Go Back   Lahuti.com > Tanrı,İnanış Ve Din Öğretileri > İslamiyet > Dini Hikayeler



 
Seçenekler
Alt 24-07-2008, 06:19   #1
 
Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld
Yaş: 34
Mesajlar: 2.742
Tecrübe Puanı: 4
Muhabbetci yakında ünlü olacak gibiMuhabbetci yakında ünlü olacak gibi
Vahdet Beyle Sohbet -1 ve 2 (tasavvuf)





Seyredenler
Click the image to open in full size.

Onu eski kitaplar içine gömülmüş vaziyette tanımıştım. Yıllar yüzüne çentikler atmış, çile göz altında torbalara dönüşmüştü. Alış verişe gelen gençlerle sohbet eder, hiç kimsenin düşünemeyeceği kadar uç fikirleri en can alıcı misallerle destekleyerek dile dökerdi. Muhalifti. Her şeye, insanlara, topluma, hayata, alışılmışlık adına ne varsa hepsine muhalif!..

Vaktiyle bir fakültede öğretim üyeliği de yapmış Vahdet Bey. Üniversite anfisi dar gelince kendini çarşıya atmış. Ticaret dediği de el yazmaları, klasikler, fikir eserleri ve romanlardan oluşan ufacık bir kitapçı dükkanı. Yaşayacak kadar kazandığı mütevazı bir mekan.

Akşamüstü uğruyorum yanına. Burnuna doğru indirdiği gözlüğün üstünden bakarak buyur ediyor. Piknik tüpüne yeni çay koymuş. Çarşı yavaş yavaş boşalıp kepenkler inerken bardakları titiz bir ev hanımı özeni ile hazırlıyor. Cildi parçalanmış, sayfaları koptu kopacak haldeki el yazmasını bir kenara bırakırken muhabbeti açıyor:

- Eeee anlat bakalım. Neler düşünüyor, neler tefekkür ediyorsun?..

Hiç işte, ne olsun diyorum, gayret ediyoruz.

- Vardır bir şeyler vardır, dökül bakalım diyor alüminyum demlikte kaynatıp tavşan kanı hale getirdiği çayı dökerken.

- Bir söz duydum…


- Ne duydun?... Sözleri tekrarlamakla Hakikate erileceğini sanmak!... Ahhh siz gençler!.. Klişelerden ne zaman kurtulacaksınız bilmem ki?..

- Hemen bozma ama Vahdet Bey! Bozarsan söylemem ben de…


Gülümsüyor.

- Bütün çocuklar gibi, hem istekli hem nazlısın. Buyur, buyur, neymiş bakalım o söz?..

- Geçenlerde bir dostum ortaya attı… Hayata bakışta üç tip algı varmış:


1- Allah’ta Seyir 2- Allah’ı Seyir 3- Allah’tan Seyir. Ne demek bunlar, anlayamadım.


Çayından bir yudum aldıktan sonra:

- Ne olacak bunu öğrenirsen? Benden kopya çekip, başka yerlerde kendi malın gibi satacaksın öyle mi?..

Bozuluyorum biraz ama belli etmemeye çalışıyorum.

- İlim ne sizin ne benim malım! Allah İlmi; kopya sonuna kadar caiz bu yolda!…

Gevrek bir kahkaha patlatıyor. “Uyanıksın, minareyi çalmakla kalmıyor kılıfı da hemen giydiriyorsun” diyor ellerini ensesinde birleştirip ardına yaslanırken. Ve başlıyor anlatmaya:

- Keşke Hakikat, keşke Vahdet Yolu naklettiğin sözler gibi kolay olsa… Bak evlat; geçenlerde bizim dükkanın önünde trafik kazası oldu. Her iki arabanın sürücüsü de kavgaya tutuştular. Esnaflar koştu ayırmak için.

Allah’ta Seyir edenler kavga edenlerdi. Onlara göre karşıdaki suçluydu ve zararı öteki açmıştı. Ağızlarına geleni söylediler birbirlerine… Sistem içindeki oluşumlara kapılarak değerlendirme yapanlar; kâr-zarar, acı-tatlı, soğuk-sıcak, vuran-vurulan görenler Allah’ta Seyredenler. Yani senin gibi tasavvuf dedikoducularının avam dedikleri kesim…

- Tasavvuf dedikodusu mu?.. Çok ağır kaçmadı mı?.

