Rüyalarin Psikolojisi
Bizim yedi tane bedenimiz vardir:
1) Fiziksel,
2) Eterik,
3) Astral,
4) Zihinsel,
5) Spiritüel,
6) Kozmik,
7) Nirvanik.
Her bedenin rüya tipi farklidir. Batida fiziksel beden
bilinç, eterik beden bilinçalti, astral beden ise toplu
bilinç olarak bilinir.
Fiziksel beden kendi rüyalarini yaratir. Mideniz bozulduysa
belirli bir rüya oluşturulur. Sağliksizsaniz,
ateşiniz varsa fiziksel beden yine buna göre rüyalar
yaratir. Kesin olan bir şey vardir: Rüya bir
rahatsizliktan doğar.
Rüyalar fiziksel rahatsizliktan olduğu kadar diş
etkenlerle de ortaya çikabilir. Uyurken bacaklariniza islak
bir kumaş değiyorsa rüyanizda bir nehiri geçtiğinizi
görebilirsiniz. Yastiğiniz göğsünüzün
üzerindeyse birisinin üstünüze oturduğunu ya da
üzerinize bir taş düştüğünü görebilirsiniz.
Bunlar fiziksel bedenin rüyalaridir.
Eterik (ikinci) beden kendine özgü biçimde rüya görür.
Bu eterik rüyalar Bati psikolojisinde pek çok karmaşaya
neden oldu. Freud yanildi ve bunlarin bastirilmiş
arzulardan kaynaklandiğini sandi. Bastirilmiş
arzulardan doğan rüyalar vardir ama bu rüyalar ilk bedene
aittir, fizikseldirler. Fiziksel arzulari bastirdiysaniz,
örneğin oruç tuttuysaniz, rüyanizda kendinizi
kahvalti ederken görebilirsiniz. Ya da seksi
bastirdiysaniz, rüyanizda seksüel fanteziler
yaşayabilirsiniz ama bu rüyalar ilk bedene aittir. Eterik beden,
psikolojik soruşturmalari n dişinda kalmiştir. Bu
yüzden bu rüyalari ilk bedene, yani fiziksel bedene aitmiş
gibi yorumlanir. Bunun sonucunda ortaya büyük bir
karmaşa çikiyor.
Eterik beden rüyalarda yolculuklar yapabilir. Bedeninizi kolayca
terk edebilirsiniz. Bu deneyimi ancak bir rüya olarak
animsarsiniz ama bu fiziksel bedenin gördüğü bir rüya
gibi değildir. Siz uyurken eterik bedeniniz çikip
gidebilir. Fiziksel bedeniniz olduğu yerde kalir ama eterik
bedeniniz uzayda yolculuk yapabilir. O, mekanla kisitli
değildir. Onun için mesafe kavrami da yoktur. Bunu
anlayamayanlar, eterik bedenin varliğini kavrayamayanlar bunu
bilinçsizliğin yarattiği bir olgu olarak düşünebilirler. O
zaman onlara göre psikolojik anlamda rüya görmek
"bilinçsizce" olur. Yanliş; böyle değildir. Bunlar
fiziksel etkenler sonucu görülen rüyalar kadar
bilinçlidir ama farkli bir boyutta bilinçlilik söz
konusudur. Eterik bedeninizin farkinda olduğunuzda o
boyuttaki rüya bilinçli hale gelir.
Fiziksel rüyalar diş etkenlerle oluşturulabildiğ i gibi
eterik rüyalar da bilerek yaratilabilir. Eterik
vizyonlari, rüyalari yaratmanin bir yolu mantra
yöntemidir. Belirli bir mantra ya da belirli bir nada (eterik
merkezde duyulan, tekrarlanan bir sözcük) eterik rüyalar
yaratabilir. Pek çok metot vardir. Ses bunlardan yalnizca
biridir.
Sufiler, eterik vizyonlar yaratmak için parfüm
kullanirlardi. Belirli bir parfüm belirli bir rüya
yaratabilir.
Renkler de yardimci olur. Leadbeater (ilk teozofik hareketin
başlaticisi olan bu kişi Krishnamurti' nin eğitiminde
önemli bir rol oynamişti) bir keresinde bir "mavilik"
rüyasi görmüştü -yalnizca mavilik ama mavinin belirli
bir tonunda. Yillar süren araştirmalar sonucunda bu
ton, bir italyan dükkaninda bulundu -tam o tonda mavi kadife
bir kumaşta. Daha sonra o kadife başkalarinda eterik
rüyalarin yaratilmasinda kullanildi.
Ayni şekilde, bir kişi derin meditasyon halindeyken bir
takim renkler görür; hiç bilinmeyen parfümler yani
güzel kokular, sesler ve müzik duyar ve hissederse, bunlar da
eterik bedenin rüyalaridir. Spiritüel vizyon denilen
şeyler eterik bedenin olgularidir; eterik rüyalardan
başka bir şey değildirler. Müritlerinin
karşisinda beliriveren gurular aslinda eterik yolculuk
yapiyorlar, eterik rüyalar görüyorlar. Ama bizler zihnin
yalniz tek bir fiziksel boyuttaki varliğini
araştirdiğimiz için bu rüyalari ya fiziksel dilde
yorumluyoruz ya hiç ilgilenmiyoruz ya da bilinçaltina
itiyoruz.
