Go Back   Lahuti.com > Tanrı,İnanış Ve Din Öğretileri > İslamiyet > Dini Hikayeler



 
Seçenekler
Alt 29-07-2008, 11:10   #1
 
Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld
Yaş: 34
Mesajlar: 2.742
Tecrübe Puanı: 4
Muhabbetci yakında ünlü olacak gibiMuhabbetci yakında ünlü olacak gibi
Uryan





Uryan

Mehmet Doğramacı


Var imdi miskin Yunus uryan olup gir yola

Yüz çakallı gelir ise yalıncağı soyamaz

(Bizim Yunus)


Tasavvufa meraklı, özüne hasret, kendini arayan dostlarda haftalardır gözlediğim soru, üzerine yoğunlaşılan konu aynı: “Bilgimizi Nasıl Yaşama Dönüştüreceğiz?!..”

“Bu iş nasıl yaşanacak?” sorusuna cevap vermeden önce “Bu işe nasıl girilecek, girerken neler olacak?” diye sorsak sanırım daha yerinde olur. Tabii çoğumuz kendimizi olayın içinde yıllarımızı verdik diye gördüğümüz için, en azından mesafe kat ettik diye kabul ettiğimiz için, nasıl başlanacak sorusu işimize gelmiyor. Ne var ki, nasıl yaşanacak sorusunun cevabı büyük ölçüde nasıl başlanacak sorusunun cevabında saklı.

Bu sahada kendinizi bir mevkide, bir mertebede, epeyce de yol almış farz ettiğiniz an, düştüğünüzün resmidir! Hepimiz öğrenciyiz ve hepimiz yolcuyuz! Yol çok uzun. Çünkü yol ebediyete akıyor. Durağan bir hedef olsa varacağımız; egonun vitamin tadında mikropları başarı ve kazanç kavramlarına odaklanabilirdik. Durağan bir hedefi yok bu yolun, devran dönüyor, sistem işliyor, her an yeni şanda prensibince seyr-i alem an be an devam ediyor!..

Evet, çok uzun bir sohbetle şu sıcakta sizi yormak istemem. Kısa ve öz tutalım elden geldiğince.

Nasıl başlanacak?.. Cevap: SOYUNACAKSINIZ!..

Üstünüzde ne varsa çıkaracaksınız! Çırılçıplak kalana dek!..

Niçin? “Giyinik olsak, hani üşütür yada rüzgara çarpılırsak hasta oluruz, birkaç parça kalsa!”

Hayır, hepsini çıkaracak, bir parça kalmayasıya soyunacaksınız!..

Niçin? Cennet giyiniklerin meskenidir dostlar! Örtülülerin, perdelilerin yaşamıdır cennet. İstediğin cennetse, istediğin ticaret yaparcasına ibadet etmekse, hiçbir şeyi çıkarmana gerek yok! Öylece, üzerindekilerle devam edebilirsin. Yok eğer talebin; hakikatine varmaksa, soyunacaksın!

Nelerden? Kendini tanımladığın ne varsa onlardan!

Ben anneyim! Ben babayım! Ben mesleğinde uzmanım. Benim ilmim var! Benim prensiplerim var! Ben ilkeli insanım! Ben şuralıyım! Ben filan yola baş koydum! Vesaire vesaire…

Başı BEN, sonu M ile biten ne kadar şey varsa çıkaracaksın dostum!

İlk planda iyi, ahlaki, kabul görmüş olsa da, atacaksın!


Çıkaramazsam ne olur mu diyorsun? Yola girmişsen iki seçenek dışında tercih yoktur:

-Ya soyunursun!

-Yada zorla soyarlar!




Yıllar evveldi. Katıldığım bazı dost meclislerinde tanışırken tahsilimi söyler, tevazu kılığında örtülü bir gururla “İlahiyat Fk. mezunuyuz naçizane” derdim. Bizi çok seven bir büyüğümüz şöyle uyarmıştı: “Tahsilini her yerde söylemek zorunda mısın?”

Anlayamadık hikmetini. Devam ettik aynı alışkanlığa. Öyle sahneler geldi ki, ilahiyat okumayanlardan din öğrendik!.. Hem de ne öğrenme! Onların bildiği ayetleri hatırlamamak,

onların indiği kadar derine inememek, ezik ezik eziyordu benliğimi. Ve bugün, değil tahsil,

meslek söylemek; adımı söylemeye korkuyorum. İlmin zekâtını görev bilmesem, bu sütunlarda arz-ı endam etmeyi de çok istiyor değilim… Neyse bırakalım beni de şu soyunma işini az daha konuşup toparlayalım.

Başlığa URYAN kavramını çektik. Osmanlı Türkçesinde ve Tasavvuf literatüründe çıplak demek Uryan! Giyinik gelen hakikat kapısından içeri alınmıyor. İki yol var dedik, ya gönüllü soyunacaksın örtülerden, yada zorla soyacaklar!