Sırtımı sıvazlıyor, “Kızma canım, takıldım sana, dedikodu ile başlar bu işler, sonra da su akar yatağını bulur” dedikten sonra devam ediyor:

- Kaza yapanları sakinleştirmeye gelenler oldu. Akl-ı selim sahibi bazıları; yapmayın ayıptır


değmez kardeşim dediler. Bir kısmı, cana geleceğine mala gelsin, sağlık olsun dediler. Hatta

kaderinizmiş diye teselliye çalışanlar da oldu. Bunlar da Allah’ı seyredenler. Kabullenip, öylece değerlendirmeye çalışanlar. Tam değerlendirdikleri söylenemez ama yine de gayret ediyorlar.

- Anladım. Yani olayı ikilik görmek Allah’ta Seyir, Razı Olmak; Allah’ı Seyir diyebilir miyiz?

- Nasıl uyarsa gönlüne öyle tanımla. Özü anlamak için illa tanım lazımsa?..

Hayli Celalli!… Sinirlenmesin diye susuyorum. Elimdeki not kağıdını alıyor bir çırpıda.

- Kaldır şu kayıtları!.. Canımı sıkma, gönlünü aç, satırlar yıpranır, sadrına yaz.

Tamam diyorum. Minik kedisini okşayarak devam ediyor:

- Ne diyorduk?...Haaa şu kaza işi… Sonra sakinleşip beklemeye başladılar gelecek polisi.

İçeri çağırdım. Oturdular. Oradan buradan laf açtım. Ne iş yaptıklarını sordum. İkisi de inşaat sektöründe çalışıyormuş. Biri imalatçı diğeri, pazarlamacı. Birbirlerine kartlarını verdiler.

Konuştukça açıldılar. Muhabbetlerine destek verecek sözler ettim. Polisin gelmesine yakın ne oldu biliyor musun?

- Ne oldu?

- Birbirlerinden mal almak üzere sözleştiler.


Vahdet Bey, yerinden kalkıp pencereden dışarı bakıyor, hayret halinde uzaklara dalıyor.

- Böyledir işte… Kaza oldu, kavga ettiler, sakinleştiler, tanıştılar ve iş birliği kurmak üzere sözleştiler… Belki de güçlü bir dostluğun ilk temeli atıldı.

- Yani kaza onlar tanışsın, işbirliği yapsın diye mi oldu?...

- Offff… Offff… Delirtme insanı! Amma da kayıtlısın… Çık o kayıtlardan ya Huuu çık!..


Kükrüyor, bağırıyor… Susuyorum…

- Onlar tanışsın diye kaza olmuşmuş! Biz ne anlattık sen ne anlıyorsun?

- Tamam nolur kızma, hikmetlerinden biri bu değil mi?...

- Hikmetten bakmak!… Hikmetten bakarsan çok şey sayarsın. Kaza olur; dostlukları için dersin, hasta olursun sıhhatin kıymetini bilmek için dersin. Dersin de dersin…

- Nereden bakayım?

- Sen de haklısın. Hikmet kavranacak ki Kudreti görebilesin. Neydi senin şu 3. bakış?..

- Şeyyy, Allah’tan seyir…

- Haaa, tamam Allah’tan Seyir ne?..

- Bilmem ki, hikmet dedim kızdın. Ağzımı açacak halim mi kaldı?..

- Hızır, Musa yolculuğunu bilir misin?..

- Evet.

- Hızır bakışıdır Allah’tan Seyir… Musa’lar dayanamaz o seyre… Musa’lar hikmet arar!.. Senin gibi…

- İyi ama Hızır halini hayata, topluma uygulayacak olsak düzen, tertip kalmaz, kaos çıkar!..

- Haklısın belki, belki o yüzden birliktelikleri sürmedi. Musa döndü topluma Hızır döndü kendi boyutuna. Ama bir şeyi unutma; Musa Hızır’dan sonra Musa oldu!... Hızır bakışını anlamaya gayret ettikçe Musa oldu… Karşılaştığı, yaşadığı olaylarda Hızırca bakışı hatırladığı için tebliğinin hakkını verdi.