Bir şeyin bilinçaltina ait olduğunu söylediğimizde
aslinda onun hakkinda bir şey bilmediğimizi
söylüyoruz. Gerçekte yaptiğimiz bir aldatmacadan
başka bir şey değil. Hiçbir şey bilinçsizce
yapilmaz. Her şey ya bilinçlidir ya da bilincin daha derin bir
boyutunda olur. Fiziksele göre eterik bilinçsizdir; eterik için
ise astral. "Bilinç" bilinen demektir; "bilinçsiz" ise -henüz-
bilinmeyen.
Bir de astral rüyalar var. Astral rüyalarinizda daha
önceki yaşamlariniza dönersiniz. Bu üçüncü
boyutta rüya görmektir.
Bazen siradan bir rüyada hem eterik bir bölüm hem de astral
bir bölüm bulunabilir. Rüya o zaman karişik bir hal alir,
çözümleyemezsiniz. Ayni anda var olan yedi tane bedeniniz
olduğu için bazen boyutlar birbirinin içine girebilir ve
anlamaniz mümkün olmaz. Dernek ki siradan
rüyalarin içinde bile küçük küçük eterik ve astral
bölümler olabiliyor.
ilk beden, yani fiziksel olan ne zamanda ne de mekanda yolculuk
eder. Bulunduğunuz zaman ve fiziksel durum içinde kalmak
zorundasiniz. Diyelim ki saat gecenin onu. Fiziksel bedeniniz
ancak orada rüya görebilir, öteye geçemez. Eterik
bedeninizin içindeyseniz mekanda yolculuk edebilirsiniz ama
zamanda edemezsiniz. Her yere gidebilirsiniz ama saat hala gecenin
onudur. Yalnizca mekanda yolculuk yapabilirsiniz. Astral, yani
üçüncü boyutta ise hem zamanda hem de mekanda yolculuk
yapabilirsiniz. Astral beden için zaman bir sinir
değildir ama yalniz geçmişe gidebilir. Geleceğe
gidemez. Astral zihin amipten insana kadar sonsuz sayida
geçmişlere gidebilir.
Jung ekolü astral zihne toplu bilinç der. Bu sizin geçmiş
yaşamlarinizin tarihçesidir. Bunlar bazen siradan
rüyalara da sizarlar ama genellikle bu hastalikli
durumlarda olur. Bir kişi akil hastasi ise normalde birbirinden
ayri olan ilk üç beden karişmiştir.
Rüyalarinda geçmiş yaşamlarini görür ama
kimse ona inanmaz. Zaten kendisi de inanmaz, yalnizca bir
rüya der geçer. Aslinda bu fiziksel değil, astral boyut
rüyalaridir. Ve Astral rüyalar çok anlamli ve
önemlidir. Ama üçüncü beden yalnizca geçmiş
hakkinda rüyalar görebilir, gelecekte neler olacağini
göremez.
Dördüncü beden zihinseldir. Hem geleceğe hem de
geçmişe yolculuk yapabilir. Ortada bir tehlike varsa siradan
bir kişi bile geleceği görebilir. Sevdiğiniz,
yakininiz olan bir kişi ölmek üzereyse bu mesaj size
siradan bir rüyada da iletilebilir. Başka rüya
boyutlarini ve başka olasiliklari bilmediğiniz
için mesaj size siradan bir rüyada iletilmiştir.
Fakat bu rüya açik seçik olmaz çünkü onun siradan
rüyalariniza girmeden önce aşmasi gereken
engeller vardir. Her engelde bazi bölümler takilir
kalir, bir şeyler değişir. Her bedenin kendine
özgü sembolleri vardir. Bu yüzden bir rüya bir bedenden
diğerine geçerken bu semboller geçtiği bedenin diline
tercüme edilir. Bunun sonucunda her şey anlaşilmaz bir hale
gelir.
Dördüncü bedende açik seçik bir biçimde rüya
görmekteyseniz -başka bir bedenden değil doğrudan bu
bedenden kaynaklanan bir rüya- o zaman geleceği
görebilirsiniz. Ama yalniz kendi geleceğinizi; başka birinin
geleceği size kapalidir.
Dördüncü beden için geçmiş ve gelecek şimdidir.
Geçmiş ve gelecek "şimdi"de birleşmiştir. Her şey
şimdi haline gelmiştir. şimdi, geçmişe gider. Geleceğe
giden de "şimdi"dir. Geçmiş ve gelecek yoktur ama zaman yine de
mevcuttur. Zaman, "şimdi" olarak bile hala akan bir zamandir. Hala
zihninizi odaklamak zorundasiniz. Geleceğe doğru
bakabilirsiniz; ama ancak zihninizi o yöne doğru
odakladiğinizda. O zaman geçmiş ve gelecek bir süre
için ortadan kalkar. Geleceğe odaklandiğinizda şimdi ve
geçmiş olmaz. Geçmişi, geleceği ve şimdiyi
görebilirsiniz ama birlikte değil. Ve yalniz kendi kişisel
rüyalarinizi görebilirsiniz çünkü onlar, size ait
olan "onlar"dir.
