| | #1 |
| Üyelik tarihi: Aug 2008 Bulunduğu yer: Zamansız mekansıZ Yaş: 25
Mesajlar: 1.970
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | bu bölümdeki Cain =Kabil ,Abel= Habil'dir Bundan yüzyıllar önce, yapraklardaki sakin rüzgar dokunuşu ve kuş cıvıltılarıyla dolu dünyanın sessizliği bir ışıkla bozuldu; bu ışık, barış rüzgarlarını dindirip dünyanın tüm benliğini sömürecek olan olgunun, insanlığın ilk hüzmesiydi. Adem ve Havva adındaki fırtına öncesi sessizliğin ilk fısıltısı, sonraları evlenecek ve 3 tane de oğulları olacaktı; Caine, Abel ve Seth. İlk doğan Caine, bitkileri yetiştirdi. Onları suladı ve büyüttü, hayat verdi. İkinci doğan Abel hayvanlara baktı. Onları besledi ve büyüttü. Bir gün babaları Adem, iki oğluna keskin bir ses tonuyla; "Caine ve Abel, yukarıdaki için bir kurban getirin. Getirin ki yaratıcınıza olan minnetiniz bilinsin." dedi. Caine, yukarıdaki için en tatlı meyvelerini, en olgun bitkilerini getirdi. Abel ise en genç, en güçlü hayvanını kurban etti. İki kardeş de kurbanlarını Adem'in ocağına koydular ve ateşe verdiler. Duman onları yavaşça yukarı doğru götürdü. Abel'in kurbanı tatlı bir koku yayıp kabul edilirken, Caine'inki kabul edilmedi ve Caine sert bir şekilde azarlandı. İlk doğan (Caine) ağlamaya başladı, gece gündüz yukarıdakine dua etti. Gel zaman git zaman, Adem kurban vaktinin yeniden geldiğini söyledi. Abel yine en güçlü ve genç hayvanlarından birini öldürdü. Caine ise eli boş geldi, çünkü kurbanının istenmeyeceğini biliyordu. "Caine, neden bir kurban getirmedin?" diye sordu Abel. İlk doğan, gözleri yaşlı bir şekilde kardeşinin kalbine mızrak saplayarak onu kurban etti; hayatta en çok sevdiği şeyi. Bu olayın ardından yukarıdaki onu cennetten attı, ve Nod denilen bir yere sürgün etti. Caine karanlıkta yalnız kalmıştı. Açtı, üşüyordu ve ağlıyordu... Karanlığın içinden tatlı bir ses geldi. Siyahlar içinde bir kadın Caine'e doğru yaklaştı: "Hikayeni biliyorum, Nod'lu Caine. Açsın, bende yemek var. Üşüyorsun, bende kıyafetler var. Üzgünsün, bende rahatlık var". Şaşırmış olan Caine: "Benim gibi lanetli birini niye rahatlatasın? Neden giydiresin? Neden besleyesin?" dedi, ve alacağı cevapla daha da şaşıracaktı: "Ben senin babanın ilk karısıyım. Yukarıdakine karşı geldim ve özgürlüğü karanlıklarda buldum. Ben Lilith'im. Bir zamanlar ben de üşüyordum. Benim için sıcaklık yoktu. Bir zamanlar ben de açtım, benim için yemek yoktu. Bir zamanlar ben de üzgündüm, benim için rahatlık yoktu." Lilith, Caine'i ağırladı ve onu besledi, rahatlattı. Caine onun evinde bir süre kaldı, ve bir gün ona sordu: "Sadece karanlıktan, bu evi nasıl yaptın? Nasıl kıyafetler yarattın? Yiyeceklerini nasıl yetiştirdin?" Lilith gülümsedi ve cevap verdi: "Ben uyandım. Bu sayede istediğim gücü yaratıyorum". Gözleri parıldayan Caine: "Beni de uyandır Lilith, benim de güce ihtiyacım var. Ben de kendi evimi, giysilerimi, yiyeceklerimi yaratmalıyım." "Uyanmanın sana ne yapacağını bilmiyorum. Sen baban tarafından lanetlendin. Ölebilirsin, sonsuza kadar değişebilirsin." İçini kemiren heyecanla Caine: "Güç olmayan bir yaşamın ne önemi var? Sen olmadan ben ölürüm, ama senin kölen olarak yaşayamam." Lilith Caine'i seviyordu. Sonuçlarından emin olmadığı için istemese de Caine'e olan sevgisi, içinden gelen sesin önüne geçti ve onu uyandırdı. Bileğinden gelen kanı bir kaba koydu ve Caine'e içirdi. Caine Abyss'e düştü, o kadar uzun süre düştü ki bu ona sonsuzluk gibi geldi. Gözlerini açtığında karanlık bir yerdeydi. Karanlığın içinde Caine parlak bir ışık gördü. Gecede parlayan ateş, Michael, Kutsal Ateşin koruyucusu ona gelmişti, ve şöyle dedi. "Adem ve Havva'nın oğlu, suçun büyük ama babamın bağışlayıcılığı daha büyük. O seni affetti." Kızgın ve kırgın Caine cevap verdi: "yukarıdakinin acımasıyla değil ancak kendi vicdanımla gurur içinde yaşayabilirim." Reddetmişti. Ve Michael ona ilk lanetini verdi: "Bu diyarlarda gezdiğin sürece, sen ve senin çocukların ateşten korkacak. Ateşim sizin derinizi yakacak ve sizi mahvedecek." O gecenin sabahında, ufuktan Raphael, güneşin koruyucusu