- O halde şunu anlıyorum; Hızırca yaşamak herkese göre değil ama Hızırca bakmak mümkün. Bu da Allah’tan Seyir, diyebilir miyiz?..

- Herkese göre olanla işim yok benim. Kendi halimi yaşarım, kendimle. Birilerine bir şey anlatmak derdim de yok. Sen anlat. Hızırca bakmak; Allah’tan Seyir diye işle herkese. Nasibi olan kovası kadar alır biliyorsun.


***

Akşam ezanı okunmaya başlıyor. Müsaade istiyorum. Vahdet Bey, poşet içindeki nevalesini ve gece okumak üzere hazırladığı kitap paketini kontrol edip, ortalığı toparlıyor. Vedalaşırken tekrar soruyorum:

- Üç seyirden hangisi bana kolaylaşır?...

- Ümit var ol, gönlüne hangisi yatarsa o kolaylaşsın inşallah… Yolda yürüyen elbet bir gün varacak menzile… Yeter ki yürüyüşte sebat et!..



Vahdet Beyle Sohbet - 2


İşler yetmezmiş gibi çalan telefonlar da çabası. Bir yanda imza at, öte yandan telefondakine laf yetiştir, iyice sinirlerim gerilmişken diğer hatta bir başka telefon olduğu söyleniyor. Patlamaya hazırım, karşıdaki lafı gevelese yada alakasız bir iş için aramış olsa dilime geleni sayacağım. Ahizeyi alıyorum. Arayan bizim Vahdet Bey olunca yelkenlerim suya iniyor:

- Nasılsın bakalım, bu ne hal, dünyaya dalmışsın?

- Ne olsun Vahdet Baba! İşler bunalttı biraz.

- Akşama sürprizim var. Felekten bir gece çalalım. Tabii evden izin alabilirsen!


Tahrik etmese olmaz! Kazmayı pek sever. Benlik toprağı kazıldıkça Özün madeninden cevher çıkarmış. Canım acıyor ama dinleyen kim, ha bire vurur Vahdet Bey.

- Şeyyy, nereye, nasıl bir sohbet?...

- Çok soran kavimler helak oldu! Uzatma, özlediğin ortamı hazırladım, geliyor musun?

Ben gerginim ama Vahdet Bey zaten sırf Celal! Onunki sevimli bir asabiyet. Derûnunda ego ve beklenti olmayan, halis insanların sinirlenmesi ayrı bir güzellik. Onlar sinirlenince hiç kırılmıyor insan. Kaçıp gitmek yerine kalkıp sarılasın geliyor. Niyet temiz olunca Celalde Cemal seyrediliyor! Güzel insan; adam gibi adam Vahdet Bey.

İşte bu nedenle Ona karşı gelemem. Eve nasıl söylesem? Ama kabul etmeliyim.

- Tamam Vahdet Bey. Geliyorum. Akşama nerede, kaçta buluşalım?...

- Akşam namazından sonra iskelede ol. Haydi kal sağlıcakla.


Ne iskelesi, nerede, ne yapacağız diye sormama fırsat vermeden kapatıyor. İşleri toparlıyorum. Vakit ikindiye doğru akarken eve bildiriyorum durumu. Gönülden isteyince kolaylaştırıyor Hak. Eşim; tamam diyor Vahdet bey çağırmışsa kırmak olmaz. Ama bizi de bir akşam mehtaba çıkar denizde diye söz alıyor. Ona ve çocuklara söz veriyorum.

Akşamı iskeleye yakın tarihi camide kılıyorum. Gözüm cemaati kesiyor. Tespih çekilirken sütunlardan birinin ardında olduğunu fark ediyorum. O da ne? Ağlıyor. Hem ne ağlamak, gözyaşları yüzünü yıkıyor. Bu kadar Celalli, bu kadar hırçın bir adam ve ağlamak! Duadan sonra yanına yaklaşıyorum. Musafaha ediyoruz. Yakaladım seni hırçın adam, bu ne duygusallık dercesine bakıyorum. Taşı gediğine oturtuyor: “Tövbe tohumu gözyaşı ile sulanırsa Mağfiret fidesi çabuk yeşerir!” Mevlana böyle demiş.