Beşinci, yani spiritüel beden kişisel boyutun ve zaman
boyutunun sinirlarini aşar. Artik
sonsuzluktasi niz. Rüya sizin değil, tüm varoluşun
geçmişi hakkindadir. Geleceği kapsamaz.
Bütün mitolojiler bu beşinci bedenden kaynaklanmiştir.
Hepsi aynidir. Semboller değişiktir, öyküler
biraz farklidir ama ister Hiristiyan, ister Hindu, ister Musevi
ve ister Misir mitolojisi olsun birbirleri ile paraleldir.
Dünyanin nasil yaratildiğini anlatanlar temelde
birbirinin aynidir. Örneğin büyük tufanin
öyküsü dünyanin her yerinde mevcuttur. Bu tufanin
izleri ve kanitlari yok ama mitolojilerde yer aliyor.
Beşinci zihinde, yani spiritüel bedende onun kayitlari var.
Bu zihin büyük tufani rüyasinda görebiliyor.
içinizin derinliklerine indikçe rüyalar daha fazla gerçeklik
kazanir. Fiziksel rüyalarin da kendi gerçeklikleri vardir
ama bu kadar gerçek değillerdir. Eterik daha gerçektir, astral
ise ondan daha fazla gerçektir. Zihinsel gerçeğe yaklaşir ve
sonunda beşinci bedende rüyalariniz tümüyle
gerçekçi olur. Gerçeği bilmenin yolu budur. Buna
rüya adi vermek doğru değildir. Yine de rüyadir
çünkü objektif gerçek yoktur. Kendi içinde objektiftir ama
sübjektif bir deneyimdir.
Beşinci bedenlerini gerçekleştirmiş iki kişi birlikte
rüya görebilir. Beşinci bedenden önce bu mümkün
değildir. Normalde ortak bir rüya görülemez ama beşinci
bedenden sonra çok sayida insan ayni rüyayi
görebilir. Rüyalar böylece -bir anlamda- objektif hale gelir.
Kiyaslamalar yapilabilir. Beşinci bedenle rüya gören
pek çok insanin ayni mitolojileri bilmelerinin nedeni budur. O
mitolojileri yaratan tek bir kişi değildir. Belirli ekollerin
ve geleneklerin ortak çalişmasi ile ortaya çikarlar.
Böylece, beşinci tip rüyalar çok daha gerçekçidir.
ilk dört tip kişisel olduklarindan bir anlamda gerçek
değildir; ikinci bir kişi tarafindan paylaşilamaz; fantezi
ya da gerçek olup olmadiği kanitlanamaz. Fantezi sizin
ürettiğiniz bir şeydir. Rüya ise varliğinin
farkina vardiğiniz bir deneyimdir. Derine indikçe rüya
daha inanilir olur, daha az hayal gücü içerir. Daha
objektif, daha gerçek olur.
Bütün teolojik kavramlar beşinci beden tarafindan
yaratilir. Dilleri, terminolojileri, kavramlari farklidir
ama temelde aynidirlar. Onlar beşinci beden
rüyalaridir. Bu konuda söyleyebileceğ im bu kadar...
Altinci, yani kozmik bedende, bilinç/bilinçalti ,
madde/zihin eşiğini aşarsiniz. Ortada hiçbir
belirginlik kalmaz. Altinci bedenin rüyalari kozmos
hakkindadir. Bilinçlilik eşiğinden öteye
geçtiğinizde bilinçsiz dünya da bilinçli hale gelir.
Artik her şey canli ve bilinçlidir. Madde dediğimiz
şey bile artik bilinçliliğin bir parçasi olur.
Altinci bedende kozmik mitolojinin rüyalari
görülür. Kişisel olani, bilinci, zaman ve mekani
aştiniz ama dil hala vardir; bir şeylere işaret eder,
bir şeyleri gösterir. Altinci tip rüyalarda
Brahma'nin, Maya'nin teorileri, teklik ve sonsuzluk teorileri
deneyimlenir. En yüce sistemleri ve dinleri yaratanlar bu kozmik
boyutta rüya görenlerdir.
Altinci zihnin rüyalari varoluş rüyalaridir,
olmayiş rüyalari değildir. Pozitif varoluş yaşanir.
Yine de bir olmayiş korkusu mevcuttur. Zihin ve madde
birleşmiştir ama varoluş ile olmayiş, olmak ile olmamak hala
ayridir. işte sonuncu engel budur.
Yedinci, nirvanik beden ise pozitifin ötesine, hiçliğe
siçrar. Onun kendine özgü rüyalari vardir. Bunlar
varolmayiş, hiçlik ve boşluk rüyalaridir. Evet arkada
birakilmiştir. Artik hayir bile hayir
değildir; hiçlik hiçbir şey demek değildir; hiçbir
şey daha da sonsuzdur. Pozitifin sinirlari olmasi
gerekir, o sonsuz olamaz. Yalnizca negatif sinirsizdir.
Yedinci bedenin rüyalarinda semboller, formlar yoktur. Var olan
formsuzdur. Ses yoktur, sesi olmayan vardir; mutlak sessizlik
hüküm sürer. Bu rüyalar mutlaktir, sonsuzdur.
