Go Back   Lahuti.com > Tanrı,İnanış Ve Din Öğretileri > İslamiyet > Dini Hikayeler



 
Seçenekler
Alt 27-07-2008, 06:45   #1
 
Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld
Yaş: 34
Mesajlar: 2.744
Tecrübe Puanı: 4
Muhabbetci yakında ünlü olacak gibiMuhabbetci yakında ünlü olacak gibi
Vahdet Beyle Sohbet (7)





Mehmet Doğramacı

Günlerdir tuhaf bir sıkıntı içimde… Sebepsiz… Yoğun duygu bombardımanı altında preslenmekten belki de. Nedense, zalim Saddam’ın idam sahnesi, hele bir de Kelime-i Şehadeti vakur edada okuyuşu ruhumun derinliklerine işledi. Ardından Hatırla Sevgili dizisinde Menderes’in idamı…

Evimizde Menderes’e düzülen övgülerle büyüdüm. Merhum babam yıllarca “Tanrı Uludur” saçmalığını okumak mecburiyetinden canı epeyce yanmış olacak ki; Menderes iktidar olduğu gün Arapça ezanı bir defa okumak hararetini kesmemiş de iki kere haykırmış. Minarede hem kendisi hem de aşağıdaki cemaat hıçkırıklarla izlemiş o anı.

Menderes idam ediliyor. Darağacına yürüyüşü, yüzüne yansıyan hüzün içime işliyor gene. Sehpaya çıkıp ilmek boynuna geçince şu dökülüyor dilinden: “Kimseye kırgın değilim!”

Bu derece haksızlığa uğrayan bir insanın, kimseye kırgın değilim diyebilmesi çok anlamlı. Benzer konumda olsam, aleyhime çevrilen hile ve desiseleri sezsem, süreçleri okusam ve kimlerin sebep olduğunu net olarak seyretsem acaba kimseye kırgın değilim diyebilir miydim?.. Zor gibi geliyor… Ufff sıkıldım… İdamlar, yıkımlar ve acılar neden sarmalıyor beni?.. Çıkmalıyım bu anafordan…

Gazeteden gündeme bakıyorum. Ay Tutulması ön planda. Deprem senaryoları üreten felaket tellallarından tutun da, astrolog kesilen aklı evvellere, medyum adı altında zırvalayan uyanıklara kadar yığınla yorum yapılıyor tutulma üzerine.

Mümin her olay ve her sahnede Hz. Muhammed (s.a.v) i rehber edinen kimsedir. Onun hayatına müracaat edip de çözüm veya açıklamasını bulamayacağımız hiçbir şey yok. Öyleyse tutulmayı Hz. Muhammed’e başvurarak okumalıyım. İlmihalden Husuf Namazı bahsine eğiliyorum. Efendimiz ay ve güneş tutulmalarını namazla karşılamış. Evrenin o muhteşem gönlü; bir olayı, bir anı salatla yada oruçla idrak etmişse mutlak surette önemsenmeli. Efendimiz cemaatle kılmış tutulma namazını. Hem de çok özel dualar ederek.

Tutulmaya saatler var. Akşam namazını edaya hazırlanıyorum. Soğuk su ile abdest beynimi, ruhumu açan en kolay şarj mekanizması. Bunu her abdestte hissedebiliyorum.

Namazı eda etmeme rağmen içimdeki kasvet yeterince inşiraha dönüşmedi. Kendimi evden dışarı atmalıyım. Evdekiler alışık zamansız kaçışlarıma. Esmişse, gelmişlerse dışarı çıkarım dağıtmak için…Yine öyle oluyor. Ama akşam vakti nereye gidilir ki ?.. Millet Çamlıca Tepesine koşuyor mangallarla. Kimileri rasathane bahçesine çadır kuruyor. Medyatik taarruzlarla yönlenecek kadar basiretsiz değilim. Adam gibi, mümince yaşamalıyım tutulmayı.

Bizim Vahdet Beye uğrasam mı? Randevu almadan hiç ziyaret yapmadım. Ama bu akşam esridi gönlüm. Baskın yapsam kıyamet mi kopar?.. En fazla kızar, yüklenir, basar fırçayı. Hoş ben de alışığım zaten. Gökten ne yağdı da yer kabul etmedi ?

Evinin bulunduğu sokağa girdiğimde karşılaşıyoruz. Belli ki yatsı için camiye gidecek.

- Ne o? Dumanlı havayı seven bazı kurtlar galiba şehre inmiş? Ortalıkta sis de yok ama kurt niye burada?..

Allah’tan kurt dedi. Çakal demeyişine şükrederek kucaklıyorum Onu.

- Baba, ocağına düştüm. Ruhum sıkılıyor günlerdir. Kötü bir şey olacak gibi hüzünlere gark oldum. Çek çıkar beni, n’olur çek çıkar!..