- Ağlamak zafiyettir. İnsan güçlü olmalı. Duyguların esiri olmamalı.

- Ağlamak ve Aşkı kalıplardan çıkararak düşün! Zafiyet, duygu etiketlerini yırt, salt düşün!


Avluya çıkıyoruz. Uzun süre susarak yürüdükten sonra sahildeki balıkçı teknesine yöneliyor. Takip ediyorum.

- Misbah Reis, vira Bismillah diyor, yaşlı balıkçıya.

- Eyvallah beyim, haydi rast gele deyip halata uzanıyor Misbah Reis. Motorun pat pat sesleri eşliğinde uzaklaşıyoruz rıhtımdan. Gökyüzünde yıldızlar çok az görünüyor. Belli ki; sahte ışıklarla kirlenen şehir; hakiki nura perde çekiyor. Ay ise bulutların ardında. Rüzgar yanaklarımı okşarken üşüdüğümü hissediyorum. Pardösüsünü çıkarıp veriyor. Ama siz üşürsünüz,
diyorum.

- Ateş- i Aşka, volkanın orta yerine düşen niye üşüsün? Kayıtlılar üşür!

Susuyorum. Gene diyorum delilendi Vahdet Bey. Gene sıyırdı kılıcı, bakalım bu gece ne yanlarımı doğrayacak? Yıldızlara ve git gide uzaklaşan sahile daldığımı fark ediyor:

- Allah nerede seyredilir?

- Bilmem, büyüklerimiz daha iyi bilir!

- Edebini sevsinler, büyükler bilirmiş deyip gülümsüyor kinayeli biçimde.

- Allah nerede seyredilir düşündün mü hiç?...

- Üşüyorum Vahdet Baba, sen söyle yorma fakiri.


Teknenin ortasına yakılan ocağa hamsileri diziyor, ısınmaya çalışıyorum. Aheste aheste devam ediyor:

-Yıllar evveldi. Bir Hak Dostuna uğradı yolum. Allah’ın en iyi denizde seyredileceğini söyledi. Karanlık gecede , denizin ortasında, yıldızlara bakarak seyredilirmiş Allah! Hani sen de gece yarısı bir tekne ile yönleri, sahili kaybedecek kadar denize açılmak isterdin ya? Senin için tuttum Misbah Reisi. Allah’ı seyretmen için!

Kızaran hamsilerden yarım ekmek içine bir miktar doldurup veriyor. Yanındaki şişeden pembe bir içecek de çıkarıyor. Bu defa takılma sırası bende:

- Ne o? Şarap mı çekiyoruz?

- Evet diyor ve dolduruyor kocaman bardağı. Berrak, pembe bir karışım. İç denmişse içilecek elbet. İçimde tuhaf bir his; ya şarapsa? Vahdet Bey bunu bana yapmaz diyorum garip bir eminlikle ve kaldırıp dikiyorum. Aman Allah’ım bu ne lezzet? İçim dışım gül kokuyor. Vahdet Bey naat-ı şerifler mırıldanıyor:


GÜL CEMALİNİ GÖREN HAYRAN OLUR EFENDİM

CAN SANA, VARLIK SANA KURBAN OLUR EFENDİM


Sonra bir kaside tutturuyor:

Seyrimde bir şehre vardım
Gördüm sarayı güldür gül
Sultanımın tacı tahtı
Bağı duvarı güldür gül

Gül alırlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül


- Baba bu ne diyorum bardağı göstererek. Biliyorum gülden mamul bir şey ama bu defa ben kazmalıyorum ne çıkar diye… Başlıyor yarı melankolik, yarı sarhoş gibi:

- Buna gül şurubu derler evlat! Senin gibi gazoz ve çiklet nesli ne bilsin gülü, ne bilsin şurubu!


İlla bana saldıracak. Saldırmadan, yıpratmadan, güzel güzel anlatsa olmaz! Benlik testisi kırılmadan dolmazmış. Önce kırıp nefsin pis sularını boşlatırlar sonra kırıkları onarıp gülsuyu, pardon Hak Şarabı doldururlarmış.