göründü. Caine'e şöyle dedi: "Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, kardeşin Abel cennetten senin günahlarını affetti. Tanrı'nın bağışlamasını kabul etmeyecek misin?" Caine cevap verdi: "Abel'ın bağışlaması bir şey ifade etmez. Ancak ben kendimi affedebilirsem gerçekten affolmuş sayılırım", ve reddetti. Onun için değişen pek olmamıştı, bir şey dışında; Raphael ona ikinci lanetini vermişti: "Bu diyarda gezdiğin sürece sen ve çocukların gün doğuşundan korkacak. Güneşin ışınları sizi ateş gibi yakacak. Şimdi git ve karanlık bir yere saklan, saklan ki güneşin gazabını hissetme!" İçini hırs bürüyen Caine kaçtı, kaçtı... ve karanlık bir mağaraya saklanarak derin bir uykuya daldı. Uyandığında ölüm meleği Uriel onu kanatlarının arasında tutuyordu. Caine'e doğru eğilerek kulağına fısıldadı: "Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu, Tanrı senin bütün günahlarını bağışladı, kabul et ve bütün lanetlerinden kurtul.." Büyük bir fırsat gibi görünen bu teklife kırgınlığı dinmeyen Caine cevap verdi: "Tanrının bağışlamasıyla değil, kendi bağışlamamla yaşayacağım. Ben benim. Yaptıklarımı yaptım. Bu asla değişmeyecek". Ve Tanrının kendisi, Uriel'ın ağzından Caine'e son ve en büyük lanetini verdi: "Sen ve senin çocukların, bu diyarda gezdiği sürece karanlığa tutunacaklar. Sadece kan içecekler. Sadece kül yiyecekler. Bir ölü gibi yaşayacaklar, fakat ölmeyecekler. Son günlere kadar dokunduğunuz her şey yok olacak!" Bu lanetle Caine acı bir çığlık attı, gözlerinden kan geliyordu. Kanı bir kabın içine doldurdu ve içti. Kafasını kaldırdığında Gabriel karşısında duruyordu. Fırtına sonrası sessizliğinin verdiği yankıyla: "Adem'in oğlu, Havva'nın oğlu; babamın bağışlayıcılığı sandığından çok daha büyük. Şimdi bile affedilmeye bir yol açıldı. Bu yola "Golconda" diyeceksin. Çocuklarına ondan bahset, çünkü sadece bu yolla yeniden ışıkta yürüyebileceksiniz." Lilith’in kanının kudretinin farkında olan Kain bundan daha fazla yararlanmak ister, ki bunu yapmaya çalıştığında Nod’dan çekilir ve ölümlülerin dünyasına bırakılır. Kain, diğer kardeşleri Seth’in çocuklarının kurmuş oldukları şehrin(İlk Şehir) başına geçer ve hükmünü koyar. Aynı zamanda ilk üç çocuğunu da yaratarak vampir soyunu devam ettirir. Şehir onun gücü ve kanunları ile yüzlerce yıl ayakta kalır ve medeniyetlerin merkezi haline gelir. -Bu olurken ikinci nesilde kendi çocuklarını yaratmıştır. Vampirlerin üçüncü jenerasyonu… Bundan sonra ise Kain kendi varlıklarının ölümlülerce bilinmemesi ve iki tarafında birbirlerine zarar vermemesi için yeni nesil oluşturmayı durdurur. -Ve Büyük Sel. Tarihte Nuh’un Tufanı olarakta bilinir. Büyük Sel İlk Şehri altında bırakır ve şehir dağılır. Kain ise şehri kendi çocuklarına bırakarak ortadan kaybolur. Cihad gelene değin bir daha ortalarda gözükmeyeceği dilden dile dolanır. -Kanuni’nin ayrılışının ardından onun ardı sıra gelen nesil İkinci Şehri kurarlar fakat şehir İlk Şehrin haşmetinden eser taşımamaktadır. İkinci Şehir yozlaşmışlığın ve pisliğin bir yuvasıdır adeta. Bu dönemde üçüncü nesil vampirler ikinci nesil olan atalarını yok etmişlerdir(Aynı zamanda bahsettiğimiz üçüncü nesil vampirlerin 13 vampirden ileri geldiği ve bu 13 vampirin şimdiki 13 klanı ortaya çıkardığı söylenmektedir). Ve yine kendi rejimleri de, onların ardından gelen nesillerin onlara savaş açmasıyla devrilir ve vampirler yüzyıllar sürecek bir belirsizlik sürecine girerler. Artık her vampir bir başka vampir ile savaş halinde olacaktır. Üçüncü nesil vampirler olan Antediluvianlar ise kendi kovuklarına çekilecek ve Gehenna gelene değin bir daha ortaya çıkmayacaklardır. Bundan sonra Antediluvianlar savaşlarını gizliden yönetmektedirler. -Ortaçağın karanlık, skolâstik felsefenin benimsendiği baskıcı dönemlerinde vampirler kendi klanlarını bir araya getirebilmişler ve yavaş yavaş güç unsuru oluşturmaya başlamışlardır. Tiranlıklarını her alana yayan vampirler kutsal mekânlardan büyük kütüphanelere, şehirlerden yabana, askeriyeden yönetime kadar her noktaya yayılırlar. Yine o dönemlerde eskiden İlk Şehir’in bulunduğu ve