Pardösüsünü toplayıp kaşkolünü yakalarından içeri yerleştirdikten sonra koluma giriyor. Yürürken kulağıma eğilerek:

- Demek senin acemi gönlün benim gönlümün çağrısını duydu öyle mi?..

- Nasıl yani, ben bir şey duymadım, canım sıkıldı koştum geldim.

Sol elini yumruk yaparak hafifçe kafama vuruyor:

- Taş kafalık yapma!... Buraya kendin gelmedin, ben seni çektim!..

- Tamam da nasıl oldu anlatsan biraz!

- Bak çocuğum, hayatta hiçbir şey tesadüf değil. Çağrılmazsan gelemezsin. Sevilmesen sevemezsin!.. İstenmese veremezsin!

-Evet.

- Davet büyükten gelir. Sevgi üst mertebeden akar. Allah kulunu sevmese kul Allah’ı sevemez. Anladın mı, kendi başına yaptığın bir şey yok, yap-tı-rı-lır-sın !..

- Az anladım da kim o yaptıranlar ?..

- Büyükler çocuğum, büyükler!.. Gönlü de, ruhu da, nesebi de Rasülullah’a bağlı olan kutlu zincirin halkaları!.. Onlar atar, suya düşene can simidini… Onlar uzatır, boğulmaktan kurtaracak sağlam ipi!...

Hava hafif serin. Osmanlı ahşap evlerinin sırt sırta vermiş insanlar gibi birbirine yaslandığı sokaklardan epeyce yürüyoruz. Biraz çekinerek soruyorum:

-Tamam da ben neyi duydum, açmadın!

- Yavrum bak! Nicedir seni bana ışık olan o büyük zatla tanıştırmak isterdim. Kayıtların, takıntıların çoktu. Epey törpüleyerek, seni bir şeye benzettik. Kestik, biçtik, yonttuk…

- Ya uzatma Baba, odun de, kütük de olsun bitsin, nasılsa hakarete, darbeye alıştım, diye serzenişte bulunuyorum.

- Hakaret değil… Darbe de değil… Nazlı çocuk olma!… Bahçıvan öldürmek için budamaz evladım. Daha güzel filiz versin diye budar ağaçları…

Moralim düzeliyor. Sevinçle atılıyorum:

- Nasıl, iyi filiz verecek hale geldim mi?..

- Acele yok… Göreceğiz…Mevsimi gelmeden çiçek açmaz.

Ahşap evlerden birinin önünde durup zile basıyor. Kapı açılıp üst kata çıkarken devam ediyor Vahdet Bey:

- Burası eski bir tekke. Hayatımda dönüm noktası olan zat işte burada yaşar. Bu akşam seni Ona getirmek geçti içimden… Sonra belki yoğunsundur diye aramaktan vazgeçtim. Ama gönlün açılmış ki sen duyup geldin.

- Eh, bak nasıl da duymuşum, diye şımarıyorum. Hemen kesiyor önümü:

- Acele yok, taşkınlık yok… Aslında ikimizi de çağıran O!.. O çağırmasa sen benim çağrımı duyamazdın!

Eyvallah diyorum üst kattaki salona girerken. Işıklar oldukça az… İçeride loş, lahuti bir atmosfer. Yer minderlerine diz çökerek hasır yastıklara yaslanan kimselere fısıltı ile selam verip bir köşeye ilişiyoruz. Hepsi de mütebessim çehrelerle, ellerini kalplerinin üzerine koyarak, dervişçe Huuu diyerek alıyor selamımızı.

Yatsı için namaza duruyoruz. Tutulmaya da az kaldı. Sünnet kılındıktan sonra müezzinin kameti ile oldukça yaşlı bir zat mihraba yürüyor. Piri fani denecek kadar yaşlı, bembeyaz sakalları nur halesi gibi simasını donatan bu zatın yüzünden salona projektör tutuluyor sanki. Ortalık birden aydınlanıyor. Mihraba geçip tekbir alacağı esnada Vahdet Bey fısıldıyor:

- İşte benliğime dinamit koyarak paramparça eden zat!.. İşte hakiki sevgiyle ruhumu yıkayan usta!.. İşte Rasulullah varisi bir Hak Dostu!..