Etrafı kolaçan ediyorum. Dalgalar tekneyi salladıkça Vahdet beyin kasidelerine ritim tutar gibi cûşa geliyoruz. Yıldızlar öylesine çok, öylesine parlak ki! Yer- gök yıldız. Hem de pırıl pırıl. Elini uzatsan alıverecekmişsin gibi. Dolunay biraz daha bulutlar gerisinde ama bir çıksa, sevgilinin siması gibi bakmaya doyum olmaz herhalde. Ona takılacağım gene:

- Vahdet Bey, Sevgilinin yüzü neye benzer?
- Sevgili Güldür, Sevgili Goncadır, Sevgili Gülistandır

İşi biraz ileri götürüyorum:
- Senin sevgilin de kim bilir nasıldı?.. Çok koştun mu peşinden?..
Çekmek istediğim yere ayak basmadan devam ediyor:
- Bütün sevgililer; Bir - Tek Sevgilinin sırrına ermek içindir. Sevgili; Güldür. Her aşık; maşuk simasında Gülü seyreder! Gül; Muhammed’dir oğul. Kime tutulursan tutul; yolun Muhammed’e çıkar nasibinde varsa!


Camideki gibi değil bu defa hıçkıra hıçkıra başlıyor ağlamaya. Göğsü körük gibi inip çıkıyor. Nefesi daralıyor, titriyor… Bir şey olacak, bayılacak diye yanına sokuluyorum. Kolunu tutmak istiyorum, çekiyor. Ayağa kalkıyor birden. Tekne sallanırken düşecek diye korkuyorum. Açıyor ellerini semaya ve alabildiğine haykırıyor:

- Seni istiyoruuuuum…. Seni istiyoruuuuum… Kaldır perdeleriiiii, dökülsün yıldızlaaaaar, çekilsin deniiiiiz, sönsün güneeeeeş… Seni istiyoruuuuummm! Bıktım varlık kalabalığından. Hiç et beni, ver kendiniiiii… Seni istiyoruuuuuum!..

Aman Allah’ım o ne Haşyet, o ne coşku?… Niyaz ediyor içinden geldiği gibi:

- Kim neyi istiyorsa veeeerrrrrrrrr! Dünya isteyene dünyaaaa, şöhret isteyene şöhreeet, mal isteyene maaal. Beeeen seni istiyoruuuuummmmm!.. Ver artık veeeeeeeeeerrrrrrrr!

Aşkın getirdiği nokta bu olsa gerek diye hayretle izliyorum. Misbah Reis motoru durdurup tekneyi demirliyor ve yanıma geliyor. Gayet sakin. Soruyorum:

- Reis bir şey olmasın!

- Hiçbir şey olmaz. Bu adam yandı Hak Aşkına. Senelerdir yanar. Bu benim için ilk değil.

Yıllardır çıkarız tekne ile. Haykırır, ağlar, kendinden geçer ve sükunete erer.

- Ne istiyor Vahdet Bey?

- Bu adamın hiçbir şey istemeyecek kadar çok şeyi oldu evlat. Şöhreti, çevresi, eserleri, malı mülkü... Hiçbir şey açmadı Onu. O hep Onu ister durur! Bir kere tutuşmasın Hakkın Çırası; her şeyini yakar kül eder. Hiçbir şey açmaz olur o zaman!


Vahdet Bey yavaş yavaş sakinleşiyor. Vakit hayli ilerlemiş. Bütün zerafetiyle gecenin assolisti Dolunay sahne alıyor. Dalgalar yakamozlarla alkış tutuyor Sevgili Dolunaya. Misbah Reis ikimize de sıcak çay getiriyor. Anlaşılan sabahı edeceğiz buralarda. Vahdet Bey sükunetle anlatıyor bu defa:

- Allah denizde seyredilir. Deniz; yalnızlıktır. Deniz; sessizliktir. Bak, tamamen Ona emanetiz, fırtına çıksa gücümüz yok… Teslimiyettir, tevekküldür deniz… Deniz sensin oğul. Sinende bir deniz saklı. Bırak dışarısını, bırak yıldızları, bulutları, içindeki denize bak. Açılabilir misin içindeki sonsuz ummana? Açılırsan seyredersin Allah’ı!.. Fırtınadan, yağmurdan, karanlıktan korkanların işi değil Hakikate sefer! Cesur ol cesur, diyerek yakamdan silkeliyor. Çay elime döküldü, parmaklarım yandı ama görecek gibi değil bizimki.