artık sadece kalıntıları bulunan bölgede vampirler günümüze değin sürecek olan kendi içlerindeki büyük savaşa, Cihad’a tutuşurlar. Bu dönemle birlikte vampir toplumu güç kaybederler, insanlık büyür ve güçlenir. -15. yüzyıla gelindiğinde kilise kendi içlerine sızan vampirlerin farkına varır ve Engizisyona başlar. Ardından Anarşi Devrimi (Anarch Revolt) patlak verir ve klanlar birbirleri ile gruplaşarak global güç toplulukları oluştururlar. Anarşi Devrimi, yedi klanın(Bruha, Gangrel, Malkavyan, Nosferatu, Toreador, Tremer ve Ventru ) katılımı ile Camarilla örgütü kurulur. Maskeli Balo geleneği bu noktada ortaya atılır. -Camarilla’ya katılmayan iki klan ise (Zimitsi, Lasombra) korkunç kültleri Sabbat’ı ortaya çıkarırlar. Camarilla’nın aksine Sabbat daha kaotik ve mobilize bir örgüttür. Benimsedikleri görüşler bağlamında vampir toplumunu ciddi tehlikeye sokarlar. -Kalan dört klan ise(Asamitler, Set’in Takipçileri, Giovanni, Ravnos) herhangi bir gruba dahil olmamışlardır ve bağımsız klanlar olarak ele alınmışlardır. -Günümüze yaklaşıldıkça nesiller artmış ve vampir kanıda bununla beraber güçsüzleşmeye başlamıştır. Bir üst nesil bir alt nesile nazaran vampirsi güçlere daha az hâkimdir. Bu da vampirlerin inanmak istemedikleri Gehenna’nın kehanetlerinden birine tekabül etmektedir. Zayıf Kanlı Olanların Zamanı (Time of Thin Blood) . Denirki bu zamanda vampirlerin kanı ve gücü öyle zayıflayacaktır ki onların sıradan ölümlülerden lanetleri dışında neredeyse hiçbir farkları kalmayacaktır. Ve yine o zaman geldiğinde Antediluvianlar tekrar uyanacak ve kendi soylarından gelen vampirleri yok edeceklerdir. Bu bir kehanet tabi, gerçek olur mu olmaz mı bilinmez ama üzerinde sürekli araştırılan ve hazırlanılan bir konu olduğu tartışılmaz bir gerçektir. -Camarilla ve Sabbat örgütleri birbirleriyle amansız bir savaş içersindedirler. Benimsedikleri görüşler açısından birbirleriyle zıtlaşmaları ve yine birbirlerini tehlikeye atmalarından ötürü aralarında amansız bir mücadele vardır. Ölümlü gözlerden uzak, bu mücadele devam etmektedir. Lilith Kim Dir Batı uygarlığının en temel efsanelerinden biri olan 'Adem ile Havva'yı herkes bilir. Çağlar boyu Batı ve Yakındoğu kültürlerindeki kadın ve erkek rollerinin belirlenmesinde bu kadar etkili olmuş başka bir efsane daha yoktur... Hepimizin tektanrılı dinlere uyarlanmış biçimiyle bildiği bu hikaye aslında çok daha eski zamanlara dayanır ve daha da öncesi vardır. Tarihle mitolojinin karıştığı çağlara dayanan bütün öyküler gibi bunun da birçok değişik versiyonu ve sayısız yorumu anlatılagelmiş. Tarih araştırmacılarının Arkeolojik bulgular ışığında mutabık kaldığı en eski versiyonlarında olaylar hepimizin bildiği şekliyle gerçekleşmiyor oysa... Tanrı insanı başlangıçta çift yaratır. Çiftin erkeği bildiğimiz Adem, kadını ise Lilith'dir. Bu ilk insan çifti cennet bahçesinde birlikte yaşamaya başlarlar, ama bu mutlu bir beraberlik değildir. Anlaşmazlık sebepleri ise çağımızın boşanma davalarında ileri sürülenlerden pek farklı değildir: Adem Lilith'in olaylara neden kendisinden farklı yaklaştığını anlayamaz (ruhen ve fikren anlaşmazlık); onu kendisine hizmet etme, bahçeyi bakımlı ve düzenli tutma konusunda tembel ve isteksiz olmakla suçlar (ev işlerini ve ailesini ihmal etme). En önemli ve üzerinde en çok durulan sorun ise Adem'in, cinsel ilişki sırasında kadının sürekli altta olmasını istemesidir ve bunu da kadına üstünlüğünün gereği olarak görür, Lilith ise bu pozisyonu aşağılayıcı bularak karşı çıkar (cinsel uyuşmazlık). Kısacası anlaşmazlık sebebi Adem'in sürekli olarak kadına üstünlük taslaması, ona hükmetmeye çalışmasıdır. Lilith ise ikisi de aynı topraktan yaratıldığına göre eşit olmaları gerektiğini savunur ve erkeğin kendisinden üstün olmak istemesine bir anlam veremez. Sonunda birlikte yaşamalarının imkansız hale geldiğine karar verir ve Tanrı'nın söylenmemesi gereken adını anarak (ki bu isim cennetten çıkış için tek paroladır) uçup gider ve yeryüzünde Kızıl Deniz yakınlarındaki bir mağaraya sığınır. Kendisine sunulan sıcak yuvayı kapıyı çarparak terkettiği