Yedi bedenin her birinin kendine özgü rüyalari vardir.
Ama rüyalarin bu yedi boyutu bile yedi tip gerçeği anlamaya
engel oluşturabilir.
Fiziksel bedeniniz gerçek olani tanir ve onun rüyasini
görür. Yemek yemeniz bir gerçekliktir ama açken
rüyanizda yemek yediğinizi görmeniz gerçeklik
değildir. Rüya, gerçek yiyeceğin yerine geçmiştir.
Fiziksel bedenin kendine özgü gerçeği ve rüyalari
vardir. Fiziksel beden bu iki farkli şekilde de işler ve bu
iki ayri işlev birbirinden çok farklidir.
Siz merkeze yaklaştikça -içine girdiğiniz beden
yükseldikçe- rüya ile gerçek birbirine daha fazla
yaklaşir. Tipki bir çemberin sinirlarindan merkeze
uzanan çizgilerin merkez noktasina doğru birbirine
yaklaşmasi gibi. Ayni şekilde fiziksel bedeni çemberin
üzerinde düşünürsek, onun rüyalari ile gerçekleri
birbirinden son derece uzak noktalardadir. Onun rüyalari
yalnizca fantezilerdir.
Eterik bedende bu mesafe o kadar fazla değildir. Gerçek ile
rüya birbirine yaklaşmiştir. Bu yüzden ikisini ayirmak
güçleşir. Fiziksel bedende neyin rüya neyin gerçek
olduğunu kesinlikle bilirsiniz. Yine de eterik rüyalarda bu fark
anlaşilir. Yaptiğiniz eterik yolculuk gerçekse, bu siz
uyanikken olur. Farki anlamak için eterik bedende uyanmaniz
gerekir.
Eterik bedende uyanik kalabilmenin yollari vardir. Japa (bir
mantranin tekrarlanmasi ) gibi içsel metotlar diş dünya
ile bağlantinizi keser. Uykuya dalarsaniz,
sürekli tekrarlamalar hipnotik bir uyku durumu yaratir. O zaman
rüya görmeye başlarsiniz. Ama japa sirasinda
uyanik kalirsaniz gerçeğin de farkindasiniz
demektir.
Üçüncü beden olan astral ile bu farki anlamak daha
güçleşir çünkü gerçek ile rüya birbirine iyice
yaklaşmiştir. Yalnizca astral rüyalarin değil,
gerçek astral bedenin farkina vardiğinizda ise ölüm
korkusunu aşarsiniz. O sinirdan sonra insan,
ölümsüzlüğünün farkina varir. Ama astral
deneyim gerçek değil de rüya ise, o zaman sizi büyük bir
ölüm korkusu sarar. işte, gerçek ile rüya arasindaki
farki kesin olarak anlamaniza yarayacak olan nokta budur:
Ölüm korkusu.
Ruhun ölümsüz olduğuna kendini inandiran bir kişi
astral bedende neyin gerçek ve neyin astral rüya olduğunu
anlayamaz. Ölümsüzlüğe inanmamak gerekir; onu bilmek
gerekir. Ama bilmeden önce kişinin bu konuda şüpheleri,
ikilemleri olmalidir. Ancak o zaman gerçekten biliyor musunuz,
yoksa kendinizi mi inandiriyorsunuz, anlarsiniz. Ruhun
ölümsüzlüğüne inaniyorsaniz, bu inanciniz
astral zihninize de yansir. Bu konuda rüyalar görmeye
başlarsiniz ama bunlar rüya olmaktan öteye geçmez. Ama
inanciniz yok, yalnizca -ne bulacağinizi bilmeden,
önyargisiz biçimde- büyük bir bilme, öğrenme
ve araştirma arzunuz varsa, işte o zaman farki
kavrarsiniz. Bu yüzden ruhun ölümsüzlüğünü,
geçmiş yaşamlar yaşandiğini inançlari nedeni ile
kabul edenler astral boyutta gerçeği bilemeden yalnizca rüya
görürler.
Dördüncü -zihinsel- bedende rüya ile gerçek birbirine
komşudur. Birbirlerine o denli benzerler ki onlari
kariştirmak çok kolaydir. Zihinsel beden gerçek kadar
gerçekçi rüyalar görebilir.
Böyle rüyalari oluşturmanin metotlari da vardir;
yoga ve tantrik metotlar ve diğerleri gibi. Yalnizlik ve
karanlik içinde yaşayan, oruç tutan kişiler bu
dördüncü tip zihinsel rüyalari yaratabilirler. Bunlar
bizi çevreleyen gerçeklerden daha gerçek görünebilir.
Dördüncü bedende zihin tümüyle yaraticidir.
Maddesel sinirlar ve hiçbir nesnellikle kisitli
değildir; her şeyi tam bir özgürlük içinde
yaratir. şairler, ressamlar bu dördüncü tip rüyalar
içinde yaşarlar, tüm sanat eserleri dördüncü tip
rüyalarda üretilir. Bu boyutta rüya görebilenler
büyük sanatçilar olabilirler, ama bilen kişi olmazlar.