Döktürüyor inci tanelerini bir bir::

- Tespih ediyor Onu her şey…. Alem tespih ediyor…

Öyle şaşkınım ki! Daha dün akşam TESPİH konusuna takılmıştım. “Yerde ve gökte ne varsa Allah’ı tespih eder” ayeti neyi işaret ediyordu? Her şey Onu tespih halinde ise günahkarları, alçakları, zalimleri nereye koyacaktım? Onun iradesi dışında bir şey yoksa, izni dışında yaprak kımıldamazsa onların tespihi ne? İçimi okurcasına mırıldanıyor:

-Her şey, ama her şey Onu tespih ediyor… Bebeler süt emerek, Kuzular meleyerek, Kuşlar uçarak, Dünya dönerek, Dalgalar kabararak Onu tespih ediyor.

Merakla nefesimi tutarak bekliyorum, bakalım nereye uzanacak tespih?

- Kafirler küfrü ile, Zalimler zulmü ile, Cahiller cehli ile Onu tespih ediyor!..

Beynim zonkluyor bir an! Bu cümleyi ben İmam- Hatipte iken biri dese, “Kafir oldun” deyip indirirdim yumruğu gözüne. Ama şimdi, yıllarını Hakka adamış biri söylüyor?..

- Olmaz öyle şey, küfürle, zulümle, günahla tespih olmaz, itiraz ediyorum diye kükrüyorum.

İmkan olsa tekneden çıkıp gideceğim. Ama her yanım deniz ve alabildiğine karanlık. Hiç istifini bozmaksızın:

- Alemde Onun dilemesi dışında fiil var mı?

- Yok.

- Onun Esma-i Hüsnası haricinde tecelli?

- Hayır.

- Herkeste ve her şeyde dilediği manaları seyreden O mu?..

- Evet.

- Sen kimsin ha? Sen kimsin? İtiraz ediyormuş. Otur yerine! Sıkma canımı!..


Düşünüyorum. Başımı ellerimin arasına alıp, saçlarımı kopartırcasına çekiştirerek düşünüyorum. Allah’ım aklıma mukayyet ol!.. Çıldıracak gibiyim. Devam ediyor:

- MUMİYT O mu?

- Evet, Öldüren O!

- HAYY?

- Evet, Dirilten O!

- KAHHAR?

- Evet, Kahreden, Yere geçiren O!

- MUDİLL?

- Evet, Saptıran O!

- Katille MUMİYT, Kafirle MUDİLL, Zalimle KAHHAR esmaını açığa çıkaran kim?

- Allah!


Patlıyor:

- Sen kimsin beeee! Sen kimsiiiiin? Ben kimiiiiiimmm! Sadece O! Sadece Oooooo!

Misbah Reis yanık sesiyle tekbir alıyor: ALLAHU EKBER ALLAHU EKBER LA İLAHE İLLALLAHU VALLAHU EKBER!... ALLAHU EKBER VELİLLAHİL HAMD…
Tekbirler ve Salavatlarla karşılıyoruz sabahı. Uzaklarda ezanlar başlıyor. Yorgun ve bitkinim. Uykusuzluk değil yoran, seyrettiğim mana ve işittiklerim. Hazmedebilsem! Tespih edebilsem!

Misbah Reis’i işaretle son cümleleri söylüyor:

- Misbah; Tespihten gelir! Bizim reis tekne ve balıklarla Fıtrî Tespihini, ilahi ve kasidelerle Gönül Tespihini icraya çalışır…Fıtri tespih ortaya koyanları çok net söyledim diye kızma. Kafir de tespih eder dedimse anla. Fıtri tespih zaten sürüyor her an her yerde, her şey ile. Sen KULLUĞUNU İCRA İle Tespih Et! Sen MUHAMMED’E TABİ OLARAK Tespih Et! Sen FARK EDEREK Tespih Et!

