Allah razı olsun çok değerli bilgiler bunlar.Allah PEYGAMBERİMİZİN SAV evliya ve embiyanın şehit ve şühedaların şefaatlerinden mahrum etmesin bizi inşallah
Şefaat kelime olarak; birinden, başkası adına bir ricada bulunma, kusurlarının bağışlanmasını dileme, bir suçlu veya ihtiyaç sahibinin af ve iyiliğe kavuşması için diğeri tarafından vâsıtalık etme, kayırma, iltimas ve yardım isteme mânâlarına gelmektedir
İslâmî ilimler ıstılâhında ise şefâat, buna ehil olan bir zâtın, Allah Teâlâ’dan, günahkâr bir mü’minin affını niyaz etmesi demektir
Ehl-i Sünnet inancına göre, büyük günah sahipleri hakkında peygamberlerin (aleyhimüsselâm) ve hayırlı mü’minlerin şefaatta bulunma selahiyetleri/yetkileri vardır Bu husus meşhur hadislerle sabittir (1)
Kur’an-ı Kerim’de de, “(Ey Muhammed!) Hem kendinin hem de mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların günahının bağışlanmasını dile” (2) buyrulmuştur Şefaati inkâr edenlere sormak lazım: Rasûlüllah Efendimizin (sav) mü’minler için af dilemesinin faydası olmayacaksa bu ayetin manası nedir? Keza buyrulmuştur ki, “Artık şefaatçıların şefaati onlara (kâfirlere) fayda vermez” (3) Bu ayetin üslubundan ve ifade tarzından da anlaşılmaktadır ki şefaat vardır Yani; ey kâfirler, siz öyle kötü ve zor durumdasınız ki, herkese faydası olan şefaatin bile size yararı olmaz, denilmek istenmiştir (4)
İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (rh) hazretlerinin ifadeleriyle, başta Resûlüllah Efendimiz olmak üzere bütün peygamberlerin (aleyhi ve aleyhimü’s-salavâtü ve’t-teslîmât ve alâ Nebiyyinâ hâssa) ve Allâh’ın izniyle sâlih kulların, evliyâullâhın (kesrârahüm), şehitlerin bazı günahkâr mü’minlere, cezayı hak eden büyük günah sahibi kişilere şefâat edecekleri haktır, âyet ve hadislerle sâbittir Bu görüş, hiç şüphesiz Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mensuplarının görüşünü temsil etmektedir
Mü’minler, günahlarının affı, makamlarının-rütbelerinin, derece ve mevkilerinin yükselmesi ve daha bazı iyilik ve güzellikler için peygamberlerinden, Allah dostlarından, hayırlı ve sâlih zâtlardan şefaat talep edebilirler Ancak müşrikler-kâfirler ve şefaati inkâr edenler için şefaat bahis mevzuu değildir Kur’ân-ı Kerim’de buyrulmuştur ki, ’Onlara şefaatçilerin şefaati fayda vermez Böyle iken bunlara ne oluyor ki, âdeta arslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi hâlâ nasihatten-öğütten yüz çeviriyorlar?’(5)
Bu mevzûda İmâm-ı Rabbânî (ks) hazretleri ise şu açıklamalarda bulunur:
’Sâlih ve hayırlı zâtların; Allah Teâlâ’nın izni ile kıyâmet günü, âsîler ve günahkârlar hakkında şefaat etmeleri haktır, gerçektir Resûlüllah Efendimiz (sav) bu mânâda şöyle buyurdu:
‘Şefâatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir’(6)
Hz Cabir’in (ra) naklettiği bu hadis-i şerifi rivayet eden Tirmizî şu ziyadeyi kaydeder: “Büyük günah sahibi olmayanın şefaate ne ihtiyacı var!”
Kısacası bu mübarek sözleriyle Sevgili Peygamberimiz (sav), büyük günah işlemeleri sebebiyle azap görmeleri gereken kimselerin, şefaat sayesinde cehenneme girmekten kurtulacaklarını… Zerre miktarı da olsa iman sahibi bulunanlardan, günahları dolayısıyla cehenneme girmiş olanların da yine şefaat vesilesiyle oradan çıkacaklarını ifade etmektedir Bu meşhur bir hadistir, hatta bu mevzudaki hadisler mana yönünden mütevatirdir (7) Tîbî rahımehullah ise bu hadisi, ‘Helâk olanları kurtaracak şefaatim, büyük günah işleyenlere mahsustur’ diye anlamıştır
***
Kaç Türlü Şefaat Vardır?