Tekbir alıyoruz. Fatihayı öylesine okuyor ki tıpkı Kabe İmamı Sudeysi’ninki gibi mananın yansımalarını işitiyoruz bu kıraatte. SADECE SANA KULLUK EDER, SADECE SENDEN YARDIM İSTERİZ ayetine gelince sesi titriyor. Mananın hakkını vermek bir yana okumak bile zor geliyor hakikatini bilene. İmam ağlıyor, cemaat ağlıyor, eminim şu an melekler de ağlıyor hıçkıra hıçkıra… Uzun süre boğazı düğümlendikten sonra Fatihayı bitiriyor. İlk rekatta güneşi, ikincide ayı ve geceyi anlatan ayetler okuyor…

Yatsının peşine iki rekat tutulma namazı kılıyoruz yine cemaatle.. Namaz sonrası kısa bir tevbe, zikir ve ardından oldukça geniş bir dua… Ümmet-i Muhammed’den girip bütün insanlığa, dünyadan girip galaksilere; alemlere açılıyor avuçlarımız.

Namaz sonrası zemzem, hurma ve çay ikram ediliyor. Mihraba oturan zat ile musafaha ediyor cemaat. Onun özel duası isteniyor. Bir süre sonra odasına geçerken Vahdet Beye el işareti yaparak içeri gelin diyor.

Beni kesip biçen Vahdet Bey bu zat karşısında ürkek bir ceylan. Sanki komutan karşısında esas duruşa geçen acemi er gibi.. İçimden “ Ohhh olsun, seni de böyle gördüm ya, ölmem artık ” diyorum.

Odaya geçtiğimizde beni de titreme alıyor. Zatın heybeti karşısında eriyorum. Hele Onunla göz göze gelmek, aman Allah’ım kalbime oklar saplanıyor. Hiç konuşmadan neler düşündürtüyor, şaşıyorum. Zaten kelimeler mananın prangası değil mi?.. Gönül dili; sessiz ve harfsiz muhabbet değil mi?..

- Vahdet kim bu çocuk, diyor.

Vahdet Bey, kemali edeple “ Himmet arzu eder sultanım. Tabi lütuf buyurursanız ” diyor.

Derin derin bakıyor gözlerime. Vahdet Bey bana nice çetrefilli konular açıp zorlarken kim bilir bu zat neler soracak diye iç geçiriyorum. O esnada dervişlerden biri hazırlanan kabak tatlılarını servis ediyor. Rasulullah kabak tatlısını çok severmiş. Belli ki bu akşam Rasulullah’ la, eliyle ayı ikiye bölen mi’rac sultanı ile ayrı ve özel bir bağ kuracağız.

Tatlıdan bir kaşık aldıktan sonra usul usul konuşuyor:

- Namazlarınızı vaktinde kılın… Her gün Kur’an’ dan kolayınıza geldiği kadarı ile okumayı alışkanlık edinin… Dili gıybetten koruyun… Sohbetten kopmayın… Edep ve ahlak timsali olun… Sadaka çıkarın… Akraba ile ilişkinizi kesmeyin… Ehli Beyti çok sevin… Efendimizi çok sevin… Şeriatin zahirine sıkı sıkıya uyun… Bâtına erdik diye zahiri inkar etmeyin… Batına eren, Zahirsiz olmayacağını da bilir… Allah’tan gayrı ne varsa içinizden sökün atın!..

Vahdet Bey başı yerde dinlerken ben hayretler içindeyim. Yeni tespitler, yeni yorumlar, hiç duymadığım açılımlar beklerken, basit ve bilinen şeyler anlatıyor. Ben bunları düşünürken devam ediyor:

- Şimdikiler çok konuşuyor, çok yazıyor değil mi Vahdet ?

- Öyledir Sultanım…

- Oysa Rasulullah öyle yapmadı… Hep kısa konuşur, öz söylerdi. En uzun hutbesi Veda Hutbesini saate vurun 20 dakikayı geçmez… Şimdikiler çok konuşuyor, çok yazıyor Vahdet !

Çok konuşup, çok yazma dedi ya, tokat yemiş gibi bitkinim…

Birkaç özlü nasihatten sonra müsaade istiyoruz. Dua buyurmaz mısınız, diyorum:

- Duan; halin, halin; duan olsun inşallah !..

Ürküyor ve korkuyorum bu duadan. Sistemi farklı bir boyuttan okuyor. Zaten hepimizin duası halimiz, halimiz duamız olarak gelişmiyor mu işler?... Düşündüklerimizi, istediklerimizi, hissettiklerimizi önümüzde bulmuyor muyuz gün be gün, an be an?.. Sonra bir de gafilce kim yaptı diye suçlu arıyoruz. Sanki gayrısı varmış gibi!..



Dışarı çıktığımızda ay tepsi gibi olmuş ve kızarmış. Ben de o biçim kızardım zatın heybetinden. Her yanımı ateş bastı…

Tutulma yavaş yavaş nihayete ererken Vahdet Beye soruyorum:

- Seninle derin sohbetler yaptık. Sultanım dediğin zat bize şeriat anlattı, zahiri kurallar anlattı. Nasıl açıklarsın bu durumu?...