Kim soyacak?.. Önüne gelen hayat sahneleri!.. Birileri değil!.. Düşmanların değil. Zaten hala kafanda karşıdakiler, zarar verenler, düşmanlar, darbe vuranlar, aleyhine davrananlar varsa, bu işe girme dostum. Dön git, ibadetine devam et, takvanı güçlendir.

Önüne gelen hayat sahnelerinde, eşim- dostum- yakınlarım dediklerin var ya, işte onlar yapacak sana bu iyiliği. Önceleri canın acıyacak biraz. Anlayana kadar, iyilik ettiklerini fark edene kadar epey kıvranacaksın. Anladığında, sevineceksin. Fark etmek; ateşi gül, narı nur eyler çünkü.

Ben titizim mi dedin? Bilesin ki; karşına pasaklı, disiplinsiz, lakayt şahıslar çıkacak!

İlmim var, uzmanım mı dedin? Hazır ol, öyleleri çıkacak ki, okutacaklar seni! Hiç de kendine denk görmediklerin, paha biçilmez ilimler serecek önüne.

Disiplinli, planlı, düzenlisin öyle mi?.. Seyret, kimler geliyor yanına.

Değerlerin, kutsalların, vazgeçilmez bağların var öyle mi?.. Hepsini yıkmak için etraf seferber olacak! Deliye döneceksin önce. Ama sonra? Benlik depremi geçtikten sonra teşekkür edeceksin onlara. Tabii fark edebilmişsen… Kısacası dostum; iki tür öğrenme var bu seyirde;

-Ya Lütuf yollu öğrenir, alınmadan, gönüllü verirsin!

-Yada Mekr yollu öğrenir, vermesen de bir bir alınışını acı acı seyredersin!

Elbisesiz dışarı çıkılmaz, diye öğrendin.

Burada içerisi dışarısı yok ki, yanına çıkılacak başkaları olsun!?..

Kimlik, bağ, aidiyet, mensupluk adına ne varsa soyunacaksın dostum!

“Nelerden soyunacağımı, neleri bırakacağımı henüz kestiremiyorum” diyorsun değil mi? İpucu verelim. Karşına çıkan ve içimi acıtıyor dediğin sahneler var ya! Kızdıkların var ya! Hangi yönüne doğru kazma vuruyorlar dikkatle bakıver! Yumruklar nerene çalışıyor, fark ettiğinde, orayı ver gitsin! Verdiğin an, koparken biraz acı çeksen de azap duymazsın artık!..

Malum, soyunmadan yıkanılmaz! Kirliler atılmadan arınılmaz! Bırak, ortalıkta eskiiiiiciiiii diye bağıranlar çok zaten, ver gitsin. Verdiğin kadar güvendesin. Çıplaksan, bil ki kimse bir şey alamaz senden. Yok ki, neyini alacaklar? Bağlanmadın ki, neyini koparacaklar?..

Ne diyordu Bizim Yunus?

Var imdi miskin Yunus uryan olup gir yola/ Yüz çakallı gelir ise yalıncağı soyamaz

(Miskin Yunus, şimdi soyunarak yola gir / Yüz eşkıya gelse de çıplağı soyamaz)

İşte sır burada! Soyunmuşsan, emniyettesin! Alacak bir şey bulamayacak şeytan!

Bir başka sır daha ister misin?.. Soyunabilmiş, her şeyi atabilmişsen, bil ki giyindirileceksin yenilerle! Neden mi?

Burası kesret alemi dostum, kimseyi kendi haline bırakmazlar.

Sen hiç sokağa çırılçıplak fırlayanı çarşıda kendi haline bıraktıklarını gördün mü?

Tutar, mutlaka giydirirler! Sıcak yer, temiz elbise getirirler, hiç merak etme!

Sohbet biraz acı ve karamsar oldu diyorsan, işte bu da işin müjdeli yanı.

Uryan olarak yola çıkmayı göze alanları ehlinin sözleri ile selamlayalım:

Sen, "sen"liğini bırak!..

Ben, "ben"liğimi!

"Sen"siz, "ben"siz olalım!.

"Hiç"likde buluşalım!...
__________________
Radyo dinlemek icin Tikla
Click the image to open in full size.
3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler."
Muhabbetci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklamlar
Alt 29-07-2008, 13:15   #2
 
cdorder - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 311
Tecrübe Puanı: 2
cdorder henüz daha yolun başında




mevlevilik desturudur "hiç" olmak...

ne kadar "hiç" olmayı başarabilirsen, o kadar kendinin farkına varırsın..
acziyetlerini görür ve yeni donanımlar edinirsin...

güzel paylaşım teşekkürler..
__________________
Düşüncensin sen, kardeş, düşüncen
Düşünceyi düşünce et, kemik kalır senden.
Gül bahçesisin, düşüncen gülse;
Kütüksün külhana sürülen yok eğer dikense.
cdorder isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklamlar

Lahuti.com ©2000 - 2009
Powered by vBulletin

SEO by vBSEO 3.2.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151