Voltaire'in Yaşam Öyküsü (François Marie Arouet)

Büyük Fransız yazar, edip, tarihçi ve filozofu, I694 te Sceaux yakınlarındaki Châtena da doğdu, 30 Mayıs 1778 gecesi Paris'te öldü.


Babası bir noterdi; kendisini zorlukla doğurmuş olan annesi, aristokrat bir kadındı ve onu pek erken yitirdi. Voltaire, cizvitlerin yönetimindeki Louisle Grand Kolejine verildi; pek küçük yaşta manzumeler yazma. ya başladı. Rahip Châteauneuf bu pek cılız, fakat zeki çocuğu, kralın gözdelerinden olan Ninon de Lenclos'a tanıttı. Voltaire'in dehasını en önce bu kadın fark etti. Onun, öldüğü zaman, Voltaire’ e kitap alması için 2000 franklık bir miras bıraktığı görüldü. Voltaire ilk kütüphanesini bu parayla satın aldığı kitaplara borçludur. Voltaire, uslu bir çocuk değildi; babası, kendisini Caen' de ki akrabalarından birinin yanına göz hapsine alınması önerisiyle yolladı; daha sonra da Fransa’ nın La Haye elçisiyle bu şehre gönderdi. Sıkı bir disiplin allında bulundurulmasına karşın Voltaire, burada bir genç kızı sevdi; fakat bu işte biraz ileri gittiği için, 1715' te baba ocağına geri gönderildi. Paris 'e gelince sefahate dalan Voltaire, Kral Louis XV'nin vekili aleyhine yazdığı bir yergi (hicviye) dolayısıyle Bastile' e hapsedildi; o, Voltaire takma adını burada aldı. İçinde on bir ay kalmış olduğu bu cezaevinde, La Henriade adlı bir destan yazdı; bunu okuyan Bakan, masum bir adamı hapsettirmiş olduğunu sanarak, kendisine bir maaş da bağlattı ve serbest bıraktırdı.

1718’de Oedİpe adlı trajedisi, 45 gece oynandı. 1729' da fena tertiplenilmiş bir piyangonun tüm biletlerini satın alarak büyük bir servet kazandı. Artık o, düşün (fikir), sanat ve aristokrat âlemlerinde ünlü bir kişi olmuştu. Bir gün kibar salonlarından birinde nüfuzlu bir şövalyeye karşılık vermesi yüzünden dayak yiyen Voltaire, şövalyeyi düeloya davet etmişse de, kendisini öldürmek istemeyen ve onun dehasını anlayan bu soylu adamın tertibiyle yakalanıp hapsedildi; az sonra Fransa' dan çıkıp İngiltere' ye gitmesi koşuluyla cezaevinden çıkarıldı. İngiltere' ye bu suretle sürülmüş olan Voltaire, orada meşrutî bir krallıkla yönetilen özgür bir ulus gördü; Tindal, Collins, Toland ve Bolingbroke... gibi tanınmış kimselerle dost oldu. Bu ülkede Fransız İhtilâlini müjdeleyen, Lettre sur les Anglais adlı eseri yazdı ve gizlice yurduna döndü. Fransa' da sansür tarafından verilen cezalar şiddetli olduğu için, bu eseri bir süre yayınlamadı; fakat kendisinin Fransa' ya dönmesine izin verildikten sonra, bir kitapçı, Voltaire' in haberi olmadan bu kitabı bastırdı (1735). Bunun üzerine, papazlar, eserin toplattırılmasını istediler ve Meclisten bir karar çıkarttırarak kitabı yaktırmaya, Voltaire' i de yeniden sürgün ettirmeye muvaffak oldular. Parlamento, bu eseri, "dine. ahlaka ve otoriteye karşı gösterilmesi zorunlu olan saygıya kepazece aykırı" saymıştı. Bu fırtına da geçtikten sonra tekrar Fransa' ya dönen Voltaire, Markiz de Chatelefle sevişti. 28 yaşında ve evli olan bu kadın, matematik ve fizik bilginiydi; iki dost. Markizin, Cirey'deki (Lorraine) şatosunda birleştiler; birlikte bilimsel araştırmalara koyuldular. Şatoda zengin bir fizik Laboratuvarına sahip olan Voltaire' i büyük Fransız zekâları ziyaret ettiği gibi, kendisi bunların arasında piyeslerinin aktörlüğünü de yaparak neşeli ve verimli bir ömür de geçirmeye başlamıştı. O, bu dönemde, "kahramanlarını, şahısları değil, düşünleri, hayatlarını saçma inançlar ve olgularını düşünceler oluşturan" birtakım romanlar da yazdı.