Dördüncü bedende kişi zihnin yarattiği her şeyin tam
anlami ile farkinda olmalidir. Hiçbir şeyi
yansitmamalidir aksi halde yansitmalar
kaçinilmazdir. Hiçbir şeyi dilememelidir, aksi halde o
dilek gerçekleşebilir; bunun için her olanak mevcuttur. Dilek
gerçekleşecektir. Hatta yalnizca içsel olarak değil,
dişta da gerçekleşecektir. Dördüncü bedende zihin
son derece güçlüdür, son derece berraktir çünkü
dördüncü beden zihin için en son siğinaktir.
Bunun ötesinde, zihnin olmadiği boyut başlar.
Zihin dördüncü bedenden kaynaklandiği için istediğiniz
her şeyi yaratabilirsiniz. insan kendine sürekli olarak
arzunun, hayal gücünün, imgelerin, gurularin ve
Tanri'nin olmadiğini hatirlatmak zorundadir. Aksi
halde bunlarin tümü sizin tarafinizdan
yaratilacaktir. Yaratici siz olursunuz! Onlari
görmek o derece mutluluk vericidir ki onlari yaratmaktan
kendinizi alikoymak çok zordur. Sadhakanin -arayanin-
önündeki son engel işte budur. Bunu aşabilirse daha fazla
engelle karşilaşmayacakti r.
Kendinizin dördüncü bedende yalnizca bir gözleyici
olduğunuzu unutmazsaniz, o zaman neyin gerçek olduğunu
bilirsiniz. Yoksa rüyalar görmeye devam edersiniz. Hiçbir
gerçek bu rüyalarla yarişamaz. O kadar coşku
duyarsiniz ki, hiçbir coşku onunla kiyaslanamaz. Bu
yüzden insan, duyulan vecdin, mutluluğun ve ne çeşit imgeler
gördüğünün sürekli farkinda olmalidir. Bir imge
ortaya çiktiği an, dördüncü zihin ondan bir rüya
oluşturmaya başlar. Bir imgeyi bir diğeri izler ve
rüyaya kapilirsiniz.
Dördüncü tip rüyalar ancak onlarin yalnizca bir
gözlemcisi, bir taniği olarak kalabildiğinizde önlenebilir.
Gözlemci olmak çok önemlidir çünkü ortada bir rüya
olduğunda siz onunla özdeşleşirsiniz. Dördüncü
bedende özdeşleşmek, rüya görmekle eşit anlamdadir.
Bu boyutta gerçeğe giden yol gözlemci zihinden geçer.
Beşinci bedende gerçek ile rüya bir olur. Her ikilik ortadan
kalkmiştir. Artik hiçbir farkindalik söz konusu
değildir. Farkinda değilken bile farkinda
olmadiğinizin farkinda olursunuz. Rüyalar artik
gerçeğin bir yansimasi olmuştur. ikisi arasinda
fark vardir ama ayrim yoktur. Aynadaki yansimama baktiğimda
ben ve yansimam ayniyiz ama farkliyiz. Ben
gerçeğim, yansimam ise değil.
Beşinci zihin çeşitli kavramlar yarattiğinda kendini
tanidiğini sanabilir çünkü aynadaki
yansimasini görmüştür. Kendini tanir ama
gerçekte olduğu gibi değil, yalnizca yansimasinda
gördüğü gibi. Tek fark budur ama bu ayni zamanda tehlikeli
bir şeydir. Tehlike, yansimanin size yeterli gelmesi ve aynada
gördüğünüzü gerçek olarak kabul etmeniz
olasiliğidir.
Bu, beşinci beden açisindan gerçek bir tehlike
oluşturmaz; altinci beden için tehlikelidir. Kendinizi
yalnizca aynada gördüyseniz, beşincinin
sinirini aşip altinciya geçemezsiniz. Bir
aynanin içinden hiçbir yere geçemezsiniz. Bu yüzden
beşincide takilip kalmiş pek çok insan vardir.
Sonsuz sayida ruhun olduğunu ve her ruhun ayri bir
kişiliği olduğunu söyleyenler bu insanlardir.
Kendilerini tanimiş ve bilmişlerdir; ama ayna araciliği
ile, doğrudan değil.
Bu ayna nereden kaynaklaniyor? Oluşturulan bazi
kavramlardan: "Ben ruhum. Ölümsüz ve ebedi.
Ölümün ve doğumun ötesindeyim." Kendini ruh olarak
algilamak -biliş olmadan- aynayi yaratir. Kendinizi
olduğunuz gibi bilmez, kavramlarinizin aynasinda
gördüğünüz gibi bilirsiniz. Bunun şöyle farkina
varabilirsiniz: Bilgi size bir ayna araciliği ile geliyorsa,
bu bir rüyadir. Doğrudan geliyorsa o zaman gerçektir.
Tek fark budur ama bu çok önemli bir farktir, arkada
biraktiğiniz bedenlerle değil, henüz ulaşmaniz
gereken bedenlerle ilgilidir.
Peki, kişi beşinci bedende rüya mi görüyor yoksa
yaşadiklari gerçek mi, nasil anlayacak? Bunun tek
bir yolu var: tüm kutsal kitaplari bir kenara birakin.
Tüm felsefeleri terk edin. Ortada bir guru da olmamali, yoksa
o guru aynaniz olur. Bu noktadan itibaren tamamen
yalnizsiniz. Hiçbir rehberiniz olmamali, yoksa o rehber
bir ayna haline gelir.