için artık yeri de cennetten dışlanmışlar arasında olacaktır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı (ya da şeytanın ta kendisi) Şamael ile ilişkiye girer ve onlardan cin çocuklar doğurur, hem de günde yüz çocuk gibi yüksek bir oranda, inanışa göre dünyada kötülüklerin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi budur. Cennette yalnız kalan Adem ise Lilith'i geri getirmesi için Tanrı'ya yalvarır. Tanrı da Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli üç meleği elçi olarak gönderip 'evine dön' çağrısı yaptırır Lilith'e. O da kesinlikle dönmeyeceğini bildirir. Melekler kendisini, geri dönmemesi halinde her gün yüz çocuğunu öldüreceklerini söyleyerek tehdit ederler. Tehdit yerine getirilir... Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra Adem soyundan gelen bütün insan yavrularının, hamile ve doğum yapmakta olan kadınlarla bebeklerin baş düşmanı olmaya yemin eder. Erkek çocuklarının doğduktan sonra ilk sekiz gün içinde, kız çocuklarının ise ilk yirmi gün içinde canını alacaktır. Sadece yakınında üç meleğin ismi veya sureti bulunan çocuklara dokunmayacaktır. Lilith'in dönmesinden ümidi kesen Tanrı, Adem uyurken bilinen kaburga kemiği yöntemiyle Havva'yı yaratır. Bu yeni kadının, vücudunun bir parçası olduğu erkeğe karşı çıkamayacağını düşünmektedir. Havva Lilith'e o kadar benzemektedir ki Adem uyanınca yanında bulduğu kadının başka biri olduğunu anlamaz. Onun kendisine Lilith gibi karşı çıkmayıp boyun eğmesini ise 'nihayet hidayete erip yola geldi' diye yorumlar. Hikayenin sonu ise herkesin malumu. Lilith artık kesinlikle kötülerin safındadır. Bütün insanoğullarının ve kızlarının başına gelen nice felaketin sebebidir. İnsanlara yaptığı kötülükler saymakla bitmez: Beşikteki bebeklerin bugünün tıbbınca bile sebebi açıklanamayan ani ölümlerinin baş sorumlusu olduğuna inanılır... Hamile ve doğum yapmakta olan kadınlara musallat olarak düşüklere, ölü doğumlara ve annelerin ölümüne sebep olur; yalnız yatan erkekleri uykularında baştan çıkararak gördürdüğü erotik düşlerin verimiyle hamile kalır ve cin nüfusunun artmasına katkıda bulunur. Aynaları yurt edinip özellikle aynaya fazla bakan kadınları kendi safına çeker. Ola ki ilk katil Kabil'in de anasıdır; insanın cennetten kovuluşunda da parmağı vardır, Havva'nın baştan çıkarılışı ile ilgili tasvirlerde kadına yasak elmayı sunarken görülen yarı kadın yarı yılan yaratığın Lilith olması kuvvetle muhtemeldir. Belden yukarısı uzun siyah saçlı güzel bir kadındır, belden aşağısı ise insana benzemez. Bu konuda da rivayet muhtelif; kimi kaynaklara göre ateştendir, kimilerine göre yılan kuyrukludur, kimi yerde de keçi gibi kıllı ve çirkin olduğu belirtilir. Saba Melikesi kılığına girerek Süleyman Peygamberi baştan çıkarmaya bile çalışır, ama eteklerini kaldırdığında kıllı bacakları (yoksa keçi ayakları mı?) görününce foyası meydana çıkar. Lilith çağımızda da süregelen birçok batıl inanışın başlıca kaynaklarından biri. Hamile, loğusa kadınların ve bebeklerin üzerlerine ve çevrelerine nazarlıklar takma, muskalar yazma; aynaların kullanılmadığı zamanlarda yüzü duvara çevrili tutulması; erkeğin normal ve yasal sayılan cinsel ilişkiler dışındaki sperm üretiminin hala bu kadar utanç, korku ve suçluluk kaynağı olması; evlilik ve cinsellikle ilgili sayısız adet, gelenek ve tabu bu eski inanışların günümüzde de süren kalıntılarıdır. Musevi dininde erkek çocukların doğduktan sekiz gün sonra sünnet edilmesi de Lilith'den korunmak için bir önlemdir, sünnetin Lilith'e karşı bağışıklık kazandırdığına inanılmaktadır (nedense kız çocuklarını korumak için ne gibi önlemler alındığı konusunda bir kayıt yok). Lilith çağlar boyu kadınlara atfedilebilecek bütün olumsuz sıfatların taşıyıcısı olmuştur: Baştan çıkarıcı, fahişe, cadı, vampir, cinlerin başı, gece canavarı 'unvan'larından bazılarıdır. Saf, edilgen, cinselliği ancak yasak meyvayı tadınca öğrenen (böylece Adem'I kandırabilecek kadar kurnaz ve baştan çıkarıcı da olabilen) Havva'nın tersine başından beri gücünün ve cinselliğinin bilincindedir ve yeri gelince de kullanmaktan