Şefaat mevzuunu kısaca beş kısımda toparlayabiliriz
1 Sevgili Peygamberimizin (sav) zâtına mahsus olan şefâattir… Şefâatin en büyüğü ve en önemlisi de budur; şefât-i uzmâ
2 Rasûlüllah Efendimizin (sav) hayatta iken mü’minler için Allah katında şefaatçi olması…
3 Diğer peygamberlerin, velîlerin, sâlihlerin, şehitlerin vs şefâat etmeye izinli olanların şefâatleri
4 Mü’minin kendi güzel amellerinin icabı-iktizası olan şefâat Yani işlediği iyi amelleri kendisi için şefaatçi kılması…
5 Bir mü’minin, diğer bir mü’minin iyiliği için dua etmesi ki, bu da bir nevi şefaattir
Mü’minlerin, bilhassa iki cihan serveri Efendimizin (sav) şefâat-i uzmâsı’ndan mahrum kalmamaya gayret göstermeleri lâzımdır Bunun için de sünnetlerine dört elle sırılmak gerek
***
Alıntıdır.....
Bin Sene De Okusam Ne Biliyorsun Diye Sorsalar Bana ...
Haddimi Bilirim Derim..
Allah razı olsun çok değerli bilgiler bunlar.Allah PEYGAMBERİMİZİN SAV evliya ve embiyanın şehit ve şühedaların şefaatlerinden mahrum etmesin bizi inşallah
Allah cümlemizden razı olsun...
Bin Sene De Okusam Ne Biliyorsun Diye Sorsalar Bana ...
Haddimi Bilirim Derim..
şefaati kimse inkar edemez fakat Allah kimi şefaatçi olarak belirler onu bilemeyiz yani her cüppe giyen yada alim sandıklarımız bize şefaat edebilir düşüncesi yanlıştır Allah şefaat hakkını kendinde gizlemiştir kuranda hz muhammede şefaat et diye açıka yazılmıştır onun dışında kime ne şekilde şefaat hakkı vereceğini Allah bilir
Allah razi olsun cok güzel bir paylasim
büyük sandığım sen asLında küçükmüşsün..
küçük sandığım sevgim iLe büyükmüşsün..
Cenneti hakkeden en az bir sefaat hakki vardir...
Önceleri Yahudilerin Bir Issız Adada Toplanmasını Düşünüyordum Ama Onları Tanıdıkça Her Birinin Görüldükleri Yerde Öldürülmeleri Gerektiğine Karar Verdim..!
Adolf Hitler
Allah hepinizden razı olsun
--------------------
Şefaatın hak olduğu ayet ve hadislerle sabittir. Bazı sapık fırkalar şefaatı inkar cihetine gitmişlerdir. Halbuki Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez." (Taha; 109)
Başka bir ayet-i kerimede ise şöyle buyrulmuştur:
"Onlar Allah'ın razı olduklarından başkasına şefaat etmezler." (Enbiya; 28)
Enes radıyallahu anh'dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Her Peygamber'in ümmetine yapacağı duaları vardır. Ben, duamı ümmetime şefaat etmek için ahirete bıraktım." (Buhari, Müslim)
Ahiret gününde bütün peygamberlerin Allah’ın izniyle şefaat etmeleri haktır ve gerçektir. Şefaat demek, günahı olan mü’minlerin günahlarının affedilmesi, günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerle Allah yanında dereceleri yüksek olanların Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri, bağışlanmalarını istemeleri demektir.
O gün peygamberler ve Allah’ın sevdiği has kulları Allah’ın izniyle, Allah’ın şefaat olunmasına rıza gösterdiği kimseler için şefaat, ederler. Buna göre şefaat günahkar mü’minler için olacaktır. Allahın izni olmadan bir kimsenin şefaat etmesi veya Allah'ın razı olmadığı birine şefaatta bulunulması söz konusu değildir. Zira bu konuda şöyle buyurulmuştur:
"O'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz." (Yunus; 3)
"İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimmiş?" (Bakara; 253)
Ümmü Habibe radıyallahu anha'dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Benden sonra ümmetimin karşılaşacağı felaketler ve birbirlerinin kanlarını dökecekleri bana (mana aleminde) gösterildi. Bu hal beni üzdü. Daha önce geçen ümmetlerde olduğu gibi, ümmetimin başına gelecekler de Allah'ın takdiridir. Allah'tan kıyamet gününde ümmetime şefaat etmemi istedim. O da kabul etti." (Beyhaki)
Ebu Akil oğlu Abdurrahman radıyallahu anh şöyle anlatmıştır:
"Bir heyetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gitmek üzere çıktım. Kapısına varınca develerimizi çökerttik.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına girerken dünyada en sevmediğimiz kimse o idi. Fakat yanından çıkarken (İslamla şereflendikten sonra) yanına gelenlerin içinde onu en çok seven biz olmuştuk. Bir ara bizden biri:
"Ya Resulallah! Rabbinden Süleyman Peygamberin saltanatı gibi bir saltanat istemedin mi?" deyince güldü, daha sonra:
"Umarım ki Peygamberinize verilen Allah katında Süleyman Peygamberin saltanatından daha üstündür. Allah gönderdiği her Peygamberin duasını kabul etti.