Bu noktadan sonra tam ve mutlak bir yalnizlik vardir.
Yalnizlik duygusu değil; tek başinalik.
Yalnizlik duygusu hep başkalari ile, tek
başinalik ise kişinin kendisi ile ilintilidir. Benimle başka
hiç kimse arasinda bir bağ olmadiğinda yalnizlik
duyarim ama ben olduğumda tek başinayim.
Artik kişi her anlamda tek başina olmalidir; Ne
sözcükler, ne kavramlar, ne Hiristiyanlik, ne Hinduizm
olmaksizin; Buda, isa, Krishna ve Mahavir olmaksizin.
Kişi artik tek başina olmalidir, yoksa var olan her
şey bir ayna haline gelir; çok sevilen, çok değerli ama
çok tehlikeli bir ayna.
Tamamen yalniz olduğunuzda yansiyabileceğ iniz hiçbir
şey yoktur. Bu yüzden beşinci beden meditasyon demektir. Bunun
anlami hiçbir zihinselliğin olmadiği mutlak
yalnizliktir, zihinsizliktir. Zihin de bir ayna olacağindan
ortada zihin ve düşünme olmamalidir.
Altinci bedende ayna yoktur. şimdi yalniz kozmik olan
vardir. Siz kayboldunuz. Artik yoksunuz; rüya gören yok
oldu. Ama rüya gören olmadan da rüya var olabilir. Rüya
gören olmadan rüya mevcut olduğunda ise bu özgün
gerçeklik gibi gelir. Bir zihin bir düşünen yoktur, bir yoktur. O
zaman ne biliniyorsa, o bilinir. O, bilginiz haline gelir.
Yaratiliş hakkindaki mitolojiler ortaya çikar.
Gözünüzün önünden geçerler. Siz
durağansiniz. Her şey gelip geçmektedir. Onlari
yargilayacak, rüya görecek kimse yoktur.
Ama olmayan bir akil hala var. Yok edilmiş bir zihin hala var,
kişisel olarak değil kozmik bütünlük olarak. Siz yoksunuz
ama Brahma var. Bu yüzden bütün alemin Brahma'nin
gördüğü bir rüya olduğunu söylerler. Bütün bu
dünya bir rüyadir, bir mayadir. Ama bu her şeyin,
tümün bir rüyasidir. Kişisel bir rüya değildir.
Rüyayi gören tümdür, siz değilsiniz.
Artik tek ayirim rüyanin pozitif olup olmadiğidir.
Pozitif ise bir hayaldir, bir rüyadir çünkü nihai bir
biçimde var olan yalniz negatiftir. Her şey bu
biçimsizliğin bir parçasi olduğunda, her şey orijinal
kaynağina döndüğünde, her şey vardir ve ayni
zamanda yoktur. Geriye kalan tek faktör pozitiftir.
Aşilmasi gerekir.
işte bu nedenle altinci bedende pozitif kaybolursa, yedinciye
girersiniz. Altincinin gerçeği yedinciye açilan
kapidir. Ortada pozitif hiçbir şey yoksa -ne mitoloji ne de
bir imge- rüya terk edilmiştir. Artik yalnizca olan
vardir; olduğu gibi. Artik varoluştan başka
hiçbir şey yoktur. şeyler yoktur, yalnizca kaynak vardir.
Ağaç yoktur ama tohum vardir.
Bu tip zihne ulaşanlar buna tohumlu samadhi {samadhi sabeej)
adini verdiler. Her şey yitirilmiştir, her şey orijinal
kaynağina, kozmik tohuma dönmüştür. Ama tohumda bile
rüya görmek mümkündür. Bu yüzden tohumun da yok
edilmesi gerekir.
Yedincide ne rüya ne de gerçek mevcuttur. Ancak rüya
görmek mümkün olduğu sürece gerçek bir şeyi
görebilirsiniz. Rüya görülemiyorsa ne gerçek ne de hayal
var olabilir. Bu yüzden yedinci merkezdir. Artik rüya ve
gerçek bir oldular. ikisi arasinda bir fark kalmadi.
Hiçliği ya bilirsiniz ya da rüyasini
görürsünüz ama hiçlik hep ayni kalir.
Rüyamda sizi görüyorsam bu hayal kapsamina girer.
Karşimdaysaniz ve sizi görüyorsam bu gerçektir. Ama
rüyamda sizin yokluğunuzu görüyorsam ya da siz
karşimda yokken yokluğunuzu görüyorsam, bu ikisi
arasinda bir fark yoktur. Rüyanizda herhangi bir şeyin
yokluğunu gördüğünüzde bu rüya gerçek yokluğun
kendisi ile ayni olur. Ancak pozitif anlamda gerçek bir fark
mevcuttur. Yani altinci bedene kadar farklilik vardir.
Yedinci bedende yalnizca hiçlik hüküm sürer. Tohum
bile yoktur. Bu nirbeej samadhi, yani tohumsuz samadhidir. Artik
rüya görmek mümkün değildir.