çekinmez. Din ve ahlak kurallarını yaratanlarca oluşturulmaya çalışılan uysal, söz dinleyen, erkeğe bağımlı, çilekeş, kanaatkar 'iyi' kadının tam tersidir. Kendi başına buyruk, zaptedilemez, denetlenemez olduğundan özellikle tektanrılı din bilgelerinin sürekli baskı altına almaya çalıştığı kötülük kaynağı kadının bir örneği, erkeğin kadına ve cinselliğe duyduğu korkunun bir simgesidir aslında. Doğallıkla da, ölümlü insanların arasında yeri yoktur, yeri bütün bilinmeyen, açıklanamayan kötülüklerin geldiği karanlık güçlerin dünyasıdır. Lilith erkek egemenliğini reddedip eşitlik mücadelesi veren bir kadın olduğundan günümüzde bazı kesimlerde bir feminist idol haline geldi. Lilith'e 'dünyanın ilk feministi' olarak itibarı iade edilmeye çalışılıyor. Böylesine olumsuz imaja sahip pagan dönem kökenli bir figürün yeniden öne çıkarılması kilise ve dindar çevrelerin tepkisini çekse de ABD'li Yahudi feministler 'Lilith' isimli bir dergi çıkarıyor; sadece kadın müzisyenlerin katıldığı 'Lilith Fair' isimli gezici bir müzik festivali düzenleniyor; alternatif dinler kurmaya çalışan kimi 'New Age' grupları kendilerine bir 'Lilith' kültü yaratıyor. Şimdiye kadar erkekler tarafından yazılmış olan tarihte olumlu kadın figürlerinin olumsuzlara göre ne kadar az olduğu ve olumlu model olarak sunulanların da günümüzün kadınına ne kadar hitabettiği düşünülünce bu pek de tuhaf karşılanmaması gereken bir durum. Artık kadınların tarihi de yeniden gözden geçirilip farklı bir gözle değerlendiriliyor. Eski dinleri ve efsaneleri yeniden yorumlamak da günümüzün postmodern akımlarının bir parçası. Bilim ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, genlerimizde ve bilinçaltımızda hala yüzyıllar, belki de binyıllar öncesinden gelen korkuların, inanışların tortusunu taşıyoruz. En okumuş, kültürlü geçinen insanların bile hala nazar boncuğu taşımak, fal baktırmak gibi batıl inançlardan vazgeçmediği, sanayi toplumunun bütün nimetlerinden yararlanan bireylerin bir yerden sonra çevrelerindeki maddiyatçı dünyadan bunalıp doğa dinlerinde veya kimi marjinal akımlarda teselli aradıkları bir çağda eski inanışların kökenini araştırmanın daha da önem kazanacağı çok açık... MERAKLISI İÇİN NOTLAR: 1)Lilith'in geçmişi tektanrılı dinlerden çok daha öncesine, eski Mezopotamya uygarlıklarına kadar uzanıyor. Sümer ve Babil mitolojisinde Lilitu isimli bir tanrıça var. Ama Lilith isminin bu tanrıçadan mı yoksa Sami dillerinde 'gece' anlamına gelen 'leyl'den mi türetildiği tartışmalı. 2)Gılgamış Destanı, Kabala, Talmud, Ölü Deniz Tomarları, Tevrat gibi mitolojik ve dini metinlerde de Lilith'in ismi geçiyor. Bu metinlerde de kendisinden kötü bir cin, gece canavarı olarak bahsediliyor. Musevilik öncesi ve sonrası Yahudi mitolojisinde de Lilith'in önemli bir yeri var. Bu inanışın etkileri Hristiyanlıkta ve çok az da olsa ilkçağ mitolojilerinden en arınmış din olan İslam'da da sürmektedir. 2-Tevrat'ın ilk bölümü olan ve dünyanın ve insanın yaradılışını anlatan Tekvin'in ilk iki kısımı arasında bir çelişki vardır: İlk kısmında 1.27: "Ve Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı suretinde yarattı; onları erkek ve dişi olarak yarattı" denildikten sonra ikinci kısımda 2.18: "Ve Tanrı dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım." 2.22: "Ve Tanrı adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı" diye yazılmış. Yani iki kısımda da kadının yaradılışı farklı anlatılmakta. Bunun sebebi de bu iki kısmın farklı dönemlerde farklı kişiler tarafından yazılmış olmasıdır (birinci kısmın M.Ö.700 civarında İbraniler tarafından, ikinci kısmın ise çok daha öncesinden Sümerler tarafından yazılmış olduğu ileri sürülmektedir). İlk kısımda sözü edilen kadın da inanışa göre Lilith'dir ve bu konu yüzyıllardır din adamları ve araştırmacılar tarafından tartışılmaktadır. 1. Kuşak: Caine. [Diğer isimleri ile: Khayyin, Kain, Cain, Kaine, Kabil, Hayyim, Caen vs.] 2. Kuşak, üç tane: Arif Enoch, Güzel Zillah ve Yüce Irad. Zillah kadınken, diğer ikili erkek ve Enoch Caine’in ilk Evladı. Ayrıca Caine ve 3 Evladının kurduğu efsanevi İlk Şehir’in adıda Enoch ve şehirde kullanılan dilin adıda “Enochian.” Enoch Caine icin çok önemli çünkü Tanrı’nın “Senden başka olmayacak, çünkü seni sonsuz yalnızlık ile cezalandırıyorum.” lafına önem vermemesinin nedenidir ölümlü Enosh... İlk göz ağrısının yeri her zaman apayrıdır. 3. Kuşak: Şimdi burada işler karışıyor. Mitler 3. Kuşakları, yani Caine’in torunları Antediluvian’lari, 3 veya 4 gruba ayırıyor ve onların toplam sayılarını hep değişik veriyor. Önce ismen [bilinenleri ile] bir tanışalım, ondan hemen sonra mitlere bakarız. Sırasıyla Antediluvian’ların bilinen isimleri şöyle: [önemli not: Bu isimlerden çok çok azı kesin olarak kanıtlanmış doğrulardır, çünkü bahsettigimiz yaratıklar bilinen insanlık tarihinden daha yaşlılar vede tabii ki o zamanki diller ile şimdiki diller arasında devasa farklar var.] Brujah klanı: Brujah ve garip bir ilişki ile Troile. Klanlardan bahsederken anlatacagım. Brujah erkek, Troile kadın. Lasombra: Lucian, Lasombra. Cinsiyeti belli değil. Hem erkek hemde kadın olarak mitlerde yer aldığı biliniyor. Assamite: Haqim, Hassan, Assam [en çok bilineni kullanılanı Haqim.] Erkek olduğu biliniyor. Tzimisce: Mekhet, veya genel bilinen adı ile The Eldest [En Yaşlı]. Erkek olduğu biliniyor, ama bu yaratık için cinsiyet çokta kısıtlayıcı ve gerekli bir kavram değildir. Setites: Set, Suketh [bu neredeyse kesin.] Erkek olduğu sanılıyor ve Setit’ler onu her zaman erkek olarak kabul etmişlerdir. Malkavian: Malkav [bu neredeyse kesin.] Erkek olduğu sanılıyor. Ventrue: Verddartha veya Nergal. Kadın olma ihtimali daha yüksek. Gangrel: Ennoia. Kadin olduğu biliniyor. Ravnos: Ravana, Dannae, Ravnos veya Raksha [Hindu mitosunda şekil değistiren cin/zebani/kötü ruhlara verilen genel isim.] Erkek olma ihtimali daha yüksek. En son savaşında erkeke olarak tanımlanıyor, fakat önceki mitlerde çingenelere kadın olarak göründüğüde olmuştur. Fazlasıyla güçlü yanıltma kabiliyetleri ile bu bilgiden asla emin olamayız zaten. Salubri: Saulot [bu kesin.] Erkek olduğu biliniyor. Cappadocian: İlk adı muhtemelen Ashur. Daha sonra adını [Kapadokya’ya yerleşince] Cappadocius olarak değiştiriyor. Erkek olduğu biliniyor. Toreador: Arikel, Ishtar [Arikel daha çok bilinen ve kabul gören adı.] Kadın olduğu kabul ediliyor. Nosferatu: Nosferat, Absimilliard [ikincisi kesin bilgi sayılır.] Erkek olma ihtimali daha yüksek, Ayrıca opsiyonel kural [yani başka bir WW miti] olarak Absimilliard Nictuku kan çizgisini kurmuştur. Bilinen Nosferatu Klanı, Absimilliard’ın evladı Baba Yaga tarafindan kurulmuştur. Baba Yaga kadındır. Kan çizgileri kısmında olayı irdeleyeceğim. Bunlar klasik 13 Antediluvian, yani 2. Kuşak’in kucakladığı ve vampire çevirdikleri. Ayrıca iki tane daha klan var ki bu ikili diğerlerine göre çok yeniler ama yinede Kainit toplumuna kabul edildiler. Bunlar : Tremere: Tremere. İlk adı bilinmiyor ama birkaç yerde Marcus veya Erik olduğunu duydum, bu konuda kesin bilgi yok. Saulot’un kanını emerek Antediluvian yani 3. Kuşak olmuştur. Erkek olduğu biliniyor. Giovanni: Augustus Giovanni. Cappadocius’un kanını emerek 3. Kuşak’a yükselmiştir. Erkek olduğu biliniyor. KLANLAR Brujah klanı: Komünizmin güce dayalı bir klan. Anarşinin çocuklarıdırlar. (Brujah) Düşünme ve tartışma gücü yüksek olan filozof Brujah’nın siniride güçlüydü. Her ne kadar arif bir bilge olsada, en basit içgüdülerden sinire ve nefrete yenik düşerek kendini kaybetmeye meyilli olduğu için Caine onun sinirini kontrol etmesini dahada zorlaştırarak lanetledi. Brujah Kabil’in tahtının sağ tarafında, Ventrue sol tarafında, Saulot ise önünde dururlardı her zaman. Bir gün, felsefe konusunda Ventrue ile Brujah bir çıkmaza girerler ve hangisinin haklı olduğunu anlamak için Baba Caine’e sorarlar. O ise en genç ve en sevdiği Evladı olan Saulot’a gidip ona sormalarını söyler. Saulot’a giderler ve Saulot Ventrue’nun tarafını tutar. Brujah kendini kaybeder ve Saulot’un odasında onlarla bulunan Saulot’nun ölümlü Uşaklarından biri ile Ventrue’nun Evlatlarından birini öldürür. Ölümlülere anlatılmaz bir bağ ile bağlı ve sadık olan Caine bunu cezasız bırakmaz. Gangrel Klanı: Yine güce dayalı bir klan olan Gangrel'in sosyal tarafı çok zayıf olup hayvansal içgüdüleri ile yaşarlar. Yalnızlıklarını içgüdüleri ile örterler Düşmanlarını yoketmek için [masum] hayvanları kullanan Ennoia, Caine tarafından bu yuzden zamanla hayvana dönüşmekle lanetlenir. Gangrel, her kontrolünü kaybettiğinde, bir hayvanın fiziksel bir özelliğini alır. Irad’in yayı olayından dolayı Ennoia Ravana’ya kin beslemeye başlar ve yıllar boyunca emri altındaki hayvanları Ravana’ya ve onun çocuklarına saldırtarak birçok hayvan neslinin tükenmesine sebep olur. Caine, Tanrı tarafından lanetlenmiş Caine, bunu hiç mi hiç beğenmez ve onu sorumsuzluğundan dolayı lanetler... Malkavian Klanı: Malkav'ın çocuklarıdır, Allah vergisi bir delilikleri vardır. Bu yönlerini olumlu kılmayı başarmışlardır; bu da onları tımarhanedekilerden farklı kılar Nosferatu Klanı: Caine'in lanetinden en çok nasibini almış klandır. Hayvansal yüzleri ile bütünleşmiştir Bu biraz uzun: Zillah güzel, güzel olduğu kadarda becerikli, bir avcıya göz koyar. Ona sahip olur ve beraber yaşamaya başlarlar. Fakat güzel olan avcı insancıl ve ahlak sahibi değildir; kendi Evlatlarını, İkinci Kuşağı ve kardeşlerini küçümser, onları beğenmez ve sadistik zevkleri için kullanabildiği ölümlülere ve Evlatlarına acımaz. Caine onun yüzünü ruhunun halini yansıtmak ile lanetler. Bu olayın birkaç versiyonu var: Zillah Absimilliard’ı kucaklarken onun yüzünü yaralar ve Absimilliard sonsuza kadar çirkin kalacağı için Efendisinden nefret eder; onu ve kardeşlerini [yani 2. Kuşak’ı] yok etmek için planlar yapar. Caine birgün Enoch’u terkedince, Absimilliard 12 kardeşine gider ve onlara 2. Kuşak Efendilerinin onları yoketmeyi planladığını söyler. Bunun üzerine Antediluvian’lar 2. Kuşak’a saldırıp onları yok ederler. Caine geri döndüğünde kendi Evlatlarını ölü bulunca bunun sorumlusunu arar ve Nosferat’i sonsuza kadar çirkinliğinden dolayı karanlıklarda yaşamak ile lanetler. Treador Klanı: Bu klan ölümlü dünya ile en fazla iç içe geçmiş bir klandır. Hayallerini, özlemlerini, geleceklerini ölümlü hayatın zevklerini tatmaya adamışlardır. Bir nevi vampirlerin entelektüellerindirler. Her türlü deneyime açıktırlar, özellikle sıra dışı olanlara.. Ishtar, güzelliğine rakip olabilecek herhangi birşeyi yoketmek için herşeyi yapabilecek olan ahlaksız kraliçe Ishtar, zevklerinin kölesi olduğu icin Caine onu güzelliklere köle olacak şekilde lanetledi. Efsaneye göre Ishtar bir gün çok genç ve güzel bir erkekle karşılaşır [Bazı mitlerde bu erkek Nosferat idir]. Onu birkaç ay boyunca izleyip, kendi sevgililerinden biri yapmayı planlarken, Güzel Zillah’inda aynı adamı istediğini öğrenir. Kendini kaybeden Ishtar ve rekabeti hiçbir şekilde çekemeyen Arikel, adamı, ailesini ve yaşadığı köyü yokeder. Bunu gören Zillah Caine’i bundan haberdar eder. Treme Klanı: Yapay yollardan vampir olmuş bir klandır. Sayıları azdır fakat her üyesi elit olduğundan bu açıdan pek güçlük çekmezler. Vampir dünyasının büyücüleridir Ventrue Klanı: Veddartha, Lucian ve Suketh gibi gururun esiri değildir ama yinede kendi izlediği bir kodu vardır. Her ne kadar kibirli olsada asla Lucian gibi kinci ve Suketh gibi kendini egosunda kaybetmiş değildir. Sadece “biraz seçicidir” ve Caine onu [İkinci Kuşak’a saldıranlar arasında ilklerden olduğu icin lanetler] sonsuza dek sadece beğendiği kandan içmeye lanetler. Bu kendini beğenmiş arkadaşlar, vampir aristokrasisinin başını çekerler. Beyinlerinden kurnazlık, ceplerinden para hiç eksik olmaz. Setitler: Set [veya Suketh] Caine’in Tanrısı Yaradan’ı reddeder ve kendini ölümlülere [tabii ki Caine’in huzurunda değil] Karanlıklar Tanrısı olarak sunar. Caine bunu öğrenince, onu Tanrı’nın ışığı ile lanetler ve sonsuza kadar karanlıklarda gezinmeye ve her türlü ışıktan sakınmaya lanetler. Kapadokyalı'lar: (Cappadocian) Ashur ölümü ve ölümün ötesini araştırmaya saplantılıdır. Caine, asla ölmeyecek olmakla lanetlenmiş kardeş katili Kain, onun bu saplantısınından oldukça rahatsız olur ve hatta tiksinir. Fakat Ashur’un, gerçekte yasak bilgilerin peşinde koşmaktan başka hiç bir günah işlemediğini bilen Caine, onu “ölümün yüzünü taşımakla” lanetler ki asla aradığı yoldan dönmesin. Ravnos: İkinci Kuşak ile Üçüncü Kuşak savaşırken olana bitene uzak ve ilgisiz olan, herhangi bir taraf seçmektense kendi gücünü ve mülkünü arttıran Antediluvian’ı Caine, ahlaksızlıkların çekiciliği ile lanetledi. Ravana Irad’in en çok değer verdiği okları ile yayını çalıp ava gider. Bunu öğrenen Irad ondan oklarını ve yayını geri ister ama Ravana ona yalan söyleyerek “ay canavarlarının” yayını kırdığını söyler. Bunun üzerine Savaşcı Irad gece ava çıkar ve kurt şeklindeki Ennoia’yi bir Kurtadam sanır ve onu yaralar, ama onun Gaia’nın çocuklarından biri olmadığını görünce onu öldürmez. Ravana’yı zaten fazla sevemeyen Ennoia ona Ravnos’un yalanını kanıtlar. Irad Ravana’dan öc almak yerine, bunu Baba Kaen’e söyler. Lasombra: Caine sonsuza kadar gecenin içinde yaşamaya mahkum edildiği için karanlığı ve gölgeleri sevmez. Güneşin ışığını ve bu ışığın yaydığı huzru özler. Lucian, kibirli ve kinci Lucian, ise düşmanlarını yoketmek için karanlıkarın ve gölgelerin özünü kullanmayı sever. Bunu öğrendiğinde Kain onun ruhunu kendi karanlığı ile gölgeler ki onu gören [hatta göremeyen] herkes onun ne olduğunu bilsin. Bir başka efsane de şöyle der: Lucian kendi evindeki en güzel yaratım olduğunu düşündüğü ve kendine rakip istemediği için bütün hizmetkarlarına maske taktırır. Bazı hizmetkarlarının onun yokluğunda maskelerini çıkardığını ve “aynaların yansımalarını işgal ettikleri” için Lucian bu maskeleri hizmetkarlarının yüzlerine sıcak balmumu ile yapıştırtır. Bunu öğrenen Veddartha [her zaman bir gözü ikizinin üzerindedir] Caine’e bu olayı haber verir ve Kain Lucian’ı yansımasını bir daha görememekle hatta kimsenin onun yansımasını görmemesi ile lanetler. Zimitsi: (Tzimisce) Ölümlü Mekhet’i seçen 2. Kuşak Efendi, onu kucaklayacağı gece ona görünür. Ona güçlerinden, neden onu seçtiğinden ve ona neler bahşedeceğinden bahseder. Ama karşılık olarak ondan en çok değer verdiği şeyi kurban olarak ister. Mekhet bir an bile düşünmeden ve pişmanlık hissetmeden ona kardeşini verir. Caine Mekhet’in bu insaniyetsizliğini öğrenince onu kendi toprağından ve yurdundan hiç bir yerde huzur bulmamakla lanetler. Bu mitin bazı varyasyonlarında söz konusu kardeş Suketh veya Saulot’dur ve yine aynı Efendi onuda kucaklar. Assamit'ler: (Assamite) Haqim, bilge ve saygı duyulan bir hakimdir ve Kainitleri düzende ve doğru yolda tutmak icin seçilmiştir. Fakat dönüşümünden birkaç yüzyıl sonra canı sıkılmaya ve ruhu bir boşluktan dolayı yokolmaya başlar. Bir gün bir Kabilit’in cezasına karar verirken, ona saldırır ve onu öldürür. Assam ruhundaki bu boşluğun cinayet işledikten sonraki zevk ile dolduğunu görünce kendisini kaybeder ve amacından sapar, ta ki Caine onu işlediği cinayetlerin tadına müptela olmakla lanetleyene kadar. Dersini alan Haqim yıkılmış İkinci Şehri terkeder... Salubri: Kain, ahlaksız torunlarını lanetlemeyi bitirmemiştir ve odadaki tüm gözler son kalan Masum Saulot’a döner. Kaine, en sevdiği torununa bakar ve “Sadece sen gerçeğin yolunu izlemeyi seçtin. Ve sadece sen cocuklarımıza Rafael’in kurtuluş yolunu gösterebilecek metanet ve bilgeliğe sahipsin. Tum ışıklar öldüğünde sen torunlarımıza ve onların torunlarına yol gösteren bir ışık olacaksın. O yüzden seni lanetlemiyorum Saulot, aksine seni gören her lanetli seni olduğun gibi tanısın!” İkinci Kuşak ile Antediluvian’ların savaşı bittiğinde [Saulot savaşa tabii ki katılmamış ve aksine onları durdurmaya çalışmıştır] Doğu’ya giden Kaine’i izler Saulot. Çok daha sonra Eski Topraklar’a geri dönünce alnında üçüncü bir göz vardir. Lanet mi yoksa Caine’in “Seni gören her lanetli seni olduğun gibi tanısın.” lafının görünüşüne yansıması mı bu göz, yoksa Uzak Doğu’da [veya Golconda’da?] bulduğu ve onu ne şekilde değiştirdiği bilinmeyen bir güç mü? __________________________________________________ _________ Ben severim bu hikayeyi yıllar önce toplamıştıM
__________________ Fate NeveR EnDs |
| | |
| Reklamlar |