***

Motor yeniden çalışıyor ve demir alıyoruz. İçinden deniz geçen kente dönerken bitkin ve yorgun zihnimde lambalar yanıyor. Perde perde söken şafakla yeni ufuklar açılarak genişliyor Hakikat Denizi!..



öteki bölümleride gönderirim daha...Okumak isteyenler var ise
__________________
Radyo dinlemek icin Tikla
Click the image to open in full size.
3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler."
Muhabbetci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklamlar
Alt 24-07-2008, 14:24   #2
 
simyaci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: Âlem-i Esbab
Mesajlar: 82
Tecrübe Puanı: 2
simyaci henüz daha yolun başında


Harika bir yazı ellerinize sağlık.Diğer bölümlerini de gönderirseniz çok mutlu olurum.Bir zamanlar Amak-ı Hayal diye bir kitap okumuştum onu anımsattı bana okumadıysanız tavsiye ederim.
simyaci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 24-07-2008, 19:51   #3
 
Feraya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Almanya
Yaş: 34
Mesajlar: 52
Tecrübe Puanı: 2
Feraya henüz daha yolun başında


Ellerine saglik, devamini elbette bekliyoruz.
__________________
Herseye saygi duymak zorundayim/ama herseyi kabul etmek? ASLA!
Feraya
Feraya isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 24-07-2008, 20:13   #4
 
Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld
Yaş: 34
Mesajlar: 2.742
Tecrübe Puanı: 4
Muhabbetci yakında ünlü olacak gibiMuhabbetci yakında ünlü olacak gibi


Alıntı:
simyaci Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Harika bir yazı ellerinize sağlık.Diğer bölümlerini de gönderirseniz çok mutlu olurum.Bir zamanlar Amak-ı Hayal diye bir kitap okumuştum onu anımsattı bana okumadıysanız tavsiye ederim.
owww sen ne yapdin simyaci can yaw..Amaki hayal okunmazmi beaa

Aynali baba ile racimin , her cesit tasavvufi boyutu aciklamasi..Hikaye sekline islemesi...Hele hele Arifler meclisi olayi bana cok sey ögretmisdi...Mecnun leyla hikayesinde, CUNUN sehrine gitmeleri ve orda ELIF nedir sorusu...Bak hic fena fikir degil..O bende PDF olarak olacak bir cdede halen...onuda paylasabiliriz aslinda....
ben bir düsüneyim bunu....



Alıntı:
Feraya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ellerine saglik, devamini elbette bekliyoruz.
eyvallah feraya can...Bende gönderirim o zaman...Ben kendim bu tür hikaye sekline Dini olaylarin islemesini asiri cok sevenlerdenim...Kuru olmuyor en azindan...

Ben sizlere tsk ederim...Yalniz yeni konu olarakmi acalim yoksa burdanmi devam edelim onu düsünüyorum

__________________
Radyo dinlemek icin Tikla
Click the image to open in full size.
3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler."
Muhabbetci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklamlar
Alt 24-07-2008, 20:31   #5
 
Feraya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Bulunduğu yer: Almanya
Yaş: 34
Mesajlar: 52
Tecrübe Puanı: 2
Feraya henüz daha yolun başında


Senin icinden nasil geciyorsa öyle yap. Biz seni buluruz
__________________
Herseye saygi duymak zorundayim/ama herseyi kabul etmek? ASLA!
Feraya
Feraya isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 24-07-2008, 20:35   #6
 
Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld
Yaş: 34
Mesajlar: 2.742
Tecrübe Puanı: 4
Muhabbetci yakında ünlü olacak gibiMuhabbetci yakında ünlü olacak gibi




Alıntı:
Feraya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Senin icinden nasil geciyorsa öyle yap. Biz seni buluruz
tememdir anlasdik...
__________________
Radyo dinlemek icin Tikla
Click the image to open in full size.
3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler."
Muhabbetci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklamlar

Lahuti.com ©2000 - 2009
Powered by vBulletin

SEO by vBSEO 3.2.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151