Özetle, yedi tip rüya ve yedi tip gerçek vardir. Bunlar
birbirinin içine sizarlar. Bu da insanin aklini son
derece kariştirir. Ama bu yedisini birbirinden
ayirabilirseniz, bu konuda bir kesinliğe varirsaniz,
sonuç çok iyi olur. Psikoloji hala rüyalar konusunda
çok yetersiz kaliyor. Tüm bilinen fiziksel, bazen de ruhsal
yön. Ama ruhsal yön bile fiziksel nedenlerle açiklaniyor.
Jung, Freud'dan biraz daha derine indi ama o da insan beynini
mitolojik ve dini açilardan ele aldi. Yine de tohumu anladi.
Bati psikoloji biliminin gelişmesi Freud'un değil, Jung'un
ilkeleri ile mümkündür. Freud bir öncüydü ama bir
öncü kendi buluşlarina takilip kalirsa
gelişmenin önünde bir engel haline gelir. Artik
Freud'un modasi geçti ama Bati psikolojisi hala onun
başlattiği akima takilip kalmiş durumda. Artik
Freud tarihe gömülmeli. Psikolojinin ileri götürülmesi
gerekiyor.
Amerika'da rüyalar hakkinda laboratuar teknikleri yoluyla bilgi
edinilmeye çalişiliyor. Bu alanda pek çok laboratuar var ama
hepsi de yalnizca fiziksel yöntemler kullaniyor.
Rüyalarin tamamen anlaşilabilmesi için yoga, tantra ve
bilinmeyeni inceleyen diğer yöntemlerin eğitimi
yapilmalidir. Her tip rüyaya paralel bir tip gerçek
vardir. Maya ve illüzyonlar dünyasi bütünü ile
bilinemediği zaman gerçeği bilmek de olanaksizdir.
Bu sözlerimi bir sistem, bir teori olarak algilamayin.
Bunlari yalnizca bir başlangiç noktasi olarak alin ve
bilinçli bir zihinle rüya görmeye başlayin. Ancak
rüyalarinizda bilinçli olduğunuzda gerçeği
bilebilirsiniz.
Bizler, fiziksel bedenlerimiz içinde bile bilinçli değiliz.
Ancak bedenimizde bir yer hastalandiğinda onun farkinda
oluyoruz. Oysa ki insan sağlikliyken de bedeninin
farkinda olmalidir. Hastalik sirasinda onun
farkinda olmak acil bir durum önleminden başka bir şey
değildir. Bu da zaten bedenin doğasindan gelir. Zihniniz
bedeninizin hastalikli parçasinin farkinda olur,
böylece onu iyileştirmeye eğilir. Ama iyileştiği
anda onu tekrar unutursunuz.
Bedeninizin çalişmasinin, derindeki hislerinin,
müziğinin ve sessizliğinin farkinda olmalisiniz.
Beden bazen sessiz, bazen gürültülü, bazen de gevşemiş
durumdadir. Her durumdaki duygular birbirinden o kadar
farklidir ki, onlarin farkinda olmamak bir kayiptir.
Uyumaya başladiğinizda, sabah uyanirken bedeninizde
kolayca fark edilmeyen sessiz değişiklikler olur. Bunlarin
farkinda olmalisiniz.
Sabahlari uyandiğinizda gözlerinizi hemen açmayin.
Uykunuz bittiğinde bedeninizin farkinda olun. Gözlerinizi
kapali tutun. Neler oluyor? içinizde büyük
değişiklikler oluşmakta. Uyku sizi terk ediyor,
uyaniklik geliyor. Sabahlari güneşin doğuşunu
gördünüz ama bedeninizin doğuşunu hiç görmediniz.
Bu doğuş da çok güzeldir. Bedeninizin de bir sabahi
ve bir akşami var. Buna Sandhya denir; dönüşüm,
değişim ani.
Uyumaya başladiğinizda neler olduğunu sessizce izleyin. Uyku
size geliyor. Bunun farkina varin! Ancak böyle fiziksel
bedeninizin farkinda olabilir ve fiziksel rüyanin ne
olduğunu anlayabilirsiniz. O zaman sabah olduğunda hangi
rüyanin fiziksel, hangisinin fiziksel olmadiğini
anlarsiniz. Derindeki duygulari, ihtiyaçlari ve
bedeninizin ritmini tanirsaniz, onlar rüyalariniza
yansidiğinda kullandiklari dili anlayabilirsiniz.
Bizler kendi bedenimizin dilini bilmiyoruz. Bedenin kendine has bir
bilgeliği vardir. Binlerce ve binlerce yillik deneyime
sahiptir. Benim bedenim annemin, babamin, onlarin anne ve
babasinin ve tüm atalarimin deneyimlerini
taşiyor. Bedenimdeki tohumun yüzyillarca süren
gelişmesini biliyor. Ve onun kendi dili var. Sabah
uyandiğinizda fiziksel rüya ile fiziksel olmayani ayirt
edebilmek için o dili anlamalisiniz.
işte ancak o zaman yeni bir olasiliğin yolu açilir,
eterik bedeninizin farkina varabilirsiniz; ancak o zaman -daha
önce değil- daha derinleşirsiniz. Daha derin düzeylerdeki
ses, koku ve işiklarin farkinda olursunuz. Yürürken,
yürüyenin ruhsal beden değil, fiziksel beden olduğunun
farkinda olursunuz. Aradaki fark son derece belirgindir. Yemek yerken
ruhsal bedenin değil, fiziksel bedenin yediğini fark
edersiniz. Ruhsal açliklar, ruhsal susuzluklar, ruhsal arzular da
vardir ama bunlar ancak fiziksel bedeni tümüyle
tanidiğinizda hissedilebilir.