- Sultanımı hafife almaya kalkarsan bir daha beni göremezsin, diye parlıyor.

Bu kadar kızacağını nereden bilirdim ?..

- Nolur yanlış anlama, ne mesaj vermek istedi açıklasan istiyorum.

- Hah şöyle yola gel!.. Bak şimdi!.. Batına daldık deyip bazen Zahiri ihmal etmiyor muyuz?.. Nafile namazlar kılmayı önemserken işyerinde farzları vaktinde eda hususuna yeterince eğilemediğimiz doğru değil mi?..

- Evet doğru!...

- Kur’an ayetlerine yorum yapıyorsun, her gün kaç sayfa Kur’an okuyorsun Allah Aşkına!..

- Şeyyy…

- Şeyi meyi yok dostum, ayet konuşup hadis izah ediyorsan Kur’andan, Hadisten, İslam Tarihinden her gün belli ölçüde okumayı öğün yemekleri gibi vazife edineceksin! Tamam mı?

- Evet!

- Akraba ilişkisi kopmuş. Metropol ve apartman bahanesi ile komşuluk da rafa kalktı! Sadaka zaten Hak getire! Sohbet meclisleri dönmüş dedikodu yuvasına! Doğru değil mi?..

- Tabii ki doğru!

- O halde?.. Ne bekliyordun ki? Sana yeni tespitler yapıp galaksilerden, atomlardan haber mi verseydi? Onları zaten okuyorsun!.. Adamlık; basit gibi görüp de ihmal ettiklerimizi yaşayabilmekte!.. Anladın mı?..

***

Yoldan bir taksi çeviriyor. Biniyoruz. Sessizce ilerlerken soruyorum:

- Çok güzel bir geceydi benim için. Allah senden razı olsun.

- Allah Sultanımızdan ve Muhammedi yolda bi hakkın görev icra edenlerden Sultanlar Ordusundan razı olsun.

Vahdet Beyi evine bırakırken son bir şey daha soruyorum:

- Büyüklerden ve böylesi değerli zatlardan nasıl istifade ederim?.. Neye dikkat etmeliyim?..

Biraz düşündükten sonra:

- Tekkede, namaz kıldığımız yerde, kapının üstünde bir levha vardı. Ne yazıyordu?..

- Biraz düşüneyim, şeyy nasıldı?.. Hah şöyleydi:

EDEPLE GELEN LÜTUFLA ÇIKAR !..

- O levhadaki ölçüye sadık kal, ötesini bırak Allah’a!..

Geçen hayırla dolsun… Ay tutulması ile duygularını frenleyebilen, tutabilenlerden olasın!.. Ay; hem duygudur hem gönül… Duygularını ıslah edebilenlere açılır gönül penceresi !..

Bunu da unutma!.. Haydi kal sağlıcakla!...
__________________
Radyo dinlemek icin Tikla
Click the image to open in full size.
3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler."
Muhabbetci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklamlar
Alt 27-07-2008, 21:23   #2
 
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 15
Tecrübe Puanı: 2
didar1 henüz daha yolun başında


Allahü teala (cc) razı olsun sizden. Vahdet bey'le sohbete doyamıyoruz.Devamı gelir inşaallah. Allahü teala (cc) derviş gönüllü etsin sizi. Onlardaki sırrı birazcık hissetmek, ruha böyle tatlar veriyorsa, sırrın sahibine ermek tadını varıp tahmin edelim.
didar1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Alt 28-07-2008, 06:08   #3
 
Muhabbetci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2008
Bulunduğu yer: Almanya/Krefeld
Yaş: 34
Mesajlar: 2.744
Tecrübe Puanı: 4
Muhabbetci yakında ünlü olacak gibiMuhabbetci yakında ünlü olacak gibi




Alıntı:
didar1 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Allahü teala (cc) razı olsun sizden. Vahdet bey'le sohbete doyamıyoruz.Devamı gelir inşaallah. Allahü teala (cc) derviş gönüllü etsin sizi. Onlardaki sırrı birazcık hissetmek, ruha böyle tatlar veriyorsa, sırrın sahibine ermek tadını varıp tahmin edelim.

devami gelicek tabiki...

ALLAH sendende razi olsun didar can..Her türlü beladan korusun seni...
__________________
Radyo dinlemek icin Tikla
Click the image to open in full size.
3:78 "Onlardan bir zümre vardir, aslinda Kitap'tan olmayan birseyi siz Kitap'tan sanasiniz diye, dillerini Kitap'la egip bükerler. O, Allah katinda olmadigi halde, "Bu, Allah katindandir." derler. Bilip durduklari halde, Allah hakkinda yalan söylerler."
Muhabbetci isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Reklamlar

Lahuti.com ©2000 - 2009
Powered by vBulletin

SEO by vBSEO 3.2.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151