayani ayirt
    edebilmek için o dili anlamalisiniz.

    işte ancak o zaman yeni bir olasiliğin yolu açilir,
    eterik bede­ninizin farkina varabilirsiniz; ancak o zaman -daha
    önce değil- daha derinleşirsiniz. Daha derin düzeylerdeki
    ses, koku ve işik­larin farkinda olursunuz. Yürürken,
    yürüyenin ruhsal beden de­ğil, fiziksel beden olduğunun
    farkinda olursunuz. Aradaki fark son derece belirgindir. Yemek yerken
    ruhsal bedenin değil, fi­ziksel bedenin yediğini fark
    edersiniz. Ruhsal açliklar, ruhsal susuzluklar, ruhsal arzular da
    vardir ama bunlar ancak fiziksel bedeni tümüyle
    tanidiğinizda hissedilebilir.

    Rüya görmek çok önemli bir konudur; hala
    keşfedilmemiş, bilinmeyen, gizemli bir konu. Gizli bilgilerin bir
    bölümü rüya­lar hakkindadir. Ama artik gizli
    olan her şeyin açiğa çikarilma­sinin vakti geldi.
    şu ana kadar gizlenenler gizli kalmaya devam ederse artik
    tehlikeli olacaklar.

    Geçmişte bazi şeylerin gizli kalmasi gerekiyordu
    çünkü bil­gi, cehaletin eline düştüğünde tehlikeli olur.
    Batida bilim konu­sunda olan budur. Artik bilim insanlari
    bunu anladilar. Bu yüz­den gizli bilimler yaratma
    peşindeler. Politikacilar nükleer silahlari
    öğrenmemeliydiler. Yeni keşifler gizli kalmali. Bilgilerin
    açiklanmasinin tehlikeli olmayacaği zamani beklemeliyiz.
    Bu da, insanin yeterince gelişmiş olacaği zamandir.

    Ayni şekilde ruhsal alanda da eskiden Doğuda pek çok şey
    biliniyordu. Ama bu bilgiler cahil insanlarin eline düştüğünde
    tehlikeli olacaklardi. Bu yüzden anahtar gizlendi. Bilgiler
    gizlendi, gizem dünyasina saklandi. Kişiden kişiye
    büyük ihtiyatla aktarildi. Ama artik bilimdeki
    ilerlemeler nedeniyle onlarin açiklanmasi gerekiyor. Ruhsal ve
    gizemli gerçekler sakli kaldiği sürece bilim tehlikeli
    olacak. Ruhsal bilgiler ile bilim başa baş gitmeli.

    Rüyalar gizem boyutunun en önemli unsurlarindan biridir. Bu
    konuda farkindaliğinizi geliştirmeye başlamaniz
    için bir şeyler anlattim ama tüm bilgileri
    açiklamadim. Bu ne gerekliydi ne de bir yarari olurdu. Bu
    nedenle boşlukta biraktiğim noktalar oldu. Bu yola
    girdiğinizde o boşluklar kendiliğinden dolacak. Ben yalnizca
    en üst katmana değindim. Bu sizin bu konuda bir teori
    geliştirmeniz için yeterli değil; ama başlamaniza
    yeterli.

    OSHO
    Alıntıdır..
    Konu Selene tarafından (17-02-2010 Saat 12:35 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Suzie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-08
    İtibar Puanı
    120
    Mesajlar
    2,308

    Rüya Sürecinin Psikolojisi

    Rüya Sürecinin Psikolojisi

    Rüyaların büyük bir bölümü uyanıldığında unutulmuş olur. Hatırlanmaya çalışıldığında eklemeler olacağı varsayımıyla Freud'un rüyalara ve psikanalitik niteliklerine verdiği önem eleştirilmektedir. Fakat Freud'a göre bu eleştiriler yersizdir. Rüyaların unutulması ve başkasına anlatılırken değişebilmesi durumu aslında yorumlamayı önemli ve olumlu şekilde etkiler. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Rüya bir "dilek gerçekleşmesi"dir. Genellikle bilinçaltında kalan bir dileğin rüyanın oluşum sürecinden geçerken sansüre ve değişime uğramasıyla oluşan, yoğunlukla görsel bir deneyimdir. Bilinçaltındaki dileğin rüyada ifadesini sağlayan sansür kişi uyandığında da devam eder. Rüyaların unutulması veya anlatılırken değişikliğe uğraması aynı sansürün ürünüdür. Yani yorumlanan malzemeye yapılan değişiklik de yorumlamanın bir parçası olmalıdır. Nitekim, ister uyku halinde ister uyanıkken olsun düşünce dilekler aynı sistemin sürecinden geçmektedir.

    Yazara yöneltilen bir eleştiri de yorumlamaların psikiyatrist tarafından rastgele bağlantılar üzerine kuruluyor olmasıdır. Freud'a göre bu bağlantılar rastgele değil bir kırılma noktasına kadar sürdürülen çağrışımlarla birbirlerine bağlıdırlar. Kimi zaman sansürden dolayı bu bağları görmek kolay olmayabilir ama psikanalitik yöntemi iyi bilen bir doktor, hastanın da yardımıyla bu bağlara ulaşabilmektedir.

    Freud aslen nörolog olduğu için çalışmalarının büyük bir çoğunluğu histeri üzerinedir. Rüya yorumlarında da histeri hastaları üzerinde kullandığı bazı yöntemleri kullanmaktadır. Ona göre histerinin belirtilerinden halüsinasyon özde rüya ile benzerdir. Çılgın fantaziler artık kendini saklamaya gerek duymayan bir sansürün ürünüdür. Kontrol edilemeyen sansür karşı çıktığı parçaları tamamen siler ve geriye anlaşılması imkansız sayıklamalar bırakır.

    Vikipedi

+ Konuyu Cevapla

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198