Rüya görmek çok önemli bir konudur; hala
keşfedilmemiş, bilinmeyen, gizemli bir konu. Gizli bilgilerin bir
bölümü rüyalar hakkindadir. Ama artik gizli
olan her şeyin açiğa çikarilmasinin vakti geldi.
şu ana kadar gizlenenler gizli kalmaya devam ederse artik
tehlikeli olacaklar.
Geçmişte bazi şeylerin gizli kalmasi gerekiyordu
çünkü bilgi, cehaletin eline düştüğünde tehlikeli olur.
Batida bilim konusunda olan budur. Artik bilim insanlari
bunu anladilar. Bu yüzden gizli bilimler yaratma
peşindeler. Politikacilar nükleer silahlari
öğrenmemeliydiler. Yeni keşifler gizli kalmali. Bilgilerin
açiklanmasinin tehlikeli olmayacaği zamani beklemeliyiz.
Bu da, insanin yeterince gelişmiş olacaği zamandir.
Ayni şekilde ruhsal alanda da eskiden Doğuda pek çok şey
biliniyordu. Ama bu bilgiler cahil insanlarin eline düştüğünde
tehlikeli olacaklardi. Bu yüzden anahtar gizlendi. Bilgiler
gizlendi, gizem dünyasina saklandi. Kişiden kişiye
büyük ihtiyatla aktarildi. Ama artik bilimdeki
ilerlemeler nedeniyle onlarin açiklanmasi gerekiyor. Ruhsal ve
gizemli gerçekler sakli kaldiği sürece bilim tehlikeli
olacak. Ruhsal bilgiler ile bilim başa baş gitmeli.
Rüyalar gizem boyutunun en önemli unsurlarindan biridir. Bu
konuda farkindaliğinizi geliştirmeye başlamaniz
için bir şeyler anlattim ama tüm bilgileri
açiklamadim. Bu ne gerekliydi ne de bir yarari olurdu. Bu
nedenle boşlukta biraktiğim noktalar oldu. Bu yola
girdiğinizde o boşluklar kendiliğinden dolacak. Ben yalnizca
en üst katmana değindim. Bu sizin bu konuda bir teori
geliştirmeniz için yeterli değil; ama başlamaniza
yeterli.
OSHO
Alıntıdır..
Konu Selene tarafından (17-02-2010 Saat 12:35 ) değiştirilmiştir.
Rüya Sürecinin Psikolojisi
Rüyaların büyük bir bölümü uyanıldığında unutulmuş olur. Hatırlanmaya çalışıldığında eklemeler olacağı varsayımıyla Freud'un rüyalara ve psikanalitik niteliklerine verdiği önem eleştirilmektedir. Fakat Freud'a göre bu eleştiriler yersizdir. Rüyaların unutulması ve başkasına anlatılırken değişebilmesi durumu aslında yorumlamayı önemli ve olumlu şekilde etkiler. Bunu şu şekilde açıklayabiliriz: Rüya bir "dilek gerçekleşmesi"dir. Genellikle bilinçaltında kalan bir dileğin rüyanın oluşum sürecinden geçerken sansüre ve değişime uğramasıyla oluşan, yoğunlukla görsel bir deneyimdir. Bilinçaltındaki dileğin rüyada ifadesini sağlayan sansür kişi uyandığında da devam eder. Rüyaların unutulması veya anlatılırken değişikliğe uğraması aynı sansürün ürünüdür. Yani yorumlanan malzemeye yapılan değişiklik de yorumlamanın bir parçası olmalıdır. Nitekim, ister uyku halinde ister uyanıkken olsun düşünce dilekler aynı sistemin sürecinden geçmektedir.
Yazara yöneltilen bir eleştiri de yorumlamaların psikiyatrist tarafından rastgele bağlantılar üzerine kuruluyor olmasıdır. Freud'a göre bu bağlantılar rastgele değil bir kırılma noktasına kadar sürdürülen çağrışımlarla birbirlerine bağlıdırlar. Kimi zaman sansürden dolayı bu bağları görmek kolay olmayabilir ama psikanalitik yöntemi iyi bilen bir doktor, hastanın da yardımıyla bu bağlara ulaşabilmektedir.
Freud aslen nörolog olduğu için çalışmalarının büyük bir çoğunluğu histeri üzerinedir. Rüya yorumlarında da histeri hastaları üzerinde kullandığı bazı yöntemleri kullanmaktadır. Ona göre histerinin belirtilerinden halüsinasyon özde rüya ile benzerdir. Çılgın fantaziler artık kendini saklamaya gerek duymayan bir sansürün ürünüdür. Kontrol edilemeyen sansür karşı çıktığı parçaları tamamen siler ve geriye anlaşılması imkansız sayıklamalar bırakır.
Vikipedi
Bu Konuyu Paylaşın !