Onlardan bir kısmı dünyada dua etti, istediği verildi. Bazıları iman etmeyen âsi kavmine beddua etti, helak oldular, Allah benim de dileğimi kabul etti, ben ahirete bıraktım, Kıyamet günü Rabbim katında ümmetime şefaat edeceğim" (Taberani, Bezzar)
Enes radıyallahu anh'tan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününde sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. O sırada İsa aleyhisselam gelerek:
"Ya Muhammed! İşte bütün Peygamberler sana ricaya geldiler. Allah'ın ümmetleri -amellerine göre- ayırıp dilediği yere göndermesini, onların mahşerin öldürücü sıkıntısından kurtarmasını isti-yorlar." der.
O gün insanlar gırtlaklarına kadar tere gömülürler. Mü'minlere serin bir hava olurken kafirleri tamamen öldürücü sıkıntılar kaplar.
İsa'ya:
"Ya İsa! Ben gelinceye kadar bekle!" der giderim. Arş-ı Alâ'nın altına varınca hiç bir meleğin ve hiçbir Peygamberin görmediği şeylerle karşılaşırım. O sırada Allah Cibril'e vahy ederek (emir vererek):
"Git Muhammed'e: Başını secdeden kaldır. Dilediğini iste. İstediklerine şefaat et. Şefaatın kabul olunacaktır." de buyurur.
O zaman ümmetime şefaat ederim. Önce -şefaate hak kazananlardan- her doksan dokuz kişiden bir kişiyi kurtarırım. Rabbime yalvarmaya devam ederim. Hatta Rabbim bana:
"Ümmetinden birgün dahi gönülden "Lâ ilâhe illallah" deyip o imanla ölenleri dahi şefaatinle cennete koy!" deyinceye kadar yerimden kalkmam.” (Ahmed bin Hanbel)
Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh'dan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Ümmetimden o kadar çok kimselere şefaat ederim ki, Rabbim bana: "Razı oldun mu? Ya Muhammed!" diye seslenir. Ben de: "Evet Rabbim, razı oldum" derim." (Bezzar, Taberani)
Enes radıyallahu anh'tan rivayetle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir." (Ebu Davud, Bezzar, Taberani, İbn Hıbban, Beyhaki)
Beş kısım şefaat vardır:
Birincisi, insanları haşir meydanından kurtarmak içindir. Bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e hastır.
İkincisi, insanların hesapsız olarak cennete girmesi içindir. Bu da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e hastır.
Üçüncüsü, ateş kendilerine vacip olmuş kişilere Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve Allah-u Zülcelal'in istediği evliyalar şefaat yaparak onları ateşten kurtaracaktır.
Dördüncüsü, cennet ehline derecelerinin daha yükselmesi için şefaat vardır.
Beşincisi, günahkarlardan ateşe girmiş olanlar için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, diğer Peygamberler, melaikeler ve onların mü'min kardeşleri onlara şefaat edip, cehennem ateşinden çıkaracaklardır.
Sonra Allah-u Zülcelal tek bir kelime-i tevhid söyleyen kulları şefaatsiz olarak cehennemden çıkaracak yalnız kafirler cehennemde kalacaktır. Bu yazdığımız ayet ve hadisler şefaatın hak olduğuna dair apaçık delillerdir.
Ehl-i Sünnet uleması şefaatın hak olduğunda ittifak eder. Bu mevzu üzerine Nevevî, Kâdı İyaz'dan şu açıklamayı kaydeder:
"Ehl-i Sünnet'e göre şefaat aklen caizdir. Nakli deliller açısından da vacibtir, çünkü:
"O gün Rahmân'ın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez." (Tâhâ; 109) ayeti ile:
"Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler..." (Enbiya; 28) ayeti ve emsali ayetler açık bir surette şefaatten bahsetmektedir. Ayrıca Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de pek çok hadiste şefaatten bahsetmiş, haber vermiştir. Ahirette günahkar müslümanlar hakkında şefaatin sıhhati hususunda gelen rivayetlerin toplamı tevatür derecesine ulaşır. Selef-i salihin ve ondan sonra gelen ehl-i sünnet uleması bu hususta icma etmiştir. Ancak Mutezile'den bazıları ile Hâricîler şefaati inkar etmiştir. Onlar günahkarların cehennemde ebedî kalacakları görüşündedirler. Bu hükme giderken:
"Onlara şefaat edicilerin şefaati fayda vermez." (Müddessir; 48)
"Artık zalimler için ne bir candan dost vardır, ne de sözü dinlenir bir şefaatçi…" (Mü'min; 18) gibi ayetlerle ihticac etmişlerdir. Halbuki bu ayetler kâfirler hakkındadır.
Alıntıdır.....
__________________
Konu Mira tarafından (24-02-2010 Saat 12:21 ) değiştirilmiştir. Sebep: Mesajlar Birleştirildi
Bin Sene De Okusam Ne Biliyorsun Diye Sorsalar Bana ...
Haddimi Bilirim Derim..
Bu Konuyu Paylaşın !