Bir Eskimo deyişine göre; Tanrı, çocuklar ve delililer ile rüzgar aracılığı ile konuşurmuş..
Bir nefesle üfledi onu kendinden....
Yola çıktı Rüzgar....
Önce gündüzleri aştı, bulutlarla oynaştı, sonra gecelere vardı. Bazen yuvarlandı, bazen dalgalandı. Gündüzleri minik kuytulara saklandı, uyudu bazen. Sonra gece oldu, yıldızlarla beraber yol aldı. Denize uğradı, meltemini yanına aldı, karlı dağların karlarını havalandırdı. Yeşil ovalardan geçti bazen, otlayan kuzularla oynadı. Ihlamur ağaçlarının arasından geçti, kekik kokularını üstüne buladı. Çiçeklerin tüm renklerini içine çekti sonra, onları sevdi tek tek, sarı oldu, kırmızı oldu, pembeyle doldu eserek..
Arkasından güç verdi denizcinin yoluna, yelkenlerin içine kendini kattı tüm ağırlığınca. Dağlara çıktı, pervaneleri çevirdi, enerji oldu ismi sonra. Kuşların kanadında soluklandı, koşan atların yeleleriyle oynaştı. Çocukların uçurtma sevincine, sevinç kattı salındı bindiği muşamba parçasından ordan oraya...
Bazen çocuk oldu. Bazen de bilge oldu, estiği yerde iz bıraktı.
Peki sizin hangi manzaranızda Rüzgar vardı?
Binaların arasından geçerken, "yol verin" dedi, "kesmeyin önümü bu beton yığınlarıyla"... “Burdayım ben” dedi aslında, camların arasındaki boşluklardan uğuldarken fısıldadı mesajını, sadece onu duyana...
Ondan korunmak için paltosunun yakasını kaldıranların, kazaklarının içine daldı, saçlarıyla oynaştı. Ters yüz etti şemsiye gördüğünde, “hey yağmur değilim ben Rüzgarım” dedi, “benden sonra gelir belki yağmur, o zaman şemsiyeni aç. Şimdi hadi benimle biraz oynaş..”
Nazikçe saçlarımı savurdu bugün benim.. Okşadı saçlarımı... Önce dağıttı tel tel, sonra arkaya doğru uçurdu yüzüme eserken.. Gözlerimi kapattım ister istemez. Kızdım ona önce.. Sonra yerimde durdum savrulmamak için... O da durdu benimle... Çevremde döndü. İlgisi dağılınca, başka bir yöne gitti. Kandırdım sandım onu... Diğer adımımı attığımda, tekrar yanımda belirdi.
“Ne var” dedim. ”Evime iki adım var şurada, bırakta kapıdan gireyim.”
Arkamdan uzaklaştı. Sonra tekrar yanıma yaklaştı.
“Duysana” dedi. “Sana neler taşıdım bir dinlesen beni..” fısıldadı kulağıma...
Kapattı gözlerimi, dinlemem için dediklerini...
“ Gözlerini zaten kendine saklı, kulakların lazım bana ve kalbinle dokunacaksın nasıl olsa”
Havalandırdı beni.. Bulutları bindik, tepeleri, çayırları aştık. Deniz kabarcıklarının havalanışını duydum, kınalı koyunlara dokundum. Karların üstünden geçti sanki ellerim, irkildim bir anda.. Hapşurmak istedim, burnum gıdıklandı, sanırım burnuma kaçan eserken çuvallardan havalandırdığı renk renk baharattı. Sonra bir gülümsemeye dokunduk, gözleri kapalıyken rüzgarı dinleyen bir kadındı bizi dinleyen... Bir mutfağın camını açtık aniden, ocakta pişen yeşil biber dolmasına katılan sevgiyi kokladık beraber... Binanın kuytusuna yatmış bir evsizin yanından usulca geçirdi beni, “bırakalım da uyusun” dedi. Geçtik yanından ninni gibi. Sokak kedilerinin peşine takıldık sonra. Onları sığınacakları yeri göstermek adına, kovalıyormuşuz oysa.. Binaların arasından geçtik. Belki de size de uğradık dün gece... Camları tıklattık. Boşluk bulduğumuz yerlerden uğuldadık, bazılarınıza öpücük bile yolladık... “Temizlik bu” dedi... Havalandırdı havayı, temizledi savururken ordan oraya kendini... Alttaki ağır havayı üste çıkardı, silkeledi. Çekti içine, çıkardı yenisini... Biz nefeslenelim diye daha iyi..
“Bazen iyice esmek gerekse de... Korkular, endişeler, öfkelerde asılı kalıyor öylece havada... Ağırlaştırıyorlar sizi... Yollar boyu taşıdığım güzellikleri, renkleri, umudu, aşkı ve size özel mesajları dolduruyorum onların yerine... Her nefes alışınızda, içinize güzel şeyler doldurun diye.. “
Sonra başladığımız yere usulca indirdi beni... Saçlarımı düzeltti elinden geldiğince...
Kulağıma hafifçe esti.
“Duymak istersen sadece içini dinle... Bu sadece bir rüzgar deme... Hiçbirşey göründüğü gibi değildir, hiçbirşey bildiğini sandığın gibi de olmayabilir...”
“Hiçbir yer sana uzak değil, sen hepsindesin. Hiç kimse senden farklı değil, sen hepsisin. Evinin kapısına yürümen kadar kolay onu duyman, sadece dinle, gözlerini kapattığında bak içine.. Bugün benimle yolladı sevgisini, yarın yağmurlar taşır sana mesajını belki de...”
Kalbimi ferahlattı, temizledi,
doldurdu sevgiyle yüreğimi..
Gülümsedim...
Sonsuz aşkımı, sevgimi ve teşekkürümü doldurdum bende avuçlarıma..
Götürsün diye O’na
Bize yolladığı Rüzgarla....
.
Ellerimi kaldırdım iki yana..
Parmaklarımı araladım..
Rüzgar önce yanağımdan bir makas aldı.
Sonra parmaklarımın arasından
esip gitti usulca...
.
Bu Konuyu Paylaşın !