Voltaire, 175O' de Frederic II' in daveti üzerine Potesdam'a gitti. Zaten kendisi. 1736'da n beri bu kralla mektuplaşıyordu. Kral onu, ''Fransa' nın en büyük adamı" ve "söze onur veren bir fani" saymış, onun zamanında dünyaya gelmiş olmasını, "mutluluklarımın en büyüğü" diye nitelendirmişti. Frederic II, dalkavukluk aleyhine yazmış olduğu bir manzumeyi ona ithaf edince, Voltaire. "Bir prensin dalkavukluk aleyhine yazmış olması, bir papanın yanılmazlık aleyhine yazması kadar gariptir" demişti. Voltaire. Berlin' e gelmeden önce, sevdiği kadın doğururken ölmüştü. Acısını unutmak için, Sciecle de Louis XIV. adlı eserini yazmış olan Voltaire, Berlin' e geldiği zaman, Potesdam sarayında pek çok saygı gördü. O zaman Berlin Kral Akademisinde başkan olan Maupertuis aleyhine bir yergi yazdı. Bu eser, kralı çok güldürdüyse de, bastırmaktan menedildi; fakat Voltaire, kralın arzusunu dinlemeyerek yayımladı ve Frankfurt' a kaçmak zorunda kaldı. Buradan da Fransa' ya gitmek istediyse de, yurdundan sürgün edilmiş olduğunu öğrenince, Ceneve' e gitti; Les Delices adını verdiği bir malikâneyi satın alarak yerleşti; bahçe işleriyle uğraştı; felsefeyi ilgilendiren en önemli eserlerini burada yazdı. Onun Fransa' dan sürgün edilmesinin nedeni, "tek kusuru kadın olmasından ibaret olan bir büyük adam" diye nitelendirmiş olduğu sevgili markizi için Cyrey’ de yazmaya başladığı, Essai sur les Moeurs et l’ Esprit des Nations... vb. adındaki eseridir. Voltaire, tarihin bir, "cinayetler ve felaketler tablosundan başka bir şey olmadığına'' inanıyor ve unun daha soylu ve aydınlatıcı olabilmesi için bir filozof tarafından yazılması gerektiğine inanıyordu.

Voltaire, Fransa' ya fazla yakın olan bu malikaneden daha emin bir yere taşınma ihtiyacını duydu; 1758' de İsviçre sınırlarındaki Ferneye (Gex) yerleşti. ‘’Erdem, inceleme ve neşeyi" birbirinden asla ayrılmaması gereken "üç hemşire" ve bunları kendi "metresleri* sayan Voltaire, 1746' da Akademiye girmiş, Düşes de Maine tarafından Sceaux' ya kabul edilmiş ve tüm hayatı, zeka, diyalektik, eleştiri ve bilgi savaşları içinde geçmiştir. Kendisine, Ferney Patriği adı verilmişti. Yaşadığı dönemin tüm büyük insanlarıyla mektuplaştı. Bu mektupların sayısı 10.000' i bulmuştur. Lizbon depreminde 10.000 kişinin ölümü ve hele kiliselerde bu felâkete kurban gidenler, kendisini fazlasıyla üzdü. Fransız papazları bunu, ölenlerin işledikleri günahlara karşı verilmiş bir ceza olduğunu iddia ettiklerini de öğrenince, bir manzume yazdı; bunda, "Ya Tanrı, kötünün önüne geçebilir, fakat bunu yapmak istemez: yahut da kötüyü yok etmek ister de buna gücü yetmez!" ikilemini (dilemme) geliştirdi; ve Spinoza' nın, "iyi ve kötü, insanın evrene uygulanamayan terimleridir; bizim trajedilerimiz, ebedilik bakımından anlamsız şeylerdir" şeklinde önce vermiş olduğu karşılık onu kandırmamıştı. Bu tarihlerde Touloııse' daki Katolik papazları büyük bir nüfuza sahiptiler; Saint-Barthelemy Gecesini her yıl kutlayacak kadar Engizisyon ruhuna sahip oldukları gibi, halâ da Protestanlara türlü işkence ve haksızlık yapmaktan geri kalmıyorlardı. Vohaire, bu şehre yakın olan Forney'de, "Alçağı eziniz! (Ecrasez l’infâme!) sözünü diline dolayarak kiliseyle savaşa baş­ladı.

Hayatının en ciddî dönemini, yaşadığı bu yerde, mektuplaştığı kimseleri, hele Ansiklo­pedicileri, kilise aleyhine kışkırttı; taç ve tahtın da aleyhinde bulundu. Vollaire' i kiliseyle barıştırmak ve sesini kestirmek için, Madam Pompadour, kendisine kardinallik önerdi; fakat Voltaire, reddetti. Katolikliği Yahudilikten ve putataparlıktan daha zalim gördüğünü de açıklayan, Traitâ sur la Tolörance adlı eserini yayımladı. Birden 300.000 nüsha satılmış olan bu kitabın yaptığı etki derin ve geniş oldu. Bundan sonra, Spinoza' dan İngiliz Tanrı Bilimcileriyle Bayle' in sözlüğünden de yararlanarak İncil' in doğru olup olmadığını araştırmaya koyuldu. I778' de Paris' e bir seyahat yaptı; büyük bir saygı ve coşkunlukla karşılandı; esasen artık 80 yaşını da aşmıştı; hastaydı. Son günlerinde kendisini ziyarete gelen papaza: "Kimin tarafından geliyorsunuz?*' diye sordu; papaz: "Tanrı' nın kendisi tarafından!" dedi; bunun üzerine Voltaire: "Pekâla, itimatnameniz nerede?" diyerek papaza yol gösterdi. Kâtibi, Wagnere bıraktığı mektupta: "Tanrı'ya taparak, dostlarımı severek, düşmanlarıma kinlenmeden ve saçma inançlardan tiksinerek ölüyorum" demişti. Paris' deki papazlar, onu dinsiz saydıkları için, gereken dinsel töreni yapmadılar; dostları, cenazesini daha ölmedi diyerek bir arabaya koydular ve yeğeni, Rahip Megnot’nun yardımıyla Seellieres küçük manastırına kabul ettirdiler Daha sonra cesedi yakılarak külleri Ulusal Meclis ve ihtilâlin zorlamalarıyla Panteon’ a getirildi; bu matem alayına 700.000 kişilik bir halk kitlesi katılmıştı. Küllerini taşıyan araba üzerinde, "İnsel ruha hüyük bir içtepi verdi ve bizi özgürlüğe hazırladı" tümcesi ya­zılmış olan bir levha konmuştu. Lahdi üzerinde yalnız, ‘’Burada Voltaire gömülü" tümcesi vardır.

Voltaire' in sırf felsefeyi ilgileyen ve türlü Avrupa dillerine de çevrilmiş ve birçok kez basılmış olan önemli eserleri şunlardır: Lettres sur les Aııglais (1734); Elemcnts de la Vhi-losophie de Nevcton (1738); Mâtaphysique de Neıvtoıı (1740); Examen Important de Mylord Holingbroke (175b); Caminle ou VOptimisme

(1757); Dictionnaire Philasophiquâ (1767); Râponse au Systemc de la Nature (1777); Es-sai sur les Moeurs et I* Espri t des Nations (1765),

VOLTAİRE’ NİN DÜŞÜNCELERİNE TOPLU BİR BAKIŞ

Özet olarak felsefesi mutlak surette mad­deci olan Voltaire. ahlâk, politika, ekonomi, sosyal reform. ıslahat gibi hususlarda hemen daima şimdiki halin hayatına bağlı kalmış, "monarşiye yararlı olan ve bir cumhuriyet için gereken her şeyi saklamış'1 olduğuna inandığı İngiliz hükümetini, politikada örnek bir rejim saymıştır. Hukuk bakımından tekdüzenli kanunların aleyhinde olan Voltaire, cezaya taraflıdır. "Cezalandırınız, fakat körü körüne cezalandırmayınız; cezalandırınız, fakat yararlı bir surette. Eğer gözleri bağlı olarak adalete sahip olmak zorlaşırsa, akıl, adalete kılavuzluk etmelidir" der. Kanıtların doğa ve gücü hakkında kuşkuları olan bir yasamada "kanun, iki tarafı da keskin bir pala olur ki, bu hem suçluyu hem de suçsuzu eşit olarak boğazlar". Voltaire, işkencenin kaldırılmasını yargılamaların açık (aleni) olmasını ister ve rasgele nedenlerle yapılan tutuklamaların (tevkif) önüne geçilmesini ister. Cezalandırmadan önce, tüm suçları meydana çıkarmayı, sefaleti yok etmek suretiyle hırsızlığın önüne geçmeyi, gizli doğurmalarla evlât katilliğini önlemek için, doğumevlerinin açılmasını, suçla cezanın orantılı olmasını, küçük kusurların büyük cinayetler gibi cezalandırılmamasını ister. Dine saygısızlık, kâfirlik, intihar gibi durumlarla muhaliflerin kendi aralarında ya da Katoliklerle evlenmeleri gibi durumları bir suç saymamak, nihayet ölüm cezasını, ancak bir kuduz köpeği öldürmek gibi, çoğunluğun hayatını kurtarmak için başka bir çare kalmadığı zaman uygulamayı, canileri, yine insanlara yararlı olabilecek şekilde yaşatmayı, ülkelere zarar verdikleri için, onları, ölünceye dek yurda hizmet ettirmeyi ister. Bunlar, Voltaire' in başlıca adalet ilkeleri olduğu gibi, zararların ödenmesi, merhametle, adaletin birleştirilmesi, müsaderenin kaldırılması, çocukları, babalarının hataları yüzünden aç bırakmamak, cezaları daha utandırıcı ve daha az zalim bir duruma getirerek suçların azaltılması da, onun başlıca önerilerini oluşturur. Ona göre "onur aşkı ve utanma korkusu, cellâtlardan daha iyi ahlâkçıdırlar". Doğal adaleti kanundan üstün sayan Voltaire, yasal bir yönelimin haksız kurallarına itaat etmemeyi de şiddetle ummuştur. 1789 Fransız İhtilâlinin doğmasında bu düşünlerin büyük rolü olmuştur. Voltaire. iyimserliğin de aleyhindedir. ‘’Candide’’ adlı eseri, ortaçağ Tanrıbilimiyle Leibnız’ in iyimserliğini hor gören ve bunlarla alay eden felsefesel bir romandır. Ona göre, iyimserlik, kötülüğe razı olmaktan ibaret olan bir ‘’gevşeme felsefesidir’’ o. İnsanlara bu dünyadaki kötülüklerin gösterilmesini ve buna isyan etmelerini öğretmeyi savunur.

Voltaire'i özetleyecek olursak, şu sonuçlan elde edebiliriz: O, metafizikle derinden uğraşmamış; insanlığın ortak çıkarlarına hizmet etmeyen düşünlere pek de önem vermemiştir. Metafizik düşüncelerden yoksun oluşu, onu imansızlığa sürüklemiştir ki, bunda din adamlarıyla kilise baskıları hakkındaki gerçek bilgileri büyük bir etki yapmıştır. Ona göre, Tanrı hakkındaki inanç ve düşünler, duygulardan gelir; duygular da doğal bir mantık oldukları için, en ilkel ve kaba insandan başlayarak çağlar boyunca gelişir. İlk insanlar, felâketlerle iyiliklerin, kıtlıkla bolluğun, fırtınalarla iyi günlerin... vb. birbirlerini izlediklerini görmüşler, bir efendinin, kendi öz efendilerinden üstün bir hükümdarın varlığını hissetmişlerdir. Voltaire, filozofların Tanrı varlığını kanıtlamak için ileri sürdükleri düşünleri üç noktada özetlemiştir:

a) Zorunlu ve ebedî bir varlık var olma­dan âlemi açıklamak olanaksızdır.

B) Ereksel nedenler. Voltaire, bu kanıt üzerinde fazlaca durmuştur. Zira. ona göre, evrenin olağanüstü bir ahengi vardır ve insan bedeni pek ince bir uyumla organlaşmıştır.

e) Ahlaksal kanıttır ki, bu, öç alan ve ödüllendiren bir Tann' yı kabul etme gereksinmesi inancına dayanır.

Tanrıtanımazlığa gelince, bu inançta, tüm toplum bağları kırılır, evrensel bir savaş, her çeşit vahşiliği yaygın bir hale getirir; bu itibarla bir Tanrı' ya inanmakta yarar vardır; zira, hiç olmazsa bu inanç, insanı, yapacağı cinayetlerin eşiğinde durdurmuş olur. Fakat. yüce varlığın doğası hakkında bir şeyler öğrenmek için düşünme gereksizdir. Çünkü, tanrılığa upuygun bir bilgiye sahip değiliz; onun âlemle ilişkisi de pek anlaşılır gibi değildir ve karanlıktır.

Voltaire, bazen Tanrıyı maddeyle eşsonrasız (coeternelle) sayar ve onu yaratıcı olmaktan çok, evrenin mimar ve düzenleyicisi olarak görür; (yani, yaratmayı, yokluktan var etme anlamında kabul etmez), bazen de, daha ileri giderek. Tanrı’ nın açıkça alemle özdeş olduğundan söz etmekle de bir çeşit panteizme eğilmiş olur: "Tanrı her yerdedir ve evrenin tüm kısımlarında ve benim kendi kısımlarımda da vardır" der. Bu itibarla o, Tanrı kayrasına da pek inanmaz ve önce de sözünü ettiğimiz gibi, Candide adlı eserinde, l.eibniz' in iyimserliğini eleştirir. Bununla birlikte. Tanrı, der. evreni mutluları meydana getirmek için düzenlememiş olsa bile, hiç olmazsa iyi eylemleri ödüllemek ve kötüleri cezalandırmak için bu âlemi düzenlemiştir, demekten de çekinmez.

Onun, 'ruh' hakkındaki görüşü de belgin değildir. "Biz, der, var olduğumuzu, yaşadığımızı. düşündiiğümüzü biliyoruz; daha ileriye gitmeyi istemek, karanlık bir uçuruma düşmektir". Onu tanımlayamayız, O, "etkileri bilinen bir bilinemez ilkedir ki, onu kendi­mizde hissetmekteyiz". Onun ölümsüz oluşu, kendimizden bir parçanın korunmuş olacağı ve bir ahret yaşamının varlığı... gibi düşünceler de ancak olasılıdırlar; en iyisi, insanın, sanki bunlardan biri gerçekten varmış gibi. kendisini ahlak kanunlarına uygun olarak yönetmesidir.

Voltaire' e göre, gerçeksel ahlâk, ancak özgürlük sayesinde olanaklıdır. O, bu inançla elindeliği kanıtlamaya çalışmıştır; fakat onun özgürlüğe içtenlikle inandığı da pek kesin değildir; bununla birlikte Voltaire, bir ahlâk kanununun var olduğunu, bunun bize vicdanımızın sesiyle dikte ettiren ve söyleyen bir Tanrıdan geldiğini de anlatır; bunu. haklı ve haksız düşününün ince ve kaba da olsa tüm insanlıkta bir ahlaksal temel olarak var olduğu düşüncesiyle tanıtlamaya çalışır. Tanrının kalbimize yerleştirdiği bu doğal içgüdü, başkalarına da kendimize yapılmasını istediğimiz gibi davranmamız gerektiğini bildirir.

Açıkça anlaşılıyor ki, Voltaire, bilimsel anlanda bir metafizikçi ve ahlakçı değildir. O, bu konularda hiç bir spekülasyona katılmamış, olayların dış görünüşleriyle ve daha çok sosyal insanla uğraşmıştır; bunun içindir ki, içlerinden birini seçmeksizin üç hükümet biçimini mukayese etmekle yetinmiştir ve aristokratik devlet, ‘’halkın bir gözünü", monarşik devlet ise, "iki gözünü oyar" kanısında bulunmuştur. Gerçekte onu ilgilendiren devlet biçimleri değil, özgürlüğün yeterince korunmasıdır; ve ülküsel bir devlet olarak İngiliz yönetim tarzını beğenir; birçok durumlarda idam cezasını kaldırmak ister; suçluları çalıştırmak suretiyle topluma yararlı bir öğe haline getirmeyi önerir.

Voltaire' in yolunu Fransa'da Turgot, Condorcet, Mirabeau izlemişlerdir. Voltaire olmasaydı Renan da yetişemezdi. Zira, G. Lanson’ un dediği gibi, duygudaşlık (sympathie) ile inkâr edilebilmek için, öfkeyle inkâr etmek gerektir. Onun tarih anlayışındaki çırakları ise. Gibbon, Buck'la, Niebuhr. Grote' tur. Voltaire, en büyük zafer zevkini tiyatroları sayesinde kazanmıştır. Felsefesel şiir yazmakta Pope’ la (1688-1744) eşit sayılır. Edebiyatsal çalışmalarında tiyatro, komedi, trajedi, dram, opera gibi tüm şekilleri denemiş, fiziğin gizlerine (sır) nüfuz etmiş, deneyüstü geometriyi kavramış ve insan zekâsının tecessüsünü davet eden her konuya değinmiştir. Onun leh ve aleyhindeki düşüncelere karşın, insan cinsinin iyiliğine çalışmış, uygarsal özgürlük ve dinsel hoşgörüyü getirmiş, bilgisizlik ve saçma inançlarla savaşmış bir deha olduğundan kuşkulanılamaz. Bilinmeyeni bilinene dönüştürmek ve olamayana ergi yöntemiyle tanıtlamak gibi iki esasa dayanarak, beğenmediği hal ve konularla alay etmiş olan Voltaire kadar kendi yüzyılı üzerine etki yapmış olan pek az insan anımsanabilir. Onun büyük meziyetlerinden biri, özetlemekte, felsefesel ve bilimsel konuları halka yaymakta gösterdiği başarıdır. Dictionnaire Philosophique Portatif (1714) adlı eseri bu türdendir. Voltaire, İngiltere' den Locke’ un görgücülüğünü, Newton' un doğa felsefesiyle yaradancılığını ve doğal dinini Fransa’ ya aktarmış ve 'tarih felsefesi* terimini en önce o kullanmıştır. Voltaire. demokratik ülküleri ve bir gün bunların muzaffer olacağını kesin olarak sezmiş değildir. O, düşündüğünü söylemek ve yazmaktan çekinmeyen ve inandığı gibi yaşamaktan vazgeçmeyen ve yaşamı boyunca gerçek ve özgürlük için olduğu kadar da hoşgörünün bilinçlenmesi ve din adamlarının sefalet ve bilgisizlikleri yüzünden insanlığa yapmış oldukları kötülükleri sergilemekten çekinmemiş bir düşün kahramanıdır.

Voltaire, felsefesel düşüncelerini, bir sisteme bağlamadan tüm eserlerine dağıtmıştır. Az çok felsefeyi ilgileyen eserleri şunlardır: Pensees sur le Gouvernement: Les Idâes Republicaines; Les Commentaires de l’Esprit des Lois: Lettres Philosophiques Ou Lettres Anglaises; Les Elements de la Philosophie de Newton; Le Traite de la Tolerance; l'Histoire de Jenni; Dictionnaire Philosophique; ve Beccaria' nın Delite» et les Peines adlı eserini açıklayan kitabı.

Voltaire’ nin külliyatı birçok kez basılmıştır: Beuchot baskısı 72 cilttir (Paris, 1829-1834); Kehl baskısı 92 cilttir (Paris. 1785-1789); Garnier baskısı 50 cilt (1877-1883). Edebiyatsal ve felsefesel eserleri ayrı ayrı da çeşitli dillere çevrilmiş olarak da birçok kez basılmıtır. Değişik zamanlarda değişik yayın evleri tarafından eserleri Türkçe’ ye çevrilerek defalarca yayınlanmışlardır. Ayrıca onun hakkında pek çok sayıda makale ve eserde